Şimdi!.. [13 Ağustos 2010 Cuma]

Su gibi özlerken meçhulü ve açlığa benzer bir şeyler kemirirken içimizi… Çaresiz ve tükenmiş hissederken kendimizi; çınar ağacından düşmüş kuru bir yaprak misali, rüzgârın önünde… Kolumuzu bile kaldıramayacakmış gibi hissederken fakat öte yandan da pek çok şeyleri yapmamız şartmış gibi gelirken içimizden… Belki de tam bu esnada, uzaktan bir ezan sesi ve içimizin deriiin yerlerinden […]

2 mins read

Kimden ve ne beklemek [12 Ağustos 2010 Perşembe]

 Farkında mısınız; hemen hemen bütün çekişmelerin öncesinde beklentiler ve neredeyse bütün beklentilerin sonrasında da çekişmeler var! Bunun şiddeti ise; kimden beklediğin ve beklentinin çokluğuyla orantılı… {*}{*}{*} Anne ile yavrusu veya baba ile evladı arasında çekişme olur mu?.. Elbette olur: Baba evladına küçük bir cip almıştır ama evlat babasından, fotoğrafı duvarında yapışık duran yarış arabasını beklemektedir; […]

2 mins read

Neye hazır beklemek [08 Ağustos 2010 Pazar]

Biliyor musun, belki de “şu an ne yaptığından” daha önemli olan; “neye hazır” beklediğin! Kızmaya hazır bekliyorsan, kızacaksın; hoş görmeye hazır bekliyorsan, hoş göreceksin; alay etmeye hazır bekliyorsan, alaya yelteneceksin!.. Neye hazır beklemekteysen; sonunda hazır beklediğin şeyi yapacaksın! {*}{*}{*} Alınırmış gibi bile şaka yapma; çünkü öyle tanınırsın ve tanındığın gibi davranmaya başlarsın!.. Önemli olan “neye […]

2 mins read

Tende ben, bende sen… [06 Ağustos 2010 Cuma]

Beyaz tahtanın üstünde kara nokta veya karatahtada tebeşir beyazı… ….. Çoğu şey zıddıyla aşikâr olur: Beyaz süte düşen karasineğe bakar herkes, sanki başka sinek yokmuş gibi dünyada! Köle ben rengindedir, fakat hanım sultan yüzündeki benine gizli örtüler yapar!.. {*}{*}{*} Kimin, ne ile takdir veya neyle tenkit ediliyor olması; onun hakkında ipuçları verir insana. Eşkıyabaşına; bir […]

2 mins read

Hangi yanımdasın? [05 Ağustos 2010 Perşembe]

Bir başınayım ve bir başıma yaşamaya çalışıyorum bir başına yalnızlıkları; …sen gibi! Bir başınasın ve bir başınalığın benim bir başınalığımla benzeşiyor! Birer kişilik hayatlar; birer çivi gibi çakılmış dünyanın kalın tahtasına; hayattan mezun olduğun gün, yerin yüzünden sökülmek üzere! {*}{*}{*} Paslı bir çivi gibiyim, çatının kolon direğinde… Bir ceket asılı bende: Hani, ani yolculuklar için; […]

2 mins read

Bilmeyenler başaracak! [01 Ağustos 2010 Pazar]

                                                                                                             MMT kardeşime sevgimle 🙂 Azıcık başınızı ağrıtayım, diye başlamışsın ya işle alakalı sorularına. Bahsettiğin bu “baş ağrısı” o kadar hoşuma gidiyor ki, anlatamam sana. Çünkü soran kişi; öğrenmek isteyen, kibrini yenen ve her şeyi bilirim batağına saplanmayan kişi demektir. Tebrik ediyor ve teşekkür ediyorum sana; hem benim ve hem de senin adına… Neden mi […]

2 mins read

Mecnûn makâmı [30 Temmuz 2010 Cuma]

Mecnun olmak bir “makam”dır; dişlerin sıkılma hâlidir! {*}{*}{*} Sus!.. Kenetlenmiş çenenden, “kendini” sızdırırsan dışına; kıvam bozulur… Çünkü “mecnun” olanın yolu; en dar tünellerden geçer! {*}{*}{*} Yollardan, Leyla’ya doğru, her daim yürüyenler vardı… Kimdi onlar? Bilen yok!.. Hani ayak izleri? Silinmiş, gören yok!.. Peki hatıraları? Unutulmuş, anlatan yok!.. Ya Mecnûn?.. {*}{*}{*} Mecnûn; susmanın adıdır ve yürümenin […]

