Berber Ali babamın arkadaşıymış ve dükkanında kullandığı jilet kağıtlarını biriktiriyormuş. Bir yaz ikindisi öğrendim bunu; önüme, sanki bir kamyon(!) jilet kağıdı yığıldığında… Şaşkın ve sevinçliydim. Beş yaşındaki bir çocuk için…
(Göreceksiniz ki, bu yazı bittiğinde bazı yazar dostlar "OHH" çekecek, bazı okur dostlar ise "YAA" diyecekler…) ….. asında çıkan imza günü haberlerini takip ettiğini söylemişti. Ertesi gün de bir kitap…
Bugün benim doğum günüm…
Bu nasıl benzerlik Şimdi size bazı satırlar yazacağım ve ardından oradaki boşlukları beraber dolduracağız. ….. “Ünlü sanatçı …. bu sabahın erken saatlerinde geçirdiği kalp krizi sonucu (56) yaşında vefat etti.…

Oğlak, kedi, tavşan… [11 Haziran 2003 Çarşamba]

Çoğu yazılmış,,, ve her an bitebilecek olan bir mektubum… Pulu yapışmış zarflar duruyor önümde… Bir kısmının üzerinde; “Cehennem” yazan!.. Korkuyorum; Girerim diye onlardan birinin içine!..  {*} Hafta içinde bir dostumdan geldi; belki sadece bana göndermişti, belki listesindeki bütün adreslere, bilmiyorum… Kısacık bir nakildi. Ben de size aktarıyorum: ….. Musa aleyhisselam, hangi işi sebebiyle Allahü teala’nın […]

2 mins read

Hayatın altın kuralları [08 Haziran 2003 Pazar]

Aşağıdaki satırların benzerlerini şu an dünyanın nerelerinde, daha kimler okuyor, kim bilir… Okuyacaklarınızın çoğunu duymuştunuz daha önce, biliyorsunuz. Ama yine biliyorsunuz ki; bunların sık sık hatırlatılması gerekiyor hepimize, ki bu (iyiyi-güzeli) hatırlatmalar, birbirimize olan borçlarımızdandır, öyle değil mi?… İnsanların daha iyi yaşaması için "40 altın kural" tespit edip, dizmişler alt alta. Bu gibi "tembih"ler aşılara […]

3 mins read

Su toplar parmaklarım! [06 Haziran 2003 Cuma]

Her harf, yakıp kâğıdı, tek tek dökülür yere; Eğer adını yazsam!..  {*} Gözüne baksam; ateş akar içime… Sokulsam; tenim kavrulur nefesinden, kururum susamış fidan gibi!.. ….. Aaah, dokunsam yârime; su toplar parmaklarım!..  {*} Saçının her bir teli ateşlenmiş fitildir, bilirim; değdiğinde yüreğime yeer(i)yerinden oynatır!..  {*} Eriyen bir kırmızı mumla mühürledin ağzımı; Hapsoldu dilim!.. ….. Mahpus […]

1 min read

Denize karışmak… [05 Haziran 2003 Perşembe]

Bugün, dedenin bahçesinden bir cep kayısı topladığını öğrendim… Ve yeşilken yolduğun bu kayısıların henüz olmadıklarını anladığını, çünkü hepsinin ekşi olduklarını öğrendim… Ama yine de, her şeye rağmen; hayatından memnun olmayan insanlar gibi, suratını ekşitmedim öğrendim… Bir de; beni sevdiğini öğrendim!..  {*} Şu an saat üç buçuğa geliyor. Ne zamandır kaçamıyordum buraya. Çimlerle beraber bütün papatyaları […]

2 mins read

İstanbul olmak! [04 Haziran 2003 Çarşamba]

İstanbul olmak ile İstanbul doğmak arasında fark var mıdır veya var ise bu fark ne kadardır, bilebilmek lâzım!.. İstanbul olabilmek ile İstanbul olmaya debelenmek arasındaki farkıysa gözlemek lazım; Bazen gülerek, ve bazen de ağlayarak!..  {*} İstanbul olmak; hem şiir yazabilmek, hem de şair olabilmek gibi bir hal ise de; bilen kaç kişi bunu?.. Yani, içinde […]

3 mins read

Bende bütün… [01 Haziran 2003 Pazar]

(-İçim, açmaya hazır bir gonca. Yapraklarım kıpır kıpır. Hayat SEN’den başka bir şey değil, sultanım…) (-Kabulümdür, ama bil şunları…) ………… Zerk olacağım içine; Damardan!.. Sen, “bana” gark olacaksın!..  {*} Nefes alamayacaksın bensiz,, ve benden kaçamayacaksın. Çünkü, “beni” taşıyacaksın sen diye!.. ….. Ne zaman baksan kendine; sende, beni bulacaksın…  {*} Arasan, bana “teninde” dokunacaksın… Ve hatta, […]

