Stop Köşesi
Trenler kaçırılmadan… [24 Eylül 2004 Cuma]
Temmuz 2000 tarihli gazetelerde şöyle bir haber vardı: İngiltere Başbakanı Tony Blair "Baba olmak, başbakanlıktan zormuş" dedi. Blair bu sözü, kör kütük sarhoş olup polisle tartışan 16 yaşındaki oğlu sebebiyle söylüyordu. ….. Bir kış ortası, iki genç kadın ilk çocuklarını doğuruyor. Saatlerce süren yorgunluktan sonra biri, sevinçle; "Zor kısmı bitti" diyor. On yaş büyük doktoru, […]
Tek kaşık [23 Eylül 2004 Perşembe]
Kim bilir sizlerin de dinlediği nice hikayeler vardır, eskiye dair. Bazıları insanı şaşırtan; gülmeli mi, yoksa ağlamalı mı, diye… Bazıları "vah" dedirten, "vah vaah" dedirten. Bazılarıysa, o zamandan veya bu zamandan diğer zamana bakıldığında; iç çektirip "aaahh" dedirten hikayeler… Kim bilir nice hikayeler dinlemişsinizdir siz de; bazen tadı kalan damağınızda, bazen de genzinizde acısı… Hikayeler […]
Çocuğunuz “okumayı” öğrensin [19 Eylül 2004 Pazar]
On dört milyon öğrenci bir haftadır okula gidiyor. On dört milyon anne ile yine o kadar baba bir haftadır tatlı tatlı telaşlanıyor. 550 bin öğretmense harıl harıl ders anlatıyor… ….. Çocuklar okumayı öğreniyor… {*} Çocuklar okullara gidiyor da; Okumayı öğreniyor, değil mi?.. {*} Okul kelimesi; kendi içindeki "kul"dan mı geliyor, yoksa "oku"dan mı?.. Yani "esir" […]
Akıllı çocuklar [17 Eylül 2004 Cuma]
Şimdi de duyuyorum; insanlar kendi çocuklarına benzer sözleri söylüyor… Küçükken beni de herkes "akıllı oğlum" diye severdi… Benim oğlum çok akıllı maşallah, derdi babaannem… Benim oğlum çok akıllıdır, derdi babam… Benim oğlum çok akıllıdır, öyle yapmaz, derdi annem… ….. Ben de inanırdım ki; Çok akıllıyım… {*} "Çok akıllı olduğun" ile ilgili herkesten ayrı ayrı övgüler […]
Uyur/uyanık arası [16 Eylül 2004 Perşembe ]
(…bir) Hep kendi dertlerimle boğuşuyorum. Unuttum sormayı; yoksa taşındın mı? {*} Ne vardı sanki, aradığım kişiye şu anda ulaşabilseydim… Aradığım kişiye şu anda ulaşabilseydim; Ne vardı… {*} Sen şimdi uykudasındır… Benimse uykum var, ve yoldayım… Sabah olacak. Gün ışırken şehre varacağız. Mesajımı hangi gün alırsın, feryadımı hangi vakit duyarsın, sözümü hangi zaman anlarsın, bilmem… Benim […]
Büyük Kartal [12 Eylül 2004 Pazar]
Fatih’in yaptırdığı 208 camide ve imparatorluğun diğer bütün camilerinde dualar ediliyordu. Çünkü: "Sırrımı sakalımın tek teli öğrense, bütününü kökünden kazırdım" diyen Fatih Sultan Mehmed Hân; dünyanın üç kıt’asındaki bütün düşmanların "kendilerinin üstüne" bildiği bir sefere çıkıyordu!.. Donanma çoktan yelken açmış, Adalar Denizi(Ege)’nde ferman bekliyor, sanki yerlerin taşıyamadığı Osmanlı ordusu hareket emri için sabırsızlanıyordu… {*} Cihanın […]
Arıza nerede? [10 Eylül 2004 Cuma ]
Geçen gün anlattılar: Bir ailenin televizyonu arıza yapmış. Servise haber vermişler. Usta gelip televizyonun arka kapağını açmış, ki ne görsünler; bir yığın ekmek kırıntısı, bisküvi, çikolata gofret parçası… Manzara açık. Kim yapar böyle bir şeyi; evin dört yaşlarındaki kızından başka?.. {*} Benzeri durumlarda gösterilen tepkileri bilirsiniz. Daha tamircinin yanında; “Sen mi yaptın bunu?.. Neden böyle […]
