Uçmayan koltuklar! [27 Ağustos 2009 Perşembe]

(Türkçe okuyabilen her vicdan sahibi aşağıdaki satırlarımı anlayabilecek… Buyurun, elbette siz de anlayacaksınız!) Uçağa binip Mekke’ye gitmek (misal ki, tam) 4 saat… Fakat Kâbe’nin bulunduğu şehre ineceğinden tam 4 saat önce hava alanına gel bakalım, uçakla birlikte havalanabilecek misin? Yolcuların alınmasıyla tekerleklerin pistten koptuğu an arasındaki fark “temkin vakti” ve en azından 15-20 dakika… Ancak […]

2 mins read

Fındığa başfiyatı [23 Ağustos 2009 Pazar]

17 Ağustosun 10’uncu yılına: 2     Dünya tarihinin gördüğü en yüksek “baş fiyatı”nı buldu o sene fındık!.. Benim bir kök fındığım olsaydı ve onu toplamak için yamaçlara çıkmış olsaydım… Ben fındık bahçelerinin yakınında yorgun-argın uyurken, düzdeki evim yere gömülmüş olsaydı; herhalde o fındığı satmaya bile elim varmazdı… Deprem bir süre önce veya bir süre sonra olsaydı, […]

2 mins read

Sigara kaç yılı çalar? [21 Ağustos 2009 Cuma]

Kanun üstüne kanun, tedbir üstüne tedbir… Bu kadar çaba sonuç verdi ve sigara içenler nihayet toplumda birer cüzzamlı muamelesi görmeye başladı! Önce otobüslerden, vapurlardan indirildi tiryakiler ve sonra bürolardan, kahvehanelerden çıkarıldı. Aslında iyi de oldu! En sonunda yıldızların altından başka yer kalmadı sigara tüttürülebilecek. Peki sebebi ne? Sigaranın insan ömründen bazı yılları çalma ihtimali! Yüz […]

2 mins read

03.02 idi kırıldığında saatler [20 Ağustos 2009 Perşembe ]

Yazmam gerekiyor… Ama ne yazabilirim? {*}{*}{*} İncecik bir vazo düştü yere… Bir gül kırıldı orta yerinden! İki minik çerçeve sarsıldı duvarda ve son kez dokundular birbirlerine… Saat 03.02 idi kırıldığında saat! {*}{*}{*} Yazmam gerekiyor… Ama ne yazabilirim? Bebek kokan bir biberon düştü yere… Sonra bir anne, süt kokan yavrusunun üstüne attı kendini… Saat 03.02 idi […]

1 min read

Sürpriz kitaplar [16 Ağustos 2009 Pazar ]

Devrek’in Çaydeğirmeni’ne bağlı, Filyos Irmağının aktığı geniş vadiye bakan Karabaşlı Köyü’ne çıktık. Orada bizi; bahçelerinde hamur açılan, sac üstünde yufka kızartılan bazı avlulara götürdüler… Olacak ya; bir poşete doldurulmuş çocuk kitapları ilişti gözümüze. Kuru dalların, odunların üstüne atılmışlardı. Muhtemelen gecelerin nemini emdikleri için çoğu yaprakları bükülmüştü. Alioğlu Yayınevi’ne çizdiğim çocuk kitaplarıydı bunlar. Emre, Esra, Tuba […]

2 mins read

Zaman, yok aslında!.. [14 Ağustos 2009 Cuma ]

Zaman filan yok aslında! Bir ben varım bir de sen, sonra da diğerleri… {*}{*}{*} Zaman yok; sevgi var, ışık var, gündüz var, beyaz var; bir de bunların zıddı! Zaman; işte bunların, içimizden dışımıza çıkabilmesi için bize verilen müddet: İçinde olanı çıkar hadi dışarı! Konuş ki kuru dağları ormanlar kaplasın, sarı ovalara çiçekler serilsin… Konuş ki […]

1 min read

Bir tohum at [13 Ağustos 2009 Perşembe]

Bir tohum at! Attığın tohumu ister unuut, ister unutma. Sonra bir tohum daha at; ister sulaa, ister sulama!.. Ardından bir tohum daha at. Bir tohum daha at sonra, bir daha, bir daha ve bir daha… {*}{*}{*} Bir tohum at! İster besle kökünü ister besleme, ister destekle gövdesini ister destekleme, istersen ip bağla, istersen buda, istersen […]

1 min read

Yedigöller -iki- [09 Ağustos 2009 Pazar]

