2010
2010 yılı yazıları
Mektuplar hakkında [30 Eylül 2010 Perşembe]
Mektuplar, edebiyatın bir dalıdır. Son dört yüz yıldır en fazla okunan ve kıymeti her gün artmış, kıyamete kadar da her gün artacak olan mektuplar ise İmam-ı Rabbanî hazretlerine aittir. Geçen hafta “ezan” hakkında birkaç cümlesini aktarmıştım. Bu gün de “tesbih”lerden birine tutuldum ve söylemezsem benden hesap sorarsınız sandım. {*}{*}{*} Üçyüzyedinci mektup “Sübhânallahi ve bi-hamdihi“ kelimesi […]
Pırlantanı fırlatma! [26 Eylül 2010 Pazar]
Ulaşamayanların, “sormayanlar” olduğunu sanırız genellikle. Yolunu şaşıranların çoğu, acaba neden “herkese soran” insanlar?.. Sormamak kibirden, ama şaşırtmak şeytandan… Vazgeçmek ise nefsinden; hadi var bakalım!.. {*}{*}{*} Bilmediğin bir noktadasın. Sorduğun an fark ediyorsun ki, meğer herkes bu konunun uzmanı! Her kafadan da farklı sesler çıkıyor: “Filanca yere mi? Sen orayı bulamazsın! O hoo çok uzak, yol […]
Zekânın belirtisi [24 Eylül 2010 Cuma]
Geri zekâlılığın belirtisi nedir, diye bir soruyla karşılaşırsam şöyle demeye karar verdim: Bir insan, bıçaklanmış olsa; önce şaşkınlık, acı, çaresizlik, korku, panik gibi duygular hisseder de sonra ne yapar? Bu insan, kendine saplı bıçakla en yakın arkadaşına koşsa… Sonra ablasına, dayısına, sonra manava, berbere: "Komşu, görüyor musun karnımdaki bıçağı? Ölçer misin lütfen dışarıda kaç santim […]
Şu ezanlar ki… [23 Eylül 2010 Perşembe]
Hangi sözü, şiiri, ezgiyi dinlemişizdir ezandan daha fazla; hem de her gün ve çok şükür hayatımız boyunca? “Mektûbât Tercemesi” isimli muazzam kitaba toplanmış mektuplarından, 303’üncü mektubunda şöyle anlatıyor İmam-ı Rabbanî hazretleri: {*}{*}{*} “Evvelâ Allahü teâlâya hamd ederim! Sevgili Peygamberine salevât eder, iyilikler dilerim! Biliniz ki, ezanın kelimeleri yedidir: ALLAHÜ EKBER: Allahü teâlâ, büyüktür. Ona birşey […]
İlmek [19 Eylül 2010 Pazar]
17 Eylül’e… Ben dünyada değildim o tarihte. Ama biliyorum, Menderes’i bugün asmışlar. Fakat neden asmışlar? Bilmiyorum… Küçük bir çocuktum. Söylenenleri anlamıyordum. Sadece “bir insanın boynuna ilmek geçirdiklerini ve onu asarak öldürdüklerini” anlıyordum. Ve ayrıca, beni sevenlerin ve benim sevdiklerimin bundan hiç memnun olmadıklarını anlıyordum. Menderes denen kişinin “nasıl” asıldığını anlıyordum; ama “neden” asıldığını anlamıyordum, “niçin” […]
Tavuk [17 Eylül 2010 Cuma]
Hadi bugün, bir tavuk olduğunu düşün! Tavuk tavuk, bildiğin tavuk: Yusyuvarlak açılmış gözlerle etrafına bakınan… Ot, et, tohum, meyve, sebze, canlı, cansız, bulabildiği her şeyi yiyen… Toprağı eşeleyen, yetişebildiği dallara sıçrayan; Ve belli zaman aralıklarında yumurtlayan tavuk… {*}{*}{*} Bazısı korkar, bazısı sever; bazısı onlarla ilgili hiç bir şey bilmez, bazısı da haklarında her şeyi bildiğini […]
Dersin sonu! [16 Eylül 2010 Perşembe]
Niyeti öğrenmek olmayanın, adına “öğrenci” dense bile; sınıfta durduğu her dakika, herkes ve kendisi için “zaman kaybı”dır… Fakat talep eden biri, dersini dinlemeyi tercih ettiği insanın; “hayatından özenle kestiği özel dilimleri” kendisine sunduğunun farkına varmaya çalışır! Acaba o zaman “etime tel sokuyor” diye feryat mı eder o insan, yoksa “kulağıma altın küpe takıyor” diye mi […]
