Eşeği kovabilmek [13 Mayıs 2004 Perşembe]
Yâre doğru yürüyenler, kavuşmayı umuyor… {*} Size bir sır vereceğim; Ama,,, herkes anlamayacak!.. {*} İne duman tutmak misali; tilki varsa çıkacak… Ambara kedi salmak örneği; fare varsa kaçacak… Her olduğunuz aşı; hastalıktan değildi, farkındasınız!.. Lakin, bütün okul açıyordu kolunu; biribirlerine cesaret vererek… Neden aşı olduklarını izah ediyorlardı. Bu ince-çelimsiz-zayıf mikrobun kendi vücutlarında ne işe yarayacağını […]
Çocuklar uçar… [09 Mayıs 2004 Pazar]
Gününüz güllü olsun!.. ………. Çocuklar uçar, biliyor musunuz?.. Çocuklar uçar, birer uçurtma gibi… Çocuklar uçar; annelerinin elindeki iplere bağlı olarak… Çocuklar uçar; annelerinin, kendilerini göklere saldığı yerden!.. {*} Şehrinizde yaşayan ahalinin… Bütün ülke insanlarının… Ve hatta dünyada bugüne kadar yaşamış ve yaşayacak olan her insanın aynı meydanda toplandığını idrak edebilmek için zorlayın zihninizi… Şimdi onlara […]
Uçurtma hastanesi [07 Mayıs 2004 Cuma]
En az 5 metre uzunluğundaydı yazı. Sarı zemin üstüne kırmızı ve siyah harflerle yazılmıştı. Dört köşesindeki iplerden direk ve ağaçlar arasına gerildiği için en uzaklardan bile görülebiliyordu. Hava çok güzel, rüzgâr esiyordu… İnsanlar çimenlerin üzerine oturmuştu, insanlar gezinmekteydi, insanlar ellerini gözlerine siper edip; ikindiye yaslanan güneşin üstünden, zor seçilen uçurtmaları biribirine göstermekteydi… -Anne, şşt anne! […]
İhsânı taşıyanlar [06 Mayıs 2004 Perşembe]
Nerdesin?.. Hangi ülkedesin? Nasıl yaşıyorsun? Neye inanıyorsun? {*} İçinde bulunduğu yeri ve şartları bir "şans" olarak gören… Ve haline şükretmeyi akıl edebilenler için bu yazı… Düşünmemiz gereken ne var biliyor musunuz?.. Minnet… {*} Şükredilmeyen ihsan… Minnet duyulmayan nimet; Emilmeyen süte, alınmayan postaya benzer… Geri gider! {*} Soru neydi, hatırlayın: Nerde, hangi ülkede, nasıl yaşıyorsun ve […]
Sevilmek adımı [05 Mayıs 2004 Çarşamba]
Siz de şaşırmaz mıydınız "kendini seven olmadığını" söyleyen birini duysaydınız?.. "Bana bakar mısın; gencim, güzelim, elim iş, çenem laf yapıyor. Ama sevmek ve sevilmek istiyorum ben; yok, yok, yook!.." Veya: "Olgun ve tecrübeli ve yakışıklıyım. Hayatım da bir düzene girmek üzere, ama sevilmek istiyorum artık!.." {*} Bazılarıysa, kendilerini sevmedikleri için karşılarındakileri suçlamakta… Komediye bakar mısınız; […]
Filan usta [02 Mayıs 2004 Pazar]
Ha "Falan bey" idi hikayemizin kahramanın adı, ha "Feşman hanım" ne fark eder… Varsayalım ki "Filan usta" idi… Çocukları al ve git, dedi hanımına Filan usta. Ben kardeşinin nişanına gelemeyeceğim. Çok işim var… İçini çekti kadıncağız. Sesini çıkarmadan çocuklarını hazırlamaya başladı. {*} -Abi, dedi kardeşi… Hepimiz, yani bütün evlatları babamın bahçesinde toplanıyoruz. Biraz eğlenmek, ama […]
Elma düşürmek [30 Nisan 2004 Cuma]