Bolu’nun kuzeyindeki Yedigöller havzası 1965 yılında milli park olarak korumaya alınmış. Bir buçuk kilometrelik mesafeye sıralanmış büyüklü küçüklü bu heyelan göllerinin çevresinde sarıçam, karaçam, kayın, kızılağaç, Uludağ köknarı ve gürgen ağaçları yükseliyor. {*}{*}{*} Ormanın yüksek ağaçları arasında saklambaç oynar gibi gizlenmiş göllerin rakımı 780-850 metre ve genişlikleri 1.000-25.000 metrekare arasında. Sazlıgöl’den İncegöl’e geçen su ondan […]

2 mins read

Yedigöller -bir- [07 Ağustos 2009 Cuma]

Haritalardaki bazı kelime ve işaretlerin yeterince anlam ifade etmeleri için, insanın oraları görmesi lazım. Yoksa ırmaklar, göller, dağlar, hatta koca şehirler; kitap sayfaları arasında yatan birkaç harften başka ne ki! Misal: Dirgina neresidir, dağdan inene ne ifade eder, biliyorum artık! {*}{*}{*} 30 Temmuz günü öğlen olmadan Bolu’dan çıktık. Yukarısoku’dan kuzeye, Çukurören’e doğru Bolu Dağları’na vurduk… […]

2 mins read

O kişi, kim? [06 Ağustos 2009 Perşembe]

Bir insan düşünün ki; her ne yaparsa yapsın, hesabını sizden soracaklar!.. Kimse görmezken bile bir yanlış iş yapsa, size şöyle diyecekler: “Gel bakalım, ver bu yanlışın hesabını!..” Hesaptan kaçabilmek yok… “Yanlış gördüklerini, hatalı yazdıklarını” söyleyebilmek yok… Var ise yapılan bir suç, cezasını karşına dikecekler! Bir kişi düşünün… Her ne yaparsa yapsın siz vereceksiniz hesabını; isteseniz […]

1 min read

Beni bekliyor… [02 Ağustos 2009 Pazar]

Kendi üzerinde dönen değirmen taşları misâli dönüyorum odalarda; Seccadeler nerde?.. Kıble hangi yöne doğruydu bu evde?.. Başıma koymak için takke, çekmek için tesbih var mı?.. {*}{*}{*} Bugün bitti. Gece de gidiyor… Bir günüm daha bitti; ben nereye gidiyorum?.. Gün gün, saat saat, dakika dakika ölüyorum!.. Gidiyorum!.. Tükeniyorum; haberim var mı?.. {*}{*}{*} Her şeyi sevmek… Çok […]

2 mins read

Hangi tohum hangi toprağa [31 Temmuz 2009 Cuma]

Otogardasın… Birilerini bir yerlere gönderiyorsun, da; kimi, nereye? “Al şu senin biletin, bu otobüse bineceksin. Şu senin biletin, şu senin ve bu da senin; sizler de şu arabalara bineceksiniz!” Dağıtım masasındasın… Askerler bir yerlere doğru yola çıkacak, senden alacakları adreslere bakarak: “Sen doğuya gideceksin, sen batıya, sen kuzeye, sen ise güneye…” {*}{*}{*} “Şu sıralar ÖSS […]

1 min read

Adres satmak [30 Temmuz 2009 Perşembe]

Herkes bir şeyler satıyor, sabırla yetiştirerek: Buğday, mısır, pirinç; un, tuz, ekmek… Herkes bir şeyler satıyor: Koyun, inek, tavuk; et, yumurta; süt… Ve herkes bir şeyler satıyor, toplayarak dallardan veya çamurda büyüterek: Elma, kiraz, dut, ceviz, hurma, fındık; domates, lahana, dereotu… Herkes bir şeyler satıyor yontup çakarak: Kapı, sandalye, sedir… Herkes bir şeyler satıyor kesip […]

2 mins read

Birkaç tane pirinç [26 Temmuz 2009 Pazar]

Babam, 50’li yıllarda Paşabahçe’ye girmiş bir camcıydı. El imalat ustasıydı. Çocukluğumuz boyunca anlattıklarından biri şu “pirinç” hikâyesiydi ki; kendisi de fabrikada öğrenmişti: Almanya’nın büyük fabrikalarından birinde bazı işçiler; “israf” suçlamasıyla kendilerini işten atan patronlarını mahkemeye veriyorlar. Umdukları olmuyor, davayı kaybediyorlar. Çünkü patronları; bu işçilerin tabaklarında pirinç bıraktıklarını ispat ediyor. Ve her işçi tabağında birkaç pirinç […]

