Bıyıklar ve kuyruklar [20 Nisan 2002 Cumartesi]

Bir kedi… Uykuya dalıp… Bıyıklarını kemirttiriyorsa farelere… Ne kıymeti var ki; Kendi kuyruğunu avlayabilmesinin?..  {*} Bir asker… Ona önce, patates soyması öğretilmiş olsa bile… Sıra göreve geldiğinde; Kılıcını çekmesi gerektiği zaman, çakısını çıkartarak; "Hey, bakın ben ne güzel patates soyabiliyorum!.." Dese, ve savaş meydanında bunu ispata kalksa… Ne işe yarar?..  {*} Bir baba… Henüz kendi […]

1 min read

Ölüm; gülümdür! [17 Nisan 2002 Çarşamba]

Bir insanın ölümü; bir kızıl goncanın içini açmasına, âlemi öpmesine benzer yaprak yaprak ve satır satır!.. Ve bir insanın ölümü; Bir goncanın açması kadar, beklenendir!..  {*} İnsan, tohumdur; her şey gibi!… Tohum; ayağını aşağı, elini yukarı uzatıp çeker kendini… Tohum, uzatıp elini tutar hayatı ama, hayatın “bir avuç boşluk” olduğunu düşünmeden!.. Hayat yoktur ki!.. Dünya […]

2 mins read

Aslan, yem olmaz! [14 Nisan 2002 Pazar]

Belki de epeydir kendisinden bahsetmediğim için; sabahın 06’sına doğru, çok uzun süredir ilk defa dedemi rüyamda görerek uyandım… Hayırdır inşallah, anlatmayayım… Ama sizden birileri onun diyeceklerini özlemiş, veya dedem bizleri özlemiş olabilir, değil mi?..  {*} Bir insan çok küçükken bir türkü veya marş duyar, onu iyice ezberler de. Ama, anlamını bilmez!.. İşte ben de aynen […]

3 mins read

Maça giden oldu mu?.. [13 Nisan 2002 Cumartesi]

İçerde de dışarda da kocaman birer meydan ve kalabalıklaar, kalabalıklar… Zor olan ise; kapıdan geçmek!.. Sırada beklemek ve birer birer, teker teker, sakin sakin içeri girebilmek. İşte bu, skordan bile önemli. Neden?.. Çünkü herkes "kendi maçını" seyretmekte, yayınlanan müsabaka geriden gelmekte aslında!.. Herkes kendi maçını seyredecek seyretmesine de, kapıda "kıl" olunan biri var… Hani sanki […]

3 mins read

Yer yüzüne öpücük… [12 Nisan 2002 Cuma]

Ha rüzgâr geçer üstünden, Ha biz, İstanbul’dan geçeriz!.. Her rüzgâr, kendi kokusuyla geçer üstünden…  {*} Kendi ısısıyla geçer, kendi rengiyle, kendi tozu-dumanı ve kendi sür’atiyle geçer… Her rüzgâr, kendi gibi geçer İstanbul’un üstünden… ….. Biz dahi kendimiz gibi geçeriz; canımızdan geçmeden… Bilerek; şehrin canının biz olduğunu!..  {*} Ha rüzgâr geçer üstünden, Ha biz geçeriz; vazgeçmeden […]

2 mins read

Bir ceviz gibi! [10 Nisan 2002 Çarşamba]

İçimde bir sıcacık ses… Der ki; “Bilmese bile herkes, içinden hasret süzülür!..”  {*} Bakarım ki içime; haklıdır bu kordan nefes!.. Yolda kalmış palto gibi dışım rüzgârdan kurumuş, ama içim yağmur suyu!.. İçimde ter, kan revan… İçimde şimşek ve tarrakalar,,, dışımda titreyen papatyalar; gözleri ışıldayan, gün ışığı altında… Ya ben?.. Ben; Tayfunlara kabuğum!..  {*} Bir ceviz […]

1 min read

Suyun üstünde kalmak [07 Nisan 2002 Pazar]

(Devam) Bazen, moralini yukarda tutmak; Kendini, kabarmış dalgaların üzerinde tutabilmek gibi zordur… Ama moralini yukarda tutmak; Kendini, kabarmış dalgaların üzerinde tutmak kadar lüzumludur… Ancak; eli nabzında, pür dikkat beklemediği zaman kalbinin atmayacağını vehmeden adam gibi kaskatı kesilmeye de gerek yok değil mi, moralini yukarıda tutmak için!..  {*} Morali yukarıda tutmak; MORALİ YUKARI ÇEKMEYE ÇALIŞMAKTAN daha […]

