2008
En olumlu sigara yazısı [29 Mayıs 2008 Perşembe]
Herkes sigara yasaklarından bahsediyor ya bugünlerde. İşte bir sigara hikâyesi, hem de gerçek: 2000 Nisan ayının son haftasıydı. Kahvaltım bitmişti ama masada kalkmamıştım. Çay içmeye devam ediyordum sigarayla birlikte. Ve gazetemizin cumartesi ilavesini okuyordum. Sigara hakkında bir sayfa çıktı önüme. O sabah üçüncü sigaramı yeni yakmıştım. Bu yazı farklıydı, ilgimi çekti. “Sigarayı bırakmazsan ciğerlerin katran […]
Ceylan pınarı!.. [25 Mayıs 2008 Pazar]
Ben… Bir zamanlar… Seni görürdüm gözlerimde… Ben… Bir zamanlar, severdim aynaları… Su içen bir ceylan gibi yüzüme sokulup, bakardım kendi gözlerime… Sen, benim gözlerimden; bana bakardın!.. {*}{*}{*} Ben, bir zamanlar seni görürdüm gözlerimde… Bir “aaahh” desem, buharlanırdı yüzü göllerin!.. ….. Şimdi is sarıyor kırılmış aynaları, her âhımda; tütüyor içim… Tütüyor içim!.. {*}{*}{*} Ben… Ben bir […]
Eğitim kıyımı -2- [23 Mayıs 2008 Cuma]
Ders notlarımız, yerlerde sürünüyordu… Önceki senelerde parmakla gösterilen zekî talebeler, çok akıllı olduğu söylenen bizler, sonunda teslim olduk: Birkaç senede aptallığı, anlamazlığı, işe yaramazlığı kabul ettik! Yoldan çıkıp okullarından atılanlarımız oldu, bir kısmımız dersleri geçemeyip sınıfta kaldık, çoğumuz okul yönüne bakıp istikbal göremedikçe mücadeleden vazgeçtik… Sınıf geçenlerse hani “ayıp olmasın” gibi üst basamağa itilenlerdi, fakat […]
Eğitim kıyımı -1- [22 Mayıs 2008 Perşembe]
O sene, okullar açılırken her şey değişiverdi: Kitaplar değişti, derslerin isimleri değişti, hesaplamalar ve formüller değişti, derslerin üslûbu hatta kelimelerle birlikte öğrencilerin lisanı bile değişmeye başladı… Ben de o zavallılar arasındaydım! Bütün kitaplarımızın üzerine (ne demekse) Milli Tarih, Milli Coğrafya, Modern Fen, Modern Matematik gibi “millî” veya “modern” kelimeleri eklendi. Önce hepimiz iyi olacak sandık… […]
Bu ülkenin nehirleri [16 Mayıs 2008 Cuma]
Bütün imkânlar var elinde; alet edevat, cihaz makine, araç gereç, dilediğin kadar yardımcı, kılavuz ve bugüne kadar yazılmış, saklanmış bütün bilgi ve tecrübeler… Üstelik gözün açık ve aklın başında… Var mı daha başka da istediğin?.. {*}{*}{*} Şimdi, elinde bunca bilgi ve tecrübe ve donanım varken; istediğin vasıtalara binip seyahat etmen serbestken, üstelik en detaylı haritalar […]
Değersizlik hastalığı [15 Mayıs 2008 Perşembe]
(Bu yazı, pek çok olaya bakışınızı değiştirecek!) Yıllar önce bir öğrenci grubunun fotoğraflarını çekmiştim. Bunları tab ettirdikten sonra suratları saydım, bir kişi eksikti… Sonrakini saydım, yine eksik çıktı. Hepsini saydım hepsi eksikti, fakat dikkat edince fark ettiğim gerçek beni şaşkınlık içinde bıraktı. Arka sıradakilerden birinin yüzü her karede, hemen önündeki arkadaşının başı arkasına saklanmıştı! Hâlbuki […]
Yazmak, iz bırakmaktır! [09 Mayıs 2008 Cuma]
Yazı yazmak; kendi ardında, geçtiğin yerde iz bırakmaktır! Bu, senin izindir; bu “senin” izindir… Peki hiç dönüp bakmayacak mısın; ardında ne kaldığına?.. İnsanlar geceledikleri otel odalarından, hatta umumî helâlardan bile çıkarken ardına dönüp bakar ya; acaba bir şey düşürdüm mü, bir şey kaybettim mi, arkamda istenmeyen bir görüntü bıraktım mı, diye… Her şey tamam ise […]
