2002
Dilinden tutuşmak(!) [13 Şubat 2002 Çarşamba]
Sıyrıldım derinlerinden yalanların; yılanların derilerinden sıyrıldığı gibi!.. ….. Geride kaldı herşey, dün gibi!.. Ama gün gibi, aşikârdı; seni sevdiğim!.. Eyy, sevdiğim… {*} Ve, boyanmak ister gibi kanından, kınından çekilmişim; sana doğru!.. Ama; “Kendimle” savaşım!.. ….. Kendim ile savaşım… Benim, beennn; yenen de, yenilen de… Yerde yatan da paramparça, ve başımda dikilen de!.. Benim, bennn; hem […]
Erkek ve temiz adam(!) [10 Şubat 2002 Pazar]
Tuhaf gelir belki ama, ben gusül abdesti almayı öğrendiğimde dört, bilemedin beş yaşlarında filandım… Dedemlerin bahçesinde oynadığımıza göre köydeyiz, ve yaz ortası olmalı. Çünkü hem yarı çıplağız, hem de söğütlerin ardındaki şırıl şırıl derenin bazı yerlerinde küçük gölcükler kalmış sadece. Çocuklardan biri işte bunlardan birine düştü, ve sonra da kızıp, kendisine gülenlere suları süzülen çamur […]
Adressiz çocuklar! [08 Şubat 2002 Cuma]
Çok, çok, çok önemli olduğu halde pek dikkat edilmeyen şu konuyu ne kadar tekrarlasak azdır ki; Çocuklarımız adressiz kalmakta!.. Halbuki adressizlik; nefessizliktir!.. Yani bir çocuk adressiz kalmışsa, bilin ki “nefessiz” kalmıştır… Bir çocuk adressiz kalmışsa; boğulmaktadır!.. {*} Bir çocuk için önce, etrafında gördüğü her yeni kişi yeni bir adrestir… Bir çocuk, gördüğü her yeni kişiyi […]
“Gerçek sarışın…” [06 Şubat 2002 Çarşamba]
Dünyanın en tatlı sarışınının “adresi” kişiden kişiye değişmekte haliyle. Örnek mi?.. Bir zamanlar, bizim mahalledeki abilerin çoğuna göre M.M. idi bu sorunun cevabı… M. ve M. harfleri yanlış anlaşılmasın; Muammer’in ortasında da iki tane m ve “m” var, ama bir zamanlar basının ve sinemanın gözbebeği olmuş olan M.M. bambaşka… ….. Yine de kafaya takmamak nâmümkün. […]
Sükûnet zamanı [03 Şubat 2002 Pazar]
Soruları hatırlamıyorum, neredeyse hiç birini. Cevaplarsa hafızamda sanki karmakarışık duruyor. Ama, elime bir ipucu geçirecek her hadisede harf harf, kelime kelime, cümle cümle zihnimde çözülmeye başlıyor bu karışıklık; ta ki o ipin sonu gelinceye kadar… İşte, yine… Sanki dün gibi; -Peki, diyor dedem… İşleri, tam sizin istediğiniz gibi düzeltelim bakalım… Ama önce bu birkaç dönümlük […]
Gülücüğüm, günaydın!.. [01 Şubat 2002 Cuma]
Nasıl zor bazen nasıl değil mi, sana yazmak; hani, deneceklerin çok olduğu zamanda?.. Zor ki; sanki diyecek bir söz yokmuşcasına! ….. Günaydın gülücüğüm!.. ….. Aynalarla göz göze değilken de yakışır yüzüme tebessümler, elbette biliyorum!.. Biliyorum ki bana yakışır seni sevmek; ve üstünde şık durur bu yürekle sevilmek!.. Günaydın gülücüğüm, günaydın!.. {*} Gecedir… Hasta bir ışık […]
Fare, fener, öksürük… …ve Abbas! [30 Ocak 2002 Çarşamba]
Abbas’ı bırak şimdi de; fare fener öksürük; şu demektir ki; sonu gelmeden yazının başını unutacağımdan, “kendime” yazdığım bir nottur!.. Ama, ne desem haklıyım bugünlerde… Yahu, ben… Fener’liyim beaa’biiii!.. ……… Ortalık köhho köhhoo öksürenlerle dolu, yani içim sızlamakta. Limon sarısı Fenerliler içlerinden sökülen kan pıhtılarını tüküremiyorlar bile; (bir de) Galatasaray’lı görünmemek için!.. Lakin, ammavelâkini var bu […]
Tecrübe!.. [27 Ocak 2002 Pazar]
Hayatımın en büyük… Ama gerçekten en büyük derslerinden birini aldım sonunda… Bu büyük dersin ne olduğunu… Ve benim, öğrenmek için, hayatımın büyüük bir zaman dilimini tüketerek, ve hatta ziyan ederek elde etmiş olduğum bu tecrübeyi; hiç zaman harcamadan, çaba göstermeden, kolayca ve ücretsiz olarak öğrenmek isteyen var mı aranızda?.. Peki öyleyse, dinleyin beni. Ama, iyi […]
Sözün kısası(!) [25 Ocak 2002 Cuma]
(Her zaman “edebiyat” yapmak gerekmez, değil mi?.. Bazen, eve yeni gelmiş de anlatıyor gibi, veya tanıdık bir dükkana girmiş de ısmarlanan çayı yudumlarken laflıyor gibi konuşabiliriz sizlerle. Şunun şurasında “dün” değil ya tanışmamız!..) ……… Geçenlerde uğradığım hastanenin kapısında bir kalabalık… Sürtünerek geçtim aralarından. Koridorun sonundaki “ahbabımın” kapısını tıklatıp girdim yanına. Yalnızdı, ama yalnız da kalmak […]
