Havada kaç dakika?.. [15 Mart 2002 Cuma]

Kulakları çınlasın, bir arkadaşımız vardı; Süha… Hem aile dostu, hem iş ortağı, hem de bir anlamda öğretmeni olan kişiden bahsederken, şöyle derdi: -Angie, önceleri bana "şöyle yap" dediği zaman, hemen itiraza başlıyordum. "Yok, öyle değil böyle yapmak lazım… Çünkü senin söylediğin değil, doğru olan budur" diyordum… Ama işim de bir türlü büyümüyor, olduğu yerde duruyordu… […]

3 mins read

Yüreğimiz konuşur [13 Mart 2002 Çarşamba]

Sarmaşık güller dolanmıştır başına hani… İncecik dikenleri vardır, çizer ya ellerini cam kırıkları gibi; canın kırılır!..  {*} Canın kırılır; Senle ben arasındaki camın kırıldığı gibi!  {*} Can ve cân arasındaki cam çekildiğinde aradan, kan sızar yaradan… Ben sana akıtırım içimde ne varsa, sen de bana akarsın kendin kadar yaradan!..  {*} Sarmaşık güller dolanmıştır başına hani; […]

2 mins read

Kör çiviler [10 Mart 2002 Pazar]

İşittiği kelimelerin mânâlarını zihninde kanırtmaya… Ve herhangi bir ifadenin; sanki tektip üniformaya bürünmüş ve herkese görünmekte olduğu kılığının altında, çiçekli veya çizgili çamaşırların bulunabileceğini farketmeye başladığında, sanırım insan 5 yaşlarında filan oluyor… Değil mi?..  {*} O yaşındaki insan, sanki bir teleskopmuş gibi karşısındakinin, her gözün göremeyeceği kadar uzak derinliklerinde uçuşan yıldızları, gezegenleri bile görüp; ve […]

3 mins read

Kimi seviyorsunuz? [08 Mart 2002 Cuma]

Beni… Lütfen, beni sever misiniz?.. Çok rica ediyorum, sever misiniz beni… Çok rica ediyorum, meşhur eder misiniz beni?.. Çok rica ediyorum, adımı dillerde söylenir hale getirir misiniz?.. Çok rica ediyorum, zenginleştirir misiniz beni hakkımda ileri-geri, ulu-orta konuşarak… Ne dediğiniz de hiç önemli değil. Yeter ki konuşun… Ve yani, sevin beni. ….. Şimdi de sevmediğiniz birini […]

3 mins read

Ankanın kuyruğundaki yamuk tüy!.. [06 Mart 2002 Çarşamba]

Gözler, göklerde arar Anka kuşunu; Bulutların ardında, ufukların ötesinde… Gözler; göremediği yerlerde bilir onu, ve "bildiği" yerlerde bulur!.. Gözler, göremediği yerlerde bulacağını bildiğinden arar Anka kuşunu bulutların ardında, ufukların ötesinde, hayallerin gerisinde!.. ….. Zümrüdü Anka, başkadır diğer kuşlardan… Ama; Anka kuşu avlanmaz… Avlanan kuş, Anka kuşu olamaz!  {*} Kimdir av,,, ve kimdir avcı?.. Hangi ok […]

2 mins read

Sen İstanbul olsaydın [03 Mart 2002 Pazar]

Sen İstanbul olsaydın; Ben, sende konacak bir dal bulamayan martı gibi çığlık çığlığa atardım kendimi denizlere! Sen İstanbul olsaydın…  {*} Sen İstanbul olsaydın, aşka doğru… Bürünüp sevda rengine, dursaydın gurubun önünde akşam vakitlerinde. Ve ben… Bense bir güneş gibi yakmaya gelirken seni; saplansaydım kirpiklerine, tam kalbimden… Düşseydim ufkuna, kan-revan içinde!..  {*} Sen İstanbul olsaydın, ve […]

1 min read

Bilmemeyi öğrenmek… [01 Mart 2002 Cuma]

…………………………………………………..Bir……… Genellikle neşeli, heyecanlı ve yönlendirici kişiliğiyle bilinen dedem, günün birinde birkaç kişinin yanında ağlamış… Kendisini görenlerin bu hâlini yadırgamaları üzerine; “-Hayret edecek ne var ki, demiş. Benim bildiğimi siz de biliyor olsaydınız, her biriniz benden fazla ağlardınız!..”  {*} Biri ukalâlık yapıp, diklenir gibi sormuş: “-Sen ne biliyorsun ki bizim bilmediğimiz, Çavuş dede?..” Cevap verirken […]

