Şikâ­ye­tim var! [13 Kasım 2008 Perşembe]

(Bu ya­zı Mus­ta­fa Ke­mal Ata­türk’e açık mek­tup­tur) Benim ço­cuk­lu­ğu­mun 10 Ka­sım’la­rın­da si­zin için ağ­la­ma tö­ren­le­ri ya­par­dık ve gö­zü­müz ku­ru ise tö­ren­ler­de şi­ir bi­le oku­ya­maz­dık… İs­mi­niz her geç­ti­ğin­de, ye­tiş­kin­ler ara­sın­dan aya­ğa kal­kıp önü­nü ilik­le­yen­ler olur­du… Hat­ta her kim ne yap­tır­mak is­ter­se “si­zin em­ri­niz” ol­du­ğu­nu söy­ler ve böy­le­ce uy­dur­ma söz­le­ri bi­le ka­nun gi­bi ka­bul gö­rür­dü… 7 ve […]

4 mins read

Kur­şun, si­ga­ra, çi­ko­la­ta [09 Kasım 2008 Pazar]

Bütün film­le­ri sey­ret­ti; kal­kan­la­rın ar­dın­da­ki si­lah­lı po­lis­ler, uzun cop­la­rıy­la in­san­la­ra vu­ru­yor­lar­dı! Kah­ve­ha­ne­ye gir­di. Ga­ze­te­ye tam boy ba­sı­lan po­lis res­mi­ni kes­miş bi­ri, kı­ya­fe­tin taş ve­ya so­pay­la vu­ru­la­bi­le­cek za­yıf nok­ta­la­rı­nı an­la­tı­yor… Si­ga­ra­sı­nı res­min üs­tü­ne değ­di­ri­yor; “iş­te kâ­ğı­dın bu ya­nan yer­le­rin­de gö­rü­len can alı­cı nok­ta­lar­dan, po­li­sin de ca­nı­nın ya­na­ca­ğı­nı” söy­lü­yor­du! Bir gün an­sı­zın kar­şı­sın­da po­lis­le­ri gör­dü; sim­si­yah­tı­lar ve […]

4 mins read

Ya­pış­mak! [07 Kasım 2008 Cuma]

Kene­ler bi­le in­sa­nı bı­ra­kıp do­mu­za tır­man­maz ve on­dan dü­şüp ko­yu­na, onu terk edip kö­pe­ğe, de­ve­ye, bey­gi­re ya­pış­maz! Bit ka­dar­dın; cüs­sem ce­sa­me­ti­ne va­rın­ca­ya ka­dar sır­tım­da ta­şı­dım se­ni! Sık­sa­lar, için­den ben çı­ka­rım san­dım ve se­nin her di­şi­nin, bi­rer di­şi siv­ri­si­nek gi­bi baş­ka­la­rı­nı em­me he­ve­si­ni gör­mek is­te­me­dim; vahhh ba­na!.. {*}{*}{*} Şim­di sen; ben­den son­ra kim bi­lir da­ha kim­ler­den […]

4 mins read

Mustafa [06 Kasım 2008 Perşembe]

Tek­rar iz­le­ye­ce­ğim. Sa­tı­şa çık­tı­ğın­da dvd’si­ni de a­lı­rım. Yo­rum yap­ma­ya­ca­ğım, a­ma “Mus­ta­fa” hak­kın­da şu­nu söy­le­me­sem ol­maz: Bu film bir dö­nüm nok­ta­sı­dır! Hem de si­ne­ma de­ğil, komp­le ya­kın ta­ri­hi­mi­ze ba­kı­şı­mız a­çı­sın­dan… ­Film, cum­hu­ri­ye­ti­mi­zin 85. yı­lın­da viz­yo­na gir­di. İlk gös­te­rim­den çı­kan­la­rın su­rat­la­rı­na ba­kın­ca i­yi­ce me­rak et­tim fil­mi. Kim­di pe­ki böy­le şa­şı­ran­lar? Bir­kaç sos­yal de­mok­rat fo­to­ko­pi­si i­le, i­çi ya­zıl­mış […]

