Seyir Defteri – 07 Şubat 2008 (“Basından” bölümüyle ilgili)
Yeni bir bölüm daha var sitemizde: Basından… {*} {*} {*} "Basından " mı olsun, yoksa başka bir isim mi bulalım diye epey düşündük. Fakat ne olabilirdi; Köşemizle, kitaplarımızla, sitemizle yani bizimle, BİZLERLE ilgisi olan her yazı ve bilgiyi koyabileceğimiz bölümün adı? Daha toparlayıcı bir isim bulamadığımız için, gene de; "Basından" olsun dedik… {*} {*} {*} Gazetelerde, dergilerde […]
Kör edici Kadillak, Cüney Tarkın ve sinema önündeki Malkoçoğlu’lar
Arı sineması açılıncaya kadar, pazar sokağındaki Yeni Sinema semtimizin tek sinemasıydı… Film çıkışlarında, yarım salon dolusu çocuk; sanki bendini yıkmış baraj suları gibi kapıdan dışarı uğrar… Derin ve içten “haaaayy” naralarıyla birbirlerine hücum eder… Saçlarını titrete titrete “artis pozu” yaparak sanki aynı filmi yeniden çevirir ve hatta neredeyse filmde anlatılan sahneleri yaşardı!.. Mahallede; düz veya […]
Pide kuyrukları ve orucun basamakları
Şimdiki çocuklar inanmayacak, ama biz kendileri kadarken motorlu kuryeler yoktu… Onlar olsaydı bile evlerde kurye çağıracak telefon yoktu… Basit bir iki şeyin siparişini vermek için de zaten hiç kimse (iki üç durak ve birkaç fırın geçerek) telefon kulübesine kadar gitmezdi… En yakın kurye ise, zaten işte şurda, sokakta oynuyordu; açıp camı seslenesin diye: -Muammeeer, koş […]
Öküz yutmak! [01 Şubat 2008 Cuma]
Eğer ömrün yeterse (ki ben bunu çok dilerim) yaşlanacaksın… Sen de bir gün yaşlanacağını umarak, bu yazıyı dikkatle oku… {*}{*}{*} İhtiyarlığın çeşitli belirtileri vardır, ki bunlardan biri şudur: Başladığın konuyu bitiremiyorsan, yaşlanmaya başlamışsın demektir!.. İnsanlar bazı işlerini hatırlayıp aniden senin yanından uzaklaştıklarında, sen henüz sözlerini bitirmemiş oluyorsan, durum vahim!.. {*}{*}{*} Birikmiş hatıra ve tecrübelerin çok, […]
Kirpinin pamuk yavrusu [31 Ocak 2008 Perşembe]
(Nazânıma mektuplar) Anlamak istemeyene hiçbir şey anlatılamayacağını biliyorum… Yine de yazıyorum. Çünkü bir gün, anlamayı seçeceğini umuyorum. Doğru tercihi yapmış olacağın o gün, işte bu yazının elinde olmasını arzu ediyorum! {*}{*}{*} “Peki, kimseyi kırmayalım; iyi ama, biz kırıla kırıla…” diye başlayan hezeyanlar yine senden mi geliyor? Kaç yıldır yazıyorsun da bana bunları, bıkmadın mı? Ve […]
Seyir Defteri – 04 Şubat 2008 Pazartesi (İzmirli ayakkabıcı, Meserret Oteli ve Serhend…)
Sizlere iki tane bir dakikanın hikayesini anlatmak istedim. Ama üç dört gündür anlatıp anlatmamak arasında kararsız kaldım. Fakat öyle derin bir güzelliği var ki yaşadığım o iki dakikanın… "Şimdi anlatmazsam, zamanın içinde unutulup gidecek", dedim. Sonra da "acaba nasıl anlatmalı" diye bir senaryo oluşturmaya çalıştım. Başaramayıp, ondan da vazgeçtim. Ne oldu ve nasıl oldu ise öyle anlatıyorum. Buyrun… […]
Leylek bohçası, lahana göbeği ve patlayan gemiden gelen bebek…