2 mins read

Hısn Keyfa -2- [24 Temmuz 2009 Cuma]

(Hasankeyf’e dalış keyfi!)   Dünden devam Acaba hangisi daha komik: “Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler!” Demek mi, yoksa; “Karanlıkta kalıyorlarsa, cihazları çalışmıyorsa, çamaşırları yıkanamıyorsa, toprakları çatlıyorsa, ağaçları kuruyorsa, hayvanları ölüyorsa, çocukları hastalanıyorsa, içmek için taze su bulamıyorlarsa Hasankeyf’e sadakat turu yapsınlar!” demek mi? {*}{*}{*} Çaresi; çıkan ve çıkacak benzeri sesleri bastırmaya çalışmak değil, y-ö-n-l-e-n-d-i-r-m-e-k-!.. Konu hazır gündemde; […]

2 mins read

Hısn Keyfa [23 Temmuz 2009 Perşembe]

(Hasankeyf’e dalış keyfi!)   Neye, nereden bakıldığı çok önemli… Refah yükseldi, haberleşme çağ atladı, dünya küçüldü; artık uzaklarla ilgileniyoruz… Böyle bir zamanda, böylesine büyük devlet işlerinin “psikolojik” boyutunu yönetecek ve iyi çalışan ekipler olması lazım! {*}{*}{*} Kadıköy’deki Hasanpaşa’nın bir yanını dağ, Kurbağalıdere’yi de Dicle suyu olarak düşünün! Bir köprü, birkaç mahalle, bir minare, işte Hasankeyf!.. Hasanpaşa […]

5 mins read

Ne için ölmek? [19 Temmuz 2009 Pazar]

Cadde kenarındaki bir mezarlığın yanından geçtim. Bu kabristanın en görünen yerinde; başına bayrak dikilmiş, kenarlarına bayraklar asılmış bir “şehit” yatıyordu… Ağaçların altındaki “dilsiz” mezarlardan “biri” konuşuyor sadece. Diyor ki: “Ben, işte bu bayrak için öldüm, hayatımı bu bayrak uğruna feda ettim!” İçi sızlıyor insanın. Zaten görenler de açıyor ellerini ve inşallah cennette yeşersin diye toprağa […]

2 mins read

Hiroşima, ve… -2- [17 Temmuz 2009 Cuma]

1952’de ölen Josef Cugaşvilî Stalin (ismi “Yahudi oğlu” anlamına gelir) ise Lenin’in yerine, Komünist Parti’nin başına geçti. Şehirlere kendi ismini verdi, her yere heykellerini diktirdi, resimlerini astı, milleti kendine tapındırdı. Rus milletini ve hele Rusya’daki Müslümanları işkence altında inletti. Yirmisekiz sene içinde ellibeş milyon (55.000.000) insanın canına kıydı… {*}{*}{*} Nedense bu isimler, şu güzel ülkemizdeki […]

2 mins read

Hiroşima, ve… [16 Temmuz 2009 Perşembe]

Bir çakıl taşını insanın gözü önüne yaklaştırdığın ölçüde; arkada kalan kayaları, hatta dağları göremez olur! Bir zamanlar o kadar gözümüze sokuluyordu ki; sanki Hiroşima’yı bilmemek, insanın düşebileceği en büyük ayıplardan biridir, sanıyorduk. Aslında, evet; Hiroşima, insanoğlunun büyük utançlarındandır. Fakat bir insanın bombayla öldürülmesi ile aç bırakılarak öldürülmesi yahut süngüyle, kılıçla, gaz odalarında öldürülmesi arasında pek […]

4 mins read

Ateşe ‘düş’tüm [12 Temmuz 2009 Pazar]

Ateşe düşer pervaneler… Ama pervaneler ateşe düşmeden; ateş düşmüştür içlerine!.. Ateş, pervanelerin içine düşer; Ve pervaneler, ateşe!.. {*}{*}{*} Ateşe düştüm… Ateşe düştüm, şuna karar veremediği gün zaman: Yanan hangisidir; Pervane miii, ateş mi?.. {*}{*}{*} Ateşe; düş’tüm… Ateşe düş’tüm ve ateş de bana düş’tü, her rüyâda!.. Rüyâlarım sürükledi zaten beni bu ateşin koynuna; Ateşe düştüm!.. {*}{*}{*} […]

1 min read