Öküz [10 Mart 2004 Çarşamba]

Canınız ne mi istiyor bugün? Hadi ben tahmin edeyim, hımmm… Evet, üç şey olabilir bu: Ya gülmek istiyor olabilirsiniz bugün, ya ağlamak istiyor, veya düşünmek istiyor olabilirsiniz… Bildim mi?.. ….. Biliyordum zaten, bileceğimi!.. {*} Öyle iseee… Üç hastaya da aynı ilacı veren hekim gibi, ben de hepinize aynı hikâyeyi anlatacağım… Ama inanın, üç hastasını da […]

2 mins read

3 çeşit insan (…ve kuyu) [07 Mart 2004 Pazar]

Büyükler, büyük sözleri hep söylemişler; Bizlereyse sadece bunları birbirimize nakletmek kalmış… Ben de size aktarıyorum dedemden: Hocamdan dinledim. Şöyle dedi: "Hocam buyurdu ki; İnsanların bir kısmı gıda gibidir. Bir kısmı ilaç gibidir… Bir kısmı da hastalık gibi… Gıda gibi olan insan; insanlara her zaman lazım olandır, her zaman ihtiyaç duyulandır… İnsanlar, yaşamaları için gıdaya ihtiyaç […]

3 mins read

Kuş kafası [05 Mart 2004 Cuma]

Kuşunuz var mı? Seviyor musunuz onu? Konuşuyor musunuz onunla?.. Size cevap veriyor mu? Hoşlanıyor musunuz sesini dinlemekten?.. Peki size ne diyor?.. {*} Hadi biraz da bu taraftan bakalım isterseniz: Güzel olan kuşunuz ve sesidir; siz "onu" seviyorsunuz… Duymuş ve anlamış olsaydınız ve takılıp kalmış olsaydınız bugüne kadar her söylediğine, acaba ne düşünürdünüz hakkında?.. Biliyorum, bu […]

2 mins read

Kaç fidan?.. [04 Mart 2004 Perşembe]

(Birer fidan dikse âşık olanlar) ….. Yıllardır kaç defa yazdım bunu; ama kim ciddiye aldı, bilmiyorum. Bizim işimiz tohum ekmek… Yazarın işi; saban izine tane koyan çiftçi gibi, satır satır harf dizmek, sayfaların üstüne!.. Her tohum bir gün biter, diyerek. ….. Şimdi seçim zamanı ya; belki tam zamanıdır. Tekrar bahsetmekte fayda vardır; fidan ve ağaçlardan… […]

3 mins read

Vakit var,,, mı?.. [03 Mart 2004 Çarşamba]

Mezara koyduğumuz annemizin başında ağlar dururuz; "Ahhh anneciğim, hayatta olsaydın ya şimdi… Gittin, doyamadan sana!.." İyi de, annen hayattaydı zaten düne kadar… Ama sen, en son ne zaman elini öptüğünü bile hatırlamıyorsun onun. Ve biliyorsun ki; yüz sene daha ömür verilse bu kadıncağıza, sen yine uğramayacaksın yanına, bayramlarda bile!.. {*} İnsanoğluyuz ya, huyumuzdur; bir şeyi […]

2 mins read

Dikkat: Kaygan zemin! [29 Şubat 2004 Pazar]

Bu hafta tutturduk bir turizm, turlayıp duruyoruz… Ama ne yapalım; turizmi "patlamak" üzere olan ülkemiz ile ilgilenenler arasında bir acayip fısıldaşma almış başını gidiyor. Birlikte yedikleri yemeğin parasını bile kendi "nişanlılarına" ödetemeyenlerin ülkesinde, diyor ki bazı genç kadınlar: -Bul bir mektup arkadaşı, iş tamam! "Türk" ve "erkek" yazdığın zaman internette kaç kişi istersen. Seç birini, […]

3 mins read

Venedik halt etmiş!.. (Haliç projesi) [26 Şubat 2004 Perşembe]

Venedik’i görmeyen var mı?.. Ben de gördüm… Peki Haliç’i gören var mı?.. Şansa bakın ki ben Haliç’i de gördüm!.. {*} Haliç, yani yurt dışında “Goldenhorn-Altınboynuz” olarak bilinen yer; İstanbul’un Eminönü ile Karaköy arasında kurulu Galata Köprüsü’nün arkasında kalan sudur… Büyük bir kısmında vapurlar çalışır veya çalışabilir. Motor ve sandallar ise her yerinde yürüyebilir… Haliç; Eyüp […]

