Boğulacağım korkusu [25 Şubat 2005 Cuma]
Üç çeşit insan var yeryüzünde; Yüzme bilenler… Yüzme bilmeyeler… Ve suda boğulanlar! {*} Yüzmeyi bilenler, yüzme bilmeyenlerin binde biridir… Boğulanlarsa, bu binde birin binde biri… Ama biliyor musunuz, çoğu zaman ne oluyor?.. Boğulmuş olanların toplam sayısının, bin katının bin katı olan bu yüzme bilmeyenler; ne zaman küçük bir gölle veya koca bir denizle karşılaşsalar… Sanır […]
Tercihler [24 Şubat 2005 Perşembe]
Sakalları iğne ucu gibi batan çenesini avucuna koymuş, çerez tabağından saçılan tuzlu fıstık ve leblebilerin arasına da dirseğini dayamış halde; yarısı dolu bir büyük bardağın başında, yaylı kapının ardından gelen müziği dinliyordu… Az sonra ceplerinde bulduklarını çıkarmaya başladı. Eline geçen ne varsa, yeşile çalan koruyucu sürülmüş çam masanın üstüne koyuyordu: İki ayrı anahtarlığa takılmış toplam […]
Ardımda kalan [20 Şubat 2005 Pazar]
Hani bütün sesler ayyuka çıkar bazen; Hani hepsi birden, Hani hepsi en yüksek perdeden, Ve hani hepsi kendini paralarcasına… ….. Kulak zarlarım paralanıyordu sanki! {*} Kulak zarlarını paralarcasına çığlıklaşan azabın bir adım sonrası, sessizlik… Bütün seslerin duyulmaz oluşu… Veya sessizliğin gürültüsü! ….. İçim parçalanıyordu sanki! {*} Ardından, güneş de iniyordu şehrin tepesine, kor halinde bir […]
Gelibolu [18 Şubat 2005 Cuma]
Hamdi Döker, Feza Toker, Volker Tittel, Oliver Munch, Karl-Heinz Bochnig, Demir Demirkan… Adı biraz arkada kalanlar… Ve/ama özellikle de yönetmen Tolga Örnek içindir bu yazı; dünyanın bütün kıtalarındaki sinema seven, tarihle ilgilenen ve özellikle Gelibolu toprağına kendi (atalarının) kanından kan damlamış olan cânlar adına!.. İki, bazen üç defa aynı filme gittiğim olur. Bazılarını ayrıca satın […]
Kadıköy boğası [17 Şubat 2005 Perşembe]
-1- Bunca yıldır benim (veya bir başkasının) Altıyol meydanındaki boğa heykeli gibi; aynı renkte, aynı tonda, aynı boyda, hiç kıpırdamadan durduğumu sanan varsa feci halde yanılıyor… Çünkü bu mümkün değil!.. Çünkü biz insanlarla ve duygularıyla uğraşıyoruz; büyüyor, küçülüyor, kırılıyor, çatlıyor, ufalanıyor, yuvarlanıyoruz… Ama aynı kalamıyoruz!… {*} Kadıköy boğasında da zerre kadar his olsaydı; her günün […]
Köşke dair ve aşka dair [13 Şubat 2005 Pazar]
Bir zamanlar mahallemizde üç beş tane vardı. Sizler de benim gibi yapın; eski bir konağı ve bu konağın odalarını gözünüzün önüne getirin… Kaç kuşaktan insanın doğumlarını, düğünlerini, ölümlerini görmüştü bu odalar kim bilir. Her yıldan, her günden; her konan ve göçenden izler kalmıştı bi’yerlerinde. Eskidi, denerek sökülüp değiştirilmişti kapı ve pencereleri; kirlendi, denerek ovulup zımparalanmıştı […]
Tezgahın tek metresi [11 Şubat 2005 Cuma]
Belki hiç topaç çevirmemiş olanlar vardır aranızda, ama fırıldak görmeyen yoktur. Gezerek veya olduğu yerde fıldır fıldır döner bunlar, sivri uçlarının üstünde… “Bütün dünya çevremde dönüyor” vehminin toplandığı işte bu noktanın adı; “ben”dir!.. {*} Ben, en akıllıyım… Ben, en akıllı olduğum için ölçerim bütün akılları ve söylerim akılsızları… Ben, manifaturacı tezgahındaki tahta metre gibiyim. Ki […]
