Uçurtma [30 Haziran 2005 Perşembe]
Hadi bir düşünün bakalım; İnsanlar ha bire paradan puldan, ateşten baruttan, tanktan tüfekten, terörden trafikten, patronlardan, emeklilik kanunlarından bahsederken… Aynı anda birileri de; sokaklara çizilen sekseklerden, misketlerden, holihoplardan, balonlardan… …ve uçurtmalardan bahsetmeseydi, dünya nasıl olurdu?.. ….. Ya da bunlardan bahsedebilecek insanlar bu dünyada hiç olmasaydı?.. {*} Hadi bir düşünün, dedim ya… Vazgeçtim; Bunu hiç düşünmeyin!.. […]
Dikenini çıkartmak [26 Haziran 2005 Pazar]
Bu yazıyı okumadan önce, bir an başınızı kaldırıp bakar mısınız çevrenize? Az sonra söyleyeceğiniz sözü/sözleri daha önce de anlatmış mıydınız karşınızdakine?.. İnsanlar, acaba ne düşünüyor bizim hakkımızda? ….. Peki, biz ne düşünüyoruz diğer insanlar hakkında? Onlar, acaba sadece “sıkıştığımızda” gidip boşaldığımız yerlere mi benziyor ki; pis ve iğrenç ve kokmuş ve mikroplu ve bilmem ne […]
“Emir Aamat” [24 Haziran 2005 Cuma]
Baku’daki Lezgi Mescidi’nin bahçesinde, bir Çeçen dervişle tanıştım, diye anlatmaya başlıyor “Yalvaç Özlemi” isimli kitabında, emekli milletvekili Nazif Kurucu bey… -Türkiye’nin neresindensin? -Yalvaç’lıyım. -Orada, çok möhterem bir yatırın türbesi varmış?.. Diye bilgi istedi. İlçemizde yatır ve türbe olduğunu hiç duymamıştım. Kardeşim Tekin’le annemizin babamızın anılarına mevlit okutmak, kurban kesmek için buluştuğumuzda bu konuyu da araştırdık. […]
Daha ne desin kuşlar? [23 Haziran 2005 Perşembe]
"Gülden, bülbülden ve diğer bahçe güzellerinden söz etmem bahanedir”, diyen hazret-i Mevlânâ, Mesnevi’sinde anlatıyor: ….. Çok büyük bir ateş hazırlayanlar, yanıp ölsün diye de İbrahim Peygamberi bunun içine atmışlardı. O sırada gökte küçük bir kuş belirdi. Tam hazret-i İbrahim’in üzerinden geçerken, ağzında taşıdığı kuru dal parçasını ateşe bıraktı. İbrahim Peygamber; “O minicik çöpü atmışsın atmamışsın, […]
Resmin matematiği [19 Haziran 2005 Pazar]
Hiç, resim sergisi dolaştınız mı?.. Başı dolaşır insanın bazen, karşılaştığı ilginç eserler karşısında. Aklı dolanır; önce resmin ve sonra da kendi içinin yollarında!.. Bakınca görür insan; resmin de bir matematiği var!.. Yani toplamayı, çarpmayı, bölmeyi, çıkarmayı bilmeyen kişi biraz zor resim yapar… {*} Resim yapmak kolay iş değil; resmin kuralları var, fiziği var, kimyası var!.. […]
Bir Hasan yeter! [17 Haziran 2005 Cuma]
Bir insan, başka hangi zamanında; bebeklikten çocukluğa adım attığı zamankinden daha cesur olabilir? Eğer tutmasalar; bir kaplanın burun deliğine parmağını sokmaya kim cüret edebilir? Eğer mani olmasalar; bir gökdelenin tepesinde, kendi altından uçan martıları yakalamaya kim çalışabilir? Eğer tedbir almasalar; yüksek gerilim hattı telleriyle oynamaya kim yeltenebilir? İşte ben de, üstü kıpır kıpır ve mavi […]
Hoş gelsin aşk [16 Haziran 2005 Perşembe]
