İşte 2004 senesinin ilk satırları… “Bin, ve dokuz yüz, ve doksan, ve dokuz”u ardı ardına dizip söylemek öyle “çok” gelirdi ki bana seksenli yıllarda, o kadar olur! Sonra, yakınlaştıkça küçüldü…
Aşk-ı Mevlana’nın ilk günü; Hazreti Mevlana’nın son günü olan 17 Aralık’ta, o mübarek şahsın şefaatine, şefkatine kavuşmamız niyazıyla… İmza: Muammer Erkul 17.12.2007 {*}{*}{*} 2 sene önce Sultanahmet’de bu satırları kitabıma…

Babalar… [31 Aralık 2003 Çarşamba]

Bir gün, edebiyatçılarımız hakkında bir şeyler kaleme alınır, ve içinde adımız geçerse, sanırım altına; "Bu adam, Türk (belki de dünya) edebiyatında, BABA konusunu en fazla işleyen kalem(lerden biri)dir" diye bir kayıt da düşülecek… İşte, buyurun; bugün de konu aynı, yani gene; "baba"lara hoşgeldiniz(!) …………… Oğullar beş yaşlarında filan babalarına hayran olur ya, (intikale bakın ki) […]

4 mins read

Neden kusursuz olasın [28 Aralık 2003 Pazar]

Sayın Muammer Erkul, "Neden Kusursuz Olasın" yazınızla, o zamanlar gelişmekte olan kişiliğime hoşgörü mayası çalmıştınız. Ben bugün, bunun sayesinde insanlardan mükemmel olmalarını beklemiyorum. Düşündüklerinizi, anladıklarınızı ve sevginizi; en güzel ifadelerle ve cömertçe bizlerle paylaştığınız için sonsuz teşekkürler!.. O yazınızı da aşağıya ekliyorum… E… Mükemmelim ben! Acaba; Acaba gerçekten mükemmel miyim? Buna, bu "kişiliğe" dışından bakanlar […]

2 mins read

Asansörde [26 Aralık 2003 Cuma]

  (..bilgi, ve tecrübe) Hava buz gibi. Dış kapıdan girince rüzgârdan da kurtulduk. Sol merdiven kazan dairesine iniyor, sağ merdivense posta kutularının, dört daire kapısının, ve asansörlerin bulunduğu meydana çıkıyor. İşte bu yarım kat merdiveninde; mavi bir okul çantası, debelenmekte!.. {*} Düze vardık… Çantanın yanına gelince; “1-A’ya mı, 1-B’ye mi gidiyorsun sen” diye sordum. Çünkü […]

3 mins read

Bal, arılar, lamba, fitil -2- [25 Aralık 2003 Perşembe]

(Dünden devam… Eğer başını okumadıysanız, bulup okuyun bence…) Anladın mı, diye sordu dedem. Arıların seninle hiç bir derdi yoktu. Onlar başka bir şeyin, yani "günahının" peşindeydiler!.. Anlamış mıydım, bilmiyorum. -Gel bak, sana ne göstereceğim, dedi sonra… Bahçedeki kerpiç eve girdik. Küçük ve loş odanın küçük penceresinde, üstüne çiçekler işlenmiş bir beyaz perde (o perde hâlâ […]

3 mins read

Bal, arılar, lamba, fitil [24 Aralık 2003 Çarşamba]

(Bunca zaman geçti vefatının üstünden, ama dedem hiç susmuyor zihnimde; hep fısıldıyor, hep. Bana, beni ve kendini hatırlatıyor; tekrarlayıp duruyor nasihatlerini… Ve ben, dedemin hatırasında, bütün dedeleri seviyor, her birine birer fatiha gönderiyorum buradan. Hatta hepimiz, hep birlikte, hepimizin dedeleri için birer/biner fatiha gönderiyoruz yine, değil mi?) ….. Tepemde uçuşan arılardan ödüm kopmuştu. Ellerimi salladıkça […]

3 mins read

Kabuk [21 Aralık 2003 Pazar]

(..can, bir kuşun kanadında) Yar; yaramdır!.. {*} Ne çiçeklerle, ne duvarlarla, ne dağlarla, ne de bulutlarla konuşmak değil bana göre… Ben, yarimle konuşurum… Yar; bir yaradır bende!.. {*} Yarsalar içimi; yarlar açılır yool yol, toprağımda… Yarısı kan, yarısı candır bedenimin; kan yerdedir işte, can; yeşil bir kuşun kanadında!.. {*} Serçeye, şahin kayasındaki kâhinden iksir mi […]

