Hayatı ayakta karşıla! [15 Kasım 1999 Pazartesi]
Hayatı ayakta karşıla! ‘Şu an dışarı çıkın. Yola yüzükoyun yatın ve ne gördüğünüzü bana anlatın’ desem ne yapardınız? Buna mecbur değil kimse, ama; yola çıkıp yüzükoyun yatamayanlar da en azından hayalen yapsın bu işi. Evet, ne gördünüz? {*}{*}{*} Görülecek şeyler besbelli: Tozlar… Ayakkabılardan dökülmüş kuru çamur kalıpları… Çakıl taşları… Üzerine basılmış çeşit çeşit sigara izmaritleri… […]
Beş nokta yedi [13 Kasım 1999 Cumartesi]
Beş nokta yedi Gene sarsıldı onmilyonlarca insan… Sıkıntılı bir gecenin yarını getirdi yine depremi. Ve bu zelzele unutanlara kendisini hatırlattı yine. {*}{*}{*} “-Dur, dedi telefondaki ses. Deprem oluyor… Dur korkma!.. Telefonu kapatmak zorundayım… Korkma, deprem oluyor… Kapatıyorum!..” Her şey bir anda nasıl tersine dönüveriyor. Her şey nasıl yarım ve yüzüstü kalıveriyor… Ardından, çoğunun hiçbir anlamı […]
Pratik bilgiler [12 Kasım 1999 Cuma]
Pratik bilgiler Teknoloji dev adımlarla ilerlese de, insanlar “yanılmayan” ilkel metodlardan ayrılamıyor… Uzun zamanların tecrübeleriyle gelen bazı pratik bilgiler veriyorum bugün, ilginizi çekeceğinden emin olarak… Hava nasıl olacak?.. Bu hemen hepimizi, hemen her vakit ilgilendiren bir konu. Buyurun, havanın nasıl olacağını kendiniz anlayın; {*} * Rüzgarsız ve oturmuş bir havanın habercisi, baca dumanlarının düz çıkmasıdır. […]
Kış geldi [11 Kasım 1999 Perşembe]
Kış geldi Ben bir sadık mevsim aradım… Sonbahar rüzgârları koparmasın diye duygularımı. Mavi bir yazdan, ayazlara saplanmayayım diye billûr bir hançer gibi; Ben, bir sadık mevsim aradım! {*}{*}{*} Son baharın ardından; Kış geldi!.. {*}{*}{*} Bir sonraki bahar, kan açacak gelincik tarlasındaki tomurcuklar… Bir sonraki bahar, kelebeklerin sevgiden kanadındaki buzlar çözülmeyecek! Bal örmeyecek arılar, kuşlar şarkı […]
Dünyalardan bir dünya [10 Kasım 1999 Çarşamba]
Dünyalardan bir dünya Berrak bir gecede, İstanbul üzerinde uçuşa geçtiğinizi düşünün. Şehrin tamamını birden kuşatabilecek bir yüksekliğe eriştiğinizde, ışıl ışıl bir dünyayı, ayaklarınızın altına serilmiş görürsünüz. Muhteşem bir manzara, değil mi? Fakat biz daha büyüğüne talibiz. Şimdi hayal gücünüzü olabildiğince zorlayıp yüz bin (rakamla 100.000) İstanbul şehrini bir araya getirin ve ışıklarını yakın. Sonra da, […]
Akla ziyan [09 Kasım 1999 Salı]
Akla ziyan (On saat var yüreğini duymadım…) Ben, bir acı olurum; Gönlüne kiracı olsam… Düşsem içine; Sancı olurum! Düşsem, hayalsem, hatta vehimsem gecelerine, inan; Sükûnetine talancı olurum! {*}{*}{*} Jilet yuttuğum, zıpkın yediğim gün siyanürlü tabağından; Kendi avıma av olmak… Râmına tav olmak… Ve çılgın rüzgârına kapılmak delibaş bir çıtalı uçurtma gibi… Ve koptu-kopacak iplerle yüreğimden […]
Adını bilmeden sevdim [08 Kasım 1999 Pazartesi]
Adını bilmeden sevdim Ben, seni; adını bilmeden sevdim. Ve, “var”lığınla gülüşünü… Ben seni, yaşını bilmeden, gözünü-kaşını bilmeden sevdim. Ve, “yar”lığa süzülüşünü. {*}{*}{*} Ben seni, sesini duymadan sevdim… Ve duymadan nefesini. Ben seni adını bilmeden sevdim… Ama; sevdim!.. {*}{*}{*} Üşüyüşünü sevdim… Üşüyüşünü sevdim onüçüncü ayın ilk günü; “Gel, ısıt” deyişini!.. Bekleyişini sevdim beşinci mevsimin gün bitimlerinde, […]