Sesini işit! [12 Eylül 2010 Pazar]
(Şu dersi kolay kolay kimseden alamazsın.) Çocuğunuza; bir davulcu, bir balıkçı, ayakkabı boyacısı, piyangocu vs. çiz, deseniz kapar kalemi. Çünkü görmüştür o insanların neyi/nasıl yaptıklarını… Ve fark edersiniz ki bir gün; şoför, postacı, simitçi, zurnacı, çaycı, pazarcı vs. her çalışanın, sizin zihninizde sabitlenen şekliyle, başkalarının zihinlerindeki görüntüler neredeyse aynı. Dik yakalı hâkim kaşlarını çatarak tokmağı […]
Ahh o, gelecek bayramlar… [10 Eylül 2010 Cuma]
Acaba bugüne kadar kaç defa duydunuz; “ah o geçmiş bayramlar” başlığını kim bilir! Eski bayramlar geçmişte kaldığı için mi öyle hasretle anılır, yoksa dinleyenler tarafından bilinmediği için mi? Bunu bilmiyorum ama şunu biliyorum ki; yeni yetmelere anlatılan bayramlar dallandırılıyor, güllendiriliyor… Ve hatta dünkü çocuklar bile, kendilerini dinleyen miniklere kendi geçmiş bayramlarını anlatırken, sanki kaymak üstüne […]
Bayram nedir? [09 Eylül 2010 Perşembe]
Bayram, bir gönül üzülüşüdür ona doğru… Bayram, bir kuş süzülüşüdür ona doğru… Bayram, bir kervan düzülüşüdür ona doğru… Gelirken bayram, hani kavuşmak istersin gönlünün bayramına; yüreğinde ince ince sızılar… Bütüün kuşları süzülür içinin; gözleri hep o yana bakan, yüzleri aynı tarafa dönük… Ve içinde hazırlanan kervanlaar; püskülüyle, çanıyla, halısıyla, okka okka, batman batman duygu […]
Mahmut Amcalı güzel yazı [05 Eylül 2010 Pazar]
Mahmut Amcaa, özledim seni! Özellikle bu ay hemen her gün meyvelerini yediğimiz hurma ağaçlarından bir kısmının erkek ve bir kısmının da dişi olduğunu biliyor muydunuz? Dinleyin: Erkek ağaç dişi tarafına eğilmektedir. Erkek ağaçtan bir madde dişiye gelmeyince, dişide meyve hâsıl olmaz. Gerçi bütün nebâtlarda bu iki organ vardır ve fekondasion (Telkîh) olmaktadır. Fakat, hurma ağacında, […]
Simit ve can… [03 Eylül 2010 Cuma]
(Bazı yazılar, yazılıp uyutulur zamanın beşiğinde… Yıllaar geçer; hatıralar, kendilerini okuyacak yaşa gelir!..) Bazıları, can simidi atar suya; ..bazıları da kendini! Çoğunda su bulanıktır ve pisliğe bulanmaktadır o kimse; batıp çıkmaktadır, bir görünüp bir kaybolmaktadır… Bazen canhıraş feryatlarla korkusunu haykırmakta; bazen güçlü görünmeye çalışarak ortalığa bağırmakta; bazen de güzelliğini ortaya çıkararak seni çağırmaktadır; ..başını kaldırabildikçe, […]
Sahaya çık! [02 Eylül 2010 Perşembe]
Küçük çocukların saf/masum ifadelerle verdiği hoş/komik/ilginç cevaplara güler, hatta bunlardan programlar çıkarırız. Bizler şu “farka” şaşırırız aslında: Çocuklar gördükleri şekilde söyler; bizlerse alıştığımız şeyleri yapar ve kendi istediğimiz şekilde görmeye devam ederiz! Bir çocuğa “Spor nedir ve ne yapılır?” deseler, “Spor gole bakmak ve çerez yemektir” demez mi?.. Spor anlayışımız işte bu hale geldi. Çocuklar […]
Diş kirası [29 Ağustos 2010 Pazar]
