Mermeri kim kazıyacak? [26 Mayıs 2005 Perşembe]
Çocuklukta alınan bilgiler mermere kazınmış gibiymiş Yaşlılıkta alınanlar suya yazılmış gibi. Elbette şimdi daha çok okuyorum, daha çok tarıyorum ama zemin su olunca kayıp kayıp gidiyor. Ama dedemin dedikleri, ninemden gördüklerim “taş gibi” duruyor. Granite çekiç ne desin. Balyoza bile gülüyor. Vur, bir daha vur, tek kıymık kopmuyor. {*} Bilirsiniz bu köşeye en çok anamdan […]
Telsiz memuru [22 Mayıs 2005 Pazar]
Bunu yüz kere yazsak yeridir: Bir gün, sağına ve soluna doğru uzayan iki yolun başında duruyor olacaksın.. Tam karşındaki üçüncü yoldan biri gelecek… Yaklaşıp, önünde duracak. Soracak, veya “hangi tarafa gitmesi gerektiğini” öğrenmek için soran gözlerle bakacak… Sen yalnızca; -Şu yöne, diyeceksin… Ya da hiç konuşmadan, kitap tutan elinle işaret edeceksin!.. {*} Yönelecek mi gösterdiğin […]
Cennet’in Krallığı [20 Mayıs 2005 Cuma]
Filmin özeti şöyle: İntihar ettiği için başı kesilen bir kadının nalbant kocası, köyün papazı kendisine; “Haçlı ordusuna katıl ki karını ve kendini affettir. Karın cehennemde başsız olarak ne yapacak” diye baskı yapınca, onu öldürüp; gelirsen baban olarak seni de Kudüs’e götürürüm, demiş olan bir baronun peşine takılmış… Oğlunu korumak için çarpışırken yaralanıp ölen babasının nişanları […]
Vasiyet [15 Mayıs 2005 Pazar]
Bursa kuşatma altındaydı.. Çadırın önünde duran at soluyordu… Telaşla yere atlayan süvari, az sonra huzurdaydı… -Pederiniz sizi emreder, dedi. Derhal gidelim!.. Bu, soğuk bir emre benziyordu. Sustu, soran bakışlarını habercinin gözlerine doğrulttu Orhan Gazi. -Onu diri bulabilecek miyim? -Allah isterse!.. {*} Orhan Gazi önde, diğerini ardında bırakarak adeta uçtu, ve babacığının yatağının başı ucuna konuverdi… […]
Miras [13 Mayıs 2005 Cuma]
Osman Gazi Yenişehir’i merkez yapmış, burada ikamet ediyordu. Bir gün, Germiyan tarafından birisi; -Buranın pazar bâcını bana satın, dedi. -Bâc nedir? Diye sorunca Osman Gazi, adam da; -Pazara her kim yük getirirse ondan akçe alayım, dedi. -Bre adam! Diye gürledi, Osman Gazi… Bu pazara gelenlerin sana borcu mu var da onlardan akçe almak istersin?.. -Bu […]
Yaşamak, ve… [12 Mayıs 2005 Perşembe]
Bir martının daha uzuyor gölgesi denizde… Bir güneş daha soğuyor, düşünce ufkunun en batısında… Bir baba daha tutunmaya çalışıyor kızının koluna, düşmemek için ve düşmesin diye!.. ….. Keçiboynuzu satan bir Rum çocuğu geçiyor, sürerek arabasını… {*} Yere sürünüyor ayaklar, sedyeleri iterken… Veya birilerine sürünüyor ayaklar, sedyelerin üstünde… Kimler karar veriyor insanların, kendilerinden başka; hangi kapıdan […]
Fıstık 2 [08 Mayıs 2005 Pazar]
Geçen hafta bugün size köpeğimden ve yine aynı yazıda, başka bir şehirde yaşayan arkadaşımdan bahsetmiştim. Bir haftadır eğer benimle olsaydınız, inanın hayret ederdiniz; bu yazıyla ilgili olarak kaç defa arandığıma… Sevindim de aslında diğer yandan; demek ki köşemiz okunuyormuş… {*} O yazıyı kaçıran varsa, hatırlatayım tekrar: Yavru bir köpeğim var, “Fıstık” adında… Kendisine yasak olan […]