Estağfirullah [09 Eylül 2004 Perşembe]
Kırmızı toprağa saman karıştırılarak sıvanmış ambara doğru koştum. Çünkü dedem onun duvarına bitişik kümesin teliyle uğraşıyordu. Benimle acilen ilgilensin diye bacağına sürtündüm… Tam o sıra annemin sesi çınladı. Kırmızı kanatlı horoz ibiğini titrete titrete bakıp; “goot” dedi… Evin kıblesini boydan boya kaplayan hayat’a çıkmıştı annem. Tam göremedim ama sanırım elinde kilim, seccade, pösteki gibi şeyler […]
Şopar lisanı [05 Eylül 2004 Pazar]
Kuyruğu kontrolsüz akrebe döndük!.. Tepemizdeki iğne atılıyor ensemize doğru, son anda kurtuluyoruz… Zamanını bekliyor sabırla. Punduna getirip yine saldırıyor şah damarımıza, gene kurtuluyoruz!.. Bu zehirli iğneden her “gene” kurtuluş, biraz daha sona yaklaştırıyor kuyruğun sahibini; Çünkü her yanına, çepeçevre ateş yakılmış!.. ….. Dönüyoruz kendi etrafımızda; nerede çıkış?.. Her an hücumda hançer… Biz, “son anda”larla hayattayız! […]
Hayatın yüzü [03 Eylül 2004 Cuma ]
Hayatın yüzü; bazen bir dostun, bazen bir düşmanın… Bazen bir hasmın, bazen de bir sevgilinin yüzü gibi… ….. Hayatın yüzü; Gözü önünde olmalı insanın! {*} Dostum diyor ki bana: İyi bak hayatın yüzüne! Hayatın yüzü benim yüzüme benziyor; iyi bak benim yüzüme. Benimkinde hayatın yüzünü görmeye çalış… ….. İyi bak hayatın yüzüne. Önüne, arkana; sağına, […]
Pergel… [24 Temmuz 2008 Perşembe]
El Harezmi, kendisini dinleyen kadıya; “Matematik doğru düşünme sanatıdır” der… “Dokuz kere dokuzu yüz kere hesaplasanız hep seksen bir çıkar. Ama beş kadı aynı davada beş ayrı hüküm verebiliyor!.. Hâlbuki ilahi adaletin şaşmaz kanunları vardır ki matematik buna benzer… Hakimler benliklerinden kurtulabildikleri ölçüde bu kesinliğe yaklaşırlar. Milletler bu kesinliği buldukları nispette medenidirler… Kanunlara aykırı davranan […]
Türk oğlunun düşmanları [20 Temmuz 2008 Pazar]
Tarihte ne zulümlere maruz kaldı bu millet… Sebebi acaba sadece Türk olmaları mıydı?.. ……. İnsanlığın ikinci babası olan atamız Nuh aleyhisselam oğlu Yafes’in oğlu Türk’ün torunlarına “Türk” deniyor. Bunların arasında bizler olduğumuz gibi (özetle söylersek) bugünkü Macarlar, hatta Bulgarlar ve Asya’nın kuzey doğusunda bulunan Yakutlar da var… Hâlbuki son bin yıl içinde, Türk dendiği zaman […]
Hayatımız bizimdir [18 Temmuz 2008 Cuma]
Hayat, insana bir defalık verilmiş… Hayatın yaşanmış olan her ânı bir daha geri gelmemek üzere elimizden uçuyor. Ve şu hayatın her saniyesinin hesabı; bu hayat kime verildi ise, ondan sorulacak… Yani, sözün özeti: Hayatımız bi-zim-dir! {*}{*}{*} Bunu dilimizle hep söylüyoruz, ama anlamak için uzun zaman geçmesi gerekiyor; Hayatımız bizimdir… Daha sık duyduğumuz ve daha yüzeysel […]
Şıborek [17 Temmuz 2008 Perşembe]
