Yukarı çık! [22 Ekim 2010 Cuma]

ÇağlarNetwork 2. Kariyer ve Ödül günü için… (Yarın sabah 10.45’te İhlas Koleji’nin Yenibosna’daki büyük salonunda buluşuyoruz. Bekliyorum. 🙂 İnsanların çoğu sokaklarda serbestçe dolaşır; fakat zihinleri, sanki hücre hapsindedir… Bazılarınınsa kendileri hapistedir; fakat zihinleri pek çok insana yön çizer, yol gösterir… Bilinen işlerin pek çoğu; fiziksel güç ile yapılan çalışmalardır. Bu, kolaydır… Peki, güzel olan nedir?.. […]

2 mins read

Başarmama tercihi! [14 Ekim 2010 Perşembe]

Herhangi bir başarının üstesinden gelmiş herhangi birini gördüğünüz zaman, bilmeniz gereken şey şudur ki; o işi başaramamış milyonlarca kişi var!.. Rahat olun yani diğer rahat olanlar gibi, umursamazlar, yarınlarla hiiiç derdi olmayanlar gibi! Yani aynen de kardan adamlar gibi eriyip gideceksiniz günün birinde! Şimdi, kulağını getir de sana bir küpe fısıldayayım: Başarısızlık, bir tercihtir! Fakat […]

2 mins read

Gülümsersen büyürsün [08 Ekim 2010 Cuma]

Bazen gülümsemeyi unutuyor, ihmal ediyor veya etkisine inanmıyoruz. Sebebi ne olursa olsun; karşılaştığımız kişiler tarafından gülümseyen bir yüzle hatırlanmıyorsak, mesulü biziz. Daha da kötüsü; asık surat ve çatık kaşlarla toslaştığımız, asıl kendimiziz!.. {*}{*}{*} Bana gülümseyen bir fotoğrafını yollasana, dedim. Biraz zaman geçti. Nihayet: Küçükken gülümsüyormuşum ben, dedi!.. Fakat sanki sadece çocukluk resimlerim gülücüklü… Sonra bir […]

2 mins read

Pırlantanı fırlatma! [26 Eylül 2010 Pazar]

Ulaşamayanların, “sormayanlar” olduğunu sanırız genellikle. Yolunu şaşıranların çoğu, acaba neden “herkese soran” insanlar?.. Sormamak kibirden, ama şaşırtmak şeytandan… Vazgeçmek ise nefsinden; hadi var bakalım!.. {*}{*}{*} Bilmediğin bir noktadasın. Sorduğun an fark ediyorsun ki, meğer herkes bu konunun uzmanı! Her kafadan da farklı sesler çıkıyor: “Filanca yere mi? Sen orayı bulamazsın! O hoo çok uzak, yol […]

2 mins read

Zekânın belirtisi [24 Eylül 2010 Cuma]

Geri zekâlılığın belirtisi nedir, diye bir soruyla karşılaşırsam şöyle demeye karar verdim: Bir insan, bıçaklanmış olsa; önce şaşkınlık, acı, çaresizlik, korku, panik gibi duygular hisseder de sonra ne yapar? Bu insan, kendine saplı bıçakla en yakın arkadaşına koşsa… Sonra ablasına, dayısına, sonra manava, berbere: "Komşu, görüyor musun karnımdaki bıçağı? Ölçer misin lütfen dışarıda kaç santim […]

2 mins read

Sesini işit! [12 Eylül 2010 Pazar]

(Şu dersi kolay kolay kimseden alamazsın.) Çocuğunuza; bir davulcu, bir balıkçı, ayakkabı boyacısı, piyangocu vs. çiz, deseniz kapar kalemi. Çünkü görmüştür o insanların neyi/nasıl yaptıklarını… Ve fark edersiniz ki bir gün; şoför, postacı, simitçi, zurnacı, çaycı, pazarcı vs. her çalışanın, sizin zihninizde sabitlenen şekliyle, başkalarının zihinlerindeki görüntüler neredeyse aynı. Dik yakalı hâkim kaşlarını çatarak tokmağı […]

2 mins read

Ahh o, gelecek bayramlar… [10 Eylül 2010 Cuma]

Acaba bugüne kadar kaç defa duydunuz; “ah o geçmiş bayramlar” başlığını kim bilir! Eski bayramlar geçmişte kaldığı için mi öyle hasretle anılır, yoksa dinleyenler tarafından bilinmediği için mi? Bunu bilmiyorum ama şunu biliyorum ki; yeni yetmelere anlatılan bayramlar dallandırılıyor, güllendiriliyor… Ve hatta dünkü çocuklar bile, kendilerini dinleyen miniklere kendi geçmiş bayramlarını anlatırken, sanki kaymak üstüne […]

