Karanlığım ölmeden… [19 Ağustos 1999 Perşembe]
Karanlığım ölmeden… Bahtıkara bir gelin gibi düşersem içimdeki karanlığa… Işık, ne yukarda kalır!.. Vakumlanırken dibe doğru… Ve yutarken beni anaforlar; Bir ananın gözyaşı gibi akar içim, Akar içim, akar içim!.. {*}{*}{*} Bir çilehanedir karanlık yatak. Böğrümden böğrüme bir sarkaç vurur… Canımda; içine ot dolmuş çanlar, dili koparılmış horozu dinler! Istırap… Her yanımdan canıma girer. {*}{*}{*} […]
Nerdesin? [18 Ağustos 1999 Çarşamba]
Nerdesin? En çok naz yaptığım insan… En çok kırdığım kişi… En çok özlediğim yürek… En çok sohbetine hasret kaldığım… En çok göre gözlerini sevdiğim… En çok sevdiğim sevgi insanı… En çok yakın gördüğüm dostum… En çok… En çoğum!.. Nerdesin? Meçhulde kaybolan güneşim. Sesim, soluğum, nefesim… Nerde kahkahan, nerde o meltem sesin… Hadi dön, hadi gel… […]
Babalar düşman değil! [17 Ağustos 1999 Salı]
Babalar düşman değil! Bir bebek denize düşüyor… Şimdi bu çaresizin bir an evvel sudan çıkartılması mı mühim, yoksa nasıl birisi tarafından kurtarılacağı mı?.. {*} Zaman geçince diğer detaylar tartışılmaya başlanıyor. Diyoruz ki; “Benim babam iyi yüzücü değilmiş… Babam iyi bir yüzücü olsaydı kurbağalama stilinde de yüzerdi!.. Baksana, hızlı kulaç atamıyor!.. O iyi bir yüzücü olsaydı […]
Duygu Bahçemiz (DİZGİNİMİ TUTAR MISIN? – Hicran Seçkin)
Altımda zabtedemediğim bir deli at; Ve ben, üzerinde durmaya mecburum. Çıldırmış gibi bir o yöne koşuyor deli deli, Bir bu yöne! Bir geçmişe, bir geleceğe… Bir türlü durmuyor durması gereken yerde. Üzerinde pestil gibiyim. Perişanım, içim dışıma çıktı… Dizginimi tutar mısın? Beni yine gönlüne koyar mısın?.. Hicran Seçkin (2005)
Olur şey değil!.. [16 Ağustos 1999 Pazartesi]
Olur şey değil!.. Ben çocukken pet şişeler yoktu…Sular paketlenmiş, sandıklanmış halde getirildiği büfelerde, bakkallarda satılmıyordu. Hatta su satmak neredeyse ayıptı; susamış olana kana kana su ikram etmek bir onurdu, erdemdi, meziyetti. O zamanlar suyun satılacağını, “sudan para” kazanılacağını söylemiş olsalardı insanlar çok gülerdi… {*}{*}{*} Ben çocukken hemen hemen her sokağın çeşmesi vardı. Hem de şaldır […]
Ne tesadüf!.. [14 Ağustos 1999 Cumartesi]
Ne tesadüf!.. Şiir yazılacak kadar güzel bir gecede başınızı kaldırdığınızda beyaz bir “şerit” görürsünüz. Bir uçtan bir uca doğru uzar gider bu yıldızlar topluluğu. Bu, yabancıların “süt yolu” dediği Samanyolu’muzdur. {*} Samanyolu galaksisinde 200 milyardan fazla yıldız bulunur. Güneşimiz bu ikiyüz milyar yıldızdan sadece bir tanesidir. Samanyolu ise; kainatta şimdilik mevcudiyeti hesaplanan 100 milyar galaksiden […]
Turnike [13 Ağustos 1999 Cuma]
Turnike Bu sene güneş tutulmasıyla ilgili bol bol yazı okuyacağız artık değil mi?.. Güneşin tutulması makalelere konu olacak, hikayelere konu olacak… Belki şiirlere, hatta fıkralara konu olacak. Belki “uydurucunun biri” şöyle anlatacak: Kıskanç aşık Temel’e; “Bugün güneş tutulacak” demişler. “Uyy, demiş Temel… Öyleysa Fadime’ye haber cönderayum da, tişaru çikup kendinu cöstermasun!..” {*} Şansımız işte bu […]
