Sorular [07 Nisan 2005 Perşembe]
Söz… Kimseye anlatmayacağım! Hatta bana bile söyleme sırrını, ama şu an fısıldamalısın kendine… Ya da sadece içinden geçir cevaplarını, aşağıdaki sorulardan sana uygun olanların… {*} Sen, okuyucu olsaydın, nasıl bir yazar görmek isterdin karşında? Veya yazar olsaydın, acaba okuyucularının nasıl olmasını isterdin?.. {*} Sen, patronu olsaydın bu şirketin, senin şu an yapmakta olduğun işi yapan […]
Seyir Defteri – 25 Kasım 2008 (Ona söyleyin sakın bu sayfayı açmasın!..)
Ona söyleyin, sakın bu sayfayı açmasın!.. Aslında bu satırları "Sevgi Ailemizden Haberler" bölümünde yayınlayabilirdim, ama böyle bir vakıa'nın "haber" olabilmesi için yer ve zaman ve isim ve diğer isimlerin elde olması lazım… E bende bir tanesi var, ama diğer üç tanesi yok; eldeki o tek bacaktan da bahsetmem yassahhh! Üç bacağı olmayan (yani […]
Tgrt Fm’de “Deniz Mevsimi”
Dalgalar mı kıvır kıvırdı, yoksa saçlarında mıydı dalgalar? Söylesene; sen miydin eser gibi bana doğru akan ve kıpır kıpır-kıkır kıkır dizlerimi yalayan? Zehra Birsen Yamak’ın, TGRT FM’de yayınlanan "Yürüyen Merdiven" programına katılan bir hanım okuyucunun;Muammer Erkul’un "DENİZ MEVSİMİ" isimli yazısını okuduğu ses kaydı… {mp3}radyo_tgrtfm_yuruyenmerdiven_denizmevsimi{/mp3}
Seyir Defteri – 24 Kasım 2008 (Öğretenlerin günü)
Öğretenlerin günü 24 Kasım, öğretmenlerin günü. Bütün öğretmenlerimizin bu özel gününü tebrik ediyoruz ve de tebrik etmeliyiz. Çünkü öğretebilmek büyük meziyet ve çünkü öğrenmek çok kıymetli… {*}{*}{*} Öğretmenlerin günü, 24 Kasım… Öğretenlerin günü ise ömür boyu, ta ki hesap gününe kadar! Peki ya karşılıksız, çıkarsız, hiç bir menfaati olmadan doğru olanı öğretenlerin günü ne […]
Yamalak [03 Nisan 2005 Pazar]
Bugün uzun uzun şunu düşündüm: Ben varım… Bir ömrüm var… Bugüne kadar yaptıklarım, ve bundan sonra yapmak istediklerim var… Bir de (aslında devam ettiğimi sandığım, ama) kim bilir ne zaman başlayıp sonradan ihmal ettiğim, heyecanımı kaybedip ertelediğim, hatta tamamen unuttuğum işler var… İşte bugün bunları düşündüm; bitmemiş olan ve aklı başında bir gözle bakıldığında bitmeyeceği […]
Ne olabilir? [01 Nisan 2005 Cuma]
Hayatın içindeyiz… Söylenmeye, sızlanmaya, veya detaylara lüzum yok; iki günümüz birbirine uymuyor… Ama, teselli de yine aynı: Hayatın içindeyiz!.. {*} Hepimiz, her birimiz işte şu hayatın içindeyiz… Ve hayat, tabii ki çok kolay… İyi ama, kolay olduğu kadar zor da yaşamak aynı zamanda!.. {*} Canımdan bir cân ile konuşuyorduk az evvel, ve işte aynen şunları […]
Tabii ki çok okuyan milletiz [31 Mart 2005 Perşembe]
Kütüphaneler Haftası… Herkes pek çok şeyi konuşacak yine… Evlad-ü ıyâlin maddî ve manevî istikbâlini mamur etmek için mesai sarf eden matbuat ve kütüphane ehline şükran ve minnetlerini sunacak bir kısım zevat… Bazılarıysa; Tüm ülke bireylerine okuma alışkanlığının kazandırılması kapsamında bulunacak ivedi çözümlerin, bilgi çağını yakalamamıza katkı sağlayacağını, yineleyecek!.. Bir cümleyi bazıları, diğer cümleyi başkaları anlamayacak… […]