1 min read

Beklentiler üstüne [19 Aralık 2003 Cuma]

Günaydın, dese; yataktan ne zaman kalktığını bile duyarsın bir sevdiğinin… Konuşsa, sesinden; iki öğün önce içtiği suyun, veya yediği karpuzun soğukluğunu dahi anlarsın… Dışardan gelenin kahveden mi, bahçeden mi geldiğini bilirsin; kokusundan… Okul çantaları bile fısıldar, o gün öğretmenin neler söylediğini… Öyle, değil mi?.. {*} Doğurursun bir dünya güzelini; Onu yıkar temizler, yedirir içirir, giydirir […]

3 mins read

Geniz yangını [18 Aralık 2003 Perşembe]

(…üşüyenlere!) Bana bir şeyler yollaman hoşuma gidiyor, biliyor musun?.. Bana, duygularını ulaştırman hoşuma gidiyor! İyi ki varsın!.. …demişti, ama sözünün yankısı devam etti: ….. Biliyorum; gözündeyim… Beni gördükçe, bana baktıkça, biliyorum ki; bakışlarından gönlüne akıyorum… Ve işte bunun için yakıyorum kağıtlarını; Adımı her yazışında!… {*} Çünkü “ben” sızıyorum senden… “Ben” süzülüyorum, “ben” taşıyorum, “ben” akıyorum […]

1 min read

Aşı günleri!.. [17 Aralık 2003 Çarşamba]

Canlarının, öyle konu edecek kadar acımayacağını pekala biliyorlar. Lüzumlu olduğunu da işitip duruyorlar, ama yine de çocukların çoğu anlamıyor; neden bunca insan seferber oluyor, kendilerine iğne batırmak için?.. Çocukların çoğu bilmiyor; Neden aşılanmak bu kadar önemlidir, ve nasıl oluyor da aşı olmak, hayatlarını kurtarıyor?.. {*} Aşı olmak; salgın dalgası gelmeden alınan alıştırma dozudur… Hastalık “gelmeden” […]

3 mins read

Ah, susabilseydim!.. [14 Aralık 2003 Pazar]

Biliyor musun; susabilseydin, uçabilirdin!.. Kim demiş bunu, ne zaman söylemiş bilmiyorum. Hatta bilmiyorum gerçekten söylenip söylenmemiş olduğunu bile. Ama biliyorum; susabilseydi insan, uçabilirdi… Veya şöyle diyelim: Uçabilen insan; susabilendi!.. {*} Tefekkür, teşekkürdür; var olmaya… Ya, var olmak; yâr olmadan mümkün mü?.. Yâr olmanın minnetidir; susup beklemek. Teşekkürüdür tefekkür; var olmanın!.. Ve yani; uçabilirdi insan, susabilseydi… […]

3 mins read

Kutlu Doğum Haftası [17 Nisan 2008 Perşembe]

Önümüzdeki yıllarda; “23 Nisan mı kaldırılsın, yoksa Kutlu Doğum Haftası mı” tartışmaları başlayacak, şaşırmayın! “88 sene evvel 23 Nisan yoktu” diyecek birileri… Diğerleri şöyle cevap verecek: “8 sene evvel de Kutlu Doğum Haftası yoktu!” Doğrusu da budur! 2005 senesinde Mevlit kandili ile 20 Nisan yan yana geldi… (1926’dan beri kullandığımız miladi takvime denk gelen Muhammed […]

2 mins read

Umarım bugünlerde yağmura yakalanırsınız… [11 Nisan 2008 Cuma]

(Nisan’a ve insana…) Bahar yağmurları vücuda zindelik ve enerji kazandırıyor. Çünkü içinde kullanılabilir demir var. Kış boyunca en alt seviyeye inen vücudun demir miktarını en doğal yoldan geri kazanın; yağmur gördüğünüzde dışarı çıkıp boool bol ıslanın!.. İçinde kullanılabilir demir bulunan yağmurlar başlarken, (yani bu hafta) etrafınıza dikkatle, fark etmek için bakın. Yaprakların boyutlarını, renklerini, tomurcukları […]

