Bugün benim doğum günüm…
HURREM SULTAN Tarihçiler; Ukrayna‘da, 1506‘da doğduğunu, 9 yaşında Kırım Türkleri tarafından esir edilip, Kırım Sarayı’nda birkaç yıl tahsil ve terbiye gördüğünü, sonra da Saray-ı Hümayûn’a hediye edildiğini belirtmektedir. Osmanlı sarayına…
{hasta} Ehliyetsiz sürücü, ve…  {vefat} Fahriye abla aradı akşam üzeri, sesi tuhaftı. "Nen var?" Dedim. Ankara'ya gitmiş gece, bir hastane bahçesindeymiş… Ara sıra bahsettiği köyü olan Sapanlı'lılarla birlikte, hüzün ve ümit içinde bekleşiyorlarmış… Fahriye…
  İlginç notlar…   Daha Kardak’a bulaşan pis kokuları silinmeden, bir de Eşekadası kaşıntısı tuttu Yunanlılar’ı. Ve aynı günlerde de kahvehanelerle ceviz gölgelerinde “İnönü muhabbeti” alevleniverdi. Dikkat ediyorum; ne zaman…
Sabah alacasında ekmek kokusu Çiğli kaldırımlar güvercine hasret Boynumda son yılların hasret tortusu İlle sevilmek değil, sevmek maharet   İçimden sevdalarım incecik geçti Bir toz bürüdü dersin gözbebeğimi Avcumda ne…

Bulutlara tutunamazsın [26 Şubat 2010 Cuma]

Bulutların üzerindeki bir uçağın kapılarından itiliveriyor, atılıveriyor insanlar… Fakat hiçbiri bulutlara tutunamıyor! Şimdi bir süre uçacaksın; korku veya sevinç içinde, ama bolca tedirginlik… Ne boşluğa atılmak ne de boşlukta kalabilmek elimizde olmasa da; havada özgürüz… Uçuyoruz… Düşüyoruz… Yere doğru hızla yaklaşıyoruz… Mutlaka bitecek olan, havadaki bu yolculuğumuzun hareketler bütününe “ben” diyoruz. Yani sen, “sen” isimli […]

2 mins read

Duygu Bahçemiz (SENİN ARDINDAN… DAYICIĞIM – Faruk Alp)

Ben kendimi mi kaybetmiştim, yoksa kaybolan benliğim miydi? Bu ironilerle dolu hayat denen yolda yürümeye başlayalı daha çok bir zaman da geçmemişti halbuki. Hani mektup yazarsın ya ulaşmayacağını bile bile; ama ona rağmen içindeki umudun yaşaması için yazmışsındır.  Geleceğime bu kaybolmuşluğun içinden mektuplar yazıyorum. Belki bana ulaşır birgün de bana da umut aşılar diye… Bu […]

1 min read

Duygu Bahçemiz (İNSAN OLACAKSIN – Özlem Cangül)

Kimi koşar, kimi yüzer, kimi resim yapar, kimi konuşur, kimi sadece dinler… Kiminin sadece işidir ondan yapar. Ders verir, ders alır örneğin. Bir alışverişten öteye gitmez yetenekleri. Kimi ise bir yandan mutlu olurken bir yandan para kazanır. İşi midir eğlencesi, eğlencesi midir işi bilemezsin. Kimi de yürür, susar, acıkır… Daha birçok şey yapar kimi. Kimi […]

2 mins read

Seyir Defteri – (Mevlid Kandiliniz mübarek olsun.)

