Nisana ve insana… [07 Nisan 2004 Çarşamba]

(Umarım bugünlerde  yağmura yakalanırsınız…) Bahar yağmurları vücuda zindelik ve enerji kazandırıyor. Çünkü içinde kullanılabilir demir var. Kış boyunca en alt seviyeye indirdiği demir miktarını, vücudunuzun en doğal yoldan geri kazanabilmesi için ona yardımcı olun, ve yağmuru gördüğünüz an kendinizi hemen dışarı atıp, boool bol ıslanın!.. İçinde kullanılabilir demir bulunan yağmurlar başlarken, (yani bu hafta) etrafınıza […]

3 mins read

Okur/mokur [04 Nisan 2004 Pazar]

Sözüm meclisten dışarı; bazı gazetelerin bazı okuyucuları, kendi gazetesinde yazan yazarların kitaplarını almazmış… Peki, sebep? "Ben onun bütün yazılarını okudum zaten" derlermiş!.. Bu gazeteyi filan tarihten beri takip etmekte, ve o zamandan beri de bilmem kaç defa okumaya ara vermiş olsalar bile. Derlermiş ki; "Ben, onun bütün yazdıklarını bilirim!.." {*} {*} {*} Kitaba girmiş bir […]

3 mins read

Ulu dağ… [02 Nisan 2004 Cuma]

Küçük bir çocuktum Uludağ’ı ilk defa gördüğümde. Otobüsün sağ tarafında, orta sıralardaki koltuklarında oturan anne ve babamın dizlerindeydim… Karlıtepe’yi, Yuşa Tepesini, Çamlıca tepesini görüp duruyordum ama, anlatılıp duran Uludağ’ı ilk defa görecektim. Bu ulu dağ bir anlamda Kafdağı gibiydi ki gözümde; zihnimde, dinlediğim masallar uçuşuyordu… "Bak, Uludağ!.." İşte böyle dedi babam, parmağıyla otobüsün ön camını […]

4 mins read

Kara delikler [01 Nisan 2004 Perşembe]

Lavaboyu doldurun, ve sonra açın deliğin ağzını. Su, dönerek emilmeye başlasın bu delik tarafından… Şimdi de, lavabonun içinde ne varsa suyla birlikte emen bu deliğin “arkası” olmadığını düşünün… Yani, küvetin içindekilerin eksildiğini fark edin, emilişi görün… Böyle bir emişi olduğuna göre de bir deliğin var olduğunu bilin; ama bunun bir ardı olmasın!.. Su girsin deliğe […]

3 mins read

Saksıya delik lâzım [31 Mart 2004 Çarşamba]

Dibi olmayan saksı ne olur, biliyor musun?.. Kurur! Peki ya deliği olmayan saksı?.. {*} Bir saksı, eğer renk renk çiçeklere mekân olmak istiyorsa; önce deliklerine dikkat etmeli! Öyle değil mi?.. Çünkü çiçekler; kendisi bir delik olan saksıları sevemiyor, ve deliği olmayan saksıları… {*} "Rahmet" diyegelmiş atalarımız suya. Biz de öyle bildik… Ki rahmettir de zaten […]

2 mins read

Nar tanem, nur tanem; kum tanem… [28 Mart 2004 Pazar]

Milyarlarca yıl sonra, bir vasıta ulaştı Ay yüzüne. Ve bir avuç kum alıp, getirdi dünyamıza… ….. Bu bir avuç kumun, hangi zamanda ve içinde bulundukları çölün neresinden alınacağını bilmiyordu o koca gezegendeki her bir kum tanesi… Bir avuç kum tanesinin her biri bir avucun içindeydiler işte ve bir avuç kum ile birlikte yükseliyorlardı zeminden… Bu, […]

3 mins read

Çiçek yağmuru [26 Mart 2004 Cuma]

Hatırla; Tanıştığımız ilk bahar, ne güzeldi… Hatırlamıyorum; ilk bahar mıydı, yoksa son bahar mıydı o bahar… Ama hatırlıyorum; bir bahardı… Çünkü çiçek tarlası gibiydi içim, ve çiçek açmıştı yüzün ve saçlarında da çiçekler vardı… Çiçek yağıyordu ya başımıza… Onun için diyorum; bahardı… {*} Hatırlıyorsun, değil mi; Martılar bile pembeydi o gün, nasıl olduğunu anlamasam da […]