2 mins read

Ben “güzel”den anlarım!.. [27 Şubat 2002 Çarşamba]

Vayy!.. O günün üzerinden tam yirmiiki baskı geçmiş… İlk kitabının içinde birkaç satırım yayınlanmış; o da bana o ilk kitabının henüz kapağı bile takılmamış olan o ilk nüshasının içine birkaç satır yazmıştı “tükenmez” kalemiyle… Toplam 22 baskı kaldı geride, ve dördüncü kitabının çıktığını ilk defa siz duyuyorsunuz; Yangının adı Leyla…  {*} Yangının adı Leyla lafını; […]

3 mins read

Kurban eti diğerlerine benzemez [24 Şubat 2002 Pazar]

Üçüncü sınıftayım… O sene çok borca girmiş, bir apartman dairesi almış ve apar topar taşınmışız. Bina ve mahalle komşularıyla henüz tanışıp kaynaşmamış olduğumuzdan, kimseler bizim biz de bilmiyoruz kimin kim olduğunu… ….. Hemen ardından kurban bayramı geliyor, ama annem için için ağlamakta… “Kurban etinin bir başka koktuğunu” o zaman duyuyorum… Annem sessiz sessiz ağlamakta; çünkü […]

2 mins read

Gözyaşının kimyası (!) [22 Şubat 2002 Cuma]

Kafama takılır bazı çengeller, bir adım bile atamaz olurum… Öğrenecek kimse bulamazsam, en azından soracak birini ararım. Soracak birini de bulamazsam, öylece, boşluğa konuşurum; “Dün harıl harıl çalışan bu adamın kanında ne değişti de, bugün burda böyle hareketsiz yatıyor?.. Ne olmuş, ne değişmiş, ne eksilmiş, ne çoğalmış kanında?..” Cevap; yok!.. Kanın “kimyası” değişiyor demek ki […]

2 mins read

Saklambaç (!) [20 Şubat 2002 Çarşamba]

“Saklambaaaç oynaayaaan kaleyee mumdik siiin… Saklambaaç oynayaan!..” Konuşmuştuk ya; okuyanlar, aslında okudukları satırları yazan kişiyi okumaya çalışmaktadır!.. Ama yine okuyanlar bilir ki; yazan kişi kendilerinden saklanmaktadır… Okuyan, işte bu gizliliği açığa çıkartmak, yani kelimelerin ardına gizlemiş olan kişinin, “asıl” kim olduğunu, “aslında” ne söylemek istediğini anlamak ister… ….. Yazanı “cazip” kılan; Okuyana “sattığı” hayaldir!..  {*} […]

3 mins read

Hazinem buradadır [17 Şubat 2002 Pazar]

Bütün yazanlar bilir ki; okuyanlar kendisini merak etmektedir. Yani okuyanlar, okuduklarının ardında, aslında bu satırları yazan kişiyi okumaya çalışmaktadır… Bütün okuyanlar bilir ki; yazan kişi kendilerinden saklanmaktadır… Yani bu satırların ardına gizlemiş olan kişinin, “asıl” kim olduğu, “aslında” ne söylemek istediği bulunmalıdır…  {*} Ömrü, insan ömründen çook uzun olan bir kumsaldaki saklambaçtır bu, kumdan kaleler […]

2 mins read

Beşik kertmesi [15 Şubat 2002 Cuma]

Yaratılmış olanlar (veya bir şekilde varolduğu varsayılanlar) arasında, insan; zekâ sahasında da, gerizekalılık konusunda da tam anlamıyla zirvededir!.. Zekâ; bir ölümlünün “öleceğini bilip buna göre hareket etmesi” ise, gerizekalılık; öldüğü âna kadar “hiç ölmeyeceğine inanmaktan” başka ne olabilir?.. ….. Yaratılmışların (veya bir şekilde varolduğu vehmedilenlerin) arasında, insanın haricindeki herşey için hiiç önemli değildir bir gün […]

3 mins read

Dilinden tutuşmak(!) [13 Şubat 2002 Çarşamba]