Sana yazıyor olmak [12 Ağustos 1999 Perşembe]
Sana yazıyor olmak Günaydın! Varsın çevren karanlık olsun… Sen, bu karanlığın içinde bile yarın sana “sabahı” getirecek olan güneşe bakan yıldızları görebiliyorsun ya; Alkışla kendini… {*} Ne mümkün şimdi karanlık olsun içimde; doğdu güneş… Bir ilkbahar sabahı gibi yüreğime doğdu! Günaydın dediğin ve günaydın demeyi senden öğrenen her insan adına binlerce günaydın… Verdiğin her şey […]
İnsanların üstüne kaşınmak!.. [11 Ağustos 1999 Çarşamba]
İnsanların üstüne kaşınmak!.. “Ablam” bağlamış kendi bacağına bir “koca” taşı… Atmış kendini boyundan derin bir suya, yırtınıp durmada; “Kocam bana şöyle yaptı, böyle yaptı!..” {*} Amcam almış eline sazı… Toplamış milletin işsiz güçsüz olanlarını başına, kan ter içinde kendini paralamada; “Şu kazıktan kalktım, bu kazığa oturttular!..” {*} Cızırtılı radyolara benzeyen diz dövücüler de “suyun halkaları” […]
Süleyman’ın mektubu [10 Ağustos 1999 Salı]
Süleyman’ın mektubu Süleyman’ı beş yıldır tanıyorsunuz. O, köşemizin en eski okuyucularından ve devamlılarından… Ve de köşemizin bu dönemdeki askerlerinden biri. Güzel bir mektubu daha geldi ve yalnız okumak içime sinmedi… {*} Nasılsın ağaey?.. Bence iyisin! Stop’u takip ediyorum. Köşemiz genişleyeli beri gözlerinin içi bir kat daha güzel parlıyor ağabey… Sen çizmiyorsun ama, köşede kuşlar uçuyor […]
Meraklı sorulara cevaplar [09 Ağustos 1999 Pazartesi]
Meraklı sorulara cevaplar Bugün köşemiz özellikle mektup gönderenler için. Ama biliyorum ki bazı soruların cevabını hiç yazmamış olanlar da merak ediyor. Hadi bakalım, bugün de böyle olsun… {*}{*}{*} “Stoplayanlar” ne demek? Stoplayanlar; mektupla, faksla veya elektronik posta (e-mail) vs. ile bize ulaşmış olanlardır. Bu isimleri yayınlamamın sebebi ise gönderdiklerinizin elime geçmiş olduğunu anlamanız içindir. * […]
Gidene güle güle [07 Ağustos 1999 Cumartesi]
Gidene güle güle Elinde kalem olanın, gözleri “yüzünde” olmalı… {*} Şair geleceğe bakmalı, yarınlara… Gözlerini ensesinde unutanların “çoğu” şiir yazmıyor, yani yazdıkları şiir olmuyor! {*} Merak ediyorum; acaba kaçınız benim kadar ayrılık yaşadı? Yine merak ediyorum; neden bana gelen şiirlerin, her yüz tanesinin doksanı “dün giden” sevgili için yazılmış? Yine, yine merak ediyorum eğer o […]
Çirkin postacı [06 Ağustos 1999 Cuma]
Çirkin postacı Dünyanın bana zindan olduğu günlerdi. Sanıyorum, birkaç defasında da evden ağlayarak dışarı çıkmıştım… Hayatım kararmıştı da bir ışık bekliyordum sanki, ama yoktu. {*} İşte böyle düşündüğüm günlerde daire kapıma sıkıştırılmış bir mektup buldum. Hayretle baktım üzerinde göndericisi yazmayan zarfa. Sonra odama girip açtım… “Acıları paylaşmak insanların vazifesidir, diyordu. Senin geçtiğin sokakta ben de […]
Fıkra isteyenlere [05 Ağustos 1999 Perşembe]
