Aşka kılıf aranmaz!.. [28 Mart 2008 Cuma]

Bulutlara dolaşmış bir uçağın, rüyalarında “hava limanlarını” görmesinden ne farkı var ki; burnunun, sabahları “kızkulesi” diye sızlamasının?.. Kızkulesi,,, mıknatısındır; Seni bana bağlı kılan!.. {*}{*}{*} Kaybolmuş gemiler için; uzaak, zayııf, cılıız, titreek, soluuk ve soğuuk bile olsa, bir deniz feneri ışığının ne demek olduğunu anlıyor musun şimdi?.. Duyuyor musun, soğuğu?.. Üşüyor musun, korkuyor musun; titriyor musun?.. […]

2 mins read

Kırık tesbih [27 Mart 2008 Perşembe]

Duyduğum an çarpıldım sanki. Bunu yazıp anlatmam lazım, dedim… Öyle çok kapılar açıyordu ki; isteyen her istediği yere gidebilirdi bu noktadan ve içinden dilediği mesajı seçip alabilirdi. Buyurun, okuyun. Ama hayal de edin okurken… {*}{*}{*} Hava sıcak… ufuklar sarııı… ve zaman yuvarlanamayan koca bir kaya gibi!.. İki ayak şu yöne ve iki ayaksa bu yöne […]

2 mins read

İnekten bal, sinekten süt istenmez! [23 Mart 2008 Pazar]

Yüz kere de söylenmiş olsa bana, bin kere de düşünmüş ve karar vermiş olsam… Yine de söküklerim dikiş tutmuyor!.. İlle de düşeceğim hep aynı çukurlara; İnekten bal, sinekten süt isteyeceğim… ….. Ve de üstelik deliye döneceğim; İnekler petek öremeyip, içini bal dolduramadığı için!.. {*}{*}{*} Var mı benim kadar acayip bir kişi daha şu yer yüzünde, […]

1 min read

Lacivert (okyanusun daveti) [21 Mart 2008 Cuma]

(O gece ıslak bir laciverde yansıyordu ay…) O gece, ıslak bir lacivert üstündeydi ay, görüyordum gittikçe kararan gözlerimle… ….. Bir kabarıp bir yatışıyordu içim… Ve sanki çevriliyordu, yakamoz dökülmüş sayfaları gibi; Kilidi açılmış bir şiir defterinin! Lacivert davetiydi, kapkara gece altında; …şimşeğin öpebileceği her bir şeyin!.. Lacivert bir davetliydi, gözlerinin; …siyaha kesmek için!.. {*}{*}{*} Veya, […]

2 mins read

Jeton düştü! [20 Mart 2008 Perşembe]

Kendi tarihimizi ben de merak ettim küçük yaşlarımdan beri, okudum: “Malazgirt zaferi… Bize katılan beylikler… Bursa’dan sonraki başkentimiz Edirne’den çıkıp İstanbul’a yürüyüşümüz… Afrika’nın doğusundaki Atlas Okyanusu’yla Karadeniz, Hazar, Hint Okyanusu arasına sahip oluşumuz ve bir o kadar daha alanı kontrol edişimiz… Avrupa içlerine dalıp, dünyanın en büyük imparatorluklarından biri oluşumuz… Vahdettin’in ülkemizi İngilizlere satıp, İngiliz […]

2 mins read

Yazmak hakkında [16 Mart 2008 Pazar]

Burayı havuz kabul edin… Yazılabilecek her alanı da birer deniz, okyanus… Şimdi yüzme hakkında konuşacağız… İsteyen bu bilgileri alır ve gerektiğinde kendi canını kurtarmak için kullanır… İsteyen boğulan birini gördüğünde, onu kurtarmak için kullanır… Bazısı derin sulara açılır, denizleri aşmak için kullanır; isteyen de canı sıkıldıkça gelip, aynı havuzda oyalanır… Bilinmesi gereken şudur ki; Havuzda […]

2 mins read

Gül’ün de izlediği film [14 Mart 2008 Cuma]

