Bir avuç toprak!.. [25 Kasım 2001 Pazar]

Yâr, kesemem ipimi; bağlolduğum kapından… ….. Kim bilir kaç mecliste; naylon torba içinde “memleket havası taşıdığımız” söylenmiştir de, gülüşülmüştür bu saflığımıza… Ama sonra da saf saf olup bu ‘sâf’lığımıza saygı duyulmuştur, öyle değil mi?.. Şişelerin, bidonların içinde su taşımaz mı kendileri susuz yolcular, bir kıtadan bir kıtaya; kendileri içmeden… Ve sonra onu fincan fincan sunmaz […]

3 mins read

Ayıbı olmaz bu işin!.. [23 Kasım 2001 Cuma]

(Çarşamba gününden devam) İki gün sonra, akşamüzeri… Yukarı çıkmak isteyen üç kişi asansörün gelmesini bekliyor. İki de çocuk var, biri babasının elinden tutmuş. Beni görünce işaretleşiyorlar, büyük olan kulağını kardeşinin ağzına yaklaştırıyor, küçük olan gene öyle, aynı şekilde gülüyor: “Pp.. Pppf.. Pppfrrhehhehhee!..” Şimdi herkes ona bakıyor, ben de ona bakıyorum sinirli sinirli. Sonra elinden tuttuğu […]

3 mins read

Ayıbı olmaz bu işin!.. [21 Kasım 2001 Çarşamba]

(Dün bahsetmiştim ya, işte o konu…) Asansörde, boyunlarındaki askılı çantalardan; yaz tatilinde mahalle camisinde açılan kursa gittikleri belli olan üç çocuk vardı. Ben yanlarına binince seslerini iyice kıstılar… “Oku hadi, oku” diyordu biri. Diğerinin hali, aslında ezberinin tamam olmadığının belirtisiydi. Belli ki diğeri de bunu biliyor ve yarım saat sonra hocanın karşısında şaşırmasın diye çabalıyordu. […]

2 mins read

Dum, dumaa, dum dum!.. [20 Kasım 2001 Salı]

İlim ehli kişiler konuşmazlarmış… Konuştuklarındaysa sözleri ezberlenir, anlatılır, tekrarlanırmış yıllarca… İlim ehli kişiler konuşmazlarmış… Konuştukları sözlerinde ise tesir olurmuş… ….. Kala kala kim kaldı dersiniz?.. Açın pencerelerinizi de dinleyin: “Dum dum daa dum dum!.. Dum dum daaa dum dum!..”  {*} Mahallenin tamamının duyuyor olması sesini, seni haklı kılmaz elbette… İsterdim ki şunu; Keşke İÇİMİZİN DOLULUĞU […]

5 mins read

İnsanlar supaplı değil?.. [19 Kasım 2001 Pazartesi]

Eğer canım biraz sonra sopa yemek istiyor olsaydı, şöyle sorardım: “Hiç otomobil lastiği göreniniz oldu mu?.. ….. Kamyon lastiği de olur canım, hatta bisiklet lastiği bile olur…”  {*} Bir de, bu lastiklerde şöyle şu kadar… Yani kurşunkalemin yarısının yarısı kadar bir kısım vardır da adına supap derler… Onu gördünüz mü?.. Hah, iyi!.. Peki ne işe […]

3 mins read

İrfânın filizleri… İnsanın yeşermesi… [15 Kasım 2001 Perşembe]

İrfânın filizleri… İnsanın yeşermesi… Masallardan ve misallerden bahsetmiştik ya… Masallar, çeşit çeşit arazilerden geçerek, sonunda en verimli toprakla buluşan bir tatlı su dereciği gibi; İrfânı yeşertir… ….. İrfânın yeşermesi; “İNSANIN YEŞERMESİ”dir aslında!..  {*} Okulsuz mekânlarda da irfân ele geçebildiği gibi; irfânı kapısında hiç görmemiş okullar da olabilir… Ama, masal anlatılan kıraathanelerdeki çay tabaklarının kenarından birer […]

4 mins read

Masalın kanatları… [14 Kasım 2001 Çarşamba]

