Fıstık 2 [08 Mayıs 2005 Pazar]

Geçen hafta bugün size köpeğimden ve yine aynı yazıda, başka bir şehirde yaşayan arkadaşımdan bahsetmiştim. Bir haftadır eğer benimle olsaydınız, inanın hayret ederdiniz; bu yazıyla ilgili olarak kaç defa arandığıma… Sevindim de aslında diğer yandan; demek ki köşemiz okunuyormuş… {*} O yazıyı kaçıran varsa, hatırlatayım tekrar: Yavru bir köpeğim var, “Fıstık” adında… Kendisine yasak olan […]

4 mins read

Huzur… [06 Mayıs 2005 Cuma]

Kir, pas ve yağdan mı; yoksa sadece, bunca yıldır üstünde tepinmiş olan zamandan mı böyle karardığını anlamadığım bir masa… Masanın ortasında; “demir, çivi, tel ve biraz da tahta” olarak hatırladığım “çok önemli” bir makine… Bu çok önemli makinenin başında; tepesi saçsız, kaşları çatık ve bilekleriyle dirseklerinin arasına, adı bile belli olmayan bir koyu renkte kolluklar […]

4 mins read

Bülbülderesi’nde “Gül” günü [05 Mayıs 2005 Perşembe]

Edirne’ye varmak üzereyken güneye saptık. Yarım saat kadar süren bu yol bizi Ergene ırmağı üstüne kurulmuş upuzun bir köprünün başına getirdi. Şehrin ana girişi olan köprüyü aşarken hayret ediyor insan; taa Sultan 2’nci Murad Han zamanında yapılan, uzunluğu 1400 metreye yaklaşan ve 173 su gözü bulunan bu eserin; 560 küsur seneden beri şehrin bütün yolcularını […]

5 mins read

Fıstık [01 Mayıs 2005 Pazar]

Satın aldığım kömürün parasını ödemeye gittiğim zaman istemiştim onu Musa’dan… -Dişi ama, dedi. -Olsun, diyerek aldım; fıstık renkli, kısa bacaklı, uzun gövdeli, kara suratlı, annesini emmeyi yeni bırakmış, ağzındaki bazı süt dişleri bile değişmemiş olan o köpek yavrusunu… Fıstık, çirkince bir şey aslında; ama çok sevimli. Daha da önemlisi; o artık “başkasının” değil… Boyuna posuna, […]

3 mins read

Sanat bayrağı [29 Nisan 2005 Cuma]

Yırtınanlar var; “vay efendim neden böyle oluyor” diye, daha beter olsunlar/olacaklar!.. Ne oluyor ki; “bahar gelince tohumların çıkmasından” başka?.. Sen şunu sor kendine, tembel cırcır böceği; ne ektin ki toprağına ne bitsin/ne bitecek?.. Yemek için biriktirdikleri tohumlardan artanlar bile öbek öbek yeşerip fışkırıyor karıncaların kışı geçirdikleri yuvalarından… Yani, yapmazsan olmuyor; yapmadıkça olmayacak!.. {*} Herkes “nazım” […]

3 mins read

Sanat gemisi [28 Nisan 2005 Perşembe]

Yaşımız küçüktü veya büyüktü; ama bizler, pek çoğumuz o günleri yaşadık… Birileri; horlanmak, sürünmek, dilenmek pahasına sanatçısını besliyor, destekliyor, ödüllendiriyor; yurt içi ve dışında tanıtıyordu… Bakıyordu, ve; “Bu mu sanat, diyordu insanlar? Bunları çizenler-yazanlar-yapanlar mı sanatçı?..” {*} “Evet”, diyordu gazeteler, radyolar, televizyonlar… “Evet, diyordu bir önceki kuşağın sanat adamı olarak ezberletilenleri… Evet, sanat budur ve […]

3 mins read

Leylâ ve aşk [24 Nisan 2005 Pazar]

Haber vermek için koştular… -Seninki gelmiş bak, kapında ağlıyor!.. Dediklerinde, sordu Leyla: -Ne istiyormuş gene, niye ağlıyormuş?.. -”Belli ki çok kalamam burada, gönderirler. Fakat, benden bir iz olarak; gözyaşımın tuzu kalsın diye ağlıyorum, kapısının önündeki toprağa…” İşte böyle diyormuş!.. {*} -Hadi, şimdi siz başka bir şey sorup söylemeden yanına gidin. Dediğini aynen yaptılar Leyla’nın; birlikte […]