1 min read

Kulağımı kaybetme!.. [30 Mayıs 2003 Cuma]

Eline sağlık, iyi becerdin, dedi biri… Kasap teşekkür etti. Koyun, bir kere daha tepti bacağını!..  {*} Boğayı kapı ağzına getirip; “Seç birini, dediler. Ya öleceksin, veya öleceksin!..” Tercihini “ölmek”ten yana kullandı boğa ve saldırdı!.. İstiyordu ki; arenada, sırtına saplanan kılıçlarla ölsün de, bari “kulağı” kalsın hayatta!..  {*} “Eline sağlık, iyi becerdin” diye övülen matador yarım […]

2 mins read

Sırrım… [29 Mayıs 2003 Perşembe]

Biliyorum; başka bir âlem daha var… Ben, orda,,, uçuyorum; ama kimselere söyleme!.. ….. Bazen sen de oluyorsun orda; elim elinde oluyor ve gözün gözümde… Bir muzun kabuğu gibi dilim dilim, bölüm bölüm, kısım kısım açılıyorsun ve ben senin içini görüyorum. Yeşil bir yamaçta kaynayan gözenin göz gibi taşmakta olan serin suyunu alıyorum avuçlarımla,, içinden; Bu, […]

2 mins read

Ölmek ve aşk nasıl şey? [28 Mayıs 2003 Çarşamba]

Aşk; Koca bir sahra topunun ağır güllesiydi, kucağımda taşıdığım… ?..  {*} Kucağımda taşıyorken aşkı, ağır güllesi gibi koca bir sahra topunun; yıkıldım sırtüstü… Kocca gülle de, bir gözyaşı damlası gibi vurdu göğsüme!.. Üzerine kor düşmüş pamuk yığını gibi, delindim!.. Ve, mendile doldurulmuş kezzap gibi aktı içim; Yerlere serildim!..  {*} Kızgın bıçaklar ile dilinmeye başlandı benden […]

1 min read

Onu hak etmek [08 Eylül 2006 Cuma]

Bu sabah iyi görünüyordun; gözlerinin derininde ışıklar parıldıyordu. Sevindim, çünkü o ışığı; “o ışığı bekleyenlere” götürecektin… Yolun açık olsun. {*} Hava bugün biraz kapalı mı ne… Ne fark eder?.. Çünkü farkı olanlar; hava kapalı, şansı kapalı, “insanlar” kapalıyken de… Özellikle de herkesin durmayı seçtiği zamanlarda “bir adım daha” atmayı tercih edenler… Değil mi?.. {*} Bir […]

3 mins read

Diken, gülün kendidir!.. [25 Mayıs 2003 Pazar]

Serâbın, suyunda yüzüm… Kumm dolu gözüm… ….. Şarap kusuyor zamaan,,, ve içimde, şarapnel parçaları!..  {*} Sıkıyorum dişimi. Doğursam; "acı" çığlık atacak!.. ….. Korkarım ki görenler, beni vahşî sanacak… Bedeni bedenimden kopup ayrılsın diye, doğurduğum bebeğin; dişle kemirdiğimi, göbeğinin bağını…  {*} Kızgın zamanın kustuğu sıcak şarabın ortasında, beyni kaynayan meczuptan farksız iken; Bir serâp buldum… Ama, […]

1 min read

Bugün “Anneler Günü”!.. [07 Eylül 2006 Perşembe]

Geç mi kaldım ne? Yoksa erken mi yazdım!.. Olsun, zaten son anneler gününde, konuyla ilgili yazı yazamamıştım… Hatırlıyor musunuz o günü, neler yapmıştınız? Annenizi nasıl hatırlamıştınız? İşte, canımı bu acıtıyor: Hatırlamak!.. {*} Anne-evlat ilişkisinin; yılda bir kez hatır sormak veya görüp “değişiklikleri” göstermek boyutunda kaldığı batı anlayışında “anneler günü” ne eşsiz bir nîmet… “Anne, bak […]

4 mins read

İze bakmak! [23 Mayıs 2003 Cuma]

Vapurlara tek başıma binmeye başladığımda kaç yaşındaydım, hatırlamıyorum. Ama küçüktüm… Küçük olmak; boyu kısa olmak demek değil, biliyor muydunuz? Küçük olmak; kilosu hafif olmak da değil. Hatta küçük olmak; tükettiği yıl sayısının az olması bile değil… Basacağı yeri fark edememek küçük olmak. Küçük olmak; kendi önüne bakamamak, ileriyi görememek, geniş düşünememek, bilgiden nasip, tecrübeden ibret […]