Aşlar ve ahçılar [23 Ocak 2002 Çarşamba]
Çevredeki bütün insanların; “Yaradan’a şükürler olsun ki; eşimiz dostumuz… Ve ocakta kaynayan AŞIMIZ var” diye dua ettikleri yıllarda doğdum… İnsanlar sanki daha mutluydu o zamanlar, veya çocuklar sadece insanların mutlu olduğu saatlerde uyanık kalmaktaydı!. ….. Düşünmezdi bile çocuklar; İnsanların, acaba mutlu oldukları için mi şükrettiklerini; yoksa şükrettikleri için mi mutlu olduklarını… Benim de umurumda değildi […]
İstanbul’a hangi yoldan gidilir? [18 Ocak 2002 Cuma]
İstanbul; çok kişinin gözünde, ne kurulmuş bir şehir ne de bir toprak parçasıdır… İstanbul; önden giden hayallerinin, yani bir anlamda etmiş olduğun imânın seni çektiği yöndür… İstanbul; belki ilk, belki de son kızılelmadır!.. Kim olduğun, veya kimlerin olduğu meydanda bulunduğun önemli değil… Şöyle başını kaldırıp sorsan ki; “İstanbul’a hangi yoldan gidilir?..” Çöpçü de olsa, çocuk […]
İnsanlar “susanları” dinliyor… [16 Ocak 2002 Çarşamba]
(İnsan hani küçükken bir şarkı duyar, onu ezberler, ama anlamını bilmez!.. Ben de, işte öyle ezberlediğim dedemi “hatırlıyordum” sadece… Ama bu bilip-hatırladıklarımın ne anlama geldiklerini öğrenmem için, uzuun yılların geçmesi gerekiyormuş!.. İçimde bulduğum, ve aşağıda size aktardığım şu üç mektupçuğunda olduğu gibi…) ……… Hazreti Yûnus, bir ömür boyu belki de “dîvanı kadar” konuşmuş… Ve belli […]
Rampadaki çocuklar(!) [11 Ocak 2002 Cuma]
Mümkün olsa da, hepimize; “Uzay gemilerinin istikametlerini belirlemeyi… Çıkış ve varış noktalarının tespitini… Açılarını hesaplamayı” öğretebilselerdi… {*} Karla kaplı bahçesinin, iki karış enindeki buz tutmuş uyduruk beton yolundan, düşüp de bir tarafını kırmadan, vişne ağacının arkasındaki helaya kadar nasıl gidip gelebileceğini düşünen adam için ne lazım ki; “kızıl gezegene nasıl gidilir?..” Yani, ne için lazım; […]
Sevmek; düşünmektir… [09 Ocak 2002 Çarşamba]
Seni seviyorum!.. Ve inanıyorum ki seni sevmek, seni DÜŞÜNMEKTİR; hayâlini kurup, sana sarılacağım ân için iç geçirmek değil!.. {*} Nerde kalmıştık; “Seni seviyorum”da kalmıştık, değil mi?.. Seni seviyorum’da “KALINIR” zaten değil mi? Yani buraya gelinir, ve bir daha da seni seviyorum’dan gidilmez… Kovulsan bile!.. {*} Demişsin ya hani; “şu an karlara bata çıka ilerlemekteyim…” İşte, […]
Sen, sen kadar büyüksün! -2- [06 Ocak 2002 Pazar]
(Cumadan devam) Konuşmaları, acaba neler,,, acaba hangi “incir çekirdeğini doldurmaz” takıntılar kökünden kopartıyor, öldürüyor dersiniz?.. Sebepler basiiit, çok basit, en basit… Bir problem biliyorum, ama gerçekten ciddi bir problem; sadece çayı şangırrr şungur karıştırıp, hortum gibi çekerek içmekle ilgili… ….. Bir başkasını biliyorum; yemek yemekle ve çorba içmekle alâkalı… Bir başkasını biliyorum geğirmekle alâkalı… Bir […]
Sen, sen kadar büyüksün! [04 Ocak 2002 Cuma]
(Bu yazıyı yazmamı, “neredeyse emreden” üç kişiye, hadi gelin kızmayalım… Hatta minnet duyalım ki; böyle bir hassas konunun ortaya dökülmesine sebep oldukları için…) …….. Bizler, küçüktük değil mi? Ve küçükler susardı… Küçükler saygılı, küçükler ölçülü, küçükler terbiyeli olurdu. Ama günün birinde öğrendim ki; “büyükler” imiş susan… Hakiki büyüklermiş saygılı, ölçülü, terbiyeli olan… Yani, “örnek” olanlar!.. […]
2002 kaç ay? [02 Ocak 2002 Çarşamba]
Alâkaya çay demlenir elbette; bir de bu soru her birimizi ciddi şekilde alâkadar ediyorsa!.. Versenize cevabını; 2002 KAÇ AY?.. Evet, ikibiniki senesi kaç ay?.. Bu biraz da alışkanlığa bağlı. Belki de bakmak lâzım geçen senenin kaç ay olduğuna, sonra bir önceki senenin, bir önceki, bir önceki; O zaman kendiliğinden çıkar ipuçları önümüze… {*} İKİBİNİKİ KAÇ […]