Ataydan kalgan aşlar; etli maylı kamuraş, Kobetemen, katlama, laşka, cantık Tataraş Şıborekmen kım osse hastalık neken bilmez Balaban bir doktur aytkan tansiyonlu bir kartka Başın avursa ya da kelse ağır bir sancı Dakkasında keser şıborektir ilacı… (Tatarlara atalardan kalan yemekler; kobetemen, katlama, laşka, cantık… Her kim çiğ börekle büyürse hastalık bilmez. Uzman bir doktor der […]
Kırkpınar’da tombala! [11 Temmuz 2008 Cuma]
(Maksat; tarihe kayıt düşmek!) Pazar günü kolumda bir bant vardı; kırmızı bir utanç bandı! Gece yarısına kadar kolumdaydı, sonra bilgisayarın üzerine koydum; bunları yazarken hatırlayayım diye… Bir grup arkadaşla Edirne’ye gittik, herkesin girdiği kapılardan girip tribünlere oturduk. Herkes gibi biletlere 35 lira ödedik ve herkes gibi bizim kollarımıza da birer kırmızı bant taktılar. Bu nedir […]
El Harizmi’nin gümüş pergeli [04 Temmuz 2008 Cuma]
Dünyanın (hâlâ) en büyük matematik bilginlerinden olan El Harizmi, şehrine yeni gelen kadıya “hoş geldiniz” ziyaretine gider. Yanında götürdüğü işlemeli kutu içerisinde ise duvar süsü olarak kullanılacak bir pergel vardır. Ki malum; bu iki ayaklı aletin bir ayağı sabit kalıp, ikinci ayağı açıldığında mükemmel bir daire çizer… Harizmi gittikten sonra işlemeli kutuyu açan kadı, pırıl […]
Kaşıkçı elması :) [02 Eylül 2004 Perşembe]
Dilimiz sarkmış ve ter içinde salona daldığımızı görenler derdi ki; “Bakın benim oğlum ne kadar uslu. Nasıl da paşa paşa oturuyor misafirlerin yanında!..” Eyvah!.. Şimdi bundan daha bağlayıcı bir laf ne olabilir? Ne azılır, ne kaçılır artık. Üstelik şimdi, açtığı iki gözüyle sana bakmaktadır herkes, gayrisamimi bir sırıtışla… Sense derin derin solumaktasın! {*} Diğerlerinden farklı […]
Sana mektup… [29 Ağustos 2004 Pazar]
"Ben yazı yazayım mı"nın cevabının devamı… ……… Karikatür, resim, resimli roman yapıyorken bu işe meraklı o kadar çok kişi geliyordu ki yanımıza… Her gün önümüzde dosyalar olurdu; amatörlerin getirip bıraktığı. Hepsine bakmak mümkün bile olamazdı. Üç beş karalamasını bir sanat eseriymiş gibi önüme koyanlara; "Büyük emek harcamışsınız, tebrik ederim, derdim. Çok çalışırsanız başarabilirsiniz. Bu getirdiklerinizİN […]
Sana mektup [27 Ağustos 2004 Cuma]
Demek "Ben yazı yazayım mı?.." ………. Umut; ürkek bir sevgilidir… Bazen bir yolun sonunda, bazen bir engelin ardında, bazen bir bekleyişin biteceği anda kavuşmayı beklersin ona… Bazen de; şu an bende olduğunu hissettiğin gibi hissedersin birilerinin içinde onu… Bendedir, veya değildir… Senin için önemli olan; kolların her an açık beklemektir umudu… {*} Şu an bu […]
Ninelerin çantasından çıkan çocuk resimleri [26 Ağustos 2004 Perşembe]
Genellikle bize anlamsız gelir; ama ninelerin çoğu yanlarında birkaç çocuk fotoğrafı taşır. Muhabbet başladığında hemen bunları çıkartır… Hatta otobüste, trende, vapurda yan yana oturdukları hiç tanımadıkları insanlara bile bu resimleri gösterip; kim olduklarından, neler yaptıklarından, nelerden hoşlandıklarından filan bahsederler. "Bu şeker kız veya afacan oğlan şimdi kaç yaşında" deseniz, şaşırabilirsiniz… Çünkü, konuşma başlarken peşin peşin […]