4 mins read

Ko­yun an­lat­sın sen din­le [02 Kasım 2008 Pazar]

İnkâ­rın ik­ra­rı­nın (açık­ça söy­le­me­nin) özel­lik­le de okul­lar­da mo­da ol­du­ğu yıl­lar­da; bir öğ­ren­ci aya­ğa kal­ka­rak, ders için he­nüz sı­nı­fa gir­miş olan öğ­ret­me­ne; -Efen­dim, bir so­ru so­ra­bi­lir mi­yim, di­yor. -Sor, di­yor öğ­ret­men. -Al­lah var mı? Di­yor öğ­ren­ci, doğ­ru­dan… Di­yor ama bel­li ki az ev­vel sı­nıf­ta bu ko­nu tar­tı­şıl­mış ve bel­li ki ka­fa­la­rın bir kıs­mı ka­rı­şık. Bu­nun için […]

3 mins read

Bir saat [31 Ekim 2008 Cuma]

Biri­ni dü­şün ki işi yok, mes­le­ği yok; ge­li­ri, ma­lı, evi ve eş­ya­sı yok. So­kak­ta kal­sa gi­de­cek ye­ri, sı­ğı­na­cak ka­pı­sı yok… Fa­kat bi­ri var ki onu se­vi­yor; ko­ru­yor, kol­lu­yor. Onun için de ça­lı­şı­yor; ken­di ka­zan­cın­dan ilk pa­yı ona ayı­rı­yor. Ken­din­den ön­ce ona kı­ya­fet alı­yor, ken­din­den ön­ce onun ye­me­si­ni is­ti­yor. Bir ih­ti­ya­cı ol­du­ğun­da, ken­di­nin­ki­le­ri unu­tup ona la­zım […]

4 mins read

Nasihat! [30 Ekim 2008 Perşembe]

(Kü­çük­de­dem­den…) Tam za­ma­nı, bil­men şart o­la­nı bil­dir­me­nin; do­ğum gü­nü­nü kut­lu­yor­sun: İn­san i­çin en ö­lüm­cül has­ta­lı­ğa ya­ka­lan­mış ol­mak; doğ­muş ol­mak­tır! Ey be­nim ah­mak oğ­lum! Şim­di se­vinç­le tit­ri­yor mu i­çin? Di­yor mu­sun; be­ni ne ka­dar da çok se­vi­yor­lar?.. ­Kırk say­fa sev­gi ye­ri­ne kırk say­fa söv­gü ol­say­dı şu­ra­da; kırk ki­şi se­vi­yor o­la­ca­ğı­na kırk ki­şi yer­sey­di se­ni, de­ği­şe­cek­tiy­se yü­rek […]

4 mins read

Sen İstanbul olsaydın [26 Ekim 2008 Pazar]

(Not: Bu ya­zı 2000 se­ne­sin­de ya­zı­lıp, aka­bin­de 29 Ma­yıs Pa­zar­te­si gü­nü bu kö­şe­de ya­yın­lan­mış­tı. İki se­ne son­ra ba­sı­lan ki­ta­bı­mı­zın is­mi de yi­ne bu ya­zı­dan alın­mış­tı… Şim­di in­ter­net­te “Sen İs­tan­bul ol­say­dın” yaz­dı­ğı­nız­da yüz­den faz­la si­te çı­kı­yor kar­şı­nı­za, için­de bu ya­zı­mız bu­lu­nan… 26 Ekim be­nim için, ha­ya­tı­mın en özel gün­ler­den bi­ri­dir; do­ğum ile ölü­mün ka­rı­şık, ka­vuş­mak­la ay­rı­lı­ğın […]

4 mins read

Leg [24 Ekim 2008 Cuma]

İngi­liz­ce gör­dü­ğü­müz ilk se­ne­nin ilk ders­le­rin­den bi­rin­de, öğ­ret­me­ni­miz; tah­ta­ya çiz­di­ği yu­var­la­ğın or­ta­sı­na nok­ta­dan bir göz koy­du, son­ra uzun bir ga­ga yap­tı… Ar­dın­dan boy­nu­nu, göv­de­si­ni ve göv­de­ye ya­pı­şık du­ran ka­nat­la­rı­nı yap­tı. Da­ha son­ra da upu­zun bir ba­cak çi­zer­ken; “bu ne­dir” di­ye sor­du. Biz­ler “ley­lek” de­dik. Öğ­ret­men ilk ba­ca­ğın üze­ri­ne “LEG” yaz­dı ve elin­de­ki te­be­şi­ri öbür ba­ca­ğın […]

4 mins read

İçindeki hekim [23 Ekim 2008 Perşembe]

Han­gi has­ta­ne­ye git­sen de bi­lir­sin ki; has­ta­sın! Ken­di­ne ya­pış­tır­dı­ğın “has­ta” eti­ke­tiy­le gö­rüp, gös­te­rir­sin bu­nu. Ait ol­du­ğun şeh­rin sim­ge­si­ni ta­şı­yan bir pla­ka gi­bi­dir ki bu “has­ta”lık; çu­va­la sığ­ma­yan mız­rak gi­bi sa­na da, et­ra­fı­na da ba­tar! Bu­gün, aku­punk­tur­dan bah­se­de­ce­ğim. Çün­kü aku­punk­tur; bir ağa­cın sa­de­ce has­ta da­lı­na ilaç sık­mak ye­ri­ne, kö­kün­den ener­ji­yi ver­mek, de­mek­tir! Za­yıf­la­yıp kı­rı­lan dal; vi­ta­min­li […]

4 mins read

Yem ve dua [19 Ekim 2008 Pazar]

Balık yakalamaktan hoşlanan adam ile, yanına aldığı küçük oğlunun; çıktıkları kısa tatilin hikâyesini anlatmamı ister misiniz?.. Dinleyin bakalım: {*}{*}{*} Baba ve oğlu oltalarını göle atıp bırakmışlar. Bir iki saat sonra, kaldıkları otelden tekrar kıyıya yürüdüklerinde; dört beş tane balığın yakalanmış olduğunu görmüşler… “Baba, demiş çocuk heyecan içinde. Ben, bu balıkların oltaya takılacağını biliyordum…” “Öyle mii, […]

2 mins read

Ağustos böceğinin sarı dişleri [17 Ekim 2008 Cuma]

Onun hikâyesi; “Ağustos böceği çaldı saz, bütün yaz. Derken kış da geldi çattı, bizimkinde şafak attı!..” diye uzar gider ya… Peki özeti nedir bu şiirin? Bir sonuç elde etmek istiyorsan, onun için çalışman gerekir. Hiçbir şey yapmadığın konudan hangi gelişmeyi bekleyebilirsin ki?.. “-Karınca kardeeeş, üşüyorum ve karnım aaaç!..” Buraya kadarı hikâyenin böcek kısmıydı. Peki ya […]

2 mins read

Hüdayi yolu [16 Ekim 2008 Perşembe]

“1860’tan beri hayal edilen tünelin son tüpleri de birleşti. Başbakan 60 metre derinde Boğaz altından yürüdü.” Bunları okurken gazetelerde dedik ki; “Hüdayi yolundan tekrar bahsetmenin zamanıdır!” “Okuyacağınız yazıdaki konu, acaba Hüdâyî hazretlerinin bir kerametinin günümüzde ortaya çıkması mı?” Sorusuyla başlayan ilk yazımızı 27.07.2006 günü yayınlamıştık. “Hüdayi yolu” ve ismimizi yazarsanız, destek verenlerle birlikte o yazıları […]

2 mins read

Ergenekon nedir? [12 Ekim 2008 Pazar]

İnsan katli gibi büyük suç sayılmalı mana katli de! Çünkü bir “anlamı” öldürmek de; bir adamı öldürmek gibi, istikbale zarar vermek demektir! Şimdi bunun bir acayip örneğini yaşıyoruz ki; köklerimizdeki çürümenin vesikası, hatta vesikalık fotoğrafıdır: -Ergenekon ne demek? Diye sorarsanız şimdiki öğrencilere, konuşma şöyle devam ediyor: -Terör örgütüymüş!.. {*}{*}{*} Ergenekon bütün Türk toplulukları arasında bilinir […]

