İyi günde, ve iyi günde… [21 Aralık 2001 Cuma]

(Anne ve babalar için, gizli bir sır vereyim mi bugün?..) Farkettim ki, bir süredir babam beni kandırmakta!.. Her sabahın erkeninde onu salonda bulmaktayım. Demekte ki bana; “- Oğlum!.. Bir fırsatını bulup değiştiremedim ya şu gözlüklerimi; bu yazılar benim için çok küçük kalmaya başladı, harfleri seçemiyorum… Hadi şu kitabı kaldığım yerden oku bana birazcık!..” Bu sabah… […]

2 mins read

Gül bahçesi pâre pâre kor açmış [19 Aralık 2001 Çarşamba]

Menzilim karanlık, insiz ve cinsiz; Jiletli yollarda kanlı izlerim! ….. Yolumun ilersi yol bile değil. Yol; bir olgu, yol; geçilmiş ve geçilecek yer… Yol; açılmış, temizlenmiş, geçilmeye izin vermiş mahaller… Yollar seni hedefe, menzile ve mekâna götürecek çizgiler. Ve ben!.. Sıradışı, gidilmemiş bir yolun yalınayak yolcusu… Ve ben; yüzü bilinmeyene dönük kişi, sırrı fâş etmekten […]

1 min read

İmza Günü(!) [16 Aralık 2001 Pazar]

Şükür ki, geçen geceki program gele gele Kadir Gecesi’nin seher vaktine kadar kaydı… Sevdiğimiz insanlar sevdiğimiz diğer insanlara dualar etti mübarek saatlerde; ne güzel… ….. İnsan kendini niye beğenmez, başkasının baktığı yerden baktığında?.. Bilmem ki!.. İyi insanlar beğenmiş aslında, beğenmeyen; henüz iyi olamamış insan!.. {*}{*}{*} O gün bir şey olmuş, ben de anlatmıştım: Bir arkadaşım […]

2 mins read

Sen olmadan [14 Aralık 2001 Cuma]

Sen olmadan Sen olmasan! Sen olmadan, ben ne olurum; Sen olmadan?..  {*}{*}{*} Adresi olmayan bir mektup gibi yorulmaz mıyım bütün zamanların ve bütün mekanların içinde?.. Sahili bulamayan minik bir dalga gibi kolum kanadım düşmez mi ummanlarda? Ve rüyalardaki parmak izlerini aramaz mıyım herkesin bildiği dünyada!  {*}{*}{*} Ve sen olmasan… Sen olmasan kaybolmaz mıyım asıl, kayıpların […]

1 min read

Sizi sevmek [12 Aralık 2001 Çarşamba]

Sizi sevmek… Şu yeryüzünde sizi sevebilenlerin en az seveni olmaya bile razı olacak kadar. Sizi sevmek… Şu yeryüzünde nefes alan ve nefes alacak herkesin sizi benden daha fazla sevmesini arzu edecek kadar. {*}{*}{*} Sizi sevmek; Asıl, sevgilerin bittiği an sizin sevginizle kucaklaşmak. Sizi sevmek; Kâinatın özsuyuyla sulanmak… {*}{*}{*} Sizi sevmek; Kalbime kaptan, duygularıma kaftan bulmak… […]

2 mins read

Köprü [09 Aralık 2001 Pazar]

Köprü Azgın bir nehrin üzerine, hem de kendi iradesi haricinde “kurulmuş” olan derme çatma, zayıf köprünün; “Bana gelin. Bu yana gelin… Kurtulmak isteyen beni bulsun, beni sevsin… Ve yolu benden geçsin!” Demesi nasıl gurur olur?.. {*}{*}{*} Ardında “hürriyet” olduğunu bilen bir köprünün, yapması gereken de zaten bu değil midir? {*}{*}{*} Aslında onun arzusu; kendini değil, […]

2 mins read

Domates mi kırmızı?.. [07 Aralık 2001 Cuma]

Hayat zor, diyenlere şaşmak lâzım… Çünkü “hayat zor”; eşittir deniz ıslak, taş sert, domates kırmızı, kar soğuk!.. Kar soğuk olmasa “kar” olmaz!.. Kar olmasa ne kartopu, ne kardanadam yapılmaz… Kar olmasa eğer, kar; baharı bekleyen çiçekler, ekinler ölür susuzluktan!.. Bugün kar yoksa eğer, yarın karınlar doymaz!.. {*}{*}{*} Hayat mı zor?.. Bedavadan önüne konmuş domatesin “zaten […]