Cumhurbaşkanımız Gül, göreve geldiğinden beri ilk defa sinemaya gitmiş. Ailesiyle birlikte; “120” filmine… Ben sık sık sinemaya kaçarım. Önceki gece de (Bayrampaşa, Ben Fazla Kalmayacağım)’daydım. Orijinal ama gülmek/ağlamak ikileminde bırakan bu film hakkındaki yazım www.muammererkul.com adresinde. Şu anki konumuz; 120 Vanlı çocuğun 1914 yılındaki kahramanlığı. {*}{*}{*} 120 üzerinde çok durdum, biliyorsunuz… Vanlı değilim. Filme imza […]

2 mins read

Hakikat [13 Mart 2008 Perşembe]

Bilen bilir; göz ve gez arasına arpacık girmeden hedef vurulmaz… Gerçek ile göz arasına da çoğu zaman gözlük gerekir! Hepsi birer tane oldukları halde, hakikati derinliğinde durduğu için; doğrular sanki çokmuş gibi görünür! Gözlük, hakikati gösterir; bozulmuş gözlere… {*}{*}{*} Hakikat gözlüktür çoğu kimse için. Fakat gözlüğe bakmak farklıdır, gözlükten bakmak farklıdır… Gözlüğüne neresinden bakacağını bilmeyen […]

3 mins read

Kıymetli organlar [09 Mart 2008 Pazar]

Parmaklar çalışır, gözler bakar, kirpikler kırpışır, dil oynar, dudaklar hareket eder… İnsanların çoğu, “gördüğüne” göre hüküm verir; çalışanlar ve çalışmalar hakkında! Adımların atıldığını, dilin oynadığını, parmakların tuttuğunu görüp işi anlar… {*}{*}{*} Organlar bir vücudun içinde nasıl çok ve çeşitliyse; cemiyet içinde de insanlar öylesine çok, çeşitlidir: Bazıları kulaklar gibi; bazısı eller, kollar, bacaklar ve parmaklar […]

2 mins read

Pansuman! [07 Mart 2008 Cuma]

Kelimeler, göze değer. Ama içindeki manalar; en gizli, en ince, en ulaşılmaz yerine tesir eder insanın… En dokunulmazına ulaşmış biri, işte bu yüzden sanki en yakının olur, onu hiç görmesen bile… Onu, bunun için seversin… Yine bunun için, söyleyen de sever; sözünü verdiği, yani kendinden manalar akıttığı kişiyi… Sanki bir annenin, sütünü verdiği yavrusu gibi! […]

2 mins read

Çay bu, dile kolay! :) [06 Mart 2008 Perşembe]

(Her çay görüşünüzde anlatacağınız şahane bir hikâye olacak bundan sonra. Sıkın dişinizi yazının sonuna kadar…) Bilen bilir; Abdüllatif Uyan, dünya tatlısı abilerimden biridir. Hayatını evliya menkıbelerine vakfetmiştir. Bunları şiir veya nesir halinde gazetemizde yayınlar. Çoğu kitap olmuştur. Ayrıca her gün bir kısa menkıbeyi de abdullatif.uyan@tg.com.tr’ye kendi mail adresini yazdıranlara gönderir ki, arasında ben de varım… […]

2 mins read

Silâhını getir, kitabını götür! [02 Mart 2008 Pazar]

Bazı çiçekler vardır; köküne dökülen boyaların renginde açarlar… Demeye kalmadan, yazının sonunu tahmin ettiniz değil mi? Evet: Çocuklarınız, köklerine döktüğünüz boyanın renginde açacak!.. Maalesef ki, sinek avlar gibi insan vurulan diziler ve filmlerle yoğuruyoruz çocuklarımızın hamurunu… Ne desen, nasıl desen veya aynı manayı hangi kelimelerle tekrarlasan ki; uyansa millet. Bilemiyorsun… “Koğuuuş kalk” emriyle ayağa fırlayan […]

3 mins read

Cenk Marşı [29 Şubat 2008 Cuma]

120 isimli filmden epey bahseden oldu… Çünkü hepimizin millî ve manevî duygularını ateşleyen bir filmdi 120… Teknik olarak daha iyi olabilirdi ve o zaman dünya sinemalarında da gösterilirdi. Çoğu dünya milletlerinin heybesinde malzeme yok, ama zorlama hikâyelerle, uydurma senaryolarla sinema şaheserleri çekiyorlar… Bizde ise her adımda bir tarihi roman, her karışta unutulmaz bir destan, akıl […]

