Stop Köşesi
Yeni yıl, bir tepsi börek :’) [04 Ocak 2009 Pazar]
Kocaman bir tepsi içinde börek yapardı bazen annem… Sonra bunu dilimlere böler, her birimize birer parça verirdi. “Dikkat ederseniz, yanmazsınız!” derdi… Fırından yeni çıkmış, içinden buharlar tüten dilimimize dilimizi değdirir; yanmamaya dikkat ederek ısırmaya, çiğnemeye, yutmaya çalışırdık. Yine büyük bir tasın içinde karıştırılmış köpük köpük ayran veya mis gibi hoşaf doldururdu annem bardaklarımıza. “Dikkat edin, […]
Republic of hindi [02 Ocak 2009 Cuma]
Batımızdakilere benzemek için bu hafta HİNDİ yedi çoğu kimse. Kurban Bayramında yırtınanlarda ses yok! Sorsan, HİNDİLİ sofralardan, çakır kafa; “zaten bu HİNDİLERİ Hıristiyanların Noel bayramında yemek için yetiştirdiler” diyecekler! Peki o inek ve koyunları, sizler Müslümanların Kurban Bayramı’nda konuşasınız diye mi yetiştirmişlerdi? {*}{*}{*} Söz hindiden açıldı: Bizler maalesef “Hindi Cumhuriyeti” çocuklarıyız. Daha doğrusu bize böyle […]
Yılaydın ;) [01 Ocak 2009 Perşembe]
Günaydın… Bugün yeni bir gün ve ben sana günaydın diyerek; aydınlık bir gün, huzurlu, sağlıklı, güzel bir gün dilerim… Bir günaydınla ve bir selamla ve iyi temennilerle gönlünü almak isterim ve bunu, günlerin başlangıcı olan bütün sabahlarda yapmaya çalışırım… Çünkü bu sabah yeni bir gün başlamıştır. Bu başlayan gün bizler için yeni bir başlangıçtır. Ve […]
Kadınlar ve dernekleri [28 Aralık 2008 Pazar]
Hadi gelin bugün birilerini sinir edelim! Para kazanmanın ilk adımı olarak, isimlerinin başına “kadın” kelimesini ekleyenleri mesela… Ben bunu hiç anlamam işte; onca kadın derneği var ama acaba kaç tanesi yüzde yüz kadınların elinde?.. Merak ediyorum; “kadın” ismini kullanan bazı uyanık adamlar “cukka”yı mı götürüyorlar acaba?.. DDKTKÖD (yani Dereye Düşen Kadınlara Timsahlardan Kurtulmayı Öğretme Derneği). […]
Yassah hangisi? [26 Aralık 2008 Cuma]
Anlamakta zorlandığımız çok kanunlarımız olmuş… Mintan yelek, potur çarık biri daha koşarak, ilçe sınırında bekleşen köylülerinin yanına varıyor. Başındaki kasketi çıkarıp bir diğerine veriyor. Kasketi giyen zavallı da aceleyle çarşıya koşarken, arkadakiler “oyalanmamasını” tembih ediyorlar! Biri ocaktan ucu korlu çırpıyı alıyor, diğeri lambanın şişesine eğiliyor. Biri ise cuvara’sını yakmak için cebinden çakmak çıkarınca “cenderme” dikiliyor […]
Sadaka taşları [25 Aralık 2008 Perşembe ]
Torunları olmakla şereflendiğimiz dedelerimiz, insanlar tarafından bilinip övülmeyi umursamadıklarından; bazı güzel işlerinin kaydını bile tutmamışlar… Hatta öyle işler ki bunlar (böyle bir şeyin mümkün olabileceğini bile) şimdilerde pek çoğumuzun kafası almıyor! {*}{*}{*} Sadaka taşı, malum; içi görünmeyecek kadar yüksek, tenha bir yerde dikili duran, tepesi çukur, genellikle yuvarlak sütunların ismidir. Ve cemiyet içindeki yardımlaşmanın göstergesidir. […]
Miyav -2- [21 Aralık 2008 Pazar]
Cam Fabrikası grevdeyken 2, 3 aylıktı ve onu lojmanların kapısındaki gözcüler besliyordu. Grevciler gidince kedi kaldı. Çünkü bizim apartman, nöbet beklenen kapının hemen karşısındaydı… Böylece Minnoş büyüdü, önce anne sonra anneanne ve sonra mahallenin büyük büyük büyük ninesi oldu! Kendi adıyla anılan ve kendi gibi uzun yaşan ilk kızlarından biri, 12 yıl sonra aynı evde […]