Ve bir an… Çocuk yüzlü bir elma ile elma yanaklı bir çocuk görür biri birini… Bu bir an; Karar, verilmiştir artık!.. {*} Kalın bir gövdenin iç içe geçmiş dalları arasında ve yüksek bir yerlerdedir elma… Ordadır, ama kendini bırakmak istemektedir çocuğun ellerine. Al yanaklı çocuk ise zıplar, dokunamaz; sıçrar, tutunamaz. Gövdesi kalındır ağacın eğilmez, bükülmez. […]
Seni beklerken [29 Nisan 2004 Perşembe]
Dönen kuşlar indi çoktan göçtükleri yuvalarına… Karıncalar deliklerini ve arılar peteklerini başladı doldurmaya. Mevsim, yaslandı yani bana doğru, hissediyorum. Anladım ki; artık, geliyorsun… {*} Seni beklerken; portakal çiçeklerini ipe dizip bir taç daha yaptım… İlk eriğin tadına baktım; ekşi olsa da, yüzüm hep tatlıydı… Seni özlemenin bile beni üzmesine izin vermedim, seni beklerken… {*} Geliyorsun… […]
Gök yakut [28 Nisan 2004 Çarşamba]
Sonunda aşk, incecik bir kök salıverir içime; Sıcacııık, acır içim!… İnci dişli tilkiler dişler artık; içine hapsolduğun her hücremi… {*} Mavi bir göğün altında, mavi bir gölün kenarında, mavi safirden bir yüzük taşı gibi dokununca elime… Sen; Gözlerime baktığı an tüm saçları sarıya kesmiş, ayçiçeği… {*} Rüzgâr, bir abla şefkatiyle elini tutar salkım söğütlerinin… Okşar […]
Aşk Mektebi ve Uçurtmalar… [25 Nisan 2004 Pazar]
Bugün, "AŞK MEKTEBİ" sizlerle buluşuyor… İlk imza gününü düzenliyoruz… {*} Kitabın çıktığını öğrendiğim 23 Nisan sabahı bir telefon daha aldım. Kitabın çıktığı haberiyle ikisi üst üste geldi… Dediler ki: "23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı etkinlikleri çerçevesinde… İstanbul, Küçükçekmece Belediyesi ve ilçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nün iş birliği ile… İstanbul Uçurtmacılar Derneği’nin büyük bir organizasyonu […]
Doğru parça [23 Nisan 2004 Cuma]
Sanıyorum ki, bazıları aldanıyor… Uzun yıllardan beri bu köşede her gün iyi şeyler okumaya alıştıkları için, aklıma hiç kötü fikirler gelmediğini sanıp, yanılıyor… Halbuki öyle değil!.. Benim de aklıma (hem de tam da sizinkiler kadar) iyilikler ve kötülükler geliyor. Ama öğrendim artık, seçip ayırıyorum; size bugün ne vereyim, karşımdakilere ne sunayım, bakanlara ne göstereyim, soranlara […]
Kötü söz söylememe günü [22 Nisan 2004 Perşembe]
Biliyorsunuz belki, ama ben yine de hatırlatayım. Bugün; "Kötü Söz Söylememe Günü" {*} Bugüne özel, bütün yapmamız gereken ise şu: Bugün, ağzımızdan çıkacak olan sözlere dikkat etmek… Dilimizi tutarak onun kötü laflar etmesine mani olmak… Eğer bunu başaramamışsak… Yani, ağzımızdan kötü söz çıkmamış olmasını sağlayamamış bile olsak, gün içinde ağzımızdan tam çıkmak üzere olan en […]
İnce sızı… [21 Nisan 2004 Çarşamba]
Okullar… Ahh, o kullar; ki hem sırt ve hem de kafa hamallığıyla yıllarını harcıyor!.. {*} Ne olacaksın, desen dut fidanına; bilir… Der ki: Büyüyüp ağaç olacağım… Gölge vereceğim, meyve vereceğim ve dutlarım hem yenecek hem de pekmez yapılıp şifalar dağıtacak… Bir gün yaşlanır ve duramazsam ayakta; kereste olacağım marangoz atölyelerine. Talaş ve sair parçalarımla da […]
İstanbul’un semtleri [18 Nisan 2004 Pazar]