3 mins read

Su/suzluk [03 Eylül 2006 Pazar]

Öyle bir su akıyordu ki şehre giden ana borulardan; şeker gibi… İki su bir ekmeğin yerini tutar, derler ya… Bir içen zaten bir daha içiyordu ve diyordu ki her içen; bu su, bir ömre bedel!.. ….. Tam bir su bolluğu vardı memlekette; “su medeniyeti” dediklerinden. Kanallar, fıskiyeler, çeşmeler, şadırvanlar, hamamlar… İçini temizleyen, dışını; dışını pak […]

4 mins read

Silik taşlar!.. [22 Mayıs 2003 Perşembe]

(BUGÜN) Babam, babasının sol omzuyla uzun meşe ağacı arasında kalan bir kişilik boşluğu göstererek; “Bizden, en evvel kim giderse, münasip olan yer burasıdır”, dedi… ….. Güneş, yüksek yapraklar arasında kıyıldığından; kırpılmış ışıklar dökülüyordu üzerimize, konfeti gibi… Nice gelinler vardı dünyalar güzeli; şimdi göğüslerinden öbeeek öbek çiçek emziren, ve nice damatlar vardı şu hâki setre altında… […]

3 mins read

Sükûtun nutku!.. [21 Mayıs 2003 Çarşamba]

Sebebini anlamam; bazıları mezarlıktan korkarmış!.. Hatırladığım zamanlarda içi dolmuş bütün kabirleri tanır, ve gösterilmiş olanların da tamamını bilirim neredeyse… ….. Hoşuma gider, oturup seyretmek; Yarı şeffaf boynuzlarını uzatmış halde mezar taşlarında kaymaya çalışan kabuklu salyangozları… Sert ve kuru taşlara serdikleri sıvı üstünde uğraşır dururlar; biraz daha kaydırmak için kendilerini, biraz daha… Halbuki iki karış ardında […]

2 mins read

Saksı ve çiçeği… [18 Mayıs 2003 Pazar]

Seni seviyorum… Seni seviyor oluşum kıpırdıyor içimde… Seni sevmek; bir pınar gibi kaynaması içimin… Ve yine bir göze gibi, dolu bir göz gibi taşması ılık ılık içime!.. Seni seviyorum… Seni sevdikçe doluyorum seninle, ve içimde çoğalıyorsun her geçen gün!..  {*} Ben,,, neredeyse "sen" olmak üzereyim!.. Süte bir kaşık maya; Bana bir buse sen!..  {*} Sen […]

2 mins read

Kum [16 Mayıs 2003 Cuma]

İçi biraz beyaz, puslu ve dışı daha mat ve biraz yeşilimsi gibiydi… Başı, bin yıldır dönüyordu sanki… Ve sanki bin yıldır eğikti hep bir tarafına doğru… Sanki bin yıldır; kendini kaybetmiş rüzgârlar bile onu bulmaktaydı, zamanı dahi sürükleyen akıntılar üstünde!..  {*} İçi biraz pusluydu sanki, ama dışı; hep ıslak!.. Halbuki gözüken her güneşin bütün ışıklarını […]

3 mins read

Rapunzeeel!.. [14 Mayıs 2003 Çarşamba]

Ben, seni gördüm… "Seni" gördüm… ….. Gördüm seni,,, bir bakışından gördüm hem de! O bakışından tutunup; Kuleden saldığı saçından Rapunzel’e tırmanan kahramanı gibi, kendi masallarımda tırmanıyorum şimdi yanına!..  {*} Bakıyorum; Elimde bir bakışın var sadece… Bir bakışından başka yol yoook, sana çıkan!..  {*} Ve bana başka bir yol kalmamışsa, bu; sana ulaşamayacağım mânâsına mı gelir?.. […]

1 min read

Deli Dumrul [13 Mayıs 2003 Salı]

‘Opera deyince İtalya’ya gittiğinizde İtalyan operaları, Almanya’da Alman operaları, Rusya’da Rusların kendi operaları esastır. Önceliği kendi uluslarının eserlerine verirler. Kendi dilleri, kendi hikayeleri, kendi olayları. Neden Türkiye’nin Türk masallarından, müziklerinden, danslarından oluşan bir opera repertuarı olmasın? Başka ülkelere biz, Türk operası olarak Türkiye’nin renklerini, müziklerini sunalım. Bizim balımız bizim çiçeklerimizden olur. Biz sizi taklit ediyoruz, […]

3 mins read