3 mins read

“Jij ge buab” [25 Şubat 2004 Çarşamba]

Elimize bir yavrucuk geçse; "Gaa… Dee.. Baa.." Dedirtmeye çalışır, ve de zevkten ayılır bayılırız… -A, bak.. Duydun mu; dede dedi.. -Yok canım, ne dedesi? Benim yavrum önce "baba" dedi baksana!.. Hadi, baba de yavrum… Halbuki, dişi kaşındıkça veya keyiflendikçe, içindeki nefesi dışına üflüyordur çocuk; bir yandan da ses tellerinin farkına varmaya çalışarak… {*} Tamamen benzer […]

3 mins read

Hayat alanları (Çok önemli ve hassas!) [22 Şubat 2004 Pazar]

Korkmayın! Konumuz "deprem" değil… Bastığımız zeminin, o tarifsiz sarsıntıyla çalkalanışının… Veya, derin topraktaki kaynamaların üzerindeki minicik bir köpükmüşüz gibi; az sonra patlayıp sönüvereceğimizi hissetmenin akıl almaz ateşten tarifi için kalem zorlayacak da değilim… Bildiğinizi tekrar etmenin anlamı yok; Ama, vasıta beklediğimiz "durak" burası olacak!.. {*} Öğrenmeye ve öğretmeye çalışıyorduk: Ansızın bir uğultu, gürültü, gümbürtü işittiğimiz […]

3 mins read

Ziyafet… [20 Şubat 2004 Cuma]

Elinden geldiğince ikram etmeyi severmiş, dedim ya dedem için… İkram, sadece yedirip içirmekle olmaz ki. Ambarındakini ikram eder gibi; hafızandakini, aklındakini de ikram edeceksin millete,,, fakat; usûlünce… Çünkü öğretmeyenin bildikleri de ölür kendisiyle birlikte… Unutulur gider, nice yedirip içiren; ama öğretenler unutulmaz… Öyle, değil mi?.. {*} Torunlarından biri (ama hangisi bilmiyorum) doğduğu zaman bir koç […]

3 mins read

Misafir “hoş” gelir [19 Şubat 2004 Perşembe]

Dedemi, eli açıklığı ile anlatır çoğu kimse. Köye bir garibin yolu düşse, aç veya açıkta kalan olsa; çocuklar bile takıp onu peşine getirirmiş derenin kenarından, ve seslenirmiş köprünün başından: “Çavuş Dedeeee!..” {*} Misafirden büyük zenginlik ne olur; kırk yıllık ahbabı gibi karşılar geleni dedem, küçük odanın toprak zeminindeki hasırların üstüne bir sap döşek attırır, üstüne […]

3 mins read

Odunluk!.. [18 Şubat 2004 Çarşamba]

(Kim olduğu önemli mi şimdi; “biri”ydi işte!..) ….. Bahar gelir gelmez, “yapılacak iş geciktirilmez” düşüncesiyle siparişi vermişti. İki hafta sonra iki ton daha kömür yığdılar içeriye… Geçen kış bastırmadan aldıkları henüz bitmediğinden, neredeyse dolmuştu kömürlük. Ama, daha odun alınacaktı… Alındı da… {*} Şu taraf odunlara ayrılmıştı… Her sene yenileri yığılıyordu eskilerin üstüne. Kış boyu yakılıyor, […]

3 mins read

Bir adım, ve bir adım daha [15 Şubat 2004 Pazar]

‘Derneğimizin bir başarı öyküsünü sizlerle paylaşmak adına.’ Kemal Demirel {*} Sayın, Bedensel Engellilerle Dayanışma Derneği Başkanı ve diğer yetkililer Ben Harun Uzunoğlu’nun annesiyim. Harun’um altı yaşında… Şu ana kadar Samsun Devlet Hastanesi’nde beş kez ameliyat oldu. En son ameliyatını Havza Devlet Hastanesi’nde on ikinci ayda oldu. Hiç birinde başarılı bir ameliyat olamadı. En son tedaviyi […]

3 mins read

Takdir, patates ve yumurta [13 Şubat 2004 Cuma]