  Böyle günler; yani bayramlar, kandiller, birbirimizi toplu hatırlamalarımız için ne güzel zamanlar değil mi?.. İhmal etmemek lazım… İnsan herkesle irtibat halindeyken, iş ve telefonlardan başını kaldıramazken "ah biraz sakin kalsam" diyebilir ama bir de "yalnız kalmış" olanlara sormak lazım, acaba neler hisediyorlar? İşte her zaman arayamadığımız, hatırını soramadığımız kimselerin gönlünü almanın fırsatı bugün. Hiç bir şey yapamazsak bir mesaj […]

8 mins read

İBB Kültür AŞ’nin konuğu Vehip Sinan

Kültür A.Ş, bu ay Vehip Sinan’ı konuk edecek "Yaşayanlara Saygı" programının Şubat ayı konuğu usta çizer Vehip Sinan (Cemalettin Çandır’ın haberi) İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş.’nin her ay düzenlediği "Yaşayanlara Saygı" programının Şubat ayı konuğu mizah tutkunlarının "topuz" karakteriyle yakından tanıdığı usta çizer Vehip Sinan olacak. Nesil Yayınları’nın katkılarıyla düzenlenen "Yaşayanlara Saygı: Sevimli Çizgilerin Sevecen […]

3 mins read

Selin ardından [25 Şubat 2010 Perşembe]

Türk’üz; ama Yakutlardan, Macarlardan başkayız… Müslüman’ız; ama Suudilerden, Acemlerden farklıyız… Bizleri “biz” kılan şudur ki; bedenimiz Türklüğün ve ruhumuz İslamlığın sembolü olmuştur. İşte bu hakikate, bütün dünya üzerinde kısaca “Osmanlı” diyorlar… İki kuşak öncesine kadar hepimiz böyle bilirdik kendimizi. Fakat “Dünyanın en büyüğüyüz. En özel ve en güzel sancak bizim elimizde” imanından soğutulup uzaklaştırıldık ve […]

2 mins read

Duygu Bahçemiz (GEL[MEY]EN TREN – Hicran Seçkin)

    Bir gün… Bir istasyonda…  "O" istasyonda…  Trenler kalkıııp kalkıp giderken, içlerine doldurdukları mesut yolcularıyla… Her gelen tren kendi yolcusunu; "benim" dediği yolcusunu alıp içine… Giderken saadet yurduna doğru; mesut, bahtiyâr… İçinden sevinç çığlıkları yüksele yüksele… Yanındaki, seninle birlikte istasyona gelmiş yolcular üçer-beşer, onar-yirmişer eksilirken, her gelen ve sonra giden trenle birlikte… Ve nihayet […]

3 mins read

Mektuplar / Önceliklerimin bilincindeyim…

  Merhaba Muammer abim. Dilerim ki iyisinizdir, sıhhatiniz yerindedir inşallah. 🙂 Bu gülücükler komik yahu, ama ben gülümseyemiyorum, taşlaştım gibi hissediyorum. Karşılaştığım insanlar, (bebişler hariç 🙂 öcüymüşüm gibi bakıyorlar suratıma. Hissediyorum tavırlarından, kurulan cümlelerinden. Korku, endişe beliriyor gözlerinde, rahatsız ettiğimi biliyorum ama ne yapabilirim? Bu şekilde olmazsa da harcamaya çalışıyorlar. Ben daha fazla kırmak, kanatmak istemiyorum  ama bu […]

1 min read

Mektuplar / Üçüncü Yeni akımı

Son zamanlarda bazı sitelerde falan gördüğümüz "Üçüncü Yeni Hareketi" diye bir akım var. Sizin de bu konuda bir yazınız vardı sanırım. Sizce bu hareket ciddi bir hareket mi? Hareketi kuranlar bu işe dirayeti olan kişiler mi? Ve bu hareketten ciddi anlamda birşey çıkar mı gerçekten? Serbest şiir yazan bir arkadaşım vardı. Bir defasında "heceyle yazmıyor musun?" […]

4 mins read

Hatıralar Sokağı (ÇOCUK SESLİ ADAM – Sazsız Ozan)

Yıllar önceydi. Henüz ağzı süt kokan bir bebekti köşemiz. Her biri beş altı sayfayı bulan mektuplar postaladığım zamanlardı. Uzuuun zaman bu şekilde süren mektup trafiğinden sonra nihayet telefonla aramaya karar verdim satırlarının arasına kalpler serpiştiren yazarı. Yazar, evet… Muhakkak ki gayet ciddi şeyler konuşan tok sesli bir ağır abi olmalıydı. E ben de iki ciddi kelam […]