2 mins read

Bir gün gelir… [28 Şubat 2008 Perşembe]

Bir gün sanki yel eser, sel gelir, yer sallanır; gök yıkılır, âlem çöker başına… Bir gün ne dikmişsen devrilir, ne eşmişsen örtülür, ne yapmışsan bozulur… O gelen gün, diğerlerine benzemez! {*}{*}{*} O gün en çok zora giden; sözlerin karşısında durabilmek, gözlerin önünde direnebilmektir… O gün, öyle bir hale gelir ki hava; sanki erimiş kurşun olup […]

3 mins read

Köpekler ne yapıyor? [24 Şubat 2008 Pazar]

Gündüz vakti. Belki Cuma namazından yeni çıkılmış, başkaları var yanımızda. Bacağı yanında durduğum dedem onlarla konuşuyor… Kış olmalı, çünkü yakalarımı kaldıran dedem, ensemi soğuktan korumaya çalışıyor… Çocukların göz hizası farklıdır; ben de kimsenin ilgilenmediği şeyler görüyorum… Az ilerde, toprak yolun kenarında köpekler var; irili ufaklı, karalı beyazlı köpekler… Bazısı yatıyor, bazısı ayakta. Bir tanesi en […]

3 mins read

Çizik [22 Şubat 2008 Cuma]

Çoğu kimse, bazı insanların neden böyle çırpındığını anlayamaz… Bakarlar, bakarlar ama onların neden sanki boğulur gibi yahut boğulmakta olan birine can simidi atar gibi telaşlı olduklarını anlayamazlar! Halbuki dünyaya bir kere gelir insan… Halbuki hayat akıp geçmektedir… Halbuki gezilebilecek çok yer, katılabilinecek çok eğlence, tanışılabilecek çok arkadaş vardır… Öyleyse bu telaş ne?.. Aslında cevap aynıdır: […]

3 mins read

120 [21 Şubat 2008 Perşembe]

Size ne deseydim, kalkıp bir filme giderdiniz?.. Veya bize ne diyorlar da, bunca insanla birlikte, kırılan hâsılat rekorlarının birer parçası oluyoruz? Hem de İngiliz hikâyelerini, Yahudi acılarını, Amerikan rüyalarını anlatan filmlerin?.. Sizin de canınızı acıtmak istiyorum şu anda, kendimin de… Onun için soruyorum: Size ne deseydim kalkıp bir filme giderdiniz; veya ben, neden tekrar gitmiyorum […]

3 mins read

Mecnun’a ödül [17 Şubat 2008 Pazar]

Mecnun… Bildiğin Mecnun. Mecnun, bulduğu bir kâğıda; aklından geçenleri, gönlünden kopanları, dilinden dökülenleri yazacak… Sonra kâğıdı mahallenin duvarına asacak… Bunu bütün mahalleli görecek ve yazdıklarını okumuş olanlar Leyla’ya haber salacak… Aaah, o nasıl bir hayaldir; İhtimali bile, kor ateş gibi cozuuur cozur yakar durur içini! {*}{*}{*} Mecnun ki; aşkından başka nesi var deseler, yalan! Veya […]

2 mins read

Görmedin mi Aliş’imi… [15 Şubat 2008 Cuma]

(Bu nasıl bir aşk hikâyesi?..) Hep derim ya; Okunacak kitaplar listesi olmaz, okunacak yazarlar listesi olur! ….. Arı, her zaman bal yapar ve balı herkes kullanır. Çoğu kimse şifa bulur da, bal sadece bazı hasta kimselere dokunur… Fakat akrebin, yılanın zehri pek çok ve zor işlemlerden geçerek ve gayet nadir olarak fayda sağlar… Ki onu […]

3 mins read

Hediye [14 Şubat 2008 Perşembe]

(Bir 14 Şubat hikâyesi) 14 Şubat için aldığım son hediyeyi hatırladığımda, almamak daha iyi, dedi… Zaten hayatımda bir kere o tarihte hediye almıştım birine. Onu da ne yaptım, bil… Ne yaptım söyleyeyim mi? Bu sır aslında, kimseye söylememiştim şimdiye kadar… Hediyem bir kazaktı. Onunla tartışmıştık yine, ben ona hediye aldığımda. Tartışmıştık ama, ben onu çok […]

3 mins read