Stop Köşesi
Tecrübe!.. [27 Ocak 2002 Pazar]
Hayatımın en büyük… Ama gerçekten en büyük derslerinden birini aldım sonunda… Bu büyük dersin ne olduğunu… Ve benim, öğrenmek için, hayatımın büyüük bir zaman dilimini tüketerek, ve hatta ziyan ederek elde etmiş olduğum bu tecrübeyi; hiç zaman harcamadan, çaba göstermeden, kolayca ve ücretsiz olarak öğrenmek isteyen var mı aranızda?.. Peki öyleyse, dinleyin beni. Ama, iyi […]
Sözün kısası(!) [25 Ocak 2002 Cuma]
(Her zaman “edebiyat” yapmak gerekmez, değil mi?.. Bazen, eve yeni gelmiş de anlatıyor gibi, veya tanıdık bir dükkana girmiş de ısmarlanan çayı yudumlarken laflıyor gibi konuşabiliriz sizlerle. Şunun şurasında “dün” değil ya tanışmamız!..) ……… Geçenlerde uğradığım hastanenin kapısında bir kalabalık… Sürtünerek geçtim aralarından. Koridorun sonundaki “ahbabımın” kapısını tıklatıp girdim yanına. Yalnızdı, ama yalnız da kalmak […]
Aşlar ve ahçılar [23 Ocak 2002 Çarşamba]
Çevredeki bütün insanların; “Yaradan’a şükürler olsun ki; eşimiz dostumuz… Ve ocakta kaynayan AŞIMIZ var” diye dua ettikleri yıllarda doğdum… İnsanlar sanki daha mutluydu o zamanlar, veya çocuklar sadece insanların mutlu olduğu saatlerde uyanık kalmaktaydı!. ….. Düşünmezdi bile çocuklar; İnsanların, acaba mutlu oldukları için mi şükrettiklerini; yoksa şükrettikleri için mi mutlu olduklarını… Benim de umurumda değildi […]
İstanbul’a hangi yoldan gidilir? [18 Ocak 2002 Cuma]
İstanbul; çok kişinin gözünde, ne kurulmuş bir şehir ne de bir toprak parçasıdır… İstanbul; önden giden hayallerinin, yani bir anlamda etmiş olduğun imânın seni çektiği yöndür… İstanbul; belki ilk, belki de son kızılelmadır!.. Kim olduğun, veya kimlerin olduğu meydanda bulunduğun önemli değil… Şöyle başını kaldırıp sorsan ki; “İstanbul’a hangi yoldan gidilir?..” Çöpçü de olsa, çocuk […]
İnsanlar “susanları” dinliyor… [16 Ocak 2002 Çarşamba]
(İnsan hani küçükken bir şarkı duyar, onu ezberler, ama anlamını bilmez!.. Ben de, işte öyle ezberlediğim dedemi “hatırlıyordum” sadece… Ama bu bilip-hatırladıklarımın ne anlama geldiklerini öğrenmem için, uzuun yılların geçmesi gerekiyormuş!.. İçimde bulduğum, ve aşağıda size aktardığım şu üç mektupçuğunda olduğu gibi…) ……… Hazreti Yûnus, bir ömür boyu belki de “dîvanı kadar” konuşmuş… Ve belli […]
Rampadaki çocuklar(!) [11 Ocak 2002 Cuma]
Mümkün olsa da, hepimize; “Uzay gemilerinin istikametlerini belirlemeyi… Çıkış ve varış noktalarının tespitini… Açılarını hesaplamayı” öğretebilselerdi… {*} Karla kaplı bahçesinin, iki karış enindeki buz tutmuş uyduruk beton yolundan, düşüp de bir tarafını kırmadan, vişne ağacının arkasındaki helaya kadar nasıl gidip gelebileceğini düşünen adam için ne lazım ki; “kızıl gezegene nasıl gidilir?..” Yani, ne için lazım; […]
Sevmek; düşünmektir… [09 Ocak 2002 Çarşamba]
Seni seviyorum!.. Ve inanıyorum ki seni sevmek, seni DÜŞÜNMEKTİR; hayâlini kurup, sana sarılacağım ân için iç geçirmek değil!.. {*} Nerde kalmıştık; “Seni seviyorum”da kalmıştık, değil mi?.. Seni seviyorum’da “KALINIR” zaten değil mi? Yani buraya gelinir, ve bir daha da seni seviyorum’dan gidilmez… Kovulsan bile!.. {*} Demişsin ya hani; “şu an karlara bata çıka ilerlemekteyim…” İşte, […]