3 mins read

Bahar geliyor farkında mısınız?.. [25 Mart 2004 Perşembe]

Halbuki her baharın her günü, her birimize yetecek sayıda gülücük veriyor her çiçek… Baharlar geliyor, farkında mısınız?.. Ve, baharlar; gi-di-yor da!.. {*} Son bahar dökülürken şaldır şuldur yeryüzüne; yüzüne bakan güzel yüzlerine baktın mı hiç çiçeklerin?.. Ve kaç çiçeği usulca alıp sapından, zamanın saçına taktın?.. ….. Kim soracak sana senden başka, veya benden başka; en […]

3 mins read

Gidenler kimdi? [24 Mart 2004 Çarşamba]

Şunu yaz bir kenara: Gidenler, seni hak etmeyenlerdi! Gittiler; doğru insana yol açılsın diye… {*} Bahar geldi; su yürüyor şimdi her ağacın dalına… Bahar geldi; yeşermekte yapraklar… Bahar geldi; içine ve içime… Ama, bahar gelirken gene ve yine giderken bahar; yanacak bazı canlar!.. {*} Unutuyorsun bazen; Attığın her okunun saplandığı nokta olmayabilir hedef… Sen, sezdiğin […]

1 min read

Dost [21 Mart 2004 Pazar]

Genç adamın biri, demiş ki babasına; "-Benim de çook dostum var, senin dostların gibi…" Babası itirazla; "-Olmaz öyle çok dost, demiş. Hakikisi belki birdir, belki iki. Fazlasını bulamazsın inan ki…" {*} Devam ettikçe bu konuşma, başlamış bir tartışma ve karar vermişler birlikte; dostun hakikisini aramaya… Bir akşamın alacakaranlığında kestikleri koyunu koymuşlar bir çuvala. Demiş ki […]

3 mins read

Açlık ve tokluk [19 Mart 2004 Cuma]

Bazısının canı ne görse almak ister. Uzanır, ve alamazsa üzülür, ve ağlar bazen. Fakat arkasını dönünceye kadar unutmuştur bile çoktan. Çünkü o sıra zaten başka bir şey görmüştür ve artık onu istemektedir. Sonra bir başkasını ister ve sonra bir başkasını… ….. Alsa, hemen tadına bakar; hoşlanırsa yer, ve doyunca bırakır. O zaman zorlasan bile yemek […]

2 mins read

Kim?.. [18 Mart 2004 Perşembe]

Odunlukta balta var… Samanlıkta iğne var! Bilir misin, bu şehirde; Sana aşık biri var! {*} endimi buldum; bir balta gibi, odunlukta. Kendimi buldum; sana aşık… Ama bir sendin buna şaşırmayan, bana şaşırmayan… Dedim ki: “Ey benim sevdiceğim… Bilir misin, bu şehirde sana aşık biri var…” Ve dedin: “Odunlukta balta var!..” {*} Kayboldum, kalabalıkta… Bildim; bulamazsın […]

2 mins read

Susuz yüreğim [17 Mart 2004 Çarşamba]

Oysa her gün susuz yüreğim!.. Halbuki her gün öksüz bir gönül… Ve de okşanmayı bekleyen bir baş taşıyorum, omuzlarımda… Adı bilinen günler yetmiyor bana; "her güne" ihtiyacım var… Her gün okşanmak… Her gün sevilmek… En azından her gün "hatırlanmak" istiyorum… {*} Ilık eller, ve sıcak bakışlar ve yumuşak sözler istiyorum… Ilık bakışlar ve sıcak sözler […]

3 mins read

İspirto şişesi [14 Mart 2004 Pazar]