3 mins read

Suyun üstünde durmak… [06 Nisan 2002 Cumartesi]

Bir çukurda yakalanıyorsun aniden bastıran yağmura… Her yönden bulunduğun bölgeye hücum eden çamurlu sular dizlerine, beline, göğsüne kadar yükseliyor… Veya teknen deliniverince ansızın, denize gömülüyorsun. İşte karar vermenin şimdi tam zamanıdır; Ölmeyi mi seçeceksiin, Yoksa, suyun üzerinde durmayı mı?..  {*} Konuştuğumuz, aynen; "kendini, suyun üzerinde tutmaya çabalamak" gibidir… Nedir bu "kendimizi suyun üzerinde tutmaya çalışmak" […]

2 mins read

Bahçenden bir su geçer… [05 Nisan 2002 Cuma]

Bahçenden bir su geçer; Kendini "sahibi" sandığın!..  {*} Bahçenden bir su geçer; hani sen kendini onun sahibi sanırsın, o yukardan aşağı doğru inerken… Sonra, belki aşağıdan yukarı doğru çıkarken… Sonra da, belki aşağı doğru yağarken… Bahçenden bir su geçer; Kendini ona "sahip" sandığın!..  {*} Suyun sahibi olmaz halbuki gözün gördüğü yerlerde; senin de sahibin olmadığı […]

2 mins read

Papatya’m… [03 Nisan 2002 Çarşamba]

Israrla emdiği sigarasının dumanı henüz içindeyken öksürük tutan, kara kuru illetli bir adam gibi; her tarafından sesler ve dumanlar çıkartarak gelir kara trenler… Bembeyaz papatya tarlalarının arasından geçerek… Yahut ekşi suratlı kara kuru adamlar “kara trenler gibi” gelirler insanlar arasından; Sevdalarıma doğru!..  {*} Sevdalarım nedir mi benim?.. Benim sevdalarım; el değmemiş ve üzerine ayak basılmamış […]

2 mins read

Benim tonton teyzem… [31 Mart 2002 Pazar]

Bir de benim her yanımı dolduran kağıtçıklarımı beğenmezsiniz!.. Canı eğlenmek isteyenlere bayramda yazdığım şu notu anlatayım, ama samimi olarak söylüyorum, ayniyle vakidir… ………. Bu bayram baktım ki teyzem bi üzgün, bi dertli, sormayın. Aman, dedim n’oluyor? Anlatmaya başladı; küçücük gelirini uç uca ekleyip sonunda aldırmış kurbanını ve kestirmiş, Allahü teala her birini mübarek etsin. Ama […]

3 mins read

Kör müsün, değil misin?!. [30 Mart 2002 Cumartesi]

Şu dünyada eleştirilebilecek kaç kişi var sizce?.. Sorumu yanlış anlamayın; şu dünyada eleştirilmiş kaç kişi var, veya şimdiye kadar eleştirdiğiniz kaç kişi var, demiyorum… Diyorum ki: Şu dünyada eleştirilebilecek kaç kişi var?..  {*} Köyde doğmadım ama çok köy gördüm… Hatta İncirköy’de bile köy havası vardı ben çocukken. Yerleşim alanlarının belki elli yerde biribirinden koptuğu Üsküdar-Beykoz […]

3 mins read

Mektubu çalınmış cam şişe… [29 Mart 2002 Cuma]

(Kimseye söylemezsen sana bir şey anlatayım…) …………… Bir gün, denizin kenarına oturursun… Biliyorsun; ya iri kayalar, yahut denizin dalgalarını süzdüğü kumlar olur sahilde. Bir gün denizin kenarına oturursun… Ya iri bir kaya vardır altında, veya hışırdayan kumlar… Dalgalar; eteğinin kıvrımlarına pençe atmaya çalışan tekir bir kedi yavrusu gibidir; sıçrar, yakalayamaz… Saldırır, denk getiremez… Sen ayağını […]

3 mins read

Yusuf(!) [27 Mart 2002 Çarşamba]