Mahmutpaşa ismini (Eminönü bölgesindeki ticaret merkezi bir semt) diye hatırlarız. Mahmut Paşa ise Fatih Sultan Mehmed Hân dönemi sadrazamlarından biridir ki; cömertliği, hayırseverliği, fakirlere yardım etmekten zevk almasıyla tarihimize geçmiştir. Hele ramazan ayı geldiğinde paşa, kesenin ağzını öyle açar ki verdiği iftar ziyafetleri dillere destan olur… Birçok ihsanın haricinde, bir hediyesi daha var ki […]
Baston odunu [27 Ağustos 2010 Cuma]
Baston sanır ki, elinde taşındığı adamı kendi taşır… Bilmez ki; dağlar dolusu orman, ormanlar dolusu ağaç var. Ağaçlarınsa her dalı birer baston! {*}{*}{*} Baston sanır ki, emsalsiz olduğu için verilmiştir bu görev kendisine… Bilmez ki; ya tutulacak bir budağı vardır kenarında veya yaşken eğilmiştir, ele gelecek biçimde! Bazısı da der ki; bak, işte başım dimdiktir. […]
Kendini sağan meme [26 Ağustos 2010 Perşembe]
Bu, ne kadar zor iş! Sen bir olta, hep kenarda bekliyorsun. Diğerleri, denizler dolusu balık: Burunlarını değdirip, senden kaçıyorlar! İçinde, bir çelik iğne; daima acılardasın… Olurla olmaz arasında, ümitle ümitsizlik arasındasın. Hâlbuki vermek isteyen; kendini sağan memedir! Hayat boyu ve tükenene kadar… Ya diğerleri? Mideme gaz yaparsa, diyerek bedenlerinin gıdasını, hayatlarının iksirini almamaya çalışan bebekler! […]
Kendime not [22 Ağustos 2010 Pazar]
Fırıncı un beyazı, kömürcü siyaha dönmüş; balıkçıyla bacacının kokusu farklı… Yaylada kekik otlayan hayvanın eti, ahırda saman yiyeninkinden ayrılıyor… Mandanın çamurdan çıktığı, koyunun çalıdan geçtiği sırtlarına bakar bakmaz anlaşılıyor. İnsan da her ne ile meşgulse; gecesi gündüzü, gerçeği hayali onunla doluyor. {*}{*}{*} Rüyamda birileri var, bir şeyler olmuş, bir şeyler diyorum. Demek ki uyurla […]
Hazır mısın, gidiyoruz! [20 Ağustos 2010 Cuma]
-Gidiyoruuz, hadii, hazır mısınıız?.. Adam sesini çıkarmadı. Çocuklarsa rastgele sözlerle cevapladılar annelerini. Aslında hepsi biliyordu ki hiçbiri hazır değildi ve hepsinin de acele etmesi gerekiyordu. O yüzden herkes birbirine sesleniyordu… Kadın birazdan yatak odasına dalıp, heyecanlı sesiyle: “Ne yapıyorsun” dedi kocasına… Boş bulunan adam irkildi!.. Arkasını döndü. Karısının elindeki çiçekli şortunu gördü. Günlerdir onu arıyorlardı, […]
Marmara üzerinde yüzen hatıralar [19 Ağustos 2010 Perşembe]
Marmara Denizi’ne bakıyorum. Hava sıcak. Hava nemli. Havada garip bir hüzün kokusu… Dalgalar yavru kedilerin dilleri gibi, minik uzanışlarla sahili yalıyor. Martılar süzüm süzüm havada, sanki her biri bir başka hayal âleminde kayıyor. Gölgede oturmuşum ve Marmara’ya bakıyorum; uzaklar sisliii ve sisler tuzaklı!.. {*}{*}{*} On bir yıl sonraki zamanları göreceğime, on bir yıl sonra da […]
Bahçemizin kurtları [15 Ağustos 2010 Pazar]
Meyve sepetinin başına oturmuştu adam. İçinden bir elma seçiyor, kabuğunu soymadan dörde bölüyor… Bu parçaların çoğunda gözüken kurtlu kısımları bıçağıyla çıkarıyor… Ve ancak ondan sonra bir tabağın içinde biriktiriyordu. İşte bu dilinmiş, delinmiş, oyulmuş, küçüklü büyüklü elma parçalarını gören misafir kız; -Baban ne yapıyor? Dedi. O kestiği elmalar kurtlu, öyle değil mi? Bahçe sahibinin kızı, […]
