Eğitim şart [22 Ağustos 2004 Pazar]

Çocuklukta alınan bilgiler, mermere kazınmış gibiymiş Yaşlılıkta alınanlar suya yazılmış gibi. Elbette şimdi daha çok okuyorum, daha çok tarıyorum ama zemin su olunca kayıp kayıp gidiyor. Ama dedemin dedikleri, ninemden gördüklerim "taş gibi" duruyor. Granite çekiç ne desin. Balyoza bile gülüyor. Vur, bir daha vur, tek kıymık kopmuyor. {*} Bilirsiniz bu köşeye en çok anamdan […]

2 mins read

Hayat mı zor! [20 Ağustos 2004 Cuma]

(Not: Yazarken değil, okurken anlıyor insan; ne çok ihtiyacım varmış meğer, bu yazıyı okumaya…) Hayat "gerçekten" zor mu? Domates mi kırmızı?.. Hayat zor, diyenlere şaşmak lâzım… Çünkü "hayat zor"; eşittir deniz ıslak, taş sert, domates kırmızı, kar soğuk!.. Kar soğuk olmasa "kar" olmaz!.. Kar olmasa ne kartopu, ne kardan adam yapılmaz… Kar olmasa eğer, kar; […]

3 mins read

Kim kalır ki susuz!.. [15 Ağustos 2004 Pazar]

Korkudan sararmış bir yaprak indi önüme, göç eden sürüden düşen kaz tüyü gibi… Bu teleğin her telinde bir satır, her satırında; fark edilecek derin manalar vardı… ….. Çok üzülüyorum, diyordu… Sanki bende, artık hiçbir şey eskisi gibi değil… Sanki size yazmama bir şeyler engel oluyor… Sanki bitiyor bir şeyler… Sanki size yazarsam hata etmiş olacağım, […]

2 mins read

İskele [13 Ağustos 2004 Cuma]

Yorgundum, ama sabırla çalışıyordum… Biri geliyor bakıyor, biri geçerken dudak büküyor, biri görmüyor, biri görmezden geliyordu… Görenler görmeyenlere söylüyor, sonra görmeyenler görmeye geliyor… Ya da görmüş olanlar tekrar görmemek için yolunu değiştiriyordu… Bazıları da çekiç seslerimi duyacak bir mesafeye oturup; bitmeyecek gibi uzamış olan bu "tek perdelik oyunumu" seyrediyordu!.. {*} Sonunda, biri dayanamadı… "Sen, dedi… […]

1 min read

Yazıl(ma)mış satırlar [12 Ağustos 2004 Perşembe]

Çiçek resimleriyle süslü pembe bir zarf gelse postadan. Peki, kimden?.. Belli değil! {*} Zamklanmış, ve bir de üstünden bantlanmış olsa bu zarf; mazrûf anlaşılmasın diye. Sızmasın diye yani, hapsedilmiş duygular!.. Sonra, beyaz bir kâğıt bulsam içinde, bana seni hatırlatan; iki yanını dantel gibi kestiğin… ….. Yazı olmasa mektubunda, hiçbir şey anlatılmamış olsa ama ben, çok […]

1 min read

Okunacak yazarlar listesi [08 Ağustos 2004 Pazar]

Bir arkadaşım “Okunabilecek Kitaplar Listesi” yapmış, isteyene veriyor. Dur, dedim! Okunacak kitaplar listesi, zor olan. Asıl yapmamız gereken: Okunacak Yazarlar Listesi… {*} Ömrümüz; “okumayacak olsak da şu meşhurun kitabını satın alalım, herkeste var ayıp olmasın” sayıklamalarıyla geçti. Sonra biri gördü elimizde kitabı, o da ayıp olmasın diye aldı, sonra biri daha gördü ikimizin birden elinde; […]

3 mins read

Jilet kağıtları [06 Ağustos 2004 Cuma]

Berber Ali babamın arkadaşıymış ve dükkanında kullandığı jilet kağıtlarını biriktiriyormuş. Bir yaz ikindisi öğrendim bunu; önüme, sanki bir kamyon(!) jilet kağıdı yığıldığında… Şaşkın ve sevinçliydim. Beş yaşındaki bir çocuk için bundan daha ilginç kaç oyuncak olabilir; özellikle de o dönem yaşadığımız mahallede?.. {*} Babamın getirdiklerini M.’ de görmüştü. Aynı bayırda oturuyorduk ve o çocuk, bahçemizin […]