Aşkımızın çilehanesi [27 Mart 2005 Pazar]
Çatalçeşme Sokak… Cağaloğlu’nun en meşhur ve en renkli sokağı… O olmasa geriye bir şeyin kalmayacağı, yayıncılık müzesi hükmünde üstü açık bir pasaj.. Veya en nadide anıların sergilendiği, gezmeye yürek dayanmaz bir galeri… Ticarethane Sokak… Çatalçeşme’yi Sultanahmet arenasına bağlayan, ona hayat veren nefes borusu… Ve onların kesiştiği nokta… Benim, hayatın gerçeğiyle buluştuğum… Yapışıp kaldığım… Bir üç […]
Tesir hakkında [24 Mart 2005 Perşembe]
Bir zamanlar, Türkiye Çocuk Dergisi’ndeki günlük toplantılarımızda, içmeye çalıştıkları sigaraları “ziyan” edenlere (kulakları çınlasın) müdürümüz Şaban abi; “İçeceksen şu sigarayı Muammer gibi iç, diye fırça atardı!.. Sigara ve ben yakıştığımız için birbirimize, adeta bir bütün olduğumuz için; onu bırakabileceğime kimse ihtimal vermezdi. Hatta ben bile… O dakikaya kadar!.. {*} Beş sene önceki Nisan ayının son […]
İyi ki bilmiyorum [20 Mart 2005 Pazar]
Ne acı; Asıl “bilenler” bilmiyor!.. {*} Bu bir iğneydi! Bazıları kıpırdadı rahatsızlıkla. Ama gene de; “-Biliyorum, dediler. Çoğu kimse boş konuşuyor, bunu kastettin!..” Aslında söylemek istediğim bu değildi. Aktarmak istediğim şu tespitti: “Biliyorum”lara dili alışık olanlar, hiçbir şey bilmeyenler!.. Neden?.. Çünkü her şeyi bildiğini sananların yollarındaki en büyük engel; “biliyorum kayaları!.. “ Veya, her “biliyorum” […]
İnci dizisi [18 Mart 2005 Cuma]
Bir maske soğukluğu hissedersin bazılarının suratında… Sana baktığını görürsün kimilerinin; ama seni gördüğünü hissetmezsin… Her harfi yerli yerinde söyler bazıları; her heceyi aslî vurgusunda, ve her cümleyi dosdoğru… Fakat dedikleri yüreğine inemez, kalbine tırmanamaz!.. {*} Seninle ilgilenir gibi yapar bazıları… Seninle konuşur gibi yapar, ya da seninle bakışır gibi yapar bazıları… İyi ama, bir kobay […]
Tansiyon aleti :) [17 Mart 2005 Perşembe]
Onlarla Sirkeci’de karşılaştık. Ne zamandır görüşmüyorduk. Ellerini öpüp hatırlarını sorduğumda; “iyiyiz” dediler. Dediler ama, bu “iyi”lik pek de iyi görünmedi gözüme. -Gelin, şurda size birer çay ısmarlayayım da, iki nefes alın, dedim. {*} Sabah namazından sonra hazırlanıp çıkmışlardı yola. Trene binip saatlerce yol gelmişlerdi… Her hallerinden belliydi aralarının bozuk olduğu. Anlatırken dilleri tedbirli, kaşları kemerliydi. […]
Kitaplık [13 Mart 2005 Pazar]
Dün, kitapçıda geziniyordum. Bir kitap gördüm, şöyle bir bakıp koydum yerine. Geçerken tekrar gördüm, birkaç satır daha okudum: "Kim ki mahlûk-u Hüda’dır, incitmek hatadır." Az sonra tekrar geldik göz göze. Gene karıştırdım sayfalarını, bazı yerlerini daha okudum; "Yüzünü yere koymayan yüzüstü düşer." Ve kitap "alacaksan al artık beni" dedi, aldım… Yani bir KUŞ SÜTÜ eksikmiş […]
Temel, Dursun, Muammer [11 Mart 2005 Cuma]
(Bilmeyen birkaç kişi kalmıştır, onlar da bugün köşemizi okur, diye anlatıyorum aşağıdaki fıkrayı…) ….. Temel, Dursun, Muammer veya Fadime, Jale, Hülya her kimse… İşte o arkadaş, yolda yürürken, bir bakıyor ki; taa ileride, yerde bir muz kabuğu… Kaşları çatılıyor, huzursuzluk içinde ve acınacak bir ses tonuyla diyor ki yanında yürüyene: -Ula uşağum, haçan gene düşecağum!.. […]
Hilâl-i Ahdar Cemiyeti [10 Mart 2005 Perşembe]
(Sevgili “Mavi Kırlangıç”ımın hatırasına…) 2005 senesi tarihe geçecek; Çünkü bu senenin Yeşilay Haftası’nda, sahte içki içenlerden 17’si öbür dünyada ayıldı!.. Yer yerinden oynadı haklı olarak: Basın var gücüyle bu konuya yüklendi. Emniyet ve Meclis harekete geçti. Çünkü pek çok insanımız zehirlenmişti… {*} SAHTE içkiden 17 kişi ölünce bu kadar celallendik de; acaba bilen var mı […]
Ölümsüzlüğün sırrı! [06 Mart 2005 Pazar]
Böyle başlık mı?.. Olur tabii, neden olmasın!.. Her şeyin bir sırrı var da, bunun olmaz mı; ölümsüzlüğün sırrı olmaz mı?.. {*} Gördüğünü, öğrendiğini, bildiğini aktarmak; Ölümsüzlüğün sırrıdır!.. {*} Sen ölürsün, sana bu bilgileri öğretenlerin öldüğü gibi. Ama bunu senden alanlar yaşar ve kendilerinden sonra gelecek olanlara aktarırlar… Doğru bilgi işte böyle yürür geleceğin içine! {*} […]
Hani bir ân gelir… [04 Mart 2005 Cuma]
Hani bir ân gelir… Ve söylenmez sözler söylenir olur! ….. Hani bir ân gelir… Mutluluk pembe bir ipek mendil gibi savrulur loş odada! ….. Hani bir ân gelir… Bir ân gelir… Hani bir göz bir göze gelir. {*} Hani, öyle bir ân gelir ki; En “gelinmez” yollarla en “varılmaz” yolların, senle ben arasındaki yarda boyun […]
Buna kolay inanılır mı? [03 Mart 2005 Perşembe]
Sizlerin de benim gibi takvim yaprağı okuma alışkanlığınız var mı?.. Olmayanlara ısrarla tavsiye ederim. İşte, çoğunuzun (arka yüzünü) görmediği Türkiye Gazetesi Takviminin dünkü yaprağından okuduklarım: {*} Frane Selak adlı şahıs 74 yaşında, Hırvatistan’da yaşayan emekli bir öğretmenmiş. Tam 7 felaketten kurtulan, dünyanın şanslı insanlarından biriymiş… ….. 1962 senesinde Saraybosna’dan kalkarak Dubronik’e giden trene binmiş. Tren […]
Kapından geçer [27 Şubat 2005 Pazar]
Aaah, ki; pınar gözlerine benzeyen göz pınarlarımda içim… İçimin tadı; yaşımın tuzu! Yahut, gönlümün tatlısı; gözümün acısı!.. {*} Düşünmekten korkarım; Ya siliniverseydin yüzünden gölümün! Ya farklı bir hayal, ya başka bir şekil, ya ayrı bir gölge düşseydi üzerine, gönlümün!.. {*} Dökülseydi sevgin; Suyu uçmuş denizler gibi boşalırdı içim… ….. Eski bir gaz tenekesiyle dinmez gürültüler […]
Seyir Defteri – 23 Kasım 2008 (Yağmur…)
Yağmur İlaç, şekerle kaplı olmasa; onu kaç kişi yutar! {*}{*}{*} Şükürler olsun; yağmur mevsimi çocuklarıyız… Kavuran ateş ve kurutan kuraklık bizden öncede kalmış! Öyleyse zaman, filiz görmek istiyor artık zeminin üzerinde, filizler görmek istiyor… Yonca ile çınar birlikte burnunu çıkarıyor topraktan, ama birinin ömrü altı ay, diğerininki altı yüz yıl!.. {*}{*}{*} […]