3 mins read

Kâğıda, aşkı yazmak [22 Nisan 2005 Cuma]

(Sıcacık ummayı, ve soluksuz beklemeyi kim bilir; ben kadar, ve mezarında dua bekleyen bir anne kadar?!.) ………. Bir Gediz, iki Menderes, ve gözlerim akıyordu, aynı denize… Gözlerim, bakıyordu arkalarından; artık çook ardında kalmış olduğu gidenlerin… {*} Gül kokan bir evdi o… Kapısında da güller vardı… Kapısına, güller sarılmışlardı ve güller koku dileniyordu; sanki dillenip!.. ….. […]

2 mins read

Aşkı, kâğıda yazmak [21 Nisan 2005 Perşembe]

Zor iş… ….. Ölümden zor olan; işte bu!.. Anlatılmaz, çünkü ömür bitimli. Peki, ya aşk?.. {*} Gönül ile saçların biri birine nasıl dolaşık olduğunu… Çözmeye çalıştıkça nasıl yine dolaştığını; dolaştıkça gönlü nasıl yaktığını; ve yine aynı yanışın nasıl olup da yangınını serinlettiğini, hatta yanığına merhem olduğunu anlatmıştı ya şair… Şair mi öyle anlatıyordu, yoksa o […]

2 mins read

Masal ülkesi [17 Nisan 2005 Pazar]

Bir varmış, bir yokmuş… Ülkelerden birinin hükümdarı, bir gün şöyle emretmiş: -Yarın sabah, bütün sokak başlarını tutun… Kim çıkarsa “çocuğunu” almadan evinin kapısından, hemen geri yollayın… Çocuğunu evde bırakanları, çocuğunu terk edenleri, çocuğunu kaybedenleri asla dışarı çıkartmayın!.. ….. -Emriniz başüstüne, diyen adamlar hemen işe koyulmuşlar. Sabah erken saatlerden itibaren evinin kapısından çıkanları hemen geri yolluyorlarmış. […]

3 mins read

Bir ve bir ve bir adım… [15 Nisan 2005 Cuma]

Hadi bebeğim… Bir kaşık çorba al, tamam… Hadi ama, gel artık; aç bakayım ağzını, hammm diye… -Iı ıhhh!.. -Naz yapmaa… Gel buraya, bir kaşık al, sonrakileri beğenirsen yersin… ….. -Afferiiin… Aferin sana. Güzel miydi mamacık?.. -Hııı!.. -Çok güzeldi, değil mi?.. Aferin sana, aç bakayım ağzını gene… Hadiii, aç ağzını… Ne güzel de açarmış ağzını, ne […]

3 mins read

Ödül nasıl alınmaz :) [14 Nisan 2005 Perşembe]

Yarım perdelik, ama yüzlerce senelik oyun… Kişiler: DIŞSES, YAZAR, İNSANCIK… Sahnede; okuyanın tahayyül ettiği zaman, ve mekanı gösteren dekor… ………. “-Yazar var, yazarcık var; ödül var, ödülcük var; meclis var, meclisçik var! Sözüm; bazı meclislerden dışarı…” {*} -Yazar kardeş, senin güzel bir üslubun var… İlginç ve akıcı cümleler kuruyor, kendine özgü ifadeler buluyorsun… -Teşekkür ederim. […]

4 mins read

Silindir ve aynalar [10 Nisan 2005 Pazar]

Çizgi filmlerde olur; asfalt silindiri altında kalan kahraman, ütülü çamaşır gibi yere yapışır. Fakat, o ne; ağzındaki “SAKIZI” çiğnemektedir!.. Buyurun, size bazı sakızlar: {*} “Aynaya bakarken sağ gözünü kırpsan sol gözünün kırpıldığını görüyorsun. Sol yanağındaki ben sağ yanağında… Başını omzunun üstüne eğiyorsun; gene sağ kulağın solunda ve sol kulağın sağında… Bu defa aynayı çeviriyorsun direksiyon […]

3 mins read

Selamünaleyküm [08 Nisan 2005 Cuma]

