İstanbul’un sözlüğü var [16 Aralık 2004 Perşembe]
Kulaksız’ı, Selamsız’ı, Şaşkınbakkal’ı çok kişi bilir. Peki Öküz Limanı’nın nerde olduğunu kaç kişi biliyor, veya Perili Köşk’ün?.. Yerebatan Sarayı’nı oldukça gören vardır, ama Miskinler Tekkesi’ni gören pek çıkmaz… Hadi bilin bakalım Bamya Anıtı ile Lahana Anıtı nedir, nerededir, niçin dikilmiştir?.. Öğrenin bunu ve çocuklarınıza da öğretin… {*} “İstanbul Sözlüğü” ismiyle (M. Orhan Bayrak imzalı, 286 […]
Mercek [12 Aralık 2004 Pazar]
SORU: Neden “merceğe” benzediğimizi düşündünüz mü? Yani kapı merceğine… {*} -Eee, yazmak kolay!.. -Biliyorum ki yazmak kolay… Zor olan okumaktır! {*} -Tabii ki söylemek kolay! -Biliyorum, söylemek kolay. Zor olan; dinlemektir… Biliyorum, anlatmak dahi kolay. Asıl iş; anlamak… Anlamaya çalışmaktır! {*} Zor olan; Zor olana talip olmaktır… {*} Zor olan; düşünmek… Ve insanların, neden kapı […]
Develer ve eşekler [10 Aralık 2004 Cuma]
Sürüdeki her koyun kendi önündekinin ardından gider. Hem de ne yana yürürse yürüsün, hangi yöne dönerse dönsün… Sırtlarında değerli eşyalar, hatta altın ve mücevher taşıyan… Üstelik etinden sütüne, derisinden tezeğine kadar her şeyinden faydalanılan koca koca kervan develerini; küçük, çirkin, değersiz eşekler çeker!.. {*} Kuş sürülerindeki liderlerin ve karınca kolonilerindeki kraliçelerin farkı nedir biliyor musunuz […]
Delikler ve çiviler [09 Aralık 2004 Perşembe]
Gözler açık dönelenen gecelerin hatırına; Duy beni!.. {*} Bir çivi gibi saplı isen / bir çivi gibi saplı iken karanlığa… Yorgan; bir kundağa / aynı anda çarşaf bir kefene benziyorken; Duy beni!.. {*} Adına “zaman” dediğimiz büyük bir ağacın kendimize “mekan” bildiğimiz noktasıdır, çakıldığımız yer!.. Bu koca gövdenin… Sadece bize temas eden dokusundaki hareket ise; […]
Doğru olanı söylemek [05 Aralık 2004 Pazar]
Sorulunca veya sorulmadan “doğru” olanı söylemek lazım. Ama doğrunun da ne olduğunu bilerek!.. “Ben, mavi rengi severim. Demek ki mavi giyinmeyenler yanlış yapıyor.” Haydaaa!.. Peki kim dedi bunu, senden başka?.. {*} Doğru olan: Her insanın her insanı kendine benzetmeye çalışması değil, hiç bir insanın diğer insanları incitmemesidir… Doğru olan; herkesin zevkinin birbirinden ayrı olduğu, bazısının […]
Küçücük komiklikler [03 Aralık 2004 Cuma]
Hadi, “komiklikler” hayal edelim bugün: Bir kedi olacaksın… Bütün fareleri avlayacaksın, ama ağzını da o pis mahluklara dokundurmayacaksın. “Aksi halde seni sevmem”, denecek sana! {*} Bir köpek olacaksın… Bütün hırsızları, uğursuzları kovacaksın, ama boynundan zincirlenmiş olarak ve havlamadan. “Gürültü yaparsan cezanı çekersin”, denecek sana! {*} Bir tavuk olacaksın… Her gün tazecik, sıcacık yumurtlayacaksın, ama gıdaklamadan […]
Tarihe geçen gülüş [02 Aralık 2004 Perşembe]
Adamın biri, tarihe geçen salaklıkları toplamış, ilginç bir kitap olmuş. Geçenlerde okudum: Sene 1975, yer Gâvuristan imiş. Yapılan iş ise televizyon seyretmek… Bahsi geçen çift en sevdikleri programı izlerken gülmeye başlamışlar. Kendilerini tutamıyorlarmış. Yarım saat kadar süren bu gülme krizinin ardından kalp krizi geçiren adam ölmüş… Cenaze merasiminden sonra, program yapımcılarına bir mektup yazan kadın, […]