Huzur… [06 Mayıs 2005 Cuma]
Kir, pas ve yağdan mı; yoksa sadece, bunca yıldır üstünde tepinmiş olan zamandan mı böyle karardığını anlamadığım bir masa… Masanın ortasında; “demir, çivi, tel ve biraz da tahta” olarak hatırladığım “çok önemli” bir makine… Bu çok önemli makinenin başında; tepesi saçsız, kaşları çatık ve bilekleriyle dirseklerinin arasına, adı bile belli olmayan bir koyu renkte kolluklar […]
Bülbülderesi’nde “Gül” günü [05 Mayıs 2005 Perşembe]
Edirne’ye varmak üzereyken güneye saptık. Yarım saat kadar süren bu yol bizi Ergene ırmağı üstüne kurulmuş upuzun bir köprünün başına getirdi. Şehrin ana girişi olan köprüyü aşarken hayret ediyor insan; taa Sultan 2’nci Murad Han zamanında yapılan, uzunluğu 1400 metreye yaklaşan ve 173 su gözü bulunan bu eserin; 560 küsur seneden beri şehrin bütün yolcularını […]
Fıstık [01 Mayıs 2005 Pazar]
Satın aldığım kömürün parasını ödemeye gittiğim zaman istemiştim onu Musa’dan… -Dişi ama, dedi. -Olsun, diyerek aldım; fıstık renkli, kısa bacaklı, uzun gövdeli, kara suratlı, annesini emmeyi yeni bırakmış, ağzındaki bazı süt dişleri bile değişmemiş olan o köpek yavrusunu… Fıstık, çirkince bir şey aslında; ama çok sevimli. Daha da önemlisi; o artık “başkasının” değil… Boyuna posuna, […]
Sanat bayrağı [29 Nisan 2005 Cuma]
Yırtınanlar var; “vay efendim neden böyle oluyor” diye, daha beter olsunlar/olacaklar!.. Ne oluyor ki; “bahar gelince tohumların çıkmasından” başka?.. Sen şunu sor kendine, tembel cırcır böceği; ne ektin ki toprağına ne bitsin/ne bitecek?.. Yemek için biriktirdikleri tohumlardan artanlar bile öbek öbek yeşerip fışkırıyor karıncaların kışı geçirdikleri yuvalarından… Yani, yapmazsan olmuyor; yapmadıkça olmayacak!.. {*} Herkes “nazım” […]
Sanat gemisi [28 Nisan 2005 Perşembe]
Yaşımız küçüktü veya büyüktü; ama bizler, pek çoğumuz o günleri yaşadık… Birileri; horlanmak, sürünmek, dilenmek pahasına sanatçısını besliyor, destekliyor, ödüllendiriyor; yurt içi ve dışında tanıtıyordu… Bakıyordu, ve; “Bu mu sanat, diyordu insanlar? Bunları çizenler-yazanlar-yapanlar mı sanatçı?..” {*} “Evet”, diyordu gazeteler, radyolar, televizyonlar… “Evet, diyordu bir önceki kuşağın sanat adamı olarak ezberletilenleri… Evet, sanat budur ve […]
Leylâ ve aşk [24 Nisan 2005 Pazar]
Haber vermek için koştular… -Seninki gelmiş bak, kapında ağlıyor!.. Dediklerinde, sordu Leyla: -Ne istiyormuş gene, niye ağlıyormuş?.. -”Belli ki çok kalamam burada, gönderirler. Fakat, benden bir iz olarak; gözyaşımın tuzu kalsın diye ağlıyorum, kapısının önündeki toprağa…” İşte böyle diyormuş!.. {*} -Hadi, şimdi siz başka bir şey sorup söylemeden yanına gidin. Dediğini aynen yaptılar Leyla’nın; birlikte […]
Kâğıda, aşkı yazmak [22 Nisan 2005 Cuma]