Deniz orda!.. [06 Kasım 1999 Cumartesi]
Deniz orda!.. (Sıkı tutunun; “berbat” bir yazı geliyor gene!..) Şu an elimde bir kitap var, bir şiir kitabı… Karıştırıyorum ve bu kitabın içinde hakikaten “şiirler” buluyorum… Ve söylenmemiş sözler buluyorum. Burda bir “mola” verip başka bir konudan bahsedeyim size: {*}{*}{*} Doğru veya doğru olmayan yollarla; ama bize “mıy mıy” yapmamak öğretildi. Sızlanıp durma, kendi işini […]
Işıklar “kırmızı da” yanacak [05 Kasım 1999 Cuma]
Işıklar “kırmızı da” yanacak Geçen cuma yayınladığım yazı üzmüş birilerini. “Yavrularım” alınmış ve oturmuşlar süklüm-püklüm, köşedeki minderlerine… “Muammer beğenmiyor ve kızıyor gönderdiğimiz yazı-şiirlere…” İyi mi?.. {*}{*}{*} Yanlış anladınız, kızmıyorum… İllet oluyorum; Sizi kızdıramadığıma! {*}{*}{*} Çünkü sizi kızdırabilirsem “rekabete” yol açarım… Çünkü sizi kızdırabilirsem içinizi kaynatırım, yaralarınızı kanatırım… Çünkü sizi kızdırabilirsem; “yazmak iyi bir yol-silah, yazayım […]
İzini seç [04 Kasım 1999 Perşembe]
İzini seç “Ya Rabbi! Sen mü’min ve muvahhid (Allah’ın birliğine inanan) ordusunu koru! Müşriklere (Allah’a ortak koşan) mağlup ve mahcup etme! Bizler senin ulu adını yüceltmek ve sevgili Resûl’ünün temiz şeriatını yaymak, puthaneleri mescitlere çevirmek ve çan seslerinin yerine Ezan-ı Muhammedî’yi kaim (ayakta duran) etmek için, işte yurdumuzdan, ana ve babamızdan, çoluk ve çocuğumuzdan ve […]
Zirvede karşılaşmak dileğiyle [03 Kasım 1999 Çarşamba]
Zirvede karşılaşmak dileğiyle Zig Ziglar, kitapları milyonun üzerinde satılan bir konuşmacı-yazar.. “Hayatım boyunca en çok duygulandığım deneyimlerimden birini yansıtıyor” dediği bir mektubunu yayınlıyorum: “Sevgili Zig; Benim adım Scott Allen. Size bu yıl içinde Roosewelt sokağındaki kilisede rastlamıştım. Ben 12 yaşındayım. Bana bakmış, beni şöyle bir etrafımda çevirmiş ve baştan aşağı incelemiştiniz. Sonra da bana “Evet, […]
Beyaz gardenya [02 Kasım 1999 Salı]
Beyaz gardenya Herhangi bir kimsenin malı olmaktan çıkmış “anonim” hikayelerden bazıları dünya çevresinde dolanır durur. İttihatçılardan bahsetmeyi düşünürken (sonra bahsederim) önümde böyle bir hikaye buldum. Celal Ünver yollamış… Hadi bugün bir beyaz gardenya hikayesiyle derinleşin!.. {*} 12 yaşımdan bu yana, her yıl doğum günümde bana, kimin gönderdiği belli olmayan beyaz bir gardenya gelirdi. Üzerinde ne […]
Koşmak istemiyorum [01 Kasım 1999 Pazartesi]
Koşmak istemiyorum Hepimiz, ama hepimiz ipi göğüslemek istiyoruz… Ama hiçbirimiz koşmak istemiyoruz! Değil mi? {*} Peki neden hepimiz kürsülerde alkışlanmak istediğimiz halde, hiçbirimiz pistlerde ter dökmek istemiyoruz?.. Cevap; çünkü birazcık popomuz büyük! {*} Ben, bazen ne kadar “gıcık” olabiliyorum, farkındayım… Ama sizden önce kendimi tırmalıyorum!.. İnanın, yarınki gazetede çok güzel bir yazı okumak istediğim halde, […]
Köprünün battığı an [30 Ekim 1999 Cumartesi]