Bulut!.. [08 Mayıs 2008 Perşembe]
Ha, başımda dolaşan bir bulut… Ha sen!.. Sen, beyaz bulut; Gözyaşından başka, nesin ki?.. {*}{*}{*} Güneş, nerene vurursa vursun, güzel; gözüm nereni görürse görsün, yumuşaksın… İnip sarılsan bana; sırılsıklam olurum inceden inceye, gizliden gizliye… Gözüm önümü görmez; bir beyaz buluta keser âlem!.. Bir sen olursun sanki cihanda, bir de kalbimin sesi!.. {*}{*}{*} Ha başımda dolaşan […]
Turnalar uçun [02 Mayıs 2008 Cuma]
“Turnalar uçun… Yayladan geçin…” Namlunun gözü gibi baktı bana!.. ….. Biliyordum… Şimdi ben, vurulacaktım,, hem de bir turna gibi; Ve düşecektim, ayaklarına!.. {*}{*}{*} Halbuki, uzuuundu yolum. Uzundu ama, canıma doğrulmuş kara bir namlu deliği gibiydi bakışları… {*}{*}{*} Yolu uzundu her turnanın,, ama ben “sanacaktım” artık sadece, bu yolun uzunluğunu… Uzundu yolum; döndüğünde bana, ve dosdoğru […]
Ebru güzeli [01 Mayıs 2008 Perşembe]
Merhaba, ebru güzeli!.. ….. Ödüm koptu; göreceksin sandığımdan içimi… Duruyordun ya karşımda; öd karışmış suda yüzen gül gibi!.. {*}{*}{*} Bir teknede kardılar; zamk, ve kola, ve “kopartılmış” ödleri kıvâmı-ı kesîf mayi ile. İşte bu suya çizildi resmin… Neft yağıyla incelmişti boyalar ve damla damla aktı, çizgi çizgi uzadı su üstünde duygular… Renkler, renklere karıştı; […]
Maganda pitbulu!.. [25 Nisan 2008 Cuma]
Bir silah düşünün; çirkin, soğuk, itici ve hiçbir yararı olmayan. En önemli özelliği ise kendi kendine ateş alıyor olması! Bazen kaldırımda yürürken, bazen uyuyan bir bebeğin yanında, bazen oynayan çocuklar arasında… Pitbul gezdirmekle ruhsatsız silah taşımak arasında ne fark var?.. Maganda dediğimiz kimseleri yargılayıp dururuz; peki nedir magandalık? Magandalık; yoldaki insanı, balkondaki kadını, okul yolundaki […]
Peygamber mescidinde “çiftetelli” oynamak! [24 Nisan 2008 Perşembe]
Menkıbeler, hayat öpücükleri gibidir; nefesim kesildiği zamanlarda beni ayağa kaldırırlar! Sevgili Peygamberimizin mübarek mescidinde, hazret-i Bilal’in kollarını açıp döne döne, şakır şukur oynaması ise en sevdiğim “hayat öpücüklerimden” biridir… {*}{*}{*} Olur iş değil! Bakarlar ki bir gün; Bilâl mescitte oynuyor! Hazret-i Ömer yaklaşarak yanına; -Yâ Bilâl! Ne yapıyorsun böyle? Hiç mescitte oynanır mı? Fakat Bilal-i […]
İkinci Lâle Devri [20 Nisan 2008 Pazar]
İki sene önce yine nisan ayında şunları yazmıştım: Bizler, eskiden azıcık bakımlı bir çevre ve açmış lâleler görebilmek için nisanla birlikte Lâle Bahçesi’ne giderdik. Emirgân, Boğaz’ın karşı yakasında, tam bizim hizamızdaydı. Lâle Bahçesi de o semtteydi. Birbirini sevenler günler öncesinden sözleşir, orada buluşur, lâle karıklarının arasındaki patikalarda yan yana yürürlerdi… Veya bunlar sadece titrek sesli […]
Hançerin kabzası [18 Nisan 2008 Cuma]