3 mins read

İstinad duvarları [05 Aralık 2001 Çarşamba]

Demin, demin!.. Hani ben öbür yazıyla uğraşırken… Bir an onu aramak geldi içimden, aradım. Cıvıl cıvıldı yine. “-Heey, dedi heyecanla. Bak aklıma ne geldi… Geçenlerde, Süleymaniye’nin Haliç tarafındaki sokaklarında dolaşıyordum. Bir duvar gördüm. Üzerinde küçük küçük delikler…” “-Onlar kuş yuvası değil ama, diye gülerek aldım lafı ağzından… Duvar yüksek ya… Arkası toprak ya… Toprağa sızan […]

4 mins read

Gece mi olur koyu kendi karamdan gayrı?.. [02 Aralık 2001 Pazar]

Karanlıktı… Hayır, “ben” karanlıktaydım! Bir ışık gördüm; hem ırak hem yakın… Bir ışık gördüm; zayıf gibi kuvvetli, ince gibi kalın!.. Veya, bazen görünüp bazen kaybolan; bazen büyüyüp bazen küçülen; bazen elle tutulurcasına şurda gibi ve bazen de yok kadar uzak!.. ….. Gece olur mu daha karanlık; insanın kendi karanlığından?.. İşte, bendim karanlıkta olan, gördüğümde gökteki […]

2 mins read

Aşka isim koymak [23 Haziran 2006 Cuma]

Bugün, neden bir isim koymayayım ki aşka?.. {*} Çok şey değil, sadece yazmamı beklerken benden. Bilirken kırılacağını içinde bir şeylerin; posta kutunu her boş gördüğünde, ve üzüleceğini içten içe… Bilirken, benden gelen birkaç satır aldığında; sevinç çığlıklarının nedenini öğrenmeye çalışacağını öğretmenlerinin ve çevrendekilerin!.. Veya hayal ederken, minicik öğrencilerinin; gözlerinin içinde parıldayan yıldızların ne çok, ne […]

2 mins read

Gün batıyor -2- [22 Haziran 2006 Perşembe]

Gün batacak… Ve ben, umursamayacağım! Mümkün mü? {*} Önce renkten renge bürünecek gurûbun yeri… Hava, hissedilircesine serinleyecek bir anda… Sanki o görünmez duvak, havada gezinecek son defa, yere düşmeden… Kuşlar bir yerlere konmuş olacak şimdi… Ardından, tam güneş batarken esen rüzgâr üfleyecek… Deniz durulacak o anda ve sonra ürpermiş bir at gibi derisini titretecek! Bütün […]

1 min read

Gün batıyor -1- [18 Haziran 2006 Pazar]

Gün batacak, ve ben umursamayacağım! Ne mümkün? {*} Gün batıyor, umurunda bile olmuyor bazılarının… Hayret! Sıvaları dökülmüş bahçe duvarları üstünde yürüyen kediler gibi yürüyorlar sadece; ..dümdüz kuyruklarını peşlerinden sürükleyerek! ….. Gün batıyor, dönüp bakmıyorlar bile… Ve hatta bilmiyorlar nasıl serildiğini gündüzün, yere! {*} Gün batacak… Ve ben yine, umursayacağım… Gün batımı umurunda olanları bulacağım… {*} […]

1 min read

İsimsiz [16 Haziran 2006 Cuma]

Bana anlattığın ve seni üzen ne varsa… Hepsine talip olmam, çok merak ettiğim için değil de; eğer bunlar akıtılmazsa, seni tüketeceği için… Bir yılan ısırığındaki zehri emmek gibi: Zehir değil amaç, amaç zehirsiz kalman! Tatlı olan zehir değil, seni mutlu görmek tatlı olan!.. {*} Bunları anlattırırken sana; ben “seni” dinliyorum… Senin sesin… Ve anlattıkça açılan […]

3 mins read

Sahipsiz mektuplar -3- [15 Haziran 2006 Perşembe]