Köprünün battığı an Aradan yirmialtı sene geçmiş… Yaşadığımız olağanüstü bir gündü. Babam, sabah erkenden annemle beni aldı, yola koyulduk… Yalnız değildik. Bütün otobüsler doluydu ve insanlar bizim gibi akın akın Beylerbeyi’ne “açılışa” gidiyordu. {*} Galiba ilk defa böyle bir kalabalık görüyordum. Daha doğrusu görmeye çabalıyordum, çünkü her yanımda insanlar vardı. En kolay gördüğüm gökyüzüydü; bir […]
Şalgam’ı öpmek!.. [29 Ekim 1999 Cuma]
Şalgam’ı öpmek!.. Şimdi ben bu köşede birisine veya birilerine; “yazma” diyorsam… O kişi de benim sözümü dinleyip yazmamaya karar veriyor ve yazmayabiliyorsa… İşte bu kişi, bana yazdığı mektuplarının içine n’oooolur; “Usta bee, bak bakalım şu yazdıklarıma da söyle, benden yazar-şair olur mu?..” gibi kaz kafalı sorular sormasın!.. {*}{*}{*} Kızdığımı düşünmesin kimse; kızmıyorum… Şu an eğer […]
Teşekkürler Türkiye!.. [28 Ekim 1999 Perşembe]
Teşekkürler Türkiye!.. Bu mevsimde böyle hava da zor bulunurdu yani… Bahar geri geliyor sandım! Böyle güzel bir havada üç kıt’adan aranmak ise başka türlü güzeldi. Dostlar; sağolun… {*} Antarktika’da okuyucum olduğunu hiç duymadım. O yüzden beklentim yoktu. Ama Avustralya ve Afrika ile bağlantıların kesilmiş olması günün tek olumsuzluğuydu ve o yüzden sadece üç kıtadan gelen […]
Yazarın kızı! [27 Ekim 1999 Çarşamba]
Yazarın kızı! Herkes herşeyi yazdı zaten hakkında. Zaten o, çok kişinin, hakkında “çok şeyler” yazacağı biriydi… Can Yücel; “deli” sarhoş ve küfür-kıyamet bir adam!.. Ki o zaten böyle sevilirdi sevenleri tarafından ve de böyle bilinmek isterdi… {*}{*}{*} Ardından ben de yazacaktım birşeyler ki; deprem girdi araya, yoğunluğumuz arttı ve kaldı… Uzun zamandır birikmiş mektupların arasında […]
“Özel” bir gün [26 Ekim 1999 Salı]
“Özel” bir gün En az onsekiz sene olmuştur, babamın; “Onsekiz yaşına girdin… Eşşek kadar adam oldun!.. Bırak artık resim-mesim çizmeyi, bırak mektuplarla oyalanmayı da gir bi fabrikaya iş öğren!..” dediğinden beri. {*} Rahmetli anacığım da üzülüp dururdu hep… “Oğlum, aç kalırsın… Evini geçindiremezsin… Bırak ev geçindirmeyi; kimse sana kızını vermez… Yarın birini görsen de beğensen… […]
Arkadaş [25 Ekim 1999 Pazartesi]
Arkadaş Bu köşede, beşbuçuk senedir yapmaya, başarmaya çabaladığımız mücadeleyi en iyi anladığını düşündüğüm kişilerden biri olduğunu bildiğim Şule’min mektubu, hakikaten sizlerle paylaşmaya değer. Dikkatlice okumanıza sunuyorum… (Vietnam’da savaştıktan sonra, sonunda evine dönmekte olan bir asker hakkında bir hikaye anlatılır:) San Francisco’dan ailesini aradı. “Anne, baba, eve dönüyorum dedi. Ama sizden bir şey rica ediyorum. Yanımda […]
Sarsılışım bundandı [23 Ekim 1999 Cumartesi]
Sarsılışım bundandı Ben seni, bir deprem gecesi buldum, bir deprem gecesi kaybettim!.. Deprem gecelerinin karanlığında, Deprem gecelerinin hengamesinde… Sarsıntılar içinde. Sarsılışım bundandı belki; Bulunca ve kaybedince!.. {*} Ama ben seni; bir deprem gecesinde buldum. Ama ben seni, “kaybetmek için mi” buldum; yine bir deprem gecesinde?.. {*} Hani ağlıyordun ya gündüz, işyerinde, o bilmem kaçıncı katta… […]