1 min read

Taksicinin cihazı [29 Temmuz 2010 Perşembe]

On senelik tecrübemin tadı dilimin ucunda hâlâ! Evlerimize bilgisayarlar almış, gazeteye internet üzerinden bağlanmaya başlamıştık. Yazımızı göndermek için gece-gündüz, geç-erken kavramı kalkmıştı bizim için. Bu sırada tanımadığımız insanlarla da irtibat kurmaya başlamıştık. {*}{*}{*} Gurbetçi bir taksi şoförüyle tanışmıştık… İlk satırları titrer gibiydi; kıyamadım, cevapladım. Hem şaşırmış hem de çok sevinmişti. Hemen cevap verdi. Onun bu […]

2 mins read

Yol ve yürümek üstüne [25 Temmuz 2010 Pazar]

Yol, yürümek yeridir; Yatmayı seçen miskinler, kendilerine kuytu bir köşe bulacak!.. {*}{*}{*} Bazısı bir koyun postu gibi serilmek ister, uzanıp dümdüz yatmak yeri sanır dünyayı… Evet… Post, serilip yatar dünyanın üstünde; ama içinden koca bir koç çıkarıp, kurban vermiştir hayalleri uğruna! Canını, kanını, eti ve kemiğini, öfke ve sevincini, bütün duygu ve heveslerini içinden çıkarmak […]

2 mins read

Kim, neye layık… [23 Temmuz 2010 Cuma]

Bütün ömrü aynı duayla geçmişti: “Allah’ım beni kurtar, diyordu… Layık olduğum hayat bu mu? Çaresizlik denizleriyle çevriliyim. Sıkışıyorum. Toprak ile bulutlar arasına sığamıyorum!..” Gül ağacının pembe çiçeği, gübreliğin nazlı gelinciğiydi o. Fakat ister, kuru dalların kara dikenleri arasındaki bir avuç ve mis kokulu gül olsun… İsterse çöp yığınlarının tepesindeki, kırmızı yaprakları tiril tiril gelincik… Yerinin […]

2 mins read

Gül oku [22 Temmuz 2010 Perşembe]

  Kervanın yolcuları, konağın ilerisinden geçen yolun kenarında durmuş, Mecnun’u bekliyorlardı. Çünkü geniş bahçenin cümle kapısına doğru giderken, sağında kalan ağaçların altındaki gül ansızın konuşmuştu onunla. İşte o zaman geri dönmüştü garip… “Beni de al, beni de götür, beni o yârin eline bırak. Çünkü ben onun için büyüdüm” demişti bir an göz göze geldiklerinde. {*}{*}{*} […]

2 mins read

Kaşıntı [18 Temmuz 2010 Pazar]

Yazacak birçok konu var aklımda, seçmek zor; kaşıntı bastı!.. Elimle kafamı, omzumla boynumu, ayak parmağımla diğer ayak bileğimi kaşırken fark ettim; dün kaşınan yerlerim şişip kızarmış, ama hâlâ kaşınmakta. Sivrisineklerden bazısı ne kadar sıkıntı veriyor… Bir yandan kaşınıyorum, diğer taraftan da şunu düşünüyorum: Sivrisinek benden besleniyor, bana kaşıntı yapıyor, yakalanırsa ölüyor… Bu sonucu ben de […]

2 mins read

Ya dedeler olmasaydı… [16 Temmuz 2010 Cuma]

-Babamı görsen, var ya, inanamazsın, dedi… -Hayırdır, ne var ki, ne oldu? -Bir haftaya yakın bizde kaldılar, bana “nasılsın oğlum” dedi… Kendi arabasına beni aldı ve benim işlerim için günlerce birlikte dolaştık, sohbetler ettik… Görsen, babam gitmiş de sanki bambaşka bir adam gelmiş onun yerine… -Biliyorum, dedim gülerek. Ben de gördüm anlattığın o “değişik” adamı!.. […]

2 mins read

Bilme üstüne… [15 Temmuz 2010 Perşembe]