2 mins read

Hatıralar Sokağı (BİZİM DE İMTİHANIMIZ BÖYLE – Ümit Özbek)

Bizim de imtihanımız böyleymiş işte kardeşim… Nasıl başlasam bilmiyorum ama bi yerden başlayacağım. Sene 28.05.1983 te evlendik. Severek evlendim. Muammer, hatırlar mısın benim asker resmimle (o zaman nişanlıydık) ikimizin resmini çizmiştin kara kalemle. Hala duruyor. Neyse. Ve şimdiki bu zamana kadar çocuğumuz olmadı, yanı 27 yıllık evlilik hayatımızda. Tabi biz bunun için tıbben ne gerekiyorsa […]

5 mins read

Akde bağlı hayvanlar [21 Şubat 2010 Pazar]

(Akit denen şey; “anlaşma, sözleşme, düğümleme, düğümlenme, karşılıklı bağlanma” anlamlarına gelir…) Bizler, hayatımız boyunca derdinden kurtulamayacağımız bir “hayvanı” içimizde gezdirmek ama dışımızdan beslemek zorundayız! Bu zor işin en kolay yolu ise; birbirinden hoşlanabilen kişilerin akit, yani karşılıklı anlaşma yapmasıdır: “Ben senin hayvanını besleyeyim sen de benimkini besle!” Bundan akıllıcası hangi iş olabilir? Fakat anahtarı eline […]

2 mins read

Seyir Defteri – 18 Şubat 2010 (Hasan Saçan’ın hatırasına)

  Hasan Saçan büyüğümüz ve tıngırdayan sazın telleri! Türkiye Çocuk Dergisi’ne ilk başladığım zaman Türkiye Gazetesi 25 bin satma hamlesi yapıyordu. Cağaloğlu’ndaki Yeşilay binasının en üst katına derginin taşındığı gün ben de çalışmaya başlamıştım. İki kat aşağıda Rahim Er ağabeyin avukatlık bürosu, zaten sorumlumuz da o… Daimi kadroda Sıtkı Kazancı, Sadık Söztutan, Bekir Hazar, ben […]

3 mins read

Sevginin duvarları [19 Şubat 2010 Cuma]

  Sevmek için göğün kubbesi altında olmamız yeterdi; sevişmek için çatı arasak da!.. Sevmek; bakmadan bile olur, ama onu hep görerek. Sevişmekse; karşılıklı sevmek veya dokunmak, dokunulmak… {*}{*}{*} Bizler, zaten seviyorduk. Gökyüzünün altından başka şey lazım değildi sevgimize. Fakat bunu göstermek için birer çadır edindik. Mutluyduk. Orada sevdiğimizin elini tuttuk… Daha çok sevebilmemiz için duvarlarımız […]

2 mins read

Duygu Bahçemiz (OLMAK GİBİ BİR ŞEY – Özlem Cangül)

Zaman yoktu içinde yazının… Yer ve mekân da… Ne zaman olduğu bilinmeyen, neresi olduğunu bilmediğim bir yerde başladım seni sevmeye. O zamanlar küçüktüm belki aşka inanacak kadar, ya da büyüktüm aşktan korkacak kadar. Tam olarak kestiremiyorum neydi aşk felsefem… Saçımın rengi nasıldı seni sevmeye başladığım an. 3 yaşındaki gibi sarı, kıvırcık ve narin mi, 15 […]

3 mins read

Duygu Bahçemiz (BAHÇELER BOŞ KALMASIN – Beyaz Güvercin)

Bu sabah uyandığımda çocukken oynadığımız oyunları hatırladım. En az iki kişi ile oynanırdı 70’li yılların oyunları. Fındık zamanı fındıklarla oynanan dikme oyunu, asmaların filiz sürdüğü baharda asmalardan ip yapıp ip atlamaca, yere çomakla çizilmiş çizgiler üzerinde seksek, kırk yılın başı alınabilmiş naylon bebekle evcilik ve daha neler neler? Yalnız başına oynanacak oyun mu vardı ki […]

1 min read