(Sıcacık ummayı, ve soluksuz beklemeyi kim bilir; ben kadar, ve mezarında dua bekleyen bir anne kadar?!.) ………. Bir Gediz, iki Menderes, ve gözlerim akıyordu, aynı denize… Gözlerim, bakıyordu arkalarından; artık çook ardında kalmış olduğu gidenlerin… {*} Gül kokan bir evdi o… Kapısında da güller vardı… Kapısına, güller sarılmışlardı ve güller koku dileniyordu; sanki dillenip!.. ….. […]
Aşkı, kâğıda yazmak [21 Nisan 2005 Perşembe]
Zor iş… ….. Ölümden zor olan; işte bu!.. Anlatılmaz, çünkü ömür bitimli. Peki, ya aşk?.. {*} Gönül ile saçların biri birine nasıl dolaşık olduğunu… Çözmeye çalıştıkça nasıl yine dolaştığını; dolaştıkça gönlü nasıl yaktığını; ve yine aynı yanışın nasıl olup da yangınını serinlettiğini, hatta yanığına merhem olduğunu anlatmıştı ya şair… Şair mi öyle anlatıyordu, yoksa o […]
Masal ülkesi [17 Nisan 2005 Pazar]
Bir varmış, bir yokmuş… Ülkelerden birinin hükümdarı, bir gün şöyle emretmiş: -Yarın sabah, bütün sokak başlarını tutun… Kim çıkarsa “çocuğunu” almadan evinin kapısından, hemen geri yollayın… Çocuğunu evde bırakanları, çocuğunu terk edenleri, çocuğunu kaybedenleri asla dışarı çıkartmayın!.. ….. -Emriniz başüstüne, diyen adamlar hemen işe koyulmuşlar. Sabah erken saatlerden itibaren evinin kapısından çıkanları hemen geri yolluyorlarmış. […]
Bir ve bir ve bir adım… [15 Nisan 2005 Cuma]
Hadi bebeğim… Bir kaşık çorba al, tamam… Hadi ama, gel artık; aç bakayım ağzını, hammm diye… -Iı ıhhh!.. -Naz yapmaa… Gel buraya, bir kaşık al, sonrakileri beğenirsen yersin… ….. -Afferiiin… Aferin sana. Güzel miydi mamacık?.. -Hııı!.. -Çok güzeldi, değil mi?.. Aferin sana, aç bakayım ağzını gene… Hadiii, aç ağzını… Ne güzel de açarmış ağzını, ne […]
Ödül nasıl alınmaz :) [14 Nisan 2005 Perşembe]
Yarım perdelik, ama yüzlerce senelik oyun… Kişiler: DIŞSES, YAZAR, İNSANCIK… Sahnede; okuyanın tahayyül ettiği zaman, ve mekanı gösteren dekor… ………. “-Yazar var, yazarcık var; ödül var, ödülcük var; meclis var, meclisçik var! Sözüm; bazı meclislerden dışarı…” {*} -Yazar kardeş, senin güzel bir üslubun var… İlginç ve akıcı cümleler kuruyor, kendine özgü ifadeler buluyorsun… -Teşekkür ederim. […]
Silindir ve aynalar [10 Nisan 2005 Pazar]
Çizgi filmlerde olur; asfalt silindiri altında kalan kahraman, ütülü çamaşır gibi yere yapışır. Fakat, o ne; ağzındaki “SAKIZI” çiğnemektedir!.. Buyurun, size bazı sakızlar: {*} “Aynaya bakarken sağ gözünü kırpsan sol gözünün kırpıldığını görüyorsun. Sol yanağındaki ben sağ yanağında… Başını omzunun üstüne eğiyorsun; gene sağ kulağın solunda ve sol kulağın sağında… Bu defa aynayı çeviriyorsun direksiyon […]
Selamünaleyküm [08 Nisan 2005 Cuma]
Ben, şimdi senin o güzel yüzüne baksam… Gözünün bebeğinin “kundağındaki” her oyaya, her bir nakşa şiirler yazabilirim… Karşımda duruşunu, kalbime vuruşunu, ve başımı senden sana doğru savuruşunu anlatabilirim günlerce. Ama dedim ki; Bugün, bugün farklı bir şey, güzel bir şey diyeyim… Peki ne olsun bu, ne olsun?.. {*} Düşündüm ki; güzelin, güzelliğin ne olduğunu sorsan […]