Miyaav! [19 Aralık 2008 Cuma]
Kedi sevgisi doğuştan gelir… Harmantepe’deki kedilerin bile isimlerini hatırlarım: İsmiyle müsemma Duman; tevellüdü kesin benden daha eski Dede ve o sıralar benim gibi bir yavru olan, siyah beyaz yamalı Boncuk. Ki eliyle kapıyı bastırarak Dede’yi içeri sokmazdı; bir yaşlı erkek için ne acı durum!.. Aynı bahçedeki ilk görevim: “Sakın civcivleri kaptırma!” tembihi üstüne bir asker […]
Yeniköy vapuru [18 Aralık 2008 Perşembe]
İnsan uçar mı? Uçar! Sonra konar. Ve tekrar uçup başka yerlere konar… Sen benim ilhamım gibi; omzumdaki beyaz güvercinim… Yahut kara korsanın macera arkadaşı, papağanım… Veya martı’m; gidip gelen, hayallerimin karşı sahillerine… Hayal de görsem, uydurduğumu da söylesen; iyi geliyor seni böyle düşünmek! Tatlısın, bunları duymak sana da iyi gelir bilirim; revani üstüne kaymak gibi! […]
Söz okları [14 Aralık 2008 Pazar]
Bazı sözler, ok gibidir; saplanır, içinde kalır! Koşarsın acısıyla. Fakat asıl, oku yedikten sonra yol alırsın! Okun temreni tenindedir. Her adımda acı verir ve senden kopmaz. Çeksen, canın çekilir! Artık senin parçan olan, yani bir nevi “sen” olan ok’tur sürücün, farkında bile olmazsın! {*}{*}{*} Bazı sözler, ok gibidir; saplanır, içinde kalır! Nerdesindir o an; belki […]
Ahh, nerede o eski bayramlar? [12 Aralık 2008 Cuma]
Bayramlar burada mîrim, bayram çocukları nerede! (-Bayramlar daha sık mı geliyor ne? Gezinmekten dizlerim ağrıdı. İki bayram arası bacağımı uzatacak vakit bile olmuyor! -Ya, haklısın. Bayramlaşmak için ayağa kalkmaktan benim de belim tutmuyor!..) Eski bayramları mı, yoksa eski bayramlardaki “biz”i mi arıyoruz bu sözle? {*}{*}{*} Herkes aldığını hatırlar, onun sevincini. Bir pantolonu nasıl kirlettiğini, eskittiğini […]
Sen o bakışları dinle [11 Aralık 2008 Perşembe ]
Kurban’da bir şeyler duyacaksan; ..kurbanlıkların bakışlarını dinle! ….. “Kurban nedir” sorusunun cevabı; “teslimiyet”tir! Kurban demek; kesilecek hayvan değildir, et değil, bıçak değildir… Doymak, doyurmak, fakirlere et göstermek değildir… Kesemeyenlerden farklı olduğunu hissetmek, kibir, tatmin değildir… Kurban, demek; başka bir şeyler demek değildir nihayetinde… Kurban; teslimiyettir! {*}{*}{*}{*} İbrahim aleyhisselam, oğlu Hazret-i İsmail’i adadığı için değil kestiğimiz […]
İşaret kınaları [07 Aralık 2008 Pazar]
Bayram yaklaşınca sürüler görülür olmuştu. Kurbanlık seçmek isteyenlerse mezarlık yanındaki düzlükte çobanlarla konuşup mal sahipleriyle el sıkışıyordu. Koyunlar ürkmesin diye arabasından uzakta indi adam. Üç beş müşteriyle birkaç çocuk vardı sürünün başında. Boynuzlarından tutulmuş koçlar hakkında konuşuyorlardı. Başka bir koçu çeken çobana selam verdi adam: -Hangileri kurbanlık? Biraz dolaşacağım aralarında… -Dolaş ağabey. Kurbanlıklar işaretlidir; bak, […]
Kurban, onlara… (Peki onlar kim?..) [05 Aralık 2008 Cuma]