Her meydanda sayısız yusufçuklar olsa da, Her meydan kendi nabzı gibi bir Yusuf bekler! ………. Karındaşı öyle bir elense çekti ki Yusuf’a; gözlerinde şimşekler çaktı… İşte o an ilk önce, bir yumruk patlatmak geldi içinden suratının tam ortasına… Sonra çayırı bırakmak, dönüp gitmek geldi… Dönüp eve gitmek, ve ağlayarak derdini anlatmak geldi içinden!.. Halbuki babası […]

4 mins read

Zürafa yavrusu değilsen… [24 Mart 2002 Pazar]

Bir belgesel izliyordum, zürafaları anlatan… Aynen diğerleri gibi ayakta, ama zaman zaman kasılan anne zürafadan, önce küçük bir baş, sonra da yavrunun diğer kısımları görünmeye başladı… Ve son ıkınmasıyla birlikte (zürafaların kuyruklarının ne kadar yüksekte olduğunu bilmeyen varsa hemen öğrensin) boşluğa bir yavru düştü… Gebe zürafa eğilmemiş, çökmemiş, hatta bacaklarını bile kayda değecek kadar kıvırmadan […]

3 mins read

Yumak! [23 Mart 2002 Cumartesi]

Hani, ısıtır ya güneş… Hani güneş ısıtınca yanakların gibi kızarır ya her elmanın iki yarısı!.. Hani, bir elma gibi ısınır ya dünya… Hani döneeer, döneer, döner ya başı; başına ışık dolanırken!.. Ve sen… İle ben, sarılırız ya üstüste; gece ve gündüz gibi!.. Hani birimiz aydınlanırken diğeri kararır, veya birimiz açarken perdelerini diğeri yakar ya ışıklarını; […]

2 mins read

Budanık mısınız? [22 Mart 2002 Cuma]

Geçen sene keşfettiğimiz, ve sık sık gidip üzüm aldığımız bir bağ vardı… Üçyüzden fazla asma kökünden belki de on ayrı çeşit üzüm uzanıyordu önümüze; al beni, der gibi… Çavuş üzümü, kuş üzümü; ekşi üzüm, tatlı üzüm; siyah ve kokulu üzüm, sarı ve parlak üzüm… Salkım saçak dalların arasından geçer, geniş yaprakların arasında, büyük tebessümleriyle gizlenen […]

3 mins read

Hani dilsizdi yürekler [20 Mart 2002 Çarşamba]

Hani dilsizdi yürekler?.. ….. Ve hani denizler sığmazdı bir damlaya?..  {*} Hani, göğün gözyaşı değildi gözlerin?.. Ve hani gözlerinden saçmamıştın tohumunu denizin?.. ….. Hani sığmazdı koca ağaçlar bir tohuma; hani sığmazdı denizler bir damlaya?.. Ve hani… Ve hani dilsizdi yürekler?..  {*} Bilmiyorsun ki; Kaç denizin buhar olup kaybolduğunu avuçlarımdan, içinde de ben olduğum halde!.. Bilmiyorsun […]

1 min read

Ali [17 Mart 2002 Pazar]

Ali, vizyona girdi… Sanırım Türkiye’de iyi bir seyirci sayısına da ulaşacak. Çünkü, uyandırılmak için akşamdan yalvaran bizlerle, bizleri sıcak yataklarımızdan (yarı zorla) kaldıran büyüklerimiz için gerçek bir efsanedir Muhammed Ali… Film gösterilmeye başlayalı bir hafta bile olmamasına rağmen, ben seyredeli bir aydan fazla olmuştur… CD’yi satan adam hangi teknikle bu filmlerin internetten indirildiğini filan anlattı […]

3 mins read

Ya içeri ya dışarı [16 Mart 2002 Cumartesi]

900 kilometre uzaktan bir mesaj aldım geçen gün; biz iki kız evden kaçıyoruz, bize iş bulur musun veya on gün kadar kalacak yer, diyordu… 600 kilometre uzaktan bir mesaj aldım yine o günlerde; ihtiyar babamda HIV+ çıktı, başlangıçmış ama perişan oldum, kendisinin bile rapordan haberi yok, ilk sana söylüyorum. Berberde bulaşmıştır değil mi, diye ağlıyordu… […]

2 mins read