  Bildiğim her şeyi herkesin bildiği peşin hükmüne saplanmasaydım, inanıyorum ki hayatım çok daha kolay geçerdi! En basitinden en zoruna kadar bilmediğim ne varsa insanlardan sorup öğrenmiştim. Bir şeyler biliyordum, evet ama; bilmediğim şeylerin cevapları kendilerinde olan insanlar benim bildiklerimi zaten biliyor, değiller miydi? {*}{*}{*} Çocukluğumdan beri bildiğim her şeyi, herkesin de çocukluğundan beri bildiğini […]

2 mins read

Namlu gözü [11 Temmuz 2010 Pazar]

İçimde, acıtmıyordun canımı. Alışmıştım belki de böbreğimde taş gibi, külümde köz gibi, cebimde koz gibi… Hissediyordum hep, yokladıkça… {*}{*}{*} Ve bir gün, mermi gibi çıktın, içimi boombooş bırakarak; yannndım!.. Ateşe döndüm!.. {*}{*}{*} Ceylanın vurulması bir derin titremedir… Namlu ise, her haykırışında; bir fişek ateş yutar! {*}{*}{*} İçimde, acıtmıyordun böyle canımı. En derinimde yatıyordun; gizli ve […]

1 min read

Guguşçuk [09 Temmuz 2010 Cuma]

Uyandım, babannem konuşuyordu sanki: “Guu guuuş çuk… Guu guuuş çuk!..” {*}{*}{*} Biraz rüzgâr çıkmış, serçelerin sesine söğüdün hışırtısı karışıyor. Serçeler mahallenin çocukları gibi her daim cır cır ve pilav üstündeki karabiberler gibi küçük, sıcak ve insanın içini kıpırdatıyor… Doğuya bakan balkona çıktım. İstanbul’un yönü güneşin yerden çıktığı nokta ile şu meşe korusu tarafında. Kıble istikametinde […]

2 mins read

Büyüdük! [08 Temmuz 2010 Perşembe]

Küçücük mutluluklarımız vardı bizim… Daracık sokaklarda koştururken, sırtımızdan akan terlerimizle yaşadığımız heyecanımız vardı. Masumane yarışlarımız vardı kendi aramızda; en iyi penaltı atan, ağacın en yüksek dalına çıkan, ilk balığı tutan, en uzaktaki misketi vuran… Küçük tatlardan aldığımız büyük hazlar vardı. Oyun arası yediğimiz bir dilim yağlı reçelli ekmek, dalından koparılmış iri bir can erik, kızarmaya […]

2 mins read

Avuçlarımı kokla [04 Temmuz 2010 Pazar]

Güller, gülümsedi bahçeye girince… Sonra da göremediğim, gözlerine bakamadığım, yapraklarını okşayamadığım daha nicelerinin; Ben gelmeden döküldüğü için yaprakları, ..gözlerinden yaşlar döktüler! ….. Tutup iki yanağından, öptüm o gülleri; dikenler ısırırken kollarımı! Kokla hadi avuçlarımı! {*}{*}{*} Ağaçlar salkım saçak, fazla dallar budanmayı bekliyor; çimense kırkılmamış yeşil bir koyun gibi… Sarmaşıklar buldukları ağaçlara tırmanmış; köknarların her parmak […]

1 min read

Titreyen deniz… [02 Temmuz 2010 Cuma]

Bir tespihin taneleri gibi diziliydik, yan yana… Ve ardarda gezinir, peş peşe dolaşırdık semtimizin sokaklarında. Rüzgâr, her birimizin kokusunu karıştırırdı biri birine… Cumaları aynı camiye toplanır, pazar günleri aynı stada doluşurduk… İmam; “Allahü ekber” derken âhıretimizi hatırlar; karşı tribünlere “sarıııı” diye haykırarak dünya eğlencesi için tepişirdik… {*}{*}{*} Bir inci kolye gibiydik şehrimizin boynunda ve ana […]

2 mins read

Çağlar’ın ilk semineri [01 Temmuz 2010 Perşembe]

En zor işlerden biri, yeni fikirleri anlatabilmek! Çünkü insanlar alışkanlıklarından asla vazgeçmek istemiyor. Güneşe bakıp onu sandıktaki portakalların arasına sığdırabileceğini sanıyor. Buna inanmışsa, senin ona; “güneşin, sadece penceresinden değil, üzerinde yaşadığı dünyasından da büyük” olduğunu anlatman neredeyse imkânsız hale geliyor… {*}{*}{*} Pazar günü; farklı düşünebilen insanlarla birlikteydik. Vizyonu olan insanlarla, gözünün eriştiği tepelerin ardında dünyanın […]

2 mins read