Bugün benim doğum günüm… 🙂
Vehip Sinan’a saygı! 27.02.2010 Çalıştığı gazete ve dergilerde ülke gündemini yorumladığı karikatürleri ve çizgi romanlarıyla dikkat çeken, sevimli çizgileriyle çocukların sevgisini kazanan Vehip Sinan onuruna düzenlenecek programda açık oturum, belgesel…
Hayatı ayakta karşıla! ‘Şu an dışarı çıkın. Yola yüzükoyun yatın ve ne gördüğünüzü bana anlatın’ desem ne yapardınız? Buna mecbur değil kimse, ama; yola çıkıp yüzükoyun yatamayanlar da en azından…
Önce babalar oğullarını eğitmeye çalışıyor, sonra oğullar babalarını düzeltmeye çalışıyor… Anneler kızlarına, kızlar annelerine, ninelerine… Öğretmenler öğrencilerine… Müdürler emri altındakilere… Arkadaşlar biri birlerine sürekli müdahale ediyor… Herkes bir diğerini yontmaya,…
Hayat mı beni anladı, ben mi hayatı anlayamadım. Avuçlarıma aldım sığmadı, kalbime gömmek istedim… ..Hiiççç ama hiççç olmadı!.. Gözlerimi kapatıp yaşadıklarıma bakıyorum… Hayal desem, hayal değil, rüya desem rüya değil,…

Kraliçeden çok kralcı olmak! [11 Nisan 2000 Salı]

Kraliçeden çok kralcı olmak! (Veya Bayrağa dair…) Bir zamanlar Göztepe’deki bir evin beşinci katının balkonundan aşağı “atamadığım”; “Biz ne biçim milletiz… Avrupa’da diğer çocuklar, bizim çocuklarımızla; Türkler popolarını bizim gibi kağıda silmiyor, Türkler kakalarını elleriyle yıkıyor, diye alay ediyorlar… Böylece Türk çocuklarının psikolojisi bozuluyor! Biz ne biçim bir milletiz, herşeyi ters ve yanlış yapıyoruz…” …gibi […]

9 mins read

Mülâkat 4 [10 Nisan 2000 Pazartesi]

Soru: (23 Şubat 2000 Çarsamba 16:59) ….. Söylediklerinin, dile getirdiklerinin hepsine katılıyorum.. Aslında bana gazetecilikten çok sevgiyi ve paylaşmayı öğrettiğinin farkındayım. Mülâkatımı haftaya Çarşamba’ya bütün arkadaşlarımın, dostlarımın, öğretmenimin huzurlarına sunacağım.. Seni yorduğumun farkındayım ama az kaldı.. Yani mülâkatı uzatıyoruz.. ….. Eğitimin, doğumun ve meslek hayatı içerisinde yaşadığın ilginç bir olay.. ….. Aslında bunları sormak pek […]

7 mins read

Mülâkat 3 [08 Nisan 2000 Cumartesi]

Soru: (20 Subat 2000 Pazar 14:36) Bir aşk ile yapıyorsun bu mesleği.. Paylaşım adına yapıyorsun… Azmi gördüm yazılarında, kalbimde hissettim yine o güzel duygularını.. Bu meseleğe başlayalı kaç sene oldu?.. Ve son olarak söylemek istediğin bir şey varsa söz senin.. Bana ve arkadaşlarıma.. Hatta öğretmenime.. Aslında gönlüm hep virgülden yana ama bu seferlik ödev son […]

7 mins read

Mülâkat 2 [07 Nisan 2000 Cuma]

Soru:İşte sana bu yüzden güzel adam diyorum.. Sevgileri, paylaşımları, birlikte yaşamayı öğretiyorsun.. Seni seçmemdeki en büyük sebep de bu güzel adam.. ….. Peki şunu sormak istiyorum.. Dünyada bu kadar meslek dalı varken niçin gazetecilik?.. Neden gazetecilik?.. Bana gazeteciliği anlatır mısın?.. ….. Öyle bir şey ki, insanoğlunun dakikası dakisasına uymuyor.. Bazen hüzünlü, bazen stresli, bazen ağlamaklı, […]

7 mins read

Mülâkat [06 Nisan 2000 Perşembe]

(Ayla Öztopal / 17 Şubat 2000 Perşembe 09:51) Sizden bir ricam var… Sevgili Muammer abiciğim; umarım her şey yolundadır. Keyfiniz, işleriniz… Sizden bir ricam olacak.. Biliyorsunuz öğrenciyim.. Ve bir ödev hazırlamam gerekiyor. Konusu: “İleride olmak istediğiniz ya da arzu ettiğiniz bir meslek dalıyla ilgili, bu mesleğe sahip olmuş biriyle karşılıklı sohbet edecek ve bir mülakat […]

6 mins read

Taşçının hikayesi… [05 Nisan 2000 Çarşamba]