Bir sabah… Çocuklar tarafından dahi bilinen sırla uyandım, hayatın orta yerine… Çocukların bile bildiği… Ve uyguladığı… {*} Çocuklar gibi; “bakmaya” başladım sonra… Çocuklar gibi; “gülümsemeye” başladım ardından… Sonra ne oldu, biliyor musunuz?.. İnsanlar da bana bakmaya başladı ve sizler de bana gülümsemeye başladınız!.. {*} Kime yetmez ki bugün, bu iki sır? {*} Doğarken, solukları da […]
Karne günü [12 Haziran 2005 Pazar]
O sabah heyecansız olanı yoktu sanırım aralarında. Elleri ayakları dolaşıyor, cümleleri karışıyor, yürekleri tıpırdıyordu okul yolunda… Çünkü son günüydü okulun; karneler dağıtılacaktı… Mahallelerden gelen cadde ve sokaklardan üçer beşer yürüyenlerle, okulun bahçesine toplanıyordu herkes… {*} Karne günü; tören günüydü de aynı zamanda ve ödül günüydü… Karne günü; ak koyunla kara koyunu ayıracaktı biri birinden… Kimisi […]
Yalnızlığımda unutma beni [10 Haziran 2005 Cuma]
Bütün gözleri üzerinde toplasa da; kendi kahverengi dolabında yapayalnız yaşayan, kocca bir salon saatinin duyguları içinde hissederim kendimi!.. {*} Peşinde insanlar yürüyen bir mayın eşeğinin attığı adımlardan daha tedirgin olurum; dilimden dökülen her sözde, kalemimin yazdığı her satırda. Belli etmem sadece… Eroin koklayan bir gümrük köpeği… Veya, enkaz altında beden arayan köpekler daha şanslıdır benden… […]
Gitmek, ve… [09 Haziran 2005 Perşembe]
Kim, kimin gözünü siler bu dünyada; kim bilir!.. Gitmek nedir, ve kalmak hangisidir?.. Kalanlar mı teselli edilmelidir gidenin ardından, yoksa varan mı; geride bıraktıkları için?.. {*} İşte nehir; öyle veya böyle geçeceksin karşıya!.. Bu, bilinen… Bilinmeyen ise; zamanı! Yani, kudurmuş bir nehrin, ağaçları ve kayaları ve keskin buz parçalarını; çocuk oyuncakları gibi sürüklediği zamanda mı […]
“M” klavye!.. [05 Haziran 2005 Pazar]
A harfine basınca U, W’yi tuşladığında G gözüküyor ekranda; ve dokunduğu her harf başka bir harfe dönüşüyor! Sorunca da; “önündeki klavyenin Q olmasının fark etmediğini, çünkü hiç bakmadan F’e göre yazdığını, çünkü eskiden kursa gittiğini”, söylüyor! Bir köşe yazarı, kampanyadan bilgisayar alıyor. Sevkiyattan önce “klavyesinin F olmasını” istiyor. Ama “bütün bilgisayarlarda Q klavye olduğunu” söylüyorlar […]
Gene Mecnun [03 Haziran 2005 Cuma]
Ne zaman bir sıkıntısı olsa… Ne zaman yorulsa, bunalsa, üzülse veya kendini yalnız hissetse… Ne zaman bir güzellik görse, sevinse, içi içine sığmaz olsa hep bir resim çıkartıyordu cebinden; ona bakıyor, onunla konuşuyordu… Zorluklar hiç umurunda değildi. Biliyordu ki; bütün dertler geçici… Biliyordu ki; kendisi de bu kışlanın ne ilk, ne de son askeri… Bulaşık […]
Kuyruğun jileti [02 Haziran 2005 Perşembe]
Şu an, Çamlıca Tepesindesin… Belki şimdiye kadar ayağının değdiği, ve üzerinde durabildiğin en yüksek noktadasın… Belki beni ne çok sevdiğini düşünüyorsun şimdi, belki de seni nasıl sevdiğimi… Rüzgâr; çözülmüş eşarplar gibi çekip aldıkça düşüncelerini başından, ve uçurdukça Marmara’nın üstüne doğru… Sen, Karadeniz’den esen karayelden siyah bir şal daha tutup sarmaya çalışıyorsun başına!.. Yazık ediyorsun; Önünde […]
İstanbul’un ilkleri [29 Mayıs 2005 Pazar]
Çok şaşıracaksınız!.. Görüp bildiğimiz her şeyi, kendi zamanımızda yaşayanlar dün yaptı sanıyoruz ya… Halbuki dedelerimiz de neler yapmışlar neler… Aşağıda, İstanbul’un tarihi, sosyal ve kültürel ilklerinden bazılarını bulacaksınız… Haydi bakalım; tarihin içine doğru, iyi yolculuklaar!.. {*} 15. ASIR: 1453 İstanbul fethedildi, Orta Çağ bitip Yeni Çağ başladı (29 Mayıs), Not: 29 Mayıs günü sevenlerine kutlu […]
Mermeri kim kazıyacak? [26 Mayıs 2005 Perşembe]
Çocuklukta alınan bilgiler mermere kazınmış gibiymiş Yaşlılıkta alınanlar suya yazılmış gibi. Elbette şimdi daha çok okuyorum, daha çok tarıyorum ama zemin su olunca kayıp kayıp gidiyor. Ama dedemin dedikleri, ninemden gördüklerim “taş gibi” duruyor. Granite çekiç ne desin. Balyoza bile gülüyor. Vur, bir daha vur, tek kıymık kopmuyor. {*} Bilirsiniz bu köşeye en çok anamdan […]
Telsiz memuru [22 Mayıs 2005 Pazar]
Bunu yüz kere yazsak yeridir: Bir gün, sağına ve soluna doğru uzayan iki yolun başında duruyor olacaksın.. Tam karşındaki üçüncü yoldan biri gelecek… Yaklaşıp, önünde duracak. Soracak, veya “hangi tarafa gitmesi gerektiğini” öğrenmek için soran gözlerle bakacak… Sen yalnızca; -Şu yöne, diyeceksin… Ya da hiç konuşmadan, kitap tutan elinle işaret edeceksin!.. {*} Yönelecek mi gösterdiğin […]
Cennet’in Krallığı [20 Mayıs 2005 Cuma]
Filmin özeti şöyle: İntihar ettiği için başı kesilen bir kadının nalbant kocası, köyün papazı kendisine; “Haçlı ordusuna katıl ki karını ve kendini affettir. Karın cehennemde başsız olarak ne yapacak” diye baskı yapınca, onu öldürüp; gelirsen baban olarak seni de Kudüs’e götürürüm, demiş olan bir baronun peşine takılmış… Oğlunu korumak için çarpışırken yaralanıp ölen babasının nişanları […]
Vasiyet [15 Mayıs 2005 Pazar]
Bursa kuşatma altındaydı.. Çadırın önünde duran at soluyordu… Telaşla yere atlayan süvari, az sonra huzurdaydı… -Pederiniz sizi emreder, dedi. Derhal gidelim!.. Bu, soğuk bir emre benziyordu. Sustu, soran bakışlarını habercinin gözlerine doğrulttu Orhan Gazi. -Onu diri bulabilecek miyim? -Allah isterse!.. {*} Orhan Gazi önde, diğerini ardında bırakarak adeta uçtu, ve babacığının yatağının başı ucuna konuverdi… […]
Miras [13 Mayıs 2005 Cuma]
Osman Gazi Yenişehir’i merkez yapmış, burada ikamet ediyordu. Bir gün, Germiyan tarafından birisi; -Buranın pazar bâcını bana satın, dedi. -Bâc nedir? Diye sorunca Osman Gazi, adam da; -Pazara her kim yük getirirse ondan akçe alayım, dedi. -Bre adam! Diye gürledi, Osman Gazi… Bu pazara gelenlerin sana borcu mu var da onlardan akçe almak istersin?.. -Bu […]
Yaşamak, ve… [12 Mayıs 2005 Perşembe]
Bir martının daha uzuyor gölgesi denizde… Bir güneş daha soğuyor, düşünce ufkunun en batısında… Bir baba daha tutunmaya çalışıyor kızının koluna, düşmemek için ve düşmesin diye!.. ….. Keçiboynuzu satan bir Rum çocuğu geçiyor, sürerek arabasını… {*} Yere sürünüyor ayaklar, sedyeleri iterken… Veya birilerine sürünüyor ayaklar, sedyelerin üstünde… Kimler karar veriyor insanların, kendilerinden başka; hangi kapıdan […]