Hani bir gün konuşuyorduk… Şehrin en lüzumlu yerlerini, sokakta oynayan küçük çocuklardan öğrendiğini, konuşuyorduk, yabancıların… ….. Gurur, pek çok şeye benzemez; Tozlu yollarda yuvarlanan pasaklı çocuklar olmasaydı… Fakirler, hor görülenler olmasaydı; ..bilmedikleri bilinsin istemeyenler, kimseye soramazlardı!.. Hela, hamam, mescit, yatak bulamazlardı!.. {*} Ne zaman ben de “höyt möyt” diye ahkam kesmeye başlasam; biri çıkıp gelir […]

2 mins read

Sahipsiz mektuplar -1- [08 Haziran 2006 Perşembe]

Vaay kere eyvah!.. Okuyunca nasıl da kanatlanıyor insan, kendi için söylenen iltifatları… Ha kalene penaltı atılmış, ha benzeri sözler duymuşsun. Gol yememek zorun zoru! {*} Fakat paçanı kaptırırsan; yağ faslı biter ve bir yağlı pehlivan gibi gidebilirsin sırt üstü!.. Ayakta duran koca koca Yusuf’ların, çimene yapıştıklarında nasıl göründüğünü düşünebiliyor musun?.. Baş eğik ve bütün gözler […]

2 mins read

Gökte ay var yerde yar… [30 Kasım 2001 Cuma]

  Yer göğün neresinde, gök yerin neresinde… Her yer, heryerin içinde; Nerde yâââr?  {*} Gökte ay var, yerde yar… ….. Nâr yârin bahçesinde; Her hasâd mevsiminde tutuşup yerle serden, akkor olup ararım; Nerde yâââr? Gökte ay var yerde yar… ….. Ay, yâri gösteriyor yarın karşı yanında… Yer kırık ekmek gibi; Zamanın ağzındaki, dişlerde yâââr!..  {*} […]

1 min read

Hazine haritası [28 Kasım 2001 Çarşamba]

Ben, mecbur kalmadıkça ceket giymem. Ne zaman mecbur kalırım peki?.. Evlendikçe mecbur kalırım(!), program dahilindeki toplantılara katıldıkça mecbur kalırım… Bir de okul zamanlarında bazen mecbur kalır… (dım)… ….. Bu sabah aceleyle blucinimi çektim altıma, bisiklet yakalı ince bir bordo kazak geçirdim üstüme, peki daha üstüme?.. Orda, dolabın tam köşesinden, bana her gün boyun büken bir […]

3 mins read

Bir avuç toprak!.. [25 Kasım 2001 Pazar]

Yâr, kesemem ipimi; bağlolduğum kapından… ….. Kim bilir kaç mecliste; naylon torba içinde “memleket havası taşıdığımız” söylenmiştir de, gülüşülmüştür bu saflığımıza… Ama sonra da saf saf olup bu ‘sâf’lığımıza saygı duyulmuştur, öyle değil mi?.. Şişelerin, bidonların içinde su taşımaz mı kendileri susuz yolcular, bir kıtadan bir kıtaya; kendileri içmeden… Ve sonra onu fincan fincan sunmaz […]

3 mins read

Ayıbı olmaz bu işin!.. [23 Kasım 2001 Cuma]

(Çarşamba gününden devam) İki gün sonra, akşamüzeri… Yukarı çıkmak isteyen üç kişi asansörün gelmesini bekliyor. İki de çocuk var, biri babasının elinden tutmuş. Beni görünce işaretleşiyorlar, büyük olan kulağını kardeşinin ağzına yaklaştırıyor, küçük olan gene öyle, aynı şekilde gülüyor: “Pp.. Pppf.. Pppfrrhehhehhee!..” Şimdi herkes ona bakıyor, ben de ona bakıyorum sinirli sinirli. Sonra elinden tuttuğu […]

3 mins read

Ayıbı olmaz bu işin!.. [21 Kasım 2001 Çarşamba]

(Dün bahsetmiştim ya, işte o konu…) Asansörde, boyunlarındaki askılı çantalardan; yaz tatilinde mahalle camisinde açılan kursa gittikleri belli olan üç çocuk vardı. Ben yanlarına binince seslerini iyice kıstılar… “Oku hadi, oku” diyordu biri. Diğerinin hali, aslında ezberinin tamam olmadığının belirtisiydi. Belli ki diğeri de bunu biliyor ve yarım saat sonra hocanın karşısında şaşırmasın diye çabalıyordu. […]

2 mins read