Taşçının hikayesi… O, yoksul bir taşçıydı. Her gün kayaları parçalıyordu. İşi böylesine ağır olduğu halde çok az aylık alıyordu. Bu yüzden hayatından hiç memnun değildi. “Ben başkalarından daha çok çalışıyorum! Diye düşünüyordu. Benim işim onlarınkinden ağır ve ben onlardan daha az kazanıyorum. Zengin olmak istiyorum. Biraz dinlenirim ve güzel elbiselerim olur…” O an nasıl olduysa […]

6 mins read

Sevginin 100 lisanı [04 Nisan 2000 Salı]

Sevginin 100 lisanı Dünyanın her yerinde insanlar seviyor galiba; Ve de bir şekilde sevgilerini ifade ediyorlar… Harfler yanyana diziliyor ve o “büyülü” kelimeyi oluşturuyor!.. Harflerin veya kelimelerin mi ne dediği mühim, yoksa gözlerin ve gönüllerin mi sizce?.. Galiba önemli olan; kalpten gelenin dilden de gelmesi… Üzerinde oturduğun sürece toprağın altında yatan altın madeni bir zenginlik […]

6 mins read

Çeşit çeşit ölmek! [03 Nisan 2000 Pazartesi]

Çeşit çeşit ölmek! Attila: Ordularıyla, 450 senesine kadar Moğolistan’dan Rus İmparatorluğu’nun sınırlarına kadar Asya’nın tamamını zapteden… O dönem Hıristiyan Avrupasının tek kalesi Galya (Fransa)’ya bile giren… Zulmü ve kan akıtıcılığı yüzünden kendisine “Allah’ın gadabı” (öfke, gazap) denilen, vahşi Hun’ların reisi Attila, 453’te genç bir kızla evlenmiş, ve gerdek gecesi burun kanamasından ölmüştü… Attila, savaş meydanlarındaki […]

7 mins read

Tarihe kayıt düşmek [23 Eylül 2007 Pazar]

Belki kimse fark etmedi. Farkına varansa söyleyip geçti… Lâkin, bir yazarın işi tarihe kayıt düşürmekse; biz de tarihe kaydedelim aşağıdaki satırları: Bir tırnağın uzayıp, ucundan kesile kesile tamamen yenilenmesi için 2 aydan daha fazla zaman gerekiyor! {*} 22 Temmuz seçimlerinin üzerinden tam iki ay geçti, bugün 23 Eylül… 23 Temmuz sabahı, siyasi partilerin bir kısmı […]

2 mins read

Bayram denen gün! [21 Eylül 2007 Cuma]

Bizim öğrencilik yıllarımızda, mayıs ayının 27’nci gününe “Özgürlük ve Anayasa Bayramı” derlerdi. Bazen konuşulanları dinlerdik de neler anlatırlardı!.. Önceleri çoğumuz derslerden bir gün kaytarabildiğimiz için seviniyorduk, ama sonradan baktık ki; bu gün, bir felaketin süslü kılıfıdır, yani “bayram mayram” bahanesiyle milyonlarca vatan evladının gözü bağlanmaktadır… Uyandık! Ve olaylara şimdi baktığımız açıdan bakmaya başladık. Aşağıdaki yazı […]

4 mins read

Seyyah-ı fakir Muammer Çelebi Yeraltında bir saray; Yerebatan sarnıcı -II- [20 Eylül 2007 Perşembe]

Cağaloğlu tarafından gelen caddeyi tramvay yolu keser. Karşı kaldırım Ayasofya’nın duvarı… Sağ köşemizde park var ve parkla aramızda iki penceresi olan, kiremit çatılı, küçük bir yapı… Bilmeyen, tabelasını okumayan geçer gider yanından… Girdik. Merdivenler bizi bir balkona indirdi. Burnumuzun hizasında tuğladan örülmüş kubbecikler. Bu tavan gözle sayılamayacak kadar çok mermer direğe bindirilmiş. Şu an zeminden […]

2 mins read

Seyyah-ı fakir Muammer Çelebi Yeraltında bir saray; Yerebatan sarnıcı -I- [16 Eylül 2007 Pazar]

Gezgin olsanız… Esrarengiz hadiselerle dolu şehirlerden birine gitseniz… “Buradaki bazı insanlar evlerinden dışarı çıkmadan açlık ve susuzluğunu gideriyor” deseler, inanır mısınız? Bence inanmaz ve “görmek istiyorum” dersiniz… Kılavuzunuza ısrar eder ve o bölgedeki evlerden birinin kapısını çalıp “Hak misafiri geldi, kabul eder misiniz?” diye sorarsınız… Kapıyı fakir bir adamcağız açar. “Misafir geldi hanııım” diye seslenir. […]

3 mins read

Seyyah-ı fakir Muammer Çelebi Aşk uğruna delinen dağ -2- [14 Eylül 2007 Cuma]