Doğru insanlara acımak [28 Kasım 2004 Pazar]
(Hazmının tamamlandığını sandığım bir iftarın ardından.) Yanlış insanlara acıyorsunuz!.. Acıkmış kimse, yemek verildiğinde doyar. Susamış kişinin içecek koyduğunda önüne, kanar. Yahut günü gelir çözülür problemleri birilerinin, rahatlar insanlar. Fakat bazıları, rahatlayamaz. Çünkü bunların kendileri rahatsızlıktır!.. {*} Kimilerine göre çok uzak, ama bana göre gayet yakın ve şu an burada bulunan herkesin görebileceği bir zamanda… Suçlanan,,, […]
Zulüm üstüne [26 Kasım 2004 Cuma]
Hun imparatoru Attila’nın, Galya yani Fransa’ya kadar sürdüğü atının ardında kalan geniş toprakları kendi torunlarının görememesinin asıl sebebi; onun Avrupa içine girmiş bir Türk olması, dinli ya da dinsiz olması filan değil; yaratılmış olana acımayıp, önüne çıkan her canlıyı öldüren kan dökücü bir zalim olmasıydı… {*} Etrafına ordu diye topladığı ama sürü mantığındaki vahşilere Çin’in […]
Köklerim vardı [25 Kasım 2004 Perşembe]
Köklerim vardı; Yapraklarım birer karış üzerindeyken başımın!.. {*} Fakat, meyvelerim de vardı o zaman. Belki de, meyvelerim asıl o zaman vardı!.. {*} Köklerim vardı; Koptu bazısı, kimi çürüdü… Kesti pek çoğunu da insanlar… Halbuki bir yavru gibi; emdikçe besleniyordum her kökümden, ve beslendikçe büyüyordum… {*} Şimdi, öyle bir yavruyum san ki; anasız, ninesiz, ebesiz, bibisiz… […]
Elma ve kırmızı [21 Kasım 2004 Pazar]
Her gün taze bir kırmızı elmayı kabuğuyla yemenin, diğer faydaları yanında; beyin hücreleri de dahil olmak üzere vücuttaki bütün hücrelerin direncini artırdığı.. Ve ayrıca strese karşı da güçlü bir koruma sağladığı tespit edilmiş… Sorusu olan var mı?.. -Var… -Buyurun, sorun… -Bu faydanın sağlanması için, sözü geçen elma ne kadar kırmızı olmalı? Bir kenarı kırmızı veya […]
Serçeler keman çalamaz [19 Kasım 2004 Cuma]
Tanıdığım bunca insan arasındaki erkeklerin çoğu ne kadar cahildi!.. Cehalet; bilmezlik, bilgisizlik… Cahilse; okumamış, öğrenmemiş, toy adam, demek… {*} Bilgeliklerden nasiplenmemiş olana değil de, kime acıyacaksın?.. ….. Ey adam; Tavuklar yumurta pişiremez! Omletle krep arasındaki farkı boşuna anlatıyorsun… Ey adam; Serçeler keman çalamaz! Hüzzamla nihavent arasındaki farkı boşuna anlatıyorsun… {*} Tavuklar bilgisiz olur mu hiç?.. […]
Sarı güvercin [18 Kasım 2004 Perşembe]
O gün… Seni göremediğim o gün önüne koyamadığım, ellerine veremediğim gülleri gönderdim sana; Canına diken batmış sarı bir güvercinle!.. {*} Dün… Günbatımına gül götüren sarı güvercin, güneşin mangalına düştü; karardı ortalık… İçim karardı! {*} Bugün… Sadece özlüyorum. Tütüyor içimde sanki bi’şeyler… Ve, bir şeyler başka bi’şeylere dokunup canımı örseliyor!.. {*} Yine sonbahardayız.. Sonbahar, geldiğin mevsim. […]
Mecnun [14 Kasım 2004 Pazar]