4 mins read

Sen yazma… [05 Ağustos 2004 Perşembe]

İşte, yeni Türkiye!.. İşte; belediyesinin borcu, insanlarının işsizi olmayan Kayseri… Ve Guinness rekorlar kitabına girmesi teklif edilen (aynı anda 139 fabrika temelinin daha atıldığı) bir sanayi bölgesi… Bu işler devletten iş ve aş beklemekle, ter dökmeden düş görmekle olmuyor!.. Bu işler dövüşmekle, sövüşmekle olmuyor!.. İşin siyasi ve ekonomik boyutu beni aşar. Fakat benim şimdi aktaracaklarım; […]

4 mins read

İnsanlar hatırlanır [01 Ağustos 2004 Pazar]

Hani iki ay önce dükkana bir adam gelmişti, hatırladın mı? / Nasıl bir adamdı bu, kimdi, neyin nesiydi?.. / Hani elinde gül vardı. Hani bizim sınıfta bir çocuk vardı, hatırladın mı? / Hangi çocuk, adı neydi?.. / Adını bilmiyorum, ama çok tembeldi. Nasılsa yapmam, diyerek öğretmenin yazdırdığı ev ödevlerini dahi not etmezdi hani… Hani eve […]

3 mins read

Sıcak ve kelimeler [30 Temmuz 2004 Cuma]

Ne diyeyim sana; Ağlamakla gülmek arası?.. Gelmemekle gelmek ve özlemekle beklemek arası!.. {*} Kelimem,,, idin benim 🙂 ..ve öyle kalmanı da dilerdim. {*} Hâlâ öyle güzel gülümsüyorum, evet… Hâlâ ve hatta daha yakışıklıyım artık, evet; çünkü dudaklarımda daha güzel kelimeler var… Sen… Daha güzelsindir sen de şimdi, bilirim; Çünkü kulakların daha çok kelimemi duyar, daha […]

1 min read

Yaprak [29 Temmuz 2004 Perşembe]

Yaprağın biri, nasihat ediyordu. "İnsanlara bak… Ama iyice, dikkatle bak, diyordu diğerine. Onlar kadar özgür olsan… Ve onlar kadar uzun yaşasan bile, çok şey değişmeyecek. Mutlaka olacak olanı, olmuş bil!.. Yok başka çaren… {*} Şimdikinden elli-altmış, hatta yetmiş-seksen misli daha fazla, yani insanlar kadar uzun olsa bile ömrün… Bir sapa, bir dala, bir ağaca bağlı […]

1 min read

Nasip [25 Temmuz 2004 Pazar]

Şairler Sultanı’ unvanıyla hayatını bitiren Necip Fazıl Kısakürek; bir deli tay iken dizginini kaptırdığı… Ve sonra da gönlünün bütün iplerini teslim ettiği hocasına "iyi insanın/müslümanın nasıl olacağı/olması lazım geldiği" hakkında bir soru soruyor… Beklediği; uzun, bitmeyecek bir cevap ve tadına doyulmayacak bir sohbet… Bir süre susuyor Necip Fazıl’ın mübarek hocası. Sonra derin derin bakıyor, ve; […]

3 mins read

Dayı [23 Temmuz 2004 Cuma]

Bizim bahçeyle Dayı uğraşıyor… "Kim bu Dayı, diye soruyor konu komşu. Nerden gelmiş, nereye gider? Huyu nedir, suyu nedir, kimlerdendir? Nerde oturur ve ne yer ne içer?.." Aslında, insanların önlerinde duran sorular değildir önemli olan, biliyorsunuz değil mi?.. Mühim olan, bir insanın; ardında bıraktığı cevaplardır!.. {*} Kol kırılır yen içinde kalır, demişler ya. Dayı bana […]

4 mins read

Gönül ve yazar! [22 Temmuz 2004 Perşembe]