Fıkra isteyenlere Tamam… Anlaştık; Sesinize kulak veriyorum işte. Şimdi de siz benim sesime kulak kabartın. {*} “Köşemizde fıkralara yer ver…” Bunu istiyor musunuz gerçekten?.. “Eveeet…. Olsa çok iyi olur… Eh, olsa da olmasa da farketmez…” Hangisi doğru? {*} Şimdi soruyorum size; önümüze çıkan herhangi bir fıkrayı yayınlayalım mı, yoksa köşemizde çıkan fıkralar “bize özel” mi […]
Şafak Vakti Kıbrıs’ta [04 Ağustos 1999 Çarşamba]
Şafak Vakti Kıbrıs’ta Masama bir kitap bırakılmış. “Yazılarımızın Kıbrıs’ta da zevkle okunduğunu” hatırlatan Mesut Günsev imzalı… 20 Temmuz-1974 ŞAFAK VAKTİ KIBRIS’TA… Okumayacağımı düşünerek açtım kitabı, yolda… Baktım, yarılamışım! {*} Adı Girne’deki bir sokağa verilmiş olan Mesut Günsev eski bir “Deniz Piyade” subayı. 20 Temmuz 1974 şafağında Kıbrıs’a ilk çıkan Amfibi Deniz Piyade Alayı’nın madalyalı bir […]
Son kulübe [03 Ağustos 1999 Salı]
Son kulübe İnanılmaz paralar harcandı… İnanılmaz tanıtımlar yapıldı dünyanın her yerinde… Basın ordaydı, ülkenin ve dost ülkelerin yetkilileri ordaydı ve halk ordaydı. Alkışlarla atıldı temel… Bu mimar alkışlanırdı. {*} Binlerce insan çalıştı bu projede. Geceler gündüzlere, kışlar yazlara, sıkıntılar sevinçlere katıldı. Dünyanın en yüksek binasını inşa eden mimarı medyada boy gösterdi. {*} Ard arda tanıtımlar […]
Şiirlerinizden alıntılar [02 Ağustos 1999 Pazartesi]
Şiirlerinizden alıntılar Bu memlekette “şiir” deyince akan sular durur. Gördünüz değil mi, ne kadar güzel şiirler okuduk burada… Sizler göndermeye ben yayınlamaya devam ederken bir konuda anlaşalım isterseniz… {*} Gönderdiğiniz şiirlerin bazılarını, bazı sebeplerden dolayı hiç yayınlayamıyorum… Bazıları okunamayacak kadar silik veya bozuk ulaşıyor bana çünkü… “Bazılarını” yayınlayabiliyorum ancak. Bazılarının da gördüğünüz gibi bir-iki mısraını […]
Hayalime ulaşmak [31 Temmuz 1999 Cumartesi]
Hayalime ulaşmak Aradığın bensem… Ve sen beni bulamıyorsan; Sebebi rüzgarlar, ve çaresi “yağmurlar” değil!.. {*} İstediğin bensem… Ve sen beni alamıyorsan; Sebebi uzakta, Ve çaresi “yakınmakta” değil!.. {*} Düşüncen “büyü” gibi; Sarmalar beni… Aynen düşüncemin seni sardığı gibi. Ama sen kendi yolunun engebeli noktasında çözüm üretmeyi seçmiyorsan; “şans” seni seçmeyecek!.. {*} Beni arıyorsan… Ve ben […]
Gerinmelisin içimde! [30 Temmuz 1999 Cuma]
Gerinmelisin içimde! Sarı saçlarını derin karanlığımın ortasında savuran bir mum gibi içimde yanışını, iki uzak kıta arasında çalkalanan turkuvaz rengi sular söndürür yine… Ve yine o sular söndürür ancak! {*} Çağırırsın; halbuki ben beklerim kayıp bir ada gibi yeşil sahillerimle seni. “Bul, derim… Bul beni!..” {*} Öyle bir fırtınadır ki umduğum; seni alıp bana veya […]
Hayatın hangi satırı? [29 Temmuz 1999 Perşembe]
Hayatın hangi satırı? Bir ay kadar önce gazetenin bir sayfası “boş” yayınlanmıştı. Ortasında iki satırlık reklam yazısıyla… O sayfa bir zarfın içinden çıktı; koskoca bir mektup olarak. Kıbrıs’tan geliyordu. Askerimden… Kardeşimden. Kardeşinizden. {*} Süleyman Eldeniz’i hepiniz tanırsınız, veya tanıyacaksınız… O, köşemiz henüz yok iken “aranızda” olanlardandı! {*} “Satırlarıma başlamadan önce Yüce Allah’ın selamının üzerinize olmasını […]
