Sınavın ilk sorusu [08 Mayıs 1999 Cumartesi]
Manzaraya bakar mısınız, ağzı olan konuşuyor… “Başkan yağlı kazığa otursun, ucu da ağzından çıksın…” “Dersaneler günde kırksekiz saat ücretsiz ders versin…” “Sorular en kolaylardan seçilsin…” “Zaaart!.. Zuuurt!..” Sanki “ailenizin kahramanı” Gazman işbaşında!.. {*}{*}{*} Aileler ve koca koca isimler iniliyor!.. Ailelerini ve koca koca isimleri tam da “iplemeyecek yaştaki” öğrenciler ise kafalarını o beğenmedikleri ailelerinin […]
Kâbe hâlâ bekliyor mu? [07 Mayıs 1999 Cuma]
Kendi üzerinde dönen değirmen taşları misali dönüyorum odalarda; Seccadeler nerde?.. Kıble hangi yöne doğruydu bu evde?.. Başıma koymak için takke, çekmek için tesbih var mı?.. {*}{*}{*} Bugün bitti. Gece de gidiyor… Bir günüm daha bitti; ben nereye gidiyorum?.. Gün gün, saat saat, dakika dakika ölüyorum!.. Gidiyorum!.. Tükeniyorum; Haberim var mı?.. {*}{*}{*} Herşeyi sevmek… Çok […]
İçindeki ilkbahar [06 Mayıs 1999 Perşembe]
Sahi… Sahi eğer sonbaharda geliyor olsaydım yazı yok eder miydin?.. {*}{*}{*} Beğenmedim bunu. Çünkü eğer gelen ben olsaydım; ne sonbaharı beklemene, ne de yazı yok etmene gerek olurdu… Çünkü ben; “içindeki ilkbahar”a gelirdim. {*}{*}{*} Keşke senin için bir şeyler yapabilmiş olsaydım, diye düşündüğün sürece yanılırsın… Sen her zaman benim “ışığım” oldun. {*}{*}{*} Işığı gören bir […]
Hangi problemin çözümü yok ki? [05 Mayıs 1999 Çarşamba]
Bazı gazeteler hâlâ nasıl çıkabiliyor, anlamıyorum. Bazı gazeteleri çıkaranlar okuyup yazmayı biliyorlar mı? Eğer biliyorlarsa dün attıkları manşeti bugün görüyorlar mı?.. Eğer görüyorlarsa, yarın “yine utanacakları” yeni bir başlık atmak için neden yırtınıyorlar bugün de böylesine, anlamıyorum!.. Ve bazı gazeteleri hâlâ nasıl satın alıyor birileri?.. Asıl onu anlamıyorum! {*}{*}{*} Acemi sürücü yoldaki çukurları avlar, derler… […]
Veda mektubu [01 Nisan 2000 Cumartesi]
Veda mektubu Sizden hiç ayrılmak istememiştim. Hiç de ayrılmak istemezdim… Ama hayat işte. Ne zaman ne olacağı belli olmuyor… Son defa, sizlere bir “veda yazısı” yazmama izi verdikleri için de bu gazetenin yöneticilerini minnetle anacağım. {*} {*} {*} Üzgün müyüm, bilmiyorum! Siz üzgün müsünüz? Onu da sizler bileceksiniz. Bu bir veda mektubunun başlangıcı; hem de […]
Suhulet [09 Eylül 2007 Pazar]
Hüseyin Haki Efendi, İskender Bey ve Mehmet Usta kimlerdir, biliyor musunuz? Kendinizi suçlamayın, bunu neredeyse hiç kimse bilmez… Bu isimlerin bu güne kadar neden birer araba vapuruna konmadığını… Hiç olmazsa, bari arabalı vapur iskelelerine şöyle birer panonun neden asılmadığını da bilmez hiç kimse… “Ey millet!.. 1871 senesine kadar dünyada hiç kimse araba vapurunun ne olduğunu […]
Kuzuyu kurtarmak [07 Eylül 2007 Cuma]
Dağlar çakal dolu iken… Ve sırtlan, ayı ve kurt dolu iken… Bir kuzuyu kurtarmak; Cihânı kurtarmaktır! {*} Sen!.. Minik kuzu; Nasıl böyle bir yalnızlık içine düştün? Fırtına uğulduyor başında… Soğuk rüzgârlar ucu kurşunlu kamçılar gibi; her darbesinde kırmızı tomurcuklar patlıyor teninde! Yağan, sanki kezzap yağmuru… Veya, bu nasıl şefkat ki sanki bir ejderha yalıyor perçemini, […]