Sen, sen kadar büyüksün! -2- [06 Ocak 2002 Pazar]
(Cumadan devam) Konuşmaları, acaba neler,,, acaba hangi “incir çekirdeğini doldurmaz” takıntılar kökünden kopartıyor, öldürüyor dersiniz?.. Sebepler basiiit, çok basit, en basit… Bir problem biliyorum, ama gerçekten ciddi bir problem; sadece çayı şangırrr şungur karıştırıp, hortum gibi çekerek içmekle ilgili… ….. Bir başkasını biliyorum; yemek yemekle ve çorba içmekle alâkalı… Bir başkasını biliyorum geğirmekle alâkalı… Bir […]
Sen, sen kadar büyüksün! [04 Ocak 2002 Cuma]
(Bu yazıyı yazmamı, “neredeyse emreden” üç kişiye, hadi gelin kızmayalım… Hatta minnet duyalım ki; böyle bir hassas konunun ortaya dökülmesine sebep oldukları için…) …….. Bizler, küçüktük değil mi? Ve küçükler susardı… Küçükler saygılı, küçükler ölçülü, küçükler terbiyeli olurdu. Ama günün birinde öğrendim ki; “büyükler” imiş susan… Hakiki büyüklermiş saygılı, ölçülü, terbiyeli olan… Yani, “örnek” olanlar!.. […]
2002 kaç ay? [02 Ocak 2002 Çarşamba]
Alâkaya çay demlenir elbette; bir de bu soru her birimizi ciddi şekilde alâkadar ediyorsa!.. Versenize cevabını; 2002 KAÇ AY?.. Evet, ikibiniki senesi kaç ay?.. Bu biraz da alışkanlığa bağlı. Belki de bakmak lâzım geçen senenin kaç ay olduğuna, sonra bir önceki senenin, bir önceki, bir önceki; O zaman kendiliğinden çıkar ipuçları önümüze… {*} İKİBİNİKİ KAÇ […]
Ne için… (1) [09 Temmuz 2006 Pazar]
Kim daha mühim öbüründen veya kimin işi lüzumsuz diğerlerinden? {*} Herkes farklı yerlerde, ayrı görevlerde… Zor değil aslında bunu anlamak, fakat aynı zamanda çok da zor!.. Peki, nasıl oluyor bunun “hem zor hem de kolay” olması? ….. Çünkü her meydandaki, her masadaki, her koldaki saatlerin ayarlanması gerekiyor; ve çünkü her şehirdeki bina duvarlarının onarılması gerekiyor; […]
Ben, aslında… [06 Temmuz 2006 Perşembe]
(Çoğunluğa uymak…) …………… Ben, bir desti toprağıyım; Karılır çamur olurum ve şekle girecek hamur olurum… Ben bir desti toprağıyım; Beklerim pişmeyi ve özlenen bir kap olurum… İçimde serinleyen suları akıtınca bardaklara, kanar içi yanan insanlar! Ben bir desti toprağıyım… {*} Bütün topraklarla beraber toplandım ben de; kürek kürek, kamyon kamyon… Bütün topraklarla beraber yığıldık aynı […]
Ya kocakarı olsaydım! ((Kırkpınar’ı ihbar!)) [02 Temmuz 2006 Pazar]
Öyle ayırmışlardı ki biz çocukken her şeyi; ya siyahtır ya beyaz, ortası yok! “Batı bilimi” adıyla ambalajlanıp önümüze konmuş olanların haricindeki her şeyin adı; hurafe veya kocakarı hesabıydı o zamanlarda… Bu ifadenin neleri ve nereleri içine aldığını varın siz hesap edin… Takvim sayfalarına eklenen satırları yıllar yılı gördüğüm halde ve bunlara sadece gülüp geçmeye alıştırıldığımız […]
Acaristan [30 Haziran 2006 Cuma]