Akbaba Mizah Dergisi bir zamanlar çok tutulur. Yusuf Ziya ve bacanağı Orhan Seyfi, yaradılış olarak mizaha/nükteye yatkın olan İbnülemin Mahmud Kemal İnal (1870-1957) beye gelerek, çıkarttıkları dergi için konuşurlar… Üstad, bir süre sonra, kendisinden istenmiş olan listeyi Yusuf Ziya’ya götürür. Bu liste; "İstanbul’un semt adlarına göre, buralarda acaba kimlerin oturması gerekirdi" sorusunun cevabıdır… Hadi, hep […]
SAportaj -3- [16 Nisan 2004 Cuma]
Sorum şuydu: "Bir vatandaş olarak SABANCI size ne öğretti, bir insan olarak ondan ne öğrendiniz?.." Aldığım cevapların devamı işte aşağıda: ….. Sağlık ve sıhhatin önemini rahatsız olan oğlundan dolayı bir defa da ondan öğrendim. Ekonomik durumunu göz önünde bulundurarak… (Muhittin Erdoğan/Esnaf, Tarsus) Başarının meyvelerini vatan toprağında yaşayan diğer insanların hizmetine sunabilmeyi, nereden geldiğini unutmamayı, yardımseverliği, […]
SAportaj -2- [15 Nisan 2004 Perşembe]
Herkesin her şeyi söylediği gün ben onun hakkında iş, para ve siyaset dünyasındaki isimlerin değil de, kendi ulaştığım isimlerin ne düşündüğünü-ne diyeceğini merak ettim… Sorum şuydu: "Bir vatandaş olarak SABANCI size ne öğretti, bir insan olarak ondan ne öğrendiniz?.." Aldığım cevapların devamı işte aşağıda: {*} Her konuda dürüst olmayı, her şartta çalışmayı, etrafındakilerle iletişim kurmayı, […]
SAportaj [14 Nisan 2004 Çarşamba]
Renk renk kocaman kravatlar takan bu ufak tefek adamdan her ülkede birer ikişer tane bulunmuyor. Bir ülkenin şansıdır yani “kendi içinden” çıkmış olması, böyle kimselerin… Dikkat edin şimdi: Ben, kenarından kıyısından sade ve sadece bir köşe yazarıyken, (Sabancı’dan başka) kaç zengin için “adam” diye hitap edebilirim ki satırlarımda?.. Adam olmak, kendisine “adam” denmesinden gocunmak mı […]
Büyük durmak [11 Nisan 2004 Pazar]
Bir filmde izlemiştim; küçük bir yerli çocuk, çakal veya benzeri bir vahşi hayvanla karşılaştı… Elinde taşıdığı bir şey vardı, hemen onu başının üzerine koyup öylece durdu… Bir müddet sonra önce geri geri çekildi, sonra da hızlanarak yürüyüp kaçmaya çalıştı. Ama hayvan peşinden geldi, ve iyice yaklaşınca elindeki o şeyi tekrar başının üzerine koydu. Hayvan tekrar […]
Anlamaya hazır beklemek [09 Nisan 2004 Cuma]
İnsan; neyi, ne zaman, nasıl, nerede anladığını anlamıyor… Bunun gibi, ne zaman, nasıl, nerede; neyi anlayacağını ise bilemiyor!.. Anlatabildim mi? Bir şeyler anlaşılıyor mu?.. {*} Bunu biliyordunuz, zaten ben de biliyordum bildiğinizi… Ama, sizin de, bunu biliyor olduğunuzun farkına varmanız için; şu an burada bunu duymanız/okumanız gerekiyordu belki de, kim bilir!.. {*} Küçücük civata ve […]
Susmak ve söylemek [08 Nisan 2004 Perşembe]
Soran olursa söyle… Söyleyen olursa sus!.. ….. Bu ne demek, biliyor musun?.. Şu demek: Sana gelip, seni bulup, ama besbelli ki öğrenmek için soran olursa söyle ona; çünkü bilmediği için sormuştur. {*} Şimdi söyle. Çünkü vereceğin cevabı merak edip soran kişi; odasının kapısını sana o an açmıştır, belki bir daha almaz seni içeri!.. Sadece doğru […]
