İhsânı taşıyanlar [27 Temmuz 2008 Pazar]

Nerdesin?.. Hangi ülkedesin? Nasıl yaşıyorsun? Neye inanıyorsun? {*}{*}{*} İçinde bulunduğu yeri ve şartları bir “şans” olarak gören… Ve haline şükretmeyi akıl edebilenler için bu yazı… Düşünmemiz gereken ne var biliyor musunuz?.. Minnet… {*}{*}{*} Şükredilmeyen ihsan… Minnet duyulmayan nimet; Emilmeyen süte, alınmayan postaya benzer… Geri gider! {*}{*}{*} Soru neydi, hatırlayın: Nerde, hangi ülkede, nasıl yaşıyorsun ve […]

1 min read

Ders: Hayat Bilgisi [25 Temmuz 2008 Cuma]

Ders: Hayat Bilgisi, Konu: Afet… Afetten korunmak için, dinlemek, anlamak, tedbir almak gerekir. AFEM’de görevli bir arkadaşımdan hediye deftercikteki uyarıları size de aktarıyorum; en az bir tekinin işe yarayacağını umarak: {*}{*}{*} Dişlerini fırçalarken suyu açık bırakma./Deprem anında üzerinize eşyaların devrilmeyeceği güvenli bir alanda hemen çömelin ve kafanızı koruyun./Kullanmadığın zamanlarda elektrikli aletlerin fişini çek./Depreme asansörde yakalanırsan […]

2 mins read

Hafızamız nicedir [31 Ekim 2004 Pazar]

Gerçekten bulunmak istediğim (ve şimdi çok önemli konumda olan) bir vakfın kuruluş toplantısına, arabamın anahtarını bulamadığım. Daha doğrusu iki saat kadar aradıktan sonra, üzerimdeki pantolonun cebinde bulduğum için katılamamıştım! Anadolu’nun ortasında verilen bir yemek molasından sonra yerime oturmuş, kitabımı açmıştım ki; otobüsünü karıştırmış bir şaşkın adam gelip “yerinden kalkmamı” söylemişti. Üstelik ısrarcıydı, inatla beni kaldırmaya […]

3 mins read

Ayılar ve armutlar [29 Ekim 2004 Cuma]

Acıkan ayılar ormanda dolaşır. Bir armut ağacı bulunca, tırmanabildikleri kadar yüksek dallara tırmanır. Ve önlerine gelen her meyveyi hapır hupur yutmaya başlarmış. Ne zamana kadar? Karınları şişinceye kadar! … Sonra? Sonra yine bir armut seçer, onu dalından kopartır. Şöyle yukarıya doğru, kendi gözleri ile gökte parlayan ay arasına, yani ışığa tutarak bir süre bakıp; “Bunun […]

1 min read

İyi ki doğdum [28 Ekim 2004 Perşembe]

(Ekim’in yirmi altısındaki çınar yapraklarına…) ………. Biz aslında çoğu zaman, önümüze yığılan hediyelere bakarak kuruyorduk bu cümleyi: “İyi ki doğdum!..” Böyle diyerek zıpladığımız yıllar geride kaldı… Çünkü imtihan edildiğimiz her sınav, ve aldığımız her karne bir kere daha gösterdi bize, boyumuzun ölçüsünü!.. Boyumuzun ölçüsü mü? Bilen var mı gerçekten, boyunun ölçüsünü?.. ….. Tamam da, elinde […]

2 mins read

Minik bir sır! [24 Ekim 2004 Pazar]

Sana bugün, pek de kimsenin farkında olmadığı bir sırrımı anlatacağım… ….. İki sayfa yazdım. Yarın da iki sayfa yazmaya niyetliyim… Bu iki sayfalar, on gün içinde yirmi sayfa olacak; ve ben, yirmi sayfada çook şeyler anlatmış olacağım!.. {*} Sana bugün, bir de kendi sırrını fark ettireceğim… ….. Bugün iki sayfa okudun. Yarın da iki sayfa […]

2 mins read

Müjdeler… Ve mektuplar [22 Ekim 2004 Cuma]

Eski bir ramazan günüydü, tekrar yazmıştım: Bu kitabı bana birisi hediye etmişti. Ama kim?.. O zaman da hatırlamıyordum, şimdi de hatırlamıyorum. Hatırlamasam bile, o zaman da ona dua ediyordum, şimdi de ediyorum. Çok dua… Bu kitap, nasıl bir kitap?.. Böyle bir kitap olur mu başka, bir daha benzeri görülür mü?.. Mümkün değil!.. {*} Azar azar, […]