Tekrarlamakta fayda var, dünkü gibi: Közden alınmış bir patates sende kaldıkça yanarsın; at başkasına!.. Hüner, budur işte; Almak, kabul etmek… Sıcaklığını hissetmek… Ve bir başkasına devretmek: "Haklısınız efendim, bu proje için çok emek verdik ve iyi bir sonuç çıktı ortaya. Fakat biz bir ekibiz, ve herkesin malumudur ki; filan beyin yönlendirmeleri ile bu tırmanışı yakaladık…" […]

3 mins read

Takdir, dut ve sıcak patatesler [12 Şubat 2004 Perşembe]

Halbuki takdir; sana atılmış, ateşten bir toptur. Derinin kalınlığınca tut elinde! Kafası kalın olanların, derisi daha mı kalın olur?.. ………. Geçen yaz, dut mevsimi. Bahçeli bir evdeydik… Şahane bir ağaç bulup silkmiş, yiyebildiğimiz kadarını yemiş, artanını da bir kaba koymuştuk. Temiz giyinmiş insanlar gelmiş ve gelmeye de devam ediyorlardı, çünkü bir nişan merasimi yapılacaktı. Dutların […]

3 mins read

Birini ‘kötülemek’ kendini ‘iyilemek’ anlamına gelmiyor [11 Şubat 2004 Çarşamba]

İşte aynen böyle söyler, her kime sorsanız… Hatta, sen bile böyle söylersin, sorsalar. Ve dahi, ben bile böyle söylerim, sorsanız… Halbuki… Gerçekten… Birilerini ‘kötülemek’ kendini ‘iyilemek’ anlamına gelmiyor… Onu kötülemen seni iyilemiyor, ve seni kötülemem beni ‘güzellemiyor!’ {*} Ekmeği sağ elindeki çatalına takıyorsun. Mis gibi kokan kuru fasulyenin suyuna batırıp, şöyle bir döndürüyorsun… Sonra da […]

2 mins read

“Ben, o çocukları çok sevdim” [08 Şubat 2004 Pazar]

(Çok hoşuma giden bir hadise dinlemiştim… İyi anlamak lazım; ki birçok problemin cevabıdır, pek çok derdin ilacıdır…) ….. Bir profesör, sosyoloji sınıfındaki öğrencilerini Baltimore şehrinin kenar mahallelerine göndermiş ve o bölgede yaşayan çocukların durumlarını araştırmalarını ve her bir çocuğun geleceği hakkında bir değerlendirme yapmalarını istemişti. Öğrencilerin hemen hepsi bu 200 erkek çocuğun gelecekte hiçbir şanslarının […]

3 mins read

İki tarih arasındaki çizgi!.. [06 Şubat 2004 Cuma]

Aç parantez, yaz bir tarih (….-….) Sonra bir tarih daha yaz ve kapa parantezi… İnsan; işte budur!.. (*) ….. İyi veya kötü, her insan ömrü; Sekiz rakam, yani iki tarih arasındaki kısacık bir çizgidir!.. {*} Nasılsınız?.. Orda mısınız hâlâ?.. Aynısı elli yıl önce de sorulmuştu insanlara: "Nasılsınız, orda mısınız hâlâ?.. Ne demişti elli sene önceki […]

2 mins read

Mmıı ğehii yizişteh(!) [05 Şubat 2004 Perşembe]

Sanırım son yediği tatlı kuruyup yapıştırdığı için; dudakları açılmakta zorlanıyordu… Bir kamyon kömürü kömürlüğe tek başına istif etmenin yorgunluğuyla gelen uyku nöbetleri arasındaki sayıklamalara benzer bitkin bir ses çıkardı: "Mııığehiiiy izişteh…" {*} Haydaaa, dedin içinden… Bu da ne demek yahu?.. Halbuki sen ona sadece "nasıl" olduğunu sormuştun!.. Ne dediğini anlayamadığın için tekrarladın sorunu: "Nasılsınız efendim, […]

2 mins read

Çoban(!) [04 Şubat 2004 Çarşamba]

Yüce Fatih ki (şefaatini niyaz ederiz) huzuruna bir çobanı kabul buyuruyor. Çoban, gönlünün ve cihanın sultanının önüne bir çıkın açarak; “Size hediye getirdim Sultanım” diyor. Muhafızlar, koskoca Fatih Sultan Mehmet Han Hazretleri’nin önüne hediye olarak sunulan biraz peynir, biraz yağ ve bir parça da süt ile yoğurdu görüp, bu “hakaret”in müsebbibinin kellesini bir an evvel […]

3 mins read