Artık su gelmiştir Amasya’ya. Akar gürül gürül… Ama ne fayda; çünkü ne Ferhat vardır artık, ne de Şirin… Gömerler ikisini yan yana… Şimdi, her mevsim, bu iki mezarda da birer gül biter, derler… İki mezarın arasında ise bir kara çalı; o günlerin hatırasına!.. {*} Ferhat Su Kanalı, aslında (+100, -100 yıl) milat dönemine ait. Antik […]

2 mins read

Seyyah-ı fakir Muammer Çelebi Aşk uğruna delinen dağ -1- [13 Eylül 2007 Perşembe]

Amasya elması, toyga çorbası, baklalı dolma, Hamamözü bastonu, Terziköy ve Gözlek Kaplıcaları, Yukarı Baraklı Şelalesi, Yedikuğular Kuş Cenneti, Borabay Gölü… Ahşap ve taş işçiliği… Osmanlı şehzadelerinin de burada talebe ve yönetici olarak yetiştirildiği dönemde; bu küçücük şehri bir üniversite kentine, kültür merkezine çeviren 40’a yakın medrese/yüksekokul… Antik çağdan kral mezarları… Amasya dendiği zaman herkesin aklına […]

2 mins read

Cenk Marşı [29 Şubat 2008 Cuma]

120 isimli filmden epey bahseden oldu… Çünkü hepimizin millî ve manevî duygularını ateşleyen bir filmdi 120… Teknik olarak daha iyi olabilirdi ve o zaman dünya sinemalarında da gösterilirdi. Çoğu dünya milletlerinin heybesinde malzeme yok, ama zorlama hikâyelerle, uydurma senaryolarla sinema şaheserleri çekiyorlar… Bizde ise her adımda bir tarihi roman, her karışta unutulmaz bir destan, akıl […]

2 mins read

Bir gün gelir… [28 Şubat 2008 Perşembe]

Bir gün sanki yel eser, sel gelir, yer sallanır; gök yıkılır, âlem çöker başına… Bir gün ne dikmişsen devrilir, ne eşmişsen örtülür, ne yapmışsan bozulur… O gelen gün, diğerlerine benzemez! {*}{*}{*} O gün en çok zora giden; sözlerin karşısında durabilmek, gözlerin önünde direnebilmektir… O gün, öyle bir hale gelir ki hava; sanki erimiş kurşun olup […]

3 mins read

Köpekler ne yapıyor? [24 Şubat 2008 Pazar]

Gündüz vakti. Belki Cuma namazından yeni çıkılmış, başkaları var yanımızda. Bacağı yanında durduğum dedem onlarla konuşuyor… Kış olmalı, çünkü yakalarımı kaldıran dedem, ensemi soğuktan korumaya çalışıyor… Çocukların göz hizası farklıdır; ben de kimsenin ilgilenmediği şeyler görüyorum… Az ilerde, toprak yolun kenarında köpekler var; irili ufaklı, karalı beyazlı köpekler… Bazısı yatıyor, bazısı ayakta. Bir tanesi en […]

3 mins read

Çizik [22 Şubat 2008 Cuma]

Çoğu kimse, bazı insanların neden böyle çırpındığını anlayamaz… Bakarlar, bakarlar ama onların neden sanki boğulur gibi yahut boğulmakta olan birine can simidi atar gibi telaşlı olduklarını anlayamazlar! Halbuki dünyaya bir kere gelir insan… Halbuki hayat akıp geçmektedir… Halbuki gezilebilecek çok yer, katılabilinecek çok eğlence, tanışılabilecek çok arkadaş vardır… Öyleyse bu telaş ne?.. Aslında cevap aynıdır: […]

3 mins read

Yazıktır sanata [11 Mayıs 1999 Salı]

  Benim için en değerli sözlüklerden biri; Hayat Yayınları’nın çıkardığı Büyük Türk Sözlüğü’dür. Yayın tarihi yazmayan 1288 sayfalık bu esere, Kemalettin Tuğcu’nun romanlarını üç buçuk liraya satın aldığım yıllarda sahip olmuştum. Üzerinde 60 lira fiyat var, ama ben bu paranın bir kısmını, Doğan Kardeş Çocuk Mecmuası’ndaki kuponları biriktirdiğim için ödememiştim. Günlük harçlığım elli kuruş iken […]

4 mins read

Cennet kokan ayaklar [10 Mayıs 1999 Pazartesi]

  Anneler “dünü” nasıl geçti? {*}{*}{*} Annesi olanların anneleri mutluydu elbette, değil mi, hatırlanmış olmaktan? İşte bu, canımı acıtıyor… Hatırlanmak! {*}{*}{*} Anne-evlat ilişkisinin; yılda bir kez de olsa hatır sormak veya görüşülüp “değişikliklerin” gösterilmesi boyutunda kaldığı batı anlayışında “anneler günü” ne eşsiz bir nîmet… “Anne, bak bu senin torunun…” “Anne, elbette bu geçen yıl gördüğün […]

3 mins read