Bulutlara tutunamazsın [10 Şubat 2005 Perşembe]
Görürsün; uçuk mavi gök içinde uçar, salkım saçak… Görürsün; gönüller gibi hür ve hürriyet kadar ferah olduğunu… Görürsün; bir bayrak kadar renkli ve o bir kadar sen ve sendendir… Görürsün görüldüğünü herkes tarafından, ve yine bu naz ile salındığını gözlersin; gözde bir gelin gibi… {*} Gök kadar derinden mutluluk çeker; sekerken buluttan buluta, papatyalar üzerinde […]
Sevdiğini söylemek [06 Şubat 2005 Pazar]
Birine “sevgi yazarı” derlerdi; o da garip, aldanırdı bunlara… {*} Elmanın tatlısı da biberin acısı da aynı topraktan, uyanmak lazım… Ve beşiğin tahtasıyla tabutun tahtası aynı ağaçtan… Nemrut ile hazret-i İbrahim aynı havayı soluyor, Firavun’la hazret-i Musa aynı toprağa basıyor, Ebu Leheb ve hazret-i Ömer’i aynı yağmur ıslatıyor… Şu işe bakın ki; bakan gözün biri […]
Kadınlar olmasa edebiyat olmaz :) [04 Şubat 2005 Cuma]
Çok kişinin malumudur, meşhur yazara diyorlar ki; -Yahu sen şu kara kuru, eciş bücüş kadının nesine vurulup da böyle güzel aşk şiirleri yazabiliyorsun?.. -Siz bilmezsiniz, diyor… Akşamları sedirin üzerine şöyle yan üstü uzanıp, çubuğu öyle bir tüttürüşü var ki onun… Buna can dayanmaz!.. SONUÇ: Kadınlar olmasa (hayran olacak şey olmaz) edebiyat olmaz!.. {*} Bir ahbabım […]
Damlaya, sana ve bana dair [03 Şubat 2005 Perşembe]
Her bir yağmur damlası öpmeye çalışarak dudaklarından çaresiz kapanır ayaklarına… Şimdi ben yağmur olsam; Ve her bir damlamla dokunsam saçlarına, dudaklarına… {*} Göğe en yakın olmak için çok uğraşır bir tohum. Nihayet vardığında tepenin en yüksek noktasına; tutunarak yere kök salar, yaprak verir, ve yağmuru bekler… Hayal eder; ilk damla onu bulacak, ilk önce o […]
Kitaplık [30 Ocak 2005 Pazar]
Hep varmış ve hep vardı, her zaman var olacak, Kitap olmadığı gün kıyametler kopacak!.. Daha çok ve hatta hep kitaptan bahsetsek hoşuma gider, fakat başka konu yazacak yer kalmaz bize… Bu yüzden dengeyi bulmaya çalışıyoruz. Satın aldığım, okuduğum, hoşlandığım, postayla gönderilen veya ayaküstü öylesine elime tutuşturuluverilen kitaplardan bahsediyorum ara sıra… Bunların bazılarını okuyabilmem, ve her […]
Muhabbet kuşu [28 Ocak 2005 Cuma]
Eskiden muhabbet kuşlarını çok akıllı zannederdim… Şimdi? Akıllandım! {*} Öğrendim ki; muhabbet kuşlarının her biri, yine bir muhabbetkuşu yumurtasından çıkmış. Fark ettim ki; şu renk de olsa bu renk de olsa her muhabbet kuşu neticede yine bir muhabbet kuşu!.. {*} Bir konuyla ilgilenince çeşitliliği görüyor insan. On parmağın onunun da birbirinden ayrı olduğunu anlıyor. Sanki […]
Atın tekerlekleri [27 Ocak 2005 Perşembe]
Tekerlekli at olabilir mi sizce? ….. Bir televizyon programında gördüğüm kediye tekerlek takmışlardı. Çünkü ölümcül bir kaza geçirip arka bacaklarını kaybetmiş, bir hayvansever ise o kediciği bırakıldığı yere mahkûm olmaktan kurtarmayı kafasına koymuştu. Sonuç? Vücuduna kayışla bağlanmış iki tekerlekli basit bir sistem ile hayvan dilediği yere gidebiliyor, fare bile kovalayabiliyordu… Peki, nereye kadar? Bir yere […]