Kuzuluk Kaplıca Evleri’nin Müdürünün (Allah nazardan saklasın, gülümsemezken hiç göremediğim) yardımcıları; üzerlerine hiç de vazife olmadığı halde, bana bile maddi-manevi yardım yağdırdılar… Hatta "Hadi seni buradaki okuyucularınla buluşturalım", dediler. Site içi televizyonlardan altyazılar geçirttiler, bölge radyolarına anonslar verdirttiler (veya bana öyle dediler). Bol miktarda A4 ebadında kağıt basıp; idare binasından piliç evine, langırt salonundan markete […]

4 mins read

Her çiçek çiçektir (Gün çiçekleri) [18 Temmuz 2004 Pazar]

Ayçiçekleri neden yâre benzer, biliyor musun?.. ………. Bir gün gelecek; Yoğurt kaplarında açan çiçeklerine sevinmekle yetinmeyecek insanlar… İki avuç toprak için "acaba hangi gecenin ortasında hangi parkı tırmalayayım" diye düşünmediğinde hiç kimse; gelecek o gün, mutlaka bir gün… Ve bir gün gelecek; Her çiçek "çiçek" bilinecek! {*} Tüylerim ürperiyor; Beş dönüm… On dönüm… Elli dönüm […]

2 mins read

Çayırlar ve fidanlar [16 Temmuz 2004 Cuma]

Çim; biçilir! Biçildikçe sulanır, ve sulandıkça yeniden biçilir çim… Yoksa, iki yol kalır geriye: Ya kurur gider günün birinde, veya orijini, soyu, tohumu karışıp; sıradan bir çayıra dönüşür ve hayvan sürülerini besler… {*} Biçilse de biçilmese de, çimenler arasında farklı bedenler görülür zaman zaman. Bazısına kıyılamaz bunların,,, bazısı da; kıyılır!.. En sarısından en karasına kadar […]

3 mins read

Zincir kimin?.. [15 Temmuz 2004 Perşembe]

Ne yapmamı istiyordu, şimdi hatırlamıyorum. Ama ablam bana kızıyor, ben de ona kızıyordum. O bana (yapmamı istediği iş/şey için) baskı yaptıkça, direniyordum. Sonunda gözyaşı bile olsa kararlıydım, inat ediyordum!.. {*} Dedem gelmiş yakınımıza; sustuk… Beni ne çok sevdiğini bildiği için, ablam daha fazla tedirgin oldu. Üstelediği, keyfî bir konu olmadığından; o an suçlansa, ağlardı… Fakat […]

2 mins read

Yaralı bulut [11 Temmuz 2004 Pazar]

Bazen çöker aşağı, ve yaklaşır yüzü toprağa… Fakat, bilir bulut uçacağını!.. {*} Bulut bilir sonunda uçacağını; Okun delemeyeceğini kendisini, ve bilir bıçağın kesemeyeceğini… ….. Oktur yanılan, ve bıçaktır… Ok, deldiğini sanır bulutu ve bıçak kestiğini sanır; Halbuki bulut bir yandan yarılırken bir yandan kapanır… Halbuki bulut bir yandan yırtılırken bir yandan dikilir… Halbuki bulut, bir […]

1 min read

Yem ve dua [09 Temmuz 2004 Cuma]

Balık yakalamaktan hoşlanan adam ile, yanına aldığı küçük oğlunun; çıktıkları kısa tatilin hikayesini anlatmamı ister misiniz?.. Dinleyin bakalım: {*} Baba ve oğlu oltalarını göle atıp bırakmışlar. Bir iki saat sonra, kaldıkları otelden tekrar kıyıya yürüdüklerinde; dört beş tane balığın yakalanmış olduğunu görmüşler… "Baba, demiş çocuk heyecan içinde. Ben, bu balıkların oltaya takılacağını biliyordum…" "Öyle mii, […]

2 mins read

Akıllı adamlar [08 Temmuz 2004 Perşembe]

Birinci adam: "Babam herkesten akıllı bilir kendisini. Bu yüzden seveni azdır. Ama o bunun farkına varmaz. İnsanlarla arasındaki mesafenin; kendi sevilmediğinden değil de, kendi sevgisini hak edecek insanlar bulunmadığından bu kadar açıldığını sanır… Zannettiğinin aksine, akıllı da değildir. Fakat beni, işte bu durum böyle akıllı kılar. Çünkü babam ne yapsa ben tersini yaparım!.." {*} İkinci […]

3 mins read