Balık suda alıktır! [06 Eylül 2007 Perşembe]
Balık, der ki solucana; seni sevdim! Hâlbuki kim bilir şunu; balık solucanı sevmiş görünse de, aslında balıkçı balığı sevmiştir! Balıkçı balığa çıkmış olmasa; balığın, solucanı sevmek nereden aklına gelecek?.. {*} Balık, deryada alıktır! Şaşkın şaşkın yiyip yutmuştur bu güne kadar önüne gelen her şeyi… Bir gün bakar; önünde bir solucan! Ürker önce, tedirgin olur, koklar; […]
Büyüğü görebilmek [02 Eylül 2007 Pazar]
İnsanoğlu, sanki yanılmak için dolaşıyor yeryüzünde! Bütün parmaklar, dosdoğru, hep aynı yönü işaret etmiş olsa bile; çoğu kimse, eğri büğrü, dolaşık ayak izlerini takip etmeye hazır! Neden? Çünkü nefsi içinde, şeytanı kulağının dibinde, kötü arkadaşları ise hemen yanı başında… {*} Gözü bağlı adama; kim ne gösterecek ve hangi hal, hangi manzara ilham verecek? {*} Neden […]
Tavuklarla savaş [31 Ağustos 2007 Cuma]
(veya Savaş ve Barış) Elinde vişne dalından bir kılıç; tavukların peşindesin!.. Bahçenin hâkimisin; dur yok durak yok sana ve her “gıdaak” sesinden sonra bir “madalya” sahibisin!.. Kediler, tavuklar ve birkaç kazla ördek yol açmış sana, taç sunmuş… Sen ki elinde bir kılıç vişne dalından, bahçenin kralısın… {*} Yürümekten kanamış ayaklarıyla, henüz ismi konmamış uzak dağların […]
Kod adı, ne?..[30 Ağustos 2007 Perşembe]
(Bugün makara günü. Sarın siz de sarabildiğiniz kadar… Ayrıca ben bunları yazdım ama, sakın siz ciddiye almayın!..) Bugün bazı arkadaşlara “kıyak” yapayım, dedim. Belki bir gün de onlar bana yapar… Aklına esen kitap yayınlıyor. Kitabı çıkanlardan bazısı da bana geliyor. Elinde pembe bi’şey: “-Baaak, cici!..” “-Ya, kardeş!.. Yayınevi sana vermiş zaten üç tane kitap, niye […]
Kınalısevda [04 Mayıs 1999 Salı]
Kızılelmam… Ve beni, benden büyük bir güçle kendine çeken, ufkun ardındaki mıknatısım… {*}{*}{*} Sen benim hep noksanım, hep eksiğim… Ve ben sensiz hep noksanım, hep eksiğim. Yarım elmam… {*}{*}{*} Varsın… Ama, yok kadar uzakta! {*}{*}{*} Yarsın; Hem de yokken var kadar yakın… {*}{*}{*} Kınalı koçlar gibi, “bıçağına” gönderdiğim kınalı duygularım meleşiyor!.. Sanki eyleşiyor zaman… Sanki […]
Benzerlik [03 Mayıs 1999 Pazartesi]
Çocukluk işte; Gözüme sokulan, burnuma dayanan ve bana “gık” dedirtilen şey, kişi veya olaylardan uzak kalmaya meyilliydim… Çocukluk işte; Neden bazılarının hep iyi, her zaman güzel, her şartta mükemmel olduğunu ve bazılarının da hep kötü, her vakit çirkin, her şartta rezil, berbat ve aşağılık olduğunu “anlamaya” çalışırdım… Çocukluk işte; Hiçbir taşın “yerine” oturmadığı yıllar!.. Siz […]
Zamana işli Türk motifi -2- [01 Mayıs 1999 Cumartesi]