Zurnacı Bulut’u hatırlarsınız, daha önce bahsetmiştim… Bu adamı özetlemek için "Bulut, onun adı değil de lakabı" dersem, sanırım başka söze hâcet kalmaz… Ölmüş Bulut. Zurnasından başka bir şey bırakmadan… Onu da vermişler kapıdan gitmeyen bir alacaklıya, savmışlar başlarından… {*} Kenar mahalledeymiş evleri. Ama çarşı esnafından birileri önayak olmuş, tutmuşlar ellerinden… Kadıncağıza iki sahan bir leğen […]

4 mins read

Kalem, yazmaz! [12 Mart 2004 Cuma]

İstanbul’dan İzmir’e tel gider… ..de; tel bilmez; Geçen nedir kendinden?.. {*} Ve kâğıt bilmez okumayı!.. Bazen, mektubu alan dahi bilmez… "Okumayı" bilen okur; kâğıttaki yazıyı!.. {*} Plakası olduğundan değildir gitmesi vasıtaların; Giden arabaların "nereden geldiğini" gösterir bu plakalar, ve yani bu aracın "hangi şehre kayıtlı" olduğunu… {*} Tel değildir konuşan… Ve zaten bilemez de teller; […]

1 min read

Kırmızı televizyonun fişi [11 Mart 2004 Perşembe]

Bunun başka bir izahını bulamadım: Demek ki yapacak başka işimiz yok!.. Demek ki iki satır okuyacak kitaplarımız ve demek ki iki çift söz katacak sohbetlerimiz yok… Demek ki çocuklarımızla oynamaya, demek ki büyüklerimizin elini öpmeye, demek ki hısım akraba ile hoş beş etmeye zamanımız yok.. Her lokmanın üzerine birer yudum da televizyon alıyoruz; iyi gitsin […]

3 mins read

Öküz [10 Mart 2004 Çarşamba]

Canınız ne mi istiyor bugün? Hadi ben tahmin edeyim, hımmm… Evet, üç şey olabilir bu: Ya gülmek istiyor olabilirsiniz bugün, ya ağlamak istiyor, veya düşünmek istiyor olabilirsiniz… Bildim mi?.. ….. Biliyordum zaten, bileceğimi!.. {*} Öyle iseee… Üç hastaya da aynı ilacı veren hekim gibi, ben de hepinize aynı hikâyeyi anlatacağım… Ama inanın, üç hastasını da […]

2 mins read

3 çeşit insan (…ve kuyu) [07 Mart 2004 Pazar]

Büyükler, büyük sözleri hep söylemişler; Bizlereyse sadece bunları birbirimize nakletmek kalmış… Ben de size aktarıyorum dedemden: Hocamdan dinledim. Şöyle dedi: "Hocam buyurdu ki; İnsanların bir kısmı gıda gibidir. Bir kısmı ilaç gibidir… Bir kısmı da hastalık gibi… Gıda gibi olan insan; insanlara her zaman lazım olandır, her zaman ihtiyaç duyulandır… İnsanlar, yaşamaları için gıdaya ihtiyaç […]

3 mins read

Kuş kafası [05 Mart 2004 Cuma]

Kuşunuz var mı? Seviyor musunuz onu? Konuşuyor musunuz onunla?.. Size cevap veriyor mu? Hoşlanıyor musunuz sesini dinlemekten?.. Peki size ne diyor?.. {*} Hadi biraz da bu taraftan bakalım isterseniz: Güzel olan kuşunuz ve sesidir; siz "onu" seviyorsunuz… Duymuş ve anlamış olsaydınız ve takılıp kalmış olsaydınız bugüne kadar her söylediğine, acaba ne düşünürdünüz hakkında?.. Biliyorum, bu […]

2 mins read

Kaç fidan?.. [04 Mart 2004 Perşembe]

(Birer fidan dikse âşık olanlar) ….. Yıllardır kaç defa yazdım bunu; ama kim ciddiye aldı, bilmiyorum. Bizim işimiz tohum ekmek… Yazarın işi; saban izine tane koyan çiftçi gibi, satır satır harf dizmek, sayfaların üstüne!.. Her tohum bir gün biter, diyerek. ….. Şimdi seçim zamanı ya; belki tam zamanıdır. Tekrar bahsetmekte fayda vardır; fidan ve ağaçlardan… […]

3 mins read