2 mins read

Dip, ne işe yarar? [23 Mayıs 2010 Pazar]

Dibe vurduğunu söyleyen biiir sürü insanlar aslında yalan söylüyor! Çünkü süklüm püklüm dolaşıp, sağa sola derdini dinletmeye çalışmak çoğunda alışkanlık hâline gelmiş… Anne şefkatine sığınıp nazlanmayı özleyenler, beyhude kucaklar arıyor! {*}{*}{*} Durmakta zorlandığımız suyun seviyesini, üstelik çoğu zaman kendimiz yükseltmekteyiz; ..kendi gözyaşlarımızla: “Ben tam da suyun üstünde kulaç atacaktım, işte ne olduysa o zaman oldu, […]

2 mins read

Düşünmek, nereye kadar… [28 Mart 2010 Pazar]

Bu adam ne düşünüyor böyle, yıllardır?.. Havuzun başında. Eğilmiş. Bir eli çenesinde… Dünya giysilerini çıkarıp düşüncelerini giymiş gibi! Ayağı altında su şırıltıları… Hastane bahçesindeki “düşünen adam”ın en bariz özelliği; düşüncelerinin sanki görünerek bütün bedenini kapatıyor olması… Hem çıplak hem de edebe mugayir algılanmayan (belki de tek) eserdir bu heykel. {*}{*}{*} Düşünceyi zorlayacak şeyler yazmak istemedim […]

2 mins read

Bulutlara tutunamazsın [26 Şubat 2010 Cuma]

Bulutların üzerindeki bir uçağın kapılarından itiliveriyor, atılıveriyor insanlar… Fakat hiçbiri bulutlara tutunamıyor! Şimdi bir süre uçacaksın; korku veya sevinç içinde, ama bolca tedirginlik… Ne boşluğa atılmak ne de boşlukta kalabilmek elimizde olmasa da; havada özgürüz… Uçuyoruz… Düşüyoruz… Yere doğru hızla yaklaşıyoruz… Mutlaka bitecek olan, havadaki bu yolculuğumuzun hareketler bütününe “ben” diyoruz. Yani sen, “sen” isimli […]

2 mins read

Ben çok şanslıyım, çook… [27 Ağustos 2001 Pazartesi]

BURDA”yız, çünkü yolumuzun çatallarında “O” tercihleri yapmıştık… Yolumuzdaki çatallarda “ŞU” tercihleri yapıyor olduğumuz içinse “ORDA” olacağımızı umuyoruz!..  {*} Okulun ilk yıllarından itibaren o kadar çok duydum ki; “Senin gibi resim yapsam… (veya) Senin gibi yazı yazsam başka hiçbir şey istemem”, yalanını… Söyleyenler inanıyor muydu bilmiyorum, ama ben hiçbir zaman inanmadım… Şimdi ise, şu “yanlış”ları duymaktayım: […]

3 mins read

Ve istikbale dair [01 Ağustos 2001 Çarşamba]

Ve istikbale dair (Şekere dair, dedeme dair, ciğere dair ve istikbale dair: 4) Herkes doyduğu zaman Yaşar amcanın sırtındaki gömleği terden sırılsıklam, karnı ise hemen hemen açmış… Üzümü getirmişler. Sofradakiler uzanırken, dedem minik bir salkım alıp kenardaki yastığa yaslanmış, ve iştahı kaçmış olan Yaşar amcaya demiş ki; -Defalarca konuşmuştuk seninle Yaşar… Sen, her konu açıldığında, […]

4 mins read

Cebindeki delik [03 Temmuz 2001 Salı]

    Cebindeki delik (İstediğiniz kadar kişiyle yapabileceğiniz bir anket sorusu vereyim size…) Deyin ki insanlara “Ozon tabakasındaki delik mi senin için daha önemli, yoksa kendi evinin tavanındaki delik mi?..” ….. Cevabı ben de biliyorum, sizler de biliyorsunuz… Değil mi?.. {*} Hah işte!.. “Cebinizdeki delik”, işte bu yara bandı ile tıkansın birazcık… Ve “birazcık” rahatlayın… […]

4 mins read

Mavi kâğıttaki daire [29 Haziran 2001 Cuma]

Mavi kâğıttaki daire Ya, etrafım kalabalıktı ve ben içimdeki huzura soyunmuştum; Koca bir kıtanın ortasında minik bir göl bulmuş gibi… … Yahut, kendi karam olan minik adacığımda kılıç çekmiştim rüzgâra; bilsem de böldükçe çoğalacağını… Kestikçe artacağını… Ve parçaladıkça fırtınalar koparacağını başımda!.. {*} “Bilmiyorum ki” yalanlarındayım şimdi; Ne zaman düştüğünü o sıcak damlanın içime; “Tıppp!..” {*} […]

4 mins read

Solunabilir güzellik [29 Mayıs 2001 Salı]

Bazen inanasım gelmiyor; bu kadar çok yazacak konu olduğuna… “Acaba ömür mü kısa”, diye düşünüyorum; değil… Niçin?.. Çünkü, belirli bir sınırı olsa dahi, herkese imtihan kağıdına bir şeyler yazabileceği ve not alabileceği kadar süre verilmiş… Ee, ne o zaman benim derdim?.. Şu: Seçmek… ….. Yazan (veya yaşayan) insan için ömür kısa olmadığına göre; sıkıntı seçimlerimizde… […]

4 mins read

Duygusal alacakaranlık [22 Mayıs 2001 Salı]

Duygusal alacakaranlık Pişmanlıklara benzeyen bir “gurur” duygusu!.. Yahut, bir taraftan kendini takdir ederken kendin; bir de, içinde “vazgeç” diye yırtınan ağzın “payını” verme telâşı… ….. Yani bir duygusal alacakaranlık!.. {*} Yani ben, bir “kuyu karanlığının” içindeyken; bir de şu ay yansıtmasa ışığı… Yani bilmesem ki güneş yok değil!.. Yani, yapmam gerekenin; Sabretmek… Ve karanlıkla savaşmak […]

7 mins read

İki sevgi arasını sevgi ile doldurmak [16 Mayıs 2001 Çarşamba]

Bu başında sevgi vardı, en sonunda yine sevgi olacak… İnanıyorum! ….. Öyleyse bizim yapmamız gereken; Bu iki sevgi arasını yine sevgi ile doldurmak, Öyle değil mi?.. {*} Hımm, iyi laf!.. İyi laf da, bu laf; Evinde seni bekleyenler varken, “kendini bekleyecek” başka birilerini de bul, demek değil!.. Bu laf, kendi elinde başı okşanmamış çocukların varken, […]

4 mins read

Elimizden ne geliyorsa yaptık!.. [15 Mayıs 2001 Salı]

Ben İstanbul’un Anadolu yakasının çocuğuyum; Fenerbahçe de İstanbul’un Anadolu yakasının tek takımı… Raif abimin bağlaması ve bu sazın da çalındıkça sallanan parlak sarı ve koyu mavi ibrişim püskülü olmasaydı belki Fenerbahçe’li olmazdım… ….. Ama bugüne kadar hakkında en çok konuştuğum ve yazı yazdığım spor insanı Fatih Terim’dir ki, bu adam; BAŞARININ “BAŞARILABİLİR” OLDUĞUNU alıp, bir […]

5 mins read

Yarama şiir bastım… [03 Mayıs 2001 Perşembe]

Yarama şiir bastım… Tütün yoktu, tuz yoktu cââân; Yarama şiir bastım!.. {*} Surda yâre yâreydi güllelerin izleri; bendeyse pâre pâre, dudaklarının!.. Surlardaki yaralar dolar, kapanır ve örülürken ben; her bûsenin deliğinden burçlara asılırdım!.. {*} Yârelerimdi yârin göründüğü mazgallar; Her delikten cansuyum canânıma bakardım! İlaç yoktu, tütün yok ve tuz dahi yoktu cân; Her kanayan yarama […]

3 mins read

Çöplük çiçek kokmaz (!) [02 Mayıs 2001 Çarşamba]

Günün birinde (aynen sizin de verebileceğiniz gibi) karar veriyorum. Diyorum ki; “Ben yazı yazacağım!..” ….. Diyorum ki yeniden; “Yazacağım yazıların konularıysa şunlar, şunlar, şunlar olacak!..” {*} Yazacağım yazılar; futbolda yapılmış ve yapılmakta olan şikeler olacak… Her gün bir tane yazı çıkarabilir miyim bu konularda?.. Evet. Elbette… Ben yazı yazacağım ve seçtiğim konular; dağlar ve dağcıların […]

4 mins read