İnsanoğlu, küçük bir “oğul” gibi; masallarla ve misallerle öğrenmeye yatkındır! Ben… Öğrendiğim on şeyin, yedi veya sekizini işte böyle hikaye ve temsillerle öğrenmişsem, benzer biçimde anlatmaya da yakın oluyorum haliyle… ….. Ahh, masallar; nasıl da uçururlar, bizi kanatlarının üstünde!.. ….. Masallar, her coğrafyada ayrı bir iklimdir; Sadece kulağı olanların farkedebildiği… ….. Masallar; her mevsimde esen […]

5 mins read

Ne yüksek bulut!.. [13 Kasım 2001 Salı]

Ne yüksek bulut!.. Bir varmııış, bir yokmuş boyutundan: Ben zaman zaman, zemine kadar yaklaşabilip, kökü toprağa bağlı olanların kulağına; “Göreceksin, diyorum. Güneş doğacak ve pırıl pırıl yükselecek… Biraz sabret, diyorum. İnan bana; hava gayet güzel olacak… Sen, sadece, birazcık sabret!..”  {*} Mesajlarımı fısıldadıktan sonra, sanki derin bir nefes almış gibi havalanıp yerden uzaklaşıyor, ve yine […]

4 mins read

Köprünüz kaç şeritli? [12 Kasım 2001 Pazartesi]

Köprünüz kaç şeritli? (Bu yazı ERKEKLER için, diyeyim ki; HANIMLAR daha evvel okusun!..) Kızlaaar!.. Hadi bu haftaya sizi “gıcık” ederek başlayayım, olur mu?.. Daha doğrusu, bu haftaya başlarken, ekstradan, bir de bana gıcık olun, noolur ki!..  {*} Fıkralar ne çok şey ifade eder bazen, değil mi?.. İşte bu fıkra da onlardan biri, yani öyle diyorlar!.. […]

5 mins read

Kaydet şu yazıları!.. [09 Kasım 2001 Cuma]

1- Yahu, insan bir kere yapar değil mi aynı hatayı?.. Yok, ben illa ki, her elektrik kesilmesinde, ne kadar yazmışsam, dünya kadar yazıyı kaybedeceğim!.. Aahh!.. Allaaaah!.. Bunun sırası mıydı şimdi bee, elektrik kesilmesinin zamanı mıydı?..  {*} Önüne gelen söyleyip durur elbet bana da… Aynen sizlere de söyleyip duranlar olduğu gibi; “Kaydet şunları!..” ….. Kopyalamak, saklamak… […]

4 mins read

12 Kasım+12 ay+12 ay daha… [08 Kasım 2001 Perşembe]

Benim yorumum, işte sadece bu başlık olarak kalsın… Ben ki o gün… O, akşamın alacakaranlığının, yerini iyiden iyiye gecenin siyahına bırakırken… Tam 400 kilometre uzaktan sarsıntıyı hissedip kendimi bahçeye attığım gün… Orda, o çalkalanan toprağın tam ortasında olanların elbette benden fazla hakkı var, söz etmeye… Belki o insanlar da sizinle veya benimle birlikte gördü, gün […]

7 mins read

Nektar makinesi [07 Kasım 2001 Çarşamba]

Son doğum günümde çook şey öğrendim; ….. Aç şimdi kollarını. Biraz daha aç, biraz daha… Evet, dola şimdi kendi üstüne, sar sımsıkı kendini… Hah; işte bu sendin!.. Ah, yanlış yazdım, gerçekten… “İşte bu, sensin” diyecektim. ….. Bu senden başka sen yok… Ama bu; “senin” değil!.. ….. Yani bu; sen değilsin, veya bu sen “sen” değilsin!..  […]

2 mins read

Güzel kuzgun yavrusu(!) [06 Kasım 2001 Salı]

Kuzguna mı bu kadar güzel görünmekte yavrusuu, yoksa yavru mu gerçekten bu kadar güzel?.. Neddiyon genee?.. Diyom ki; yarım dakika kaldı, birazdan (bütüün demiyeyim ama) çook genç kızın yüreciği “gümbüüür gümbür” edecek!.. ….. Kuzgun kim? Bendeniz… Yavru kim?.. Ömer!.. Çatlatmasana yav, peki Ömer kim?.. Ömer mi? Ömer, Kenan Işık’la yarışmakta olan, ve Filyos çayının Karadeniz […]

7 mins read

Suç, çerçi eşeğinin… [05 Kasım 2001 Pazartesi]

(Bu yazıyı kes… Veya anlattıklarımı unutma, ki çook insanın önüne koyman gerekecek!..) Çerçi ne demektir bilen var mı?.. Çerçi; sırtındaki sandık veya küfelerinde akla gelebilecek her şeyi taşıyan eşeğiyle, dere tepe gezip köy köy dolaşan satıcıdır…  {*} Sen… Bir gün, bakasın geliyor malların arasına… Görüyorsun ki; orda… Satılık eşyaların arasında bir kitap var… Ve anlıyorsun […]

3 mins read

Bir günlük afiyet… [02 Kasım 2001 Cuma]

Bir günlük afiyet… Bayram veya kandil günlerinde bol bol e-mektup ve mesaj alıyorum. Alıyorum da, bir türlü anlayamıyorum; bunca insan nereden buluyor bu kadar güzel mevzuyu da, yazıp bana gönderiyor… ….. Genelde çok da güzel oluyor bu sevgili can dostlarımın yazdıkları. Derinliği oluyor, seviyesi oluyor hemen her satırın…  {*} İsterdim ki, hiç birini unutmayayım bunların. […]

4 mins read

Bugün ne öğrendim?.. [01 Kasım 2001 Perşembe]

  Bugün ne öğrendim?.. Çok zaman soruyorum bu soruyu kendime: “Bu gün ne öğrendim?..” Şükür ki hep yeni öğrenilmiş bir şeyler buluyorum içimde, ve seviniyorum; Fındık yutmuş aç bir filin sevinciyle!.. ….. Hortumunu sallayıp kumlara puflamaktan başka yapacağı ne var ki, çölleri mekan tutan kalın derili filin; Ardında, bin ömürlük gıdasını yeşerten koca bir orman […]

5 mins read

Fakirin aç yatması.. [31 Ekim 2001 Çarşamba]

Fakirin aç yatması.. Birisi dese; “mutlaka sigarayı bırakmanız lazım” ilk tepki ne olur?.. Bir sigara yakmak!.. Bu hareket, “bak işte gene bir şey olmadı” anlamına geldiği gibi; “bir tane daha içeyim onsuz kalmadan” da demektir!.. ….. Ama, insanın içinde öyle bir dürtü var ki; söylenen şeyin “aksinin” avukatıdır sanki… Sana bir anda bin iş bulur, […]

4 mins read

Yarım… Ve yamalak! [30 Ekim 2001 Salı]

Belki de hiç düşünmemiştim, bilmiyorum; ben kimdim ve kime, nereye bağlıydım?.. Güneşin doğmadığı bir güne uyanmamıştık ki hiç birimiz; Güneşsizliği bilelim… Havasız bir yer yüzünde çırpınmamıştık ki, nefes alabilmeyi fark edelim… ….. Var ise vardır hep bir şeyler; Elimizden gittiği âna kadar…  {*} İğne batmadan, soğuk vurmadan, güneş yakmadan farkına varmaz ya insan, bir “teni” […]

3 mins read

Gölgeni gördüm/2 [29 Ekim 2001 Pazartesi]

Gölgeni gördüm/2 (Ben, saymayı arnavutkaldırımlarında öğrendim..) Siniyordu şehir ve sis gibi yumuşacık ama kararlı bir şekilde iniyordu akşam… Akşam iniyor, şehir siniyor ve herşey siliniyordu sanki!.. ….. Sayısız evler vardı rengarenk, güneş altında parlayıp duran… Peki, soğuyan bir ölü gibi matlaşıyorken şehrin yüzü, renkler nereye gidiyordu?..  {*} Ben, şimdi derin sokakların içine, çamur rengi havayı […]

4 mins read

Düşünebilmek [26 Ekim 2001 Cuma]

Bir gün Necip Fazıl’a: -Düşünebilmek ne demektir? diye sorarlar. -Düşünemediğimizi düşünmedikçe düşünebilmekten uzağız! şeklinde cevap verir.  {*}   Kader ne der? Fatih Sultan Mehmet çocukluğunda biraz yaramazlık yapınca II. Murad: -Ne kadar yaramaz bir çocuksun, senden adam olmaz, diye çıkışır. O esnada II. Murad’ın yanında olan Akşemseddin hazretleri: -Peder ne der, kader ne der!.. diye […]

3 mins read