2 mins read

Alperen kimdir? [09 Ekim 2008 Perşembe]

Karanlıkta mumlar, toprakta kökler gibiydiler. Arkalarında musibet, önlerinde meçhul vardı. Eshab-ı kiramı örnek alıp kapkara dünyanın dört yanına yürüdüler… Aydınlığı tanıyorlardı ve aydınlığı taşıyorlardı. Birer meş’ale gibiydiler. Ateşi almışlardı ve geceye ışık, soğuğa sıcak götürüyorlardı. Delilik; gözün deliği kadar olduğunu sanmaktır gerçeği! Göz; ampulü görür, bir de kabloyu. Kablolardaki lambalar gibiydi Alperenler: Gözler onları görüyordu, […]

2 mins read

Neye sahipsin? [05 Ekim 2008 Pazar]

Saraylarda neden mutsuz insanlar da olur veya çöplüklerde yaşayanlardan bir kısmı neden emsalsiz mutluluklar içindedirler? Hâlbuki mutluluğun ve mutsuzluğun sınırları çoktaan ana hatlarla, kalın çizgilerle belirtilmiştir: “Mahrum olmak mutsuzluk… Sahip olmak mutluluk!..” {*}{*}{*} Herkese, hepimize ezberletilen bu temel, bu genel prensip neden her zaman çalışmaz peki? Öyle ya; neden en karamsar ve en kuşkucu ve […]

1 min read

Diyalog [03 Ekim 2008 Cuma]

-Demek isminiz Musa, diye gülümsedi Hıristiyan misyoner… Siz çok akıllı ve aydın bir beyefendiye benziyorsunuz. Yanılmıyorum değil mi? -Yanılmıyorsun da, sen önce dilinin altındaki baklayı çıkar bakalım, dedi Musa Dayı. -Hah! Ben de dinler arası diyalogdan bahsedecektim size: Hani, her dine mensup insanların kendi aralarında kaynaşmalarından… Bazı liderlerin, bu alışverişi günümüze kadar nasıl engellediğinden ve […]

3 mins read

Güle güle sultanımız [02 Ekim 2008 Perşembe]

Cümle âlem biliyor; sen gidiyorsun diye değil, senin ikram ettiklerin için, senin ihsan ettiklerin için bu çocuklara benzer sevincimiz… {*}{*}{*} Sen ki; sayılı günler boyunca misafirimiz oldun… Biz de yatışımızı sana, yiyişimizi sana ve davranışlarımızı sana uydurmaya çalıştık; erken kalktık, geç yedik, bazen de uyku mahmuru dolaştık; umduk ki hizmet edenlerinin adını bileceğini, son günlerde […]

2 mins read

Radyonun rengi [28 Eylül 2008 Pazar]

Bir radyoevi düşünün. Pek çok kişinin de bu radyonun yaptığı yayınları dinlediğini düşünün. Ve sonra düşünün ki, her radyonun; vericisinden yaptığı yayınları insanların dinleyebilmesi için radyo alıcıları lazım. Çünkü farklı frekanstaki titreşimlerin, önce; insan kulağının duyacağı sesler haline dönüşmesi lazım… Programlar hazırlanacak… Radyodan yayınlanacak… Verici antenden çıkan dalgalar havadan alıcılara doğru gidecek… Radyo cihazından geçen […]

2 mins read

Bir öbektir dünya [26 Eylül 2008 Cuma]

Dikkatli bakmak… Ve iyi görmek lazım: Dünya, bir öbek mezar toprağıdır esasen! {*}{*}{*} Dünyanın bir mezar toprağı öbeği olduğunu anlamak; hayatın lezzetini daha da arttırır, değil mi? Ve sohbetlerin ve oruçların ve hatta bayramların! {*}{*}{*} Topraktır şu dünya, evet. Hem de mezar toprağıdır; durmadan aktarılan, aktarılan, tekrar tekrar aktarılan… Şimdi, bunları “anlaşılsın” diye yazan kişi; […]

1 min read