Acaba herkes biliyor mu dünyaya nasıl geldiğini?.. Bu konuda çoğu bir şeyler söylerdi, ama kamyoncu Ali amcanın tombul oğlu; “babam beni damperli kamyonla getirmiş”, derdi!.. Iyy!.. Biliyorum ki hiç romantik değil… Ama sanırım ki sık sık uzun yola giden babasının özlemiyle; koca bir kamyonun havaya kalkan kasasından “löngüürt” diye bahçeye dökülmüş olduğunu düşünmek şirin geliyordu […]
İncirli park ve üç tekerlekli mavi salep arabası
Demek ki misket mevsimiymiş, çünkü o gün, bütün çocuklar parkta… İncirköy otobüs durağı tam yolun dirseğindeydi. Arkasında ise büyük tekneleri karaya çekmek için koca bir makara var ve bu boşluğun iki yanı park… Cadde hizasına kaldırmak için; deniz ve makara tarafları örülüp yükseltilerek zemini düzlenmiş olan bu parklar, belli ki zamanında çok bakımlıymış. Bütün kenarlara […]
Seyir Defteri – 31 Ocak 2008 Perşembe (Merhaba yazısı hk)
Merhaba… Size bir sorum var bugün… Sorum ise yine "Merhaba" ile ilgili… {*} {*} {*} Bir sitenin vitrini gibidir ya anasayfadaki giriş yazısı… Çünkü siteye her gireni; yani dostlarımızı ve henüz dostumuz olduğunu bilmeyenleri işte bu yazı karşılar… Bu yazıda söylenmelidir söylenmesi gerekenler, ama yeteri kadar ve göze batmadan… {*} {*} {*} Peki şu anda okumakta olduğunuz "Merhaba" yazısı bu […]
Seyir Defteri – 30 Ocak 2008 Çarşamba (Hadi yaz, denmişti…)
İstanbul bir tuhaftı bugün… Karadeniz yönünden kar geliyor, Marmara tarafında güneş parlıyor… Denizin suyu ise şimdi zeytin yeşili, az sonra şişe dibi mavisi… Gökyüzü; bir beyaz, bir mavi, bir gri… Üç gündür böyle. {*}{*}{*} Pencere önündeyim. Güneşe bakıyorum. Biri birleriyle kovalamaca oynayan birkaç kar tanesi, gözümün önünden geçerken bana göz kırpıyor… Gene kimse […]
Hayırlısı “nasıl” olsun! [27 Ocak 2008 Pazar]
Bazılarımızın işi neye benziyor biliyor musunuz?.. Misal ki; adam çıplak… Değil toplum içinde giyecek, üstüne iliştirip sokağa, hatta kapısının önüne çıkacak bile elbisesi yok… Ellerini açıyor ve yana yakıla yalvarıyor: “Ya Rabiii, halimi görüyorsun… Sonsuz hazinenden, bana ihsanda bulun!..” {*}{*}{*} Bitmez tükenmez bu gözyaşlarının ardından, bir de ne görsün; Kudret-i İlâhî’den hakiki bir ihsân: Gökten […]
Tarihin ilk araba vapuru Suhulet ve Paşabahçe-İstinye hattı
İstanbul dendiği zaman neden bu kadar çok şey hatırlıyorum, bilmem… Bilmediğim bir de şu; niye kimse benim hatırladığım detayları hatırlamıyor? Aslında bundan yana şikâyetim yok. Yok, ama derdim şu: Zihnimde eksik, yarım, noksan kalan teferruatı soracak veya aynı hatıra üzerinde konuşacak kimse bulamıyorum. Ya benim kadar umursamadıkları için unutmuş oluyorlar, ya da hatırlayanlar göçmüş […]
Rapunzel, Onbaşı Yaşar ve Uzun Ömer
İnanılır gibi değil; zaman bu kadar hızlı mı geçiyor şehirde?.. İnsan kendi bildiği şeyleri, diğerlerinin de bildiğini sanıyor… Bunu ilk defa, çocuk dergisinde çalışmaya başladığım zaman yaşamıştım; Rapunzel’li bir örnek vermiştim aramızdaki toplantıda… Arkadaşlar; “Rapunzel de kim?” Demişlerdi… O sıralar yeni tanışmıştık, dergi ekibiyle; biri İşletme’de okuyordu: Bu yazıyı yazdığım sene, bir ulusal kanalın […]
Öksüren tosbağa veya ihtiyar efsane