2 mins read

Neyi merak… [21 Ekim 2004 Perşembe]

Çok kolay anlaşılacak bir yazım var bugün. Konu şu: Doğru yere bakarken bile genellikle yanlış şeyleri görüyoruz!.. Örnek: İlgi alanımızdaki birinin yakınlarımıza geldiğini duyuyoruz. Koşuyoruz hemen onu görmeye… Ne güzel. Peki ama, ya biz onun yanındayken kafamızdan geçenler?.. {*} Sakıp Ağa koca bir ömür geçirdi, bu topraklarda… Halktan biri gibiydi rahmetli. Üniversite veya kahvehane; mümkünse […]

4 mins read

Vapur nasıl kaçırılır… [17 Ekim 2004 Pazar]

Yolcuların çoğu zamanında kalkıp güzelce karnını doyuruyor, çayını içiyor, giyiniyor ve vapurun gelmesine yakın iskeleye iniyordu. Bizler (güya onlardan uyanık olduğumuz için) hareket saatine beş on dakika kala (genellikle de bizim mahallenin önünden geçen vapurun "vuuup" sesini duyunca) yataklarımızdan fırlıyor, ve pantolonumuzun bacağını kolumuza, kazağımızın kolunu kafamıza, kravatımızı omuzumuza geçirmeye çalışarak koşuyor… Bu sırada bütünden […]

3 mins read

Açlık [15 Ekim 2004 Cuma]

Dünya; “açlıktan” kıvranıyor. Hem de, ne büyük bir açlık!.. {*} Biz, dünyaya saldırıyoruz açlıktan, dünya da bize… Biz dünyayı yiyoruz sanki bitirmek için, dünya ise bizi tüketiyor!.. Dünya açlıktan kıvranıyor, bizler açlıktan kıvranıyoruz… Hem de öyle büyük bir açlık ki bu; sanki, susayıp da bir denizin başına oturmuş adamın içler acısı hâli gibi… Yedikçe acıkıyor… […]

2 mins read

Hayrolsun, hayrolalım [14 Ekim 2004 Perşembe]

Bir göl; “Ben su tutmam. Çevremdekileri sulamam” diyorsa, nasıl “göl” olur adı… ….. Veya su tutmayan, susuzları kandırmayan o göl, neden var?.. ….. Yahut bir kova; “Su taşımam” diyorsa… Bir bardak; “Ben suyla dolmam” diyorsa!.. {*} Bir bıçak; “Ben dilimlemem ekmeği. Soymam elmanın kabuğunu” diyorsa, nasıl adı “bıçak” olur… Veya ekmeği kesmeyen, meyveyi soymayan bıçak, […]

2 mins read

Tecrübe bir yumaktır [10 Ekim 2004 Pazar]

Yürüyoruz… Ardımızda kalan yol, toparlanıyor; kendi üstüne sarılıyor. Yumağımız büyüdükçe “tecrübemiz” artıyor!.. {*} Yolcusun… İstasyonda bilet kestiriyorsun… Bir it gelip bacağını kirletiyor! ….. Ne yapacaksın? {*} Çok şey yapılır belki, ama; ..sen, yolcusun!.. Ulaşman gereken yerler, kat etmen gereken mesafeler var… Halbuki o hayvan, oraların çöplüğünün pisliğini gezdiriyor üzerinde!.. Kovalasan kaçacak, hele bir de tekme […]

1 min read

Hamallığın usulü [08 Ekim 2004 Cuma]

Eski zamanlardı. Yolların olmadığı zamanlar… Demek ki fakirdi bizim gibi çoğu kimse; ki, aynı yüke talip olacak hamallar bulmak zor olmuyordu… (İster gerçek bir zaman dilimi olduğunu var sayın bunun; isterseniz, zihnimin yansıdığını düşünün, önünüzdeki kağıda, fark etmez…) {*} Hamalsan… İki şey önemli oluyor senin için; Yük, ve yol… Bu mesafeyi aşabilirsen ancak sırtına aldığın […]

3 mins read

Duvarlar ne renk olsun [07 Ekim 2004 Perşembe]