Sıyrıldım derinlerinden yalanların; yılanların derilerinden sıyrıldığı gibi!.. ….. Geride kaldı herşey, dün gibi!.. Ama gün gibi, aşikârdı; seni sevdiğim!.. Eyy, sevdiğim…  {*} Ve, boyanmak ister gibi kanından, kınından çekilmişim; sana doğru!.. Ama; “Kendimle” savaşım!.. ….. Kendim ile savaşım… Benim, beennn; yenen de, yenilen de… Yerde yatan da paramparça, ve başımda dikilen de!.. Benim, bennn; hem […]

2 mins read

Erkek ve temiz adam(!) [10 Şubat 2002 Pazar]

Tuhaf gelir belki ama, ben gusül abdesti almayı öğrendiğimde dört, bilemedin beş yaşlarında filandım… Dedemlerin bahçesinde oynadığımıza göre köydeyiz, ve yaz ortası olmalı. Çünkü hem yarı çıplağız, hem de söğütlerin ardındaki şırıl şırıl derenin bazı yerlerinde küçük gölcükler kalmış sadece. Çocuklardan biri işte bunlardan birine düştü, ve sonra da kızıp, kendisine gülenlere suları süzülen çamur […]

3 mins read

Adressiz çocuklar! [08 Şubat 2002 Cuma]

Çok, çok, çok önemli olduğu halde pek dikkat edilmeyen şu konuyu ne kadar tekrarlasak azdır ki; Çocuklarımız adressiz kalmakta!.. Halbuki adressizlik; nefessizliktir!.. Yani bir çocuk adressiz kalmışsa, bilin ki “nefessiz” kalmıştır… Bir çocuk adressiz kalmışsa; boğulmaktadır!..  {*} Bir çocuk için önce, etrafında gördüğü her yeni kişi yeni bir adrestir… Bir çocuk, gördüğü her yeni kişiyi […]

3 mins read

“Gerçek sarışın…” [06 Şubat 2002 Çarşamba]

Dünyanın en tatlı sarışınının “adresi” kişiden kişiye değişmekte haliyle. Örnek mi?.. Bir zamanlar, bizim mahalledeki abilerin çoğuna göre M.M. idi bu sorunun cevabı… M. ve M. harfleri yanlış anlaşılmasın; Muammer’in ortasında da iki tane m ve “m” var, ama bir zamanlar basının ve sinemanın gözbebeği olmuş olan M.M. bambaşka… ….. Yine de kafaya takmamak nâmümkün. […]

3 mins read

Sükûnet zamanı [03 Şubat 2002 Pazar]

Soruları hatırlamıyorum, neredeyse hiç birini. Cevaplarsa hafızamda sanki karmakarışık duruyor. Ama, elime bir ipucu geçirecek her hadisede harf harf, kelime kelime, cümle cümle zihnimde çözülmeye başlıyor bu karışıklık; ta ki o ipin sonu gelinceye kadar… İşte, yine… Sanki dün gibi; -Peki, diyor dedem… İşleri, tam sizin istediğiniz gibi düzeltelim bakalım… Ama önce bu birkaç dönümlük […]

3 mins read

Gülücüğüm, günaydın!.. [01 Şubat 2002 Cuma]

Nasıl zor bazen nasıl değil mi, sana yazmak; hani, deneceklerin çok olduğu zamanda?.. Zor ki; sanki diyecek bir söz yokmuşcasına! ….. Günaydın gülücüğüm!.. ….. Aynalarla göz göze değilken de yakışır yüzüme tebessümler, elbette biliyorum!.. Biliyorum ki bana yakışır seni sevmek; ve üstünde şık durur bu yürekle sevilmek!.. Günaydın gülücüğüm, günaydın!..  {*} Gecedir… Hasta bir ışık […]

1 min read

Fare, fener, öksürük… …ve Abbas! [30 Ocak 2002 Çarşamba]

Abbas’ı bırak şimdi de; fare fener öksürük; şu demektir ki; sonu gelmeden yazının başını unutacağımdan, “kendime” yazdığım bir nottur!.. Ama, ne desem haklıyım bugünlerde… Yahu, ben… Fener’liyim beaa’biiii!.. ……… Ortalık köhho köhhoo öksürenlerle dolu, yani içim sızlamakta. Limon sarısı Fenerliler içlerinden sökülen kan pıhtılarını tüküremiyorlar bile; (bir de) Galatasaray’lı görünmemek için!.. Lakin, ammavelâkini var bu […]

4 mins read