Tarihteki ve takvimlerin üzerindeki kayıtlar; “zamanın üzerine işlenmiş” koskoca bir Türk Motifi’nin iğne delikleridir… Bu büyük bütünün “şu parçası benim, diğeri değil” demek; “Ben, üzerimdeki bu yeni elbiseyi giymeden önce yoktum” demek olmaz mı?.. Ve hatta beş yaşındaki çocuklar bile birer “dedelerinin-ninelerinin” olması gerektiğinin idrakinde değil mi?.. Hadi, takvimleri okumaya devam edelim; belki birkaç […]
Seyir Defteri – 28 Şubat 2008 (120 filmindeki marş)
Yakında bu konuyla ilgili bir yazı daha okursunuz benden… O zamana kadar sadece sözlerini yazıp koyuyorum buraya (120 filminde geçen muhteşem) Cenk Marşı'nın… Her gün şarkı sözü ezberleyip, film müziği mırıldanmayacak ya sinemaseverler… Bir kere de bir filmde söylenen marşı ezberlesinler… Güzel olmaz mı? {*}{*}{*} Ey şanlı ordu, ey şanlı asker Haydin gazenfer, umman-ı safder Bir elde […]
Cevabı belli sorular [31 Mart 2000 Cuma]
Cevabı belli sorular Dedemin, gözlerine takılır kalırdım en çok… İki sebebi vardı bunun. İlki; sağ gözünün alt kapağının şekli bozuktu. Bunu yapan da “şarbon” dedikleri bir şeydi… İkincisiyse; bakışlarında tüten buram buram sevgiydi. {*} {*} {*} Dedemin, gözlerine takılır kalırdım en çok… Gözbebeklerinde sanki hep çığlık çığlığa bir heyecan vardı. Hep karları eritebilecek bir sıcaklık, […]
Sen bir vakti kaçırdın [30 Mart 2000 Perşembe]
Sen bir vakti kaçırdın O gün, bir kuş gibi uçmaktı sana niyetim. Tutulmaktı gözlerine; ökseotuna tutulurcasına!.. Ve belki teslim olmaktı avuçlarının parmaklığına. ….. Sen, o gün bir vakti kaçırdın… {*} {*} {*} O gün ben, ilk defa yuvasından uçacak bir kuş kadar heyecanlıydım… O gün ben; tüyleri pırıl pırıl, gözleri ışıl ışıl ve yüreği kıpır […]
İki senaryo [29 Mart 2000 Çarşamba]
İki senaryo Sunuş : İki aydır köşemizi tanıyıp, iki e-mail gönderip veya bir mektup yazıp; sonra da her nasılsa bulduğu telefonumla beni hesaba çekmeye çalışanlardan değildi o… O, ayakları yere sağlam basan mantığı, kendisini dosdoğru gideceği yere götüren kararlılığı, inancı, sabrı ve iyiniyetiyle güzel bir örnek… Ondan; “vazgeçmemeyi” öğrenebilirsek ne mutlu bize. Ve kendi kafamızın […]
Benim okuyucum kimdir? [28 Mart 2000 Salı]
Benim okuyucum kimdir? Benim okuyucum; görünen organlarının haricinde, kendi mevcudiyetini bir kalp ve bir yürekle süslemiş kişidir en başta… Benim okuyucum “dünleri sadece bir tecrübe” bilip, bugün “yarınlarımız için” yürüyen kişidir. {*} {*} {*} Benim okuyucum kendisini de beni de “ben” bilmeyip, hepimizi birden “BİZ” bilen kişidir… Ama bunun yanında “biz”i var kılacak unsurun da, […]
Türkiye’nin ilk fast food’u; Simit [27 Mart 2000 Pazartesi]
Türkiye’nin ilk fast food’u; Simit Varlıklısından yoksuluna, patronundan işçisine, öğrencisinden öğretmenine velhasıl yediden yetmişe tüm Türkiye’nin vazgeçemedikleri ata yadigarı bir tattır simit. Simit aynı zamanda Türkiye’nin ilk fast-food’udur. {*} {*} {*} Eski zamanlarda, genelde Safranbolu ve Kastamonuluların mesleği olan simitçiliğin kendisine özgü kuralları da varmış. Bilhassa İstanbul’da Galata, Kumkapı, Samatya ve Beylerbeyi’ndeki fırınlar imal ettikleri […]