Leyla ile Mecnun’un yaşadığı devirde bir kıtlık olur. Anlatılan hikayeye göre; Leyla, aç insanlara sıcak yemek dağıtmakta… Uzun yemek kuyruğunda bekleşenler arasında Mecnun da bulunmaktadır. Fakat sıra Mecnun’a geldiğinde, yemek vermek yerine Leyla elindeki kepçeyi Mecnun’a vurur. Mecnun ise büyük bir ödül almış gibi sevinçle gider ve tekrar sıraya geçer… {*} Olanlara anlam veremeyen halk […]
Hacı Şeremet -2 [12 Kasım 2004 Cuma]
Çiftliğin çobanı Şeremet’in, hanımının kavurduğu helvayı, tenceresinden dumanlar tüterken getirip, Kâbe’deki beyinin önüne koymasının üzerinden çok zaman geçmiş. Hac kafilesi aylar sürecek dönüş yoluna çıkmış, hanım da kayıp tencereyi/bezi unutmuş… Sonunda dönmüş hacılar… Bey de dönmüş. Yollarda karşılamışlar, elleri öpülmüş, yükleri indirilmiş… ..ve, bir de tencere çıkmış eşyalarının arasından, hem de içinde tahta kaşıkla, yine […]
Hacı Şeremet [11 Kasım 2004 Perşembe]
Çocukluğumdan beri duyuyor… Bu köşede yazmaya başladığımdan beri de sizlere duyurmaya çalışıyordum Şeremet’i… Onu anlatmak bugüne nasipmiş; biraz buruk olsam da… ….. Yaşı yetmişin üzerindekiler; “Anne babalarımız zamanında hâlâ o taallukattan (akrabalar, hısımlar, bağlantısı olanlar) yaşayanlar varmış. Bazen köye yolları düşer, bazen de onlara yakın tarlalara giden köylüler selam vermek için uğrar, konuşurlarmış. Ama biz […]
Yarçekimi [07 Kasım 2004 Pazar]
Bir gün, zıplamaya başladı bazıları… Sonra bunlar daha yukarı sıçradılar, daha da yukarı… Fakat olmuyordu istedikleri. Çünkü, altlarındaki zemini döndürmekteydi zaman!.. {*} Cazibe merkezi en ortadaydı. Zaman, döndürdükçe zemini; cana kaynaşıyordu canlar… {*} Sıçrayanlar, henüz herkesle aynı hızda olduğundan; her havalandıklarında yine son bastıkları yere düşüyorlardı… Kim bilir, belki de kendi kendilerine ne kadar deneseler, […]
..bu biir :) [05 Kasım 2004 Cuma]
Her zaman benim dedemden anlattıklarımı okuyacak değilsiniz ya. Alın işte size bir başkasına ait dede hikayesi… ….. Torunu; “-Kaç yıldır evlisiniz ninemle” diye sorunca günün birinde… “-Kırk yılı geçti” demiş dedesi. “-İyi ama dede, demiş çocuk… Ben sizi hiç kavga ederken görmedim…” “-Çünkü biz bu güne kadar hiç kavga etmedik!” “-Allah Allaah! Bu kadar zaman […]
Öğrenmeler üstüne [04 Kasım 2004 Perşembe]
İnsan, yaşı kaç olursa olsun hep öğreniyor; veya öğrendikçe büyüyor insan. Belki de işte bu yüzden, kendini öğrenmeye kapatanlar; büyüyemeden, minicik, ufacık göçüp gidiyorlar dünyadan!.. Konu hakkında çok şeyler söylenir. Okuruz biz de bunları, öğrenmeye çalışırız. Aşağıda işte bunlardan biri var, yani bir insanın hangi yaşta neleri öğrendiği… Bir de tavsiye isterseniz; benim gibi yapın. […]
Su sahip mi kabına [14 Kasım 2008 Cuma]
Çayın da tadı ne güzeldi demin! Kokusu mis gibi yayılmıştı, odaya. Biraz şeker, billur bir kırmızılık ve off; kıvranarak tüten buhar… Sıcağı, parmak uçlarından içine işlerken yudum yudum içersin. Ama sonra; “Tadı da demin ne güzeldi çayın” dersin! {*}{*}{*} Sahiplenirsin birini; onu, şunu, beni… Uzakta da olsan; bilirsin ki karşındadır, sanki aynı masada!.. Hani sözler […]