Hani bazen o kadar aç olursunuz ki, iştahınız kapanır… Bazen de uykusuzluktan uyuyamazsınız… İşte şu an, benzer bir ruh hali içinde, yazamıyorum; yazılacak şeylerin çokluğundan!.. Bütün hayatım, ve bütün hayatınız; acı çeken insanlara üzülmekle ve acı çekilen bölgelerin hikayelerini dinlemekle geçti, değil mi? Küba, Kamboçya, Etiyopya, Somali, Nijerya, Kongo… Sibirya, Kore, Türkistan, Bengladeş… Arnavutluk, Bosna, […]
Mudurnu [29 Haziran 2006 Perşembe]
Yurt dışında hayran olduğum ilk şey; çevre ve mevcut eserlerin korunup onarılması hususunda gösterilen titizlik… İçimdeki en derin cam çiziklerinden biriyse; buldozerlerimizi kör adamların kullanmasıdır! İşte bu yüzden şaşkınlık içinde kaldım, derelerin tepelerin arasından geçip de geldiğimiz Mudurnu’da… {*} Üç kişiyiz. Biri, gezi rehberimiz sevgili Hatice Ekiz; diğeriyse, bu doğa ve kültür gezisini akıl edip […]
Rüzgâr ve ateş [25 Haziran 2006 Pazar]
Dokunamıyorum sana… Fakat, sen bana dokunuyorsun! {*} Dursam durulamayacak, kaçsam kaçılamayacak haldeyim senden! Üşüyorum… İçim daha çok savruluyor dışımdan ve dışım içimden fazla savruluyor; Senden, sana doğru… {*} Soğuk esen rüzgârlar gibisin şimdi… İçim üşüyor varlığınla! {*} Oysa, ne ayaz geceleri ısıtmıştım hayalinle ben! Kara bir kıştı. Siyah bir paltoya sarılmıştım nehrin üstündeki köprüde. Sen […]
Yerli malı kemik kolye! [30 Aralık 2001 Pazar]
(Bilgisayarımın yanında öyle bir greyfurt var ki; sanki son yılları hiç görmemiş gibi, çevresi yarım metreye yakın!.. Daha irileri de olurmuş bunların, öyle diyorlar… Ama nasıl da güzel kokuyor, anlatılmaz…) Yedi ile başlayan (70’li) yıllarda, “Yerli malı” dediklerinde, çizgi filmlerde gördüğüm “yerliler” gelirdi aklıma hep… Yerli malı ne olabilirdi ki; ağaçtan kopartılmış birkaç meyve, ayıp […]
Üç kelime [28 Aralık 2001 Cuma]
Bütün gece üç kelimeyle uğraştım… Bende çok sık olur bu. Bir konu, aniden, bütünüyle beliriverir zihnimde… Derim ki; “A’hahh!.. Bu yazı, bugüne kadar yazdığım en iyi şey olacak!..” Ama kalkıp “en iyi yazı”yı yazmak yerine, “hayaline” dalarım hep… Ve bu hayal, yatırıp beni kucağına kulağımın arkasını kaşır, parmaklarını saçımın arasında dolaştırır, kirpiklerimi okşar, perçemlerime üfler…ve […]
Çünkü kitap ışıktır [26 Aralık 2001 Çarşamba]
(Bazı anlar sanki birer şifre gibi… Bazı anahtarlar dönüveriyor sanki eski kilitlerin içinde ve sanki açılıveriyor zihinlerdeki gizli odalar… Değil mi?) ….. Hepimiz bir yerlerindeyken evin; kalakaldık!.. O an çakmağın ve mumun nerde olduğunu hatırlayıp, seslendim; -Bi’dakka, bi’dakka… Kimse kıpırdamasın!.. Önce banyonun kapısını, sonra yanında çakmak olan mumu buldum. Yaktım ve salona doğru yürürken, ışığı […]
Gideceksen… [23 Aralık 2001 Pazar]
Haydi git! Beyaz atın üstünde doludizgin; çiçeklerin boynunu ezerek, kırarak git… N’olur işkence etme… Mahmuzla şu atını; hadi git gözlerimden, ufkumu yırtarak git!.. ….. Haydi git! Beyaz atın üstünde doludizgin, Çiçeklerin boynunu ezerek, kırarak git!.. Gideceksen, hadi git beyaz atın üstünde doludizgin; kırarak, ezerek git boynunu çiçeklerin!.. N’olur işkence etme… Mahmuzla şu atını, Haydi git […]