3 mins read

‘Defin’e!.. [10 Nisan 2008 Perşembe]

Nazilli’den “kızımızı kaybettik” haberi geldiğinde; öğle ezanı, incecik bir nisan yağmuru ve dualar sarılıyordu gökyüzünde biri birine… Öğleden sonra sürekli haber aldım, çoğunu da Hasan Özkaralı’dan… “Vefat gerçekleştiği zaman kabir yeri arandı, bulunamadı. Belediye başkanı devreye girdi, gene bulunamadı. Sonunda, bir tek boş yer bulundu… Evliyalar Ansiklopedisi’nde ismi geçen bir büyük zat vardır. Ali Galip […]

2 mins read

Yön göster! [06 Nisan 2008 Pazar]

(Sanırım bazen, insanlar; kendilerini basite alıyorlar… Halbuki bir insan, en fazla bir insan kadar basittir; yine en fazla bir insan kadar değerli…) Yolcu, yolu bilmez çoğu zaman. Sadece “nereye” gitmek istediğini bilir… Yol başkadır çünkü, menzil başkadır… Şehirleri bağlasa da birbirine, yollar; şehirlere benzemez!.. Şimdi… Bunca yol bunca yolcu tarafından doldurulmuş da olsa; yol bilmeyen […]

2 mins read

Yanmak [04 Nisan 2008 Cuma]

Pervâneler, beni göremezdi bile; Ben… “Senden” tutuşmuş bir meş’ale gibi, ortalarda dolaşmasaydım!.. ….. Pervaneler beni görmezdi bile; ben… Onlardan önce yanmasaydım! {*}{*}{*} Yanmayan, nasıl yakar?.. {*}{*}{*} Farkında olunmamın, sebebidir; senin farkında olmam… Farkım, budur!.. {*}{*}{*} Söylüyorum, inanmıyorlar: Pervâneler beni göremezdi bile, ben “senden” tutuşmuş bir meş’ale gibi ortalarda dolaşmasaydım!.. Pervaneler beni görmezdi bile… Ben, onlardan […]

1 min read

Cebi olmayan fistan… [03 Nisan 2008 Perşembe]

Cep dikmeyi unuttukları bir çocuk fistanı gibiyim; bu hasret nereme sığacak?.. {*}{*}{*} Ellerim boşluğa boşluğa gidiyor… Dünyada basacak yer bulamayan sarhoşun dolaşık ayakları gibi; karışık parmaklarım üzerimde sığınacak bir kuytu bulamıyor… Aklım, yangında gevreyip kalmış son dala tüneyen kuş gibi; Şaşkın!.. {*}{*}{*} Sorma… Bilmiyorum; bir gün kaç gündür ve kaç günde biter bir gün?.. Sorma… […]

1 min read

Aşka kılıf aranmaz!.. [28 Mart 2008 Cuma]

Bulutlara dolaşmış bir uçağın, rüyalarında “hava limanlarını” görmesinden ne farkı var ki; burnunun, sabahları “kızkulesi” diye sızlamasının?.. Kızkulesi,,, mıknatısındır; Seni bana bağlı kılan!.. {*}{*}{*} Kaybolmuş gemiler için; uzaak, zayııf, cılıız, titreek, soluuk ve soğuuk bile olsa, bir deniz feneri ışığının ne demek olduğunu anlıyor musun şimdi?.. Duyuyor musun, soğuğu?.. Üşüyor musun, korkuyor musun; titriyor musun?.. […]

2 mins read

Uçurtma zamanı :)))

{tv} Uçurtma zamanı Yeditepe Yazıları'nda da anlattığım İstanbul Uçurtmacılar Derneği başkanı Mehmet Naci Aköz'ü hatırlarsıız. Uzuuun yıllardır tanırım, yakınımdır, arkadaşımdır… Ben nasıl (yapacak iş yokmuş gibi) yazar oldu isem, o da koskaca adam oldu hala çıtayla, iple, kağıt kuyruklarla yani uçurtmalarla oynar durur! Necdet amca bile vazgeçiremedi onu bu tutkusundan… Ve iş artık, yıllardır, uluslararası […]

1 min read

Çalacak kapınız var mı? [12 Aralık 2003 Cuma]

Sabahın kör vakti paltosunu giydi, ayağına botlarını geçