hayat
Doğum günü [29 Ekim 2010 Cuma]
Doğmak; gözyaşından bir damla gibi düşmektir toprağa ve çiçekler gibi gülümsemektir hayata! Üç gün önce doğmuşum. Sabaha karşı ve Ekimin yirmialtısı imiş!.. Acı ve tatlı bilcümle cümleler, bir “nokta”dan sonra başlar! {*}{*}{*} Sitemize bebeklik fotoğrafımı koydum. Tahta bir sandalyeye oturtulmuş, başında fırfırlı başlık, sarkık yanaklı bir oğlancık… Yorumlar eklendi altına; iyi, tatlı, hoş şeyler. İnsan, […]
Yukarı çık! [22 Ekim 2010 Cuma]
ÇağlarNetwork 2. Kariyer ve Ödül günü için… (Yarın sabah 10.45’te İhlas Koleji’nin Yenibosna’daki büyük salonunda buluşuyoruz. Bekliyorum. 🙂 İnsanların çoğu sokaklarda serbestçe dolaşır; fakat zihinleri, sanki hücre hapsindedir… Bazılarınınsa kendileri hapistedir; fakat zihinleri pek çok insana yön çizer, yol gösterir… Bilinen işlerin pek çoğu; fiziksel güç ile yapılan çalışmalardır. Bu, kolaydır… Peki, güzel olan nedir?.. […]
Yorumsuz… – [17 Ekim 2010 Pazar]
Komşumuz ölüverdi. Ansızın… Gün doğarken işine gider, geç saatlerde sessizce gelirdi. Sabah duyuldu vefat haberi. Çeşitli tahminlerde bulunduk… Saat biraz yürüyünce üst kata çıktım. Hiç tanımadığım hısım ve akrabaları evde toplanmışlardı. Onlar da tanımak için bana bakıyorlardı. Kime başsağlığı dileyeceğimi bilemedim… Sabahın erkeninde içine baba acısı düşen oğul odasına kapanmış; kız kardeşi başka şehirde okuyor, […]
Sesini işit! [12 Eylül 2010 Pazar]
(Şu dersi kolay kolay kimseden alamazsın.) Çocuğunuza; bir davulcu, bir balıkçı, ayakkabı boyacısı, piyangocu vs. çiz, deseniz kapar kalemi. Çünkü görmüştür o insanların neyi/nasıl yaptıklarını… Ve fark edersiniz ki bir gün; şoför, postacı, simitçi, zurnacı, çaycı, pazarcı vs. her çalışanın, sizin zihninizde sabitlenen şekliyle, başkalarının zihinlerindeki görüntüler neredeyse aynı. Dik yakalı hâkim kaşlarını çatarak tokmağı […]
Kendime not [22 Ağustos 2010 Pazar]
Fırıncı un beyazı, kömürcü siyaha dönmüş; balıkçıyla bacacının kokusu farklı… Yaylada kekik otlayan hayvanın eti, ahırda saman yiyeninkinden ayrılıyor… Mandanın çamurdan çıktığı, koyunun çalıdan geçtiği sırtlarına bakar bakmaz anlaşılıyor. İnsan da her ne ile meşgulse; gecesi gündüzü, gerçeği hayali onunla doluyor. {*}{*}{*} Rüyamda birileri var, bir şeyler olmuş, bir şeyler diyorum. Demek ki uyurla […]
Şimdi!.. [13 Ağustos 2010 Cuma]
Su gibi özlerken meçhulü ve açlığa benzer bir şeyler kemirirken içimizi… Çaresiz ve tükenmiş hissederken kendimizi; çınar ağacından düşmüş kuru bir yaprak misali, rüzgârın önünde… Kolumuzu bile kaldıramayacakmış gibi hissederken fakat öte yandan da pek çok şeyleri yapmamız şartmış gibi gelirken içimizden… Belki de tam bu esnada, uzaktan bir ezan sesi ve içimizin deriiin yerlerinden […]
Nüfus planlaması [01 Nisan 2010 Perşembe]
İlkokuldan üniversite son sınıfa ne kadar gencimiz varsa, işte tam da bunlar kadar insanımızın, bugünlerde aniden “YOK” olacağı söylenseydi yirmi sene evvel… İnanır mıydınız? Ve bu söz, gerçek oluverseydi, ne yapardınız? Fakat GERÇEK oldu! Düşünün ki 10 milyon genç insanımız içinde nice üstün zekâya, yüksek kabiliyete sahip olanlar; devlet adamları, siyasetçiler, yöneticiler; edebiyatçılar, sanatçılar, sporcular […]
Bulutlara tutunamazsın [26 Şubat 2010 Cuma]
Bulutların üzerindeki bir uçağın kapılarından itiliveriyor, atılıveriyor insanlar… Fakat hiçbiri bulutlara tutunamıyor! Şimdi bir süre uçacaksın; korku veya sevinç içinde, ama bolca tedirginlik… Ne boşluğa atılmak ne de boşlukta kalabilmek elimizde olmasa da; havada özgürüz… Uçuyoruz… Düşüyoruz… Yere doğru hızla yaklaşıyoruz… Mutlaka bitecek olan, havadaki bu yolculuğumuzun hareketler bütününe “ben” diyoruz. Yani sen, “sen” isimli […]
Susak çekirdekleri… [31 Ağustos 2001 Cuma]
Susak çekirdekleri… “Susak”ın ne olduğunu bilir misiniz?.. Ben bilirim… Çünkü bir zamanlar kendimi onlardan biriyle “özdeş” bilmiştim! Susak bir çeşit kabak. Ama sapına yakın kısmı yuvarlak gövdesinden sanki ayrıymış gibi uzamış ve sanki bir tutma kulbu, sanki bir tava sapı gibi büyümüş olan bir kabak… Şekli böyle olduğu için de bu su kabakları kurutulup, kenarından […]
Çok şanslısınız, çook… [28 Ağustos 2001 Salı]
Çok şanslısınız, çook… Bazılarının; “…halbuki sen ne kadar şanslısın, çünkü hep güzel insanlar, gülen yüzler, sevgi dolu kalpler var etrafında…” sözünü diğerlerinden biraz daha fazla duyabileceğini tahmin edebiliyorsunuz, değil mi?.. Konu hazır kalpten malpten açılmışken, bakın size ne anlatacağım… {*} Bir gün, bir kalp doktoruna; “Ne kadar şanslı olduğunu… Çünkü, kendisinin yakınında bulunmayı bile büyük […]
Sizin evde sinek var mı? [23 Ağustos 2001 Perşembe]
Karar veremedim ki uzun süre, bu yazının ismi; “Sinek” mi olsun… “Camlar ve sinekler” mi olsun… “Sineğin altındaki cam” mı olsun… Yoksa “Kırmızı leke” mi olsun?.. Alın işte, hepsi birden galiba şöyle toparlandı. Sineğin yapıştığı camdaki kırmızı leke!.. {*} Dünyanın en “sinir” sorusu işte şöyle sorulur: “Hiç sinek gördünüz mü?..” ….. Ne demek şimdi; “nasıl […]
Bir gün daha yaşamak [21 Ağustos 2001 Salı]
Bir gün daha yaşamak Eskiden, bu hayatın, üstüme yüklemiş olduğu vazifeleri düşünmek yerine; “bin yıl daha” yaşamayı düşünürdüm… ….. Şimdi ise, “bir gün daha yaşayacağımı” söyleyen olsa; “Acaba bu bir gün boyunca yapmam gereken en önemli iş hangisi” diye düşünüyorum… {*} O da sen de… Kafana birisi takılıyor… Değil mi? Unutma; O da ölecek […]
Dünya işi biter mi?.. [16 Ağustos 2001 Perşembe]
Dünya işi biter mi?.. Biri dünya güzeliydi, diğeri dünya yakışıklısı. Yaşları henüz otuz olmamıştı. Tanıştıkları zaman hızlı bir yükseliş içindeydiler mesleklerinde… Çok sevdiler biribirlerini… Ve, evlendiler. {*} Balayı-tatil falan yapamadılar işlerden. Ama bir karara vardılar ki; her ânı tatile benzeyecek rahat bir hayat yaşayacaklardı günü geldiğinde. Çık sıkı çalışıp kendilerini emekli edeceklerdi yani… ….. Bunun […]
Biri bizi gözetliyor [14 Mart 2001 Çarşamba]
Biri bizi gözetliyor Dıngaç ne demek? İlk duyduğumda çok gülmüştüm bu kelimeye… Baktım, imlâ kılavuzunda da yoktu. Ama millet kullanıyordu işte… Peki siz biliyor musunz, “DINGAÇ” ne demek?.. …… Yavaş geçilsin diye yola beton bir set yapmışlar. Ama biz zamanında fark edemediğimizden “DINGG” diye sarsıldık üzerinden geçerken. Dıngaçlara hızlı çarpmaktan nefret ediyorum, çünkü “üh’nn” diye […]
Bin yıl bitti ansızın(!) [03 Ocak 2001 Çarşamba]
Yeni BİNYILIN ilk yazısını yazıyorum… Bu, bir KOMEDİ yazısı olacak… Çünkü, biliyorum ki bazıları çok gülecek bu satırlara. {*} Sahi, nedir komedi?.. ….. Bi.. bi.. bil e mm, mm m myo… bilem miyorum ki!.. ….. Buna benzer bir sun’î ıkınıştaki "bilemiyorum" kelimesi o kadar çok kullanıldı ki sinemalarda, tiyatrolarda ve televizyon programlarında; artık bunlardan kekeçoğlanlar […]
Hayat bir hikâyedir! [01 Ocak 2001 Pazartesi]
O kadar çok hikaye dinledim, o kadar çok hikaye yaşadım ve o kadar çok hikaye anlattım ki… İnanacak mısınız bilmem; İlk hatırladığım şey bir kitaptır. Garip gelmesin size; hiçbir şey hatırlamıyorum o kitaptan önce. Sanki daha öncesi yok, gibi… ….. Mavi badanalı bir odanın içindeyiz… Ev Harmantepe’nin, Harmantepe ise Paşabahçe’nin tepesinde… Paşabahçe şimdiki Paşabahçe’ye pek […]