Ben, şimdi senin o güzel yüzüne baksam… Gözünün bebeğinin “kundağındaki” her oyaya, her bir nakşa şiirler yazabilirim… Karşımda duruşunu, kalbime vuruşunu, ve başımı senden sana doğru savuruşunu anlatabilirim günlerce. Ama dedim ki; Bugün, bugün farklı bir şey, güzel bir şey diyeyim… Peki ne olsun bu, ne olsun?.. {*} Düşündüm ki; güzelin, güzelliğin ne olduğunu sorsan […]

3 mins read

Sorular [07 Nisan 2005 Perşembe]

Söz… Kimseye anlatmayacağım! Hatta bana bile söyleme sırrını, ama şu an fısıldamalısın kendine… Ya da sadece içinden geçir cevaplarını, aşağıdaki sorulardan sana uygun olanların… {*} Sen, okuyucu olsaydın, nasıl bir yazar görmek isterdin karşında? Veya yazar olsaydın, acaba okuyucularının nasıl olmasını isterdin?.. {*} Sen, patronu olsaydın bu şirketin, senin şu an yapmakta olduğun işi yapan […]

2 mins read

Yamalak [03 Nisan 2005 Pazar]

Bugün uzun uzun şunu düşündüm: Ben varım… Bir ömrüm var… Bugüne kadar yaptıklarım, ve bundan sonra yapmak istediklerim var… Bir de (aslında devam ettiğimi sandığım, ama) kim bilir ne zaman başlayıp sonradan ihmal ettiğim, heyecanımı kaybedip ertelediğim, hatta tamamen unuttuğum işler var… İşte bugün bunları düşündüm; bitmemiş olan ve aklı başında bir gözle bakıldığında bitmeyeceği […]

3 mins read

Ne olabilir? [01 Nisan 2005 Cuma]

Hayatın içindeyiz… Söylenmeye, sızlanmaya, veya detaylara lüzum yok; iki günümüz birbirine uymuyor… Ama, teselli de yine aynı: Hayatın içindeyiz!.. {*} Hepimiz, her birimiz işte şu hayatın içindeyiz… Ve hayat, tabii ki çok kolay… İyi ama, kolay olduğu kadar zor da yaşamak aynı zamanda!.. {*} Canımdan bir cân ile konuşuyorduk az evvel, ve işte aynen şunları […]

2 mins read

Tabii ki çok okuyan milletiz [31 Mart 2005 Perşembe]

Kütüphaneler Haftası… Herkes pek çok şeyi konuşacak yine… Evlad-ü ıyâlin maddî ve manevî istikbâlini mamur etmek için mesai sarf eden matbuat ve kütüphane ehline şükran ve minnetlerini sunacak bir kısım zevat… Bazılarıysa; Tüm ülke bireylerine okuma alışkanlığının kazandırılması kapsamında bulunacak ivedi çözümlerin, bilgi çağını yakalamamıza katkı sağlayacağını, yineleyecek!.. Bir cümleyi bazıları, diğer cümleyi başkaları anlamayacak… […]

4 mins read

Aşkımızın çilehanesi [27 Mart 2005 Pazar]

Çatalçeşme Sokak… Cağaloğlu’nun en meşhur ve en renkli sokağı… O olmasa geriye bir şeyin kalmayacağı, yayıncılık müzesi hükmünde üstü açık bir pasaj.. Veya en nadide anıların sergilendiği, gezmeye yürek dayanmaz bir galeri… Ticarethane Sokak… Çatalçeşme’yi Sultanahmet arenasına bağlayan, ona hayat veren nefes borusu… Ve onların kesiştiği nokta… Benim, hayatın gerçeğiyle buluştuğum… Yapışıp kaldığım… Bir üç […]

3 mins read

Tesir hakkında [24 Mart 2005 Perşembe]

Bir zamanlar, Türkiye Çocuk Dergisi’ndeki günlük toplantılarımızda, içmeye çalıştıkları sigaraları “ziyan” edenlere (kulakları çınlasın) müdürümüz Şaban abi; “İçeceksen şu sigarayı Muammer gibi iç, diye fırça atardı!.. Sigara ve ben yakıştığımız için birbirimize, adeta bir bütün olduğumuz için; onu bırakabileceğime kimse ihtimal vermezdi. Hatta ben bile… O dakikaya kadar!.. {*} Beş sene önceki Nisan ayının son […]

4 mins read