Kitaplar cipsten güzeldir [23 Ocak 2005 Pazar]
-Aşkla çıkılacak yolculukların ilk durağı her zaman şiir olmalıdır. Has şiiri arayan okuyucuya “ışık alfabesini” sunmak ise şairin işidir. Okuyucu ve şair böylesi bir kaygıda buluşabilirse, şiirimiz gerçek aşkı yeniden hatırlayacak ve rengi her zaman kırmızı olan aşkla şiirin vuslatı yeniden gerçekleşecektir, diyen yazar, bir başka sayfada ise şu cümleyi kullanıyor: -Kibir ve gurur kulelerinden […]
Aydınlığı çalmak [21 Ocak 2005 Cuma]
Güneş, dünyanın arkasında iken… Sanki karanlık suratlarda bile gezinen kan damarları gibi; yeryüzünün karanlığında dolaşarak şehir şehir, sokak sokak, kapı kapı ışık ve ısı dağıtan tellerin de irtibatı kesiliverir bazen, enerji santraliyle… İşte o zaman; Bazı ellerde mumlar belirir… {*} Karanlıksa… Karanlığın içinde bir ışık parlamışsa… Büyüklüğüne küçüklüğüne, doğruluğuna eğriliğine bakmayı akıl edemeyenler toplanır, etrafında […]
Ambalajlı çocuklar [20 Ocak 2005 Perşembe]
(..2) ………. Mübarek olsun; bugün bayram. Büyüklerin ellerinden öperim, küçüklerin ise gözlerinden… Bugün bayram. Büyüklerden şeker alır, küçüklere dağıtır; nasiplenirim işte aradan!.. Bugün bayram… Yıllardan beri bakışırız buradan. Bu köşeden göz göze bakışır, ama gönül gönüle görüşürüz… Değil mi? {*} Uzatmayayım, işiniz çoktur; edebiyat için zaman var. Bugün bayram. Fazla vakit harcamayın benimle, ben beklerim […]
Saksıda kurban kesilmez :) [16 Ocak 2005 Pazar]
Hatırlayan vardır, daha önceki bayramlarda da yazmıştım bunu. Sözümü tutmuş adamcağız, kurbanını saksıda kesmeye çalışmamış. Peki ne yapmış? Banyoda kesmeye çalışmış! Haydaaa!.. Kimse görmesin diye gecenin köründe getirmiş zavallı hayvanı apartmana. Saat 03 sularında karanlık merdivenlerde yankılanan hicranlı bir ses: “Bbbeee eee ee!..” Eyvah! Şimdi bunun ağzını bağlasa, olmaz. Gün doğmadan kesse, o hiç olmaz… […]
Biz aşk çocuklarıyız [14 Ocak 2005 Cuma]
Bizim Peygamberimizin yolu aşk yoludur. Biz aşk çocuklarıyız. Aşk bizim anamızdır. (Hazret-i Mevlâna) ……… Bir insanı, zorla veya kandırarak; hayatî bir tehlikenin kıyısına götürmek… Uyuşturulmuş veya uzun telkinlerle beyni yıkanmış o zavallıyı, oracıkta boşluğa itmek, kurşunlamak, asmak ve daha bilmem hangi yollarla öldürmek edebe sığar mı? Peki edebe sığmayan böyle bir iş edebiyata sığar mı?.. […]
Gitmek demir almaktır [13 Ocak 2005 Perşembe]
Şu an.. Ağzımda… Son günümün, son günaydınının son harfleri. Hem de, bir fıstıklı çikolatanın son parçası tadında,, ..sen tadında!.. {*} Artık “günaydın” demeyeceğim sana; Çünkü “bensiz” uyanıyorsun, çünkü aynada “kendini” görüyorsun artık! Korkuyorum ki; ağlasan, sanki gözyaşın ben kokmayacak!.. {*} Suçlamak değil ki; balık pazarından balık alınacağını bilmek, ve bunu sana söylemek… İyi duy beni; […]