Kızkulesi, bir hançerin kabzasıdır aslında; İstanbul’un eteğine saplanmış!.. {*}{*}{*} Sanırım ki, ilk rüzgârda savrulurdu İstanbul; Eteğinde olmasaydı bu kule… Bu kule; Bir hançerin kabzasıdır aslında!.. {*}{*}{*} Tenim delinmeseydi, ve canım değilmeseydi; kalmazdı ki İstanbul!.. Şu ucundan saplanmasaydı kule; Savrulunca rüzgârda dökülürdü denizi… Dalgalar kovalaşamazdı yavru kediler gibi Salacak ile Sarayburnu arasındaki düzlükte… Kızkulesi saplanmasaydı eğer, […]
Kutlu Doğum Haftası [17 Nisan 2008 Perşembe]
Önümüzdeki yıllarda; “23 Nisan mı kaldırılsın, yoksa Kutlu Doğum Haftası mı” tartışmaları başlayacak, şaşırmayın! “88 sene evvel 23 Nisan yoktu” diyecek birileri… Diğerleri şöyle cevap verecek: “8 sene evvel de Kutlu Doğum Haftası yoktu!” Doğrusu da budur! 2005 senesinde Mevlit kandili ile 20 Nisan yan yana geldi… (1926’dan beri kullandığımız miladi takvime denk gelen Muhammed […]
Umarım bugünlerde yağmura yakalanırsınız… [11 Nisan 2008 Cuma]
(Nisan’a ve insana…) Bahar yağmurları vücuda zindelik ve enerji kazandırıyor. Çünkü içinde kullanılabilir demir var. Kış boyunca en alt seviyeye inen vücudun demir miktarını en doğal yoldan geri kazanın; yağmur gördüğünüzde dışarı çıkıp boool bol ıslanın!.. İçinde kullanılabilir demir bulunan yağmurlar başlarken, (yani bu hafta) etrafınıza dikkatle, fark etmek için bakın. Yaprakların boyutlarını, renklerini, tomurcukları […]
‘Defin’e!.. [10 Nisan 2008 Perşembe]
Nazilli’den “kızımızı kaybettik” haberi geldiğinde; öğle ezanı, incecik bir nisan yağmuru ve dualar sarılıyordu gökyüzünde biri birine… Öğleden sonra sürekli haber aldım, çoğunu da Hasan Özkaralı’dan… “Vefat gerçekleştiği zaman kabir yeri arandı, bulunamadı. Belediye başkanı devreye girdi, gene bulunamadı. Sonunda, bir tek boş yer bulundu… Evliyalar Ansiklopedisi’nde ismi geçen bir büyük zat vardır. Ali Galip […]
Yön göster! [06 Nisan 2008 Pazar]
(Sanırım bazen, insanlar; kendilerini basite alıyorlar… Halbuki bir insan, en fazla bir insan kadar basittir; yine en fazla bir insan kadar değerli…) Yolcu, yolu bilmez çoğu zaman. Sadece “nereye” gitmek istediğini bilir… Yol başkadır çünkü, menzil başkadır… Şehirleri bağlasa da birbirine, yollar; şehirlere benzemez!.. Şimdi… Bunca yol bunca yolcu tarafından doldurulmuş da olsa; yol bilmeyen […]
Yanmak [04 Nisan 2008 Cuma]
Pervâneler, beni göremezdi bile; Ben… “Senden” tutuşmuş bir meş’ale gibi, ortalarda dolaşmasaydım!.. ….. Pervaneler beni görmezdi bile; ben… Onlardan önce yanmasaydım! {*}{*}{*} Yanmayan, nasıl yakar?.. {*}{*}{*} Farkında olunmamın, sebebidir; senin farkında olmam… Farkım, budur!.. {*}{*}{*} Söylüyorum, inanmıyorlar: Pervâneler beni göremezdi bile, ben “senden” tutuşmuş bir meş’ale gibi ortalarda dolaşmasaydım!.. Pervaneler beni görmezdi bile… Ben, onlardan […]
Cebi olmayan fistan… [03 Nisan 2008 Perşembe]
Cep dikmeyi unuttukları bir çocuk fistanı gibiyim; bu hasret nereme sığacak?.. {*}{*}{*} Ellerim boşluğa boşluğa gidiyor… Dünyada basacak yer bulamayan sarhoşun dolaşık ayakları gibi; karışık parmaklarım üzerimde sığınacak bir kuytu bulamıyor… Aklım, yangında gevreyip kalmış son dala tüneyen kuş gibi; Şaşkın!.. {*}{*}{*} Sorma… Bilmiyorum; bir gün kaç gündür ve kaç günde biter bir gün?.. Sorma… […]