Komiklik uyduracak değilim; bildiklerimi yazacağım sadece… Fakat öyle bir durum var; bu arabalar hakkında ne yazsan ilginç, ne söylesen komik, ne yaşasan neredeyse ibretlik oluyor! Ayrıca, bahsi geçen arabalar mı ilginç te sahibini de ilginç kılıyor; yoksa ilginç adamların ortak tercihi mi olmuş, bu tuhaf şeyler, bilmiyorum… “Vosvosum var” diyen kimsenin, “ben sıradan biriyim” […]
Seyir Defteri – 27 Ocak 2008 Pazar (Osmanlı olmasaydı…)
Çoğuna göre garip bir his vardır bende: Osmanlı'yı sevmeyi "öğrenmedim" ben!.. Çünkü… … biliyordum! Kimse öğretmedi bana bunu sanki, sanki hep vardı da bende; zaman zaman üzerindeki toza üfleyenler oldu sadece… {*} {*} {*} Şimdi birilerine garip geliyor mu bu hal, bilmiyorum… Gelse de ne yapayım? Birileri için Mozart'ın doğumu önemlidir bugün, kimileri için zirvedeki […]
Seyir Defteri – 26 Ocak 2008 Cumartesi (Geçen yıllar, biriken duygular…)
"Bugün 26 Ocak olduğu için özellikle yazdım, demiş Sultan Yürük… 1999 senesinin işte bu günüydü. Telefonunu bulmuş ve aramıştım. Muammer Erkul bey ile mi görüşüyorum, demiştim. Evet, demişti…" {*} {*} {*} Ben de hatırlıyorum… Ne yana gitsem uzuun kabloları peşimden gelen bir kırmızı telefondu o zamanlar konuştuğum. Yazıları yazarken, Çekirge Çetin'leri çizerken, duvar yazılarını hazırlarken hep sağ kulağım ile […]
Seyir Defteri – 25 Ocak 2008 Cuma (Türkiye Polis Radyosu ve Hazret-i Mevlana)
Birkaç gün önceden konuşmuştuk Mehmet Nuri Parmaksız ile. Dün öğle vakti tekrar konuştuk. Nerede olduğunu bildir ki biz seni arayacağız, dedi… Kaça kadar arayayım, dedim. Sekiz’e kadar aramazsan ben tekrar ararım, dedi… Mehmet Nuri Parmaksız; sanatalemi.net sitesinin yazarlarındandır. Mesleği olan öğretmenlik görevini Ankara’da sürdürmekte ve Türkiye Polis Radyosu’nda “İmbikten Damlalar” programını hazırlamakta ve İLESAM’da […]
“Siyah hırkalı çocuk”la ilgili…
25 Ocak 2008 ___________ Muammer Bey merhabalar. Yazınızı okudum siteme de ekledim. Ancak sitemdeki bazı problemlerden dolayı ziyaretçi defterine yazdığınız yazıyı yeni farkedebildim. Yazınız için çok teşekkür ederim. Benim için çok anlamlı bir yazı. Allah kaleminizin kuvvetini daha da arttırsın. 15 Şubata kadar İstanbul'dayım, sizinle yüz yüze de tanışmak isterim. Saygılarımla. Abdulbaki Yavuz YAVUZWEB|COM
Seyir Defteri – 24 Ocak 2008 Perşembe (Kurban, deri, kafasız uçan tavuk vs…)
Dün Bursa’dan Saliha Malhun aramış; -Herkes Şehrin Kayıkçısı’nı konuşuyor, demişti… Meğer, hakkımızda yazdığı yazı Milli Gazete’de yayınlanmış. Bir tane alıp hatıra olarak saklamamı istedi… Gazete bulabileceğim bir yerde değilim ya, üç beş kişiyi aradım. Bir saat kadar sonra babam buldum, dedi ama görmem saat geç olmuştu… {*} {*} {*} Arabasız olduğum için, bugün de […]
Çekirge Çetin
Çekirge Çetin yaklaşık altı yaşında. Onu önce Türkiye Çocuk Dergisinde tanıdınız. Sonra, hikâyeleri Türkiye Gazetesinde BİN GÜN yayınlandı. Bir ara televizyonda da burnunu gösterdi. Yaklaşık bin kişi onun resmi basılı tişörtlerden giydi. Bir buçuk yıl da Zaman Gazetesindeki köşesinde sevenleriyle beraberdi.