Bazı dönemlerde belli konular yoğunlaşıyor insanın gündeminde. Bir tatil, bazen bir hastalık, kimi zaman hızlı ders çalışma temposu… Nişan… Düğün… Sünnet… Cenaze… Miras… Mahkeme… Kötü komşu… Kuraklık… Soğuk… Sıcak… Su kesintileri, su baskınları. Ve,,, saire… {*} Taşınmaya çalışıyorum… Bazı işler (tabir öyle ya) tereyağından kıl çeker gibi bitemiyor… Sabretmen icap ediyor. Ama; Zaman geçiyor… {*} […]

2 mins read

Vallahi Mehmet [03 Ekim 2004 Pazar]

Karşımda duran kişinin sen olduğuna yemin eder misin?.. Sana bunu söyleyenin ben olduğuma yemin eder misin?.. Burada oturmuş konuşuyorken; şu an gündüz olduğuna yemin eder misin ve bize gölge yapan şu büyük şeyin bir ağaç olduğuna yemin eder misin?.. {*} Dedi, ve sonra sustu dedem. Gözlerinin ortasına ortasına baktı adamın, cevap alamayınca sordu yeniden: “Neden […]

2 mins read

Şaşmamak lâzım! [01 Ekim 2004 Cuma]

İşe bakın; güya sadece iki satırlık girişti dünkü yazı, ama laf ebruli zürafanın yemek borusu gibi uzadı!.. Bilirsiniz, böyle konular minik teknelere benzer… Yelkenleri açarsın; rüzgar doldukça gider… Peki ama nereye? Kim bilir!.. {*} İnsanlar ne ister, diyorduk ya… Bazısı sopa ister insanların aslında, sopaa!.. Kim uydurur bu hikayeleri de “gerçek” diye anlatır? Yoksa gerçekten […]

3 mins read

Demedi demeyin! [30 Eylül 2004 Perşembe]

Eskiden biri bir film ismi söyler, karşısındaki de başını sallardı… İşte o zaman onlar, sadece ikisi, (nadiren de bir kişi daha katılarak) yumulurdu bu “ballı” muhabbete… Çevrelerindekilerse bazen armut gibi sararır, bazen elma gibi yanak kızartır, bazen de üzüm sapı gibi boyun inceltirlerdi… Zaman neleri değiştirdi. Renk renk bu “gizemli” lafları, macuncu çubuğuna sarar gibi […]

3 mins read

Plastik sanatlar [26 Eylül 2004 Pazar]

Gündemleri işgal eden konu: Avrupa Birliği’nin kapısı. Batı ile aramızdaki bu kapının iki yanında odalar, ve odaların duvarlarında, okulların duvarlarında, otellerin duvarlarında, işyerlerinin duvarlarında, kahvelerin duvarlarında; plastik sanatlar… Eğer bu birlik teşekkül edecekse; bence bu konuda da bir "birlik" sağlanmalıydı… Yani plastik sanatlar konusunda da ya biz Avrupa’ya uysaydık, veya Avrupalılar bize uysaydı!.. {*} Aslında, […]

4 mins read

Trenler kaçırılmadan… [24 Eylül 2004 Cuma]

Temmuz 2000 tarihli gazetelerde şöyle bir haber vardı: İngiltere Başbakanı Tony Blair "Baba olmak, başbakanlıktan zormuş" dedi. Blair bu sözü, kör kütük sarhoş olup polisle tartışan 16 yaşındaki oğlu sebebiyle söylüyordu. ….. Bir kış ortası, iki genç kadın ilk çocuklarını doğuruyor. Saatlerce süren yorgunluktan sonra biri, sevinçle; "Zor kısmı bitti" diyor. On yaş büyük doktoru, […]

3 mins read

Tek kaşık [23 Eylül 2004 Perşembe]

Kim bilir sizlerin de dinlediği nice hikayeler vardır, eskiye dair. Bazıları insanı şaşırtan; gülmeli mi, yoksa ağlamalı mı, diye… Bazıları "vah" dedirten, "vah vaah" dedirten. Bazılarıysa, o zamandan veya bu zamandan diğer zamana bakıldığında; iç çektirip "aaahh" dedirten hikayeler… Kim bilir nice hikayeler dinlemişsinizdir siz de; bazen tadı kalan damağınızda, bazen de genzinizde acısı… Hikayeler […]

3 mins read