Eviminkini hatırlayamam fakat İhlâs Vakfı’nın numarasını (0212 513 99 00) bilirim; gazete eskiden bunu kullanıyordu. Cep telefonları hafızalarımızı esir etti, defterciklerimizi çöpe attık, bildiğimiz bütün telefonları unuttuk. Ama ben bu numarayı unutamadım: 513 99 00… Demek ki bugün yazmam içinmiş! Peki numarasını unutmadığım bu İhlas Vakfı ve öğrenci yurtları önemli midir?.. Hem de tahmin edemeyeceğiniz […]
Hindi Cumhuriyeti [30 Aralık 2005 Cuma]
Vicdanın elverip kazıklarsan birini göreceksin: Kazıklanan kişi, kimseye “ben kazıklandım” demeyecek. Peki ya ne diyecek? Ballandıra ballandıra aldığı malı övecek!.. Şaşırdınız mı? Bize de, gözümüze baka baka “hindi” diyor birileri… Bizler ne yapıyoruz? Bunun neden böyle olduğunun hikâyelerini yazıyor, okuyor, anlatıyoruz yıllardaaaan beri: Bir varmııış, bir yokmuş… Neymiş efendim, eski zamanlarda, hem Asya ve hem […]
Keramet [29 Aralık 2005 Perşembe]
Az önce öylesine, raftaki kitapları karıştırıyorken; ummadığım bir kitapta “keramet” diye bir kelimeye rastladım. Merak edip okumaya başladım ki, zaten kısacık bir hikâyeydi… {*} Vakti zamanında, bir ülkede iki kardeş yaşarmış. Biri çobanmış bunların, diğeriyse kunduracı. Çoban olan karar vererek bir gün, şöyle demiş kendine: “-Ermeden, nefsimin müştehâsına (iştahlarına) dizgin vurmadan, dağdan aşağı inmeyeceğim!..” Yapmış […]
“Taht kurmuşsun kalbime” [25 Aralık 2005 Pazar]
Son iki yazımızın konusunu Yeşilay’a ayırdıktan, ve iyi de ettikten sonra… Sen şimdi nasıl, kalkıp ta; 70’li yılların bütün meyhanelerinin, bütün birahanelerinin, çoğu otobüs ve minibüslerinin bütün kapı ve bütün pencerelerinden sokaklara dökülen Esengül’e övgüler yağdırırsın?.. Ne derler adama?!. Ama biliyor musunuz, insan eski oltalarla çok daha kolay avlanıyor; hele ki ağzı açık dolaşsın! {*} […]
Kırlangıçların en mavisi [23 Aralık 2005 Cuma]
Ben şu kadarcıktım, ancak beline geliyorken; o koskocamandı… Ben kafası alabros tıraşlı gezerken onun bıyıkları vardı… Babası imamdı; sazı, darbukayı, defi soğuk odaya saklarlardı… Ben onların sadece sahnedeki fotoğraflarını gördüm; işte, ortada oturan oydu ve elindekinin adı dîvan sazıydı. Derlerdi ki; bu sazı çalabilmek her babayiğidin harcı değildir… Sazının ucunda, sarı-lacivert ibrişimden bir püskül sallanırdı… […]
Yeşilay “renginden” kaybetti! [22 Aralık 2005 Perşembe]
Bizler yetmişli yıllarda büyüdük… Şimdi burdan, çocukluğuma doğru bakıyorum da; hafızamın en derinlerinde bulup zihnime serdiğim ve ipek gibi bir sevgiyle seyrettiğim o yılların duruluğu ve safiyeti sonraki yıllarda, bir daha olamadı!.. Kim inanabilirdi bu kadar değişebileceğine ki her şeyin, bilmiyorum! “Adile anne/Münir baba” filmlerinin otuz senedir sürekli seyrediliyor olmasının en önemli sebebi, belki de […]
Babam ve Oğlum [18 Aralık 2005 Pazar]
Bu erken saatte hepsi işinde gücünde olmalı ki; salonda benden başka erkek yoktu… Hanımlar ise sanki daha film başlamadan ağlamaya hazır gelmiş… Yani boşuna değil, kime söylesem bu filme gittiğimi; aynı şeyi sorup duruyor bana: “Ağladın mı, ağladın mı?..” Salondaki kadınlara ayıp olmayacağını bilsem, katıla katıla ağlardım… Ama kendimi tuttum. Tutamadığım; gözpınarlarımdan sızan yaşlardı… {*} […]
