Stop Köşesi
Bulutlara tutunamazsın [26 Şubat 2010 Cuma]
Bulutların üzerindeki bir uçağın kapılarından itiliveriyor, atılıveriyor insanlar… Fakat hiçbiri bulutlara tutunamıyor! Şimdi bir süre uçacaksın; korku veya sevinç içinde, ama bolca tedirginlik… Ne boşluğa atılmak ne de boşlukta kalabilmek elimizde olmasa da; havada özgürüz… Uçuyoruz… Düşüyoruz… Yere doğru hızla yaklaşıyoruz… Mutlaka bitecek olan, havadaki bu yolculuğumuzun hareketler bütününe “ben” diyoruz. Yani sen, “sen” isimli […]
Selin ardından [25 Şubat 2010 Perşembe]
Türk’üz; ama Yakutlardan, Macarlardan başkayız… Müslüman’ız; ama Suudilerden, Acemlerden farklıyız… Bizleri “biz” kılan şudur ki; bedenimiz Türklüğün ve ruhumuz İslamlığın sembolü olmuştur. İşte bu hakikate, bütün dünya üzerinde kısaca “Osmanlı” diyorlar… İki kuşak öncesine kadar hepimiz böyle bilirdik kendimizi. Fakat “Dünyanın en büyüğüyüz. En özel ve en güzel sancak bizim elimizde” imanından soğutulup uzaklaştırıldık ve […]
Akde bağlı hayvanlar [21 Şubat 2010 Pazar]
(Akit denen şey; “anlaşma, sözleşme, düğümleme, düğümlenme, karşılıklı bağlanma” anlamlarına gelir…) Bizler, hayatımız boyunca derdinden kurtulamayacağımız bir “hayvanı” içimizde gezdirmek ama dışımızdan beslemek zorundayız! Bu zor işin en kolay yolu ise; birbirinden hoşlanabilen kişilerin akit, yani karşılıklı anlaşma yapmasıdır: “Ben senin hayvanını besleyeyim sen de benimkini besle!” Bundan akıllıcası hangi iş olabilir? Fakat anahtarı eline […]
Sevginin duvarları [19 Şubat 2010 Cuma]
Sevmek için göğün kubbesi altında olmamız yeterdi; sevişmek için çatı arasak da!.. Sevmek; bakmadan bile olur, ama onu hep görerek. Sevişmekse; karşılıklı sevmek veya dokunmak, dokunulmak… {*}{*}{*} Bizler, zaten seviyorduk. Gökyüzünün altından başka şey lazım değildi sevgimize. Fakat bunu göstermek için birer çadır edindik. Mutluyduk. Orada sevdiğimizin elini tuttuk… Daha çok sevebilmemiz için duvarlarımız […]
Canımda acılar [18 Şubat 2010 Perşembe]
Canımda acılar; bozkıra dökülmüş yağmur gibiyim! Bulutlara tütsem… Veya toprağa emilsem, kim bilecek yalnızlığımı? Çoook uzaklardaki kimler: “Başıma damlayan bu yaş, kim bilir hangi yalnızlığın buharıdır ki, bana kadar taşınmış” diyecek? {*}{*}{*} Canımdaki acılar gibi, varsın… Ama varken var olmadığın günler… Ve varken var olamadığım günler geri nasıl gelecek? Ben ve sen, yani biz… Ve […]
Hediyem… [14 Şubat 2010 Pazar]
Bugün iki hikâye özeti var size, her ikisi de sevgi ve hediye üzerine. Biri O. Henry’den “Armağan”, diğeriyse Hazret-i Süleyman zamanından: {*}{*}{*} Kadın, aylardır kuruşları toplayarak biriktirebildiği 1 dolar 87 sente bakar. Hediye günü gelmiştir ama o çaresizdir. Büyük tutkuyla birbirine bağlı olduğu bu çift, halısı bile olmayan şu evde yaşamaktadırlar. Güzel kadın saçlarını çözer. […]
Türk milletinin % 40’ı akıllıdır!
Baba ve dedelerinizin suretleri yanına kendi fotoğraflarınızı da ekleyin. Çünkü yakın gelecekte: “Bu topraklarda Türkler yaşardı. İşte bunlar onların son temsilcileri” diyecekler! İmparatorluklar mimarı olan bir büyük millet Türkler, ama illaki başında lider isteyen. Destandaki gibi bir “kurt” bile olsa, ancak yol göstericisini bulduğu zaman yürüyen ve o zaman da önünde durulmayan bir taşkın sel… […]
Teşekkür mektubu [11 Şubat 2010 Perşembe]
Herkes bilir kendini; ne idi, ne oldu ve ne olabilirdi. Benimse korkumdan tüylerim dimdik olur, bunları düşündüğümde!.. Okuduğunuz, aslında bir teşekkür ve minnet mektubudur ve özetin özeti bile değildir ve bugün yazılmazsa peki ne zaman yazılacaktır? {*}{*}{*} O çocuk yaşlarımın her sabahında, sayısız çakal ini ve yılan deliği üzerinden geçmekteydim. Yani dişlenmem an meselesi! İçimdeyse […]
Nağme ve nağmeler [07 Şubat 2010 Pazar]
Müziğe ne kadar yakın durduğumuz, kendimiz için önemli. Fakat yayınlanan müziğin “ne” olduğu, memleketimiz için önemli. Çünkü ezberleniyor, içindeki mesajlar hızla kopyalanıyor… Yıllardır, bayırı aykırılayan caddelerin kenarında yaşar gibiyiz! Penceremizi her açtığımızda; ya yokuş aşağı kontak kapatmış bir ahmağın yeline çarpmakta… Veya rampaya vurmuş yağsız kamyonların paralanma sesinden muzdarip içeri kaçmaktayız!.. {*}{*}{*} Sanat, en başta; […]
Hayatın süs kalemleri [05 Şubat 2010 Cuma]
Bir şeyler geldi aklıma ve masanın üzerindeki küçük defteri önüme çekip hemen kalemliğe uzandım. Pek kullanmasam da hep gözümün önündeydi bu içi dolu kalemlik. Kim bilir ne kadar zaman sonra, işte şimdi, böyle ansızın zihnimde peyda olan satırları kaçmadan yakalamak için bu kalemlerden birine ihtiyaç duymuştum. {*}{*}{*} Mavi bir plastik kalemdi elime aldığım, ama […]
İlk yanışım değildi [04 Şubat 2010 Perşembe]
İlk yanışım değildi ki!.. Pencerem tıklatıldı, kapım çalındı… Bulunduğum yer, oturduğum zemin, yüksekliğim, genişliğim, biçimim, rengim, çevre düzenim, benle alakalıydı ama doğrudan benim eserim değildi. Ben, memnundum halimden. Ne verilmiş ise o zaten istediğimdi ve aldığıma razı olmuştum sadece; böylece güzelleşmiştim… {*}{*}{*} İnfaza gidene ayna verilir mi, verilse de o alır mı?.. Güzel miyim, bilmiyorum […]
Hep!.. [31 Ocak 2010 Pazar]
Yağmur çiseliyor… Aklıma sen geldin! Ve kuşlar cıvıldıyor kuytu dallarda. Aklıma sen geldin… Kış rüzgârı, ürpertiyor. Aklıma sen geliyorsun. Sokaktaki kedi ıslanmadan karşıya geçmeye çalışırken, kanatlarından sesler çıkaran kumru havalanırken aklıma sen geliyorsun… Simitçi simitlerine torba geçirmiş, metronun makinisti kulağına çiçek takmış, kurstaki arkadaşlar sürpriz parti düzenlemiş; aklıma sen geliyorsun… İçimde sıkıntı olsa… Annemi hatırlasam… […]
Yola çıkmayan…. [29 Ocak 2010 Cuma]
Çok negatif düşünen birisiyim, diyorsun ya; aslında bunu söyleyebilmek bile büyük bir adım. Çünkü bu söz, bir tespittir; “ambarda fare var” veya “elmam kurtlu” der gibi. Öyleyse çare belli: Yakala fareyi, çıkart elmanın içindeki kurdu dışarı… Koyunlarına saldıran kurtları görsen sadece bakacak mısın? Almayacak mısın eline odunu, tüfeği? Sen korumazsan kendi kuzularını, başka kim koruyacak? […]
“Tabutluk”taki son faşist ve kurşuna giden Azeriler [28 Ocak 2010 Perşembe]
Irak savaşının bizi de ekonomik olarak salladığı dönem; Türk 2000 dergisini çıkarıyoruz. Ord. Prof. Dr. Reha Oğuz Türkkan’ın bilim ve tarih açısından gayet mühim biri olduğunu biliyorum, ama insan “dokunacak kadar yakın” durduğu kimselerin kıymetini idrak edemiyor işte! İtiraftır ki, çıkardığımız dergiyi bile ciddiyetle okumazdım!.. Fakat bazen konuşurduk hocayla. Benim ta çocukluktan kalma “tabutluk” merakım […]
“Tabutluk”taki son faşist ve “Türk 2000” mecmuası [24 Ocak 2010 Pazar]
Bilim dünyamızın en önemli isimlerinden; Sorbon ve Colombia Üniversiteleri eski hocası Ordinaryüs Prof. Dr. Reha Oğuz Türkkan 90 yaşında vefat etti. 19 Ocak 2010 günü Zincirlikuyu’da toprağa kondu. Gazetemizde de yazmıştı, Allah rahmet eylesin… 90’ların başında tanışmıştık. “Türk 2000”i benim küçük yerimde (eski Günaydın’ın karşısında Sıdıka Batu Han vardı) çıkarmaya başladık. İlk sayının kapağına bir […]
Kar taneleri… [22 Ocak 2010 Cuma]
Kar yağıyor; uçuşan, konan, yapışan, savrulan, yığılan, dökülen karlar. Nereye baksan kar, her taraf bembeyaz… Yağarken anlaşılmıyor aslında; kar nedir, nasıldır, neye benzer, nasıl davranır? Ona bakmak lazım, görmek lazım, varlığını tanımak lazım. Beyazdır, soğuktur, hafiftir, küçücük bir noktadır. Her kar tanesi bir kar tanesidir sadece; ama her tanesi, bir kar tanesidir!.. {*}{*}{*} Hiçbir kar […]
Nice yıllara… [21 Ocak 2010 Perşembe]
Web sitemiz 19 Ocak 2008’de yayına başlamıştı. İki gün önce 2’nci yaş günümüzü kutladık. Tebrik mesajları posta kutularımızı doldurdu. Sandık ki; sadece sitemiz değil, pek çok arkadaşımız aynı gün doğmuş! Bir de şiir vardı eklendi siteye. Hicran Seçkin kardeşimin kaleminden çıkmıştı ve konuyu şöyle özetliyordu: Sevgiyle kurulmuş Sevgi Sitesi, Bir yaşın bin olsun; nice yıllara… […]
Göbecikli çocuklar [17 Ocak 2010 Pazar]
Kiraz sapı gibi incecik boyunlarının ucundaki kafalarını, sanki dengede tutmaya çalışan çocuklar vardı etrafımızda. Pantolon paçalarından çıkan sopalar gibiydi bacakları ve parmaklarıysa, ellerinin üstüne kadar inmiş kol ağızlarından uzayan çırpıları andırıyordu! Bulduklarını derhal yerdi o zamanın çocukları ve yuttuklarını da vücutları anında yakardı. Artık herkes çocuğunun üstüne titremekte: Aman çocuğum iyi beslensin, vitaminler alsın; aman […]
Kuş merhameti [15 Ocak 2010 Cuma]
Başından sonuna; çiçek seralarından güzel, hazine sandıklarından kıymetli bir mazinin çocuklarıyız. İşte bu hakikati kimin bilmesi gerekiyor? Çocuklarımızın!.. Sen şu güzel hayatın filmini izlemiştin, bu menkıbeyi dinlemiştin, bu konuyu okumuştun, evet biliyorum. Fakat biliyorum ki; şu bardak da daha önce suyun altına tutulmuştu! Doldurulmuştuk, çok güzel. Ama bunu hatırlamak, dolu olduğumuz anlamına gelmiyor. İçimiz kuru […]
Anka satan tilkiler [14 Ocak 2010 Perşembe]
Hiçbir öğrenci, öğretmeninden hesaba çekilmeyecek. Onlar sadece kendilerine verilmiş “müfredata uygun” derslerden mesul… Hiçbir asker, komutanının sorumlusu değil. Fakat her üst hesap verecek kendi askerinin burnu bile kanasa!.. Hiçbir memur amiriyle suçlanmayacağı halde, her amir emrindekilerin işlerinden sorumludur!.. Kadınlardan da erkeğin hesabı sorulmayacak. Fakat erkek; “hanımının yaptığından haberin varsa, razı mıydın” sorusuna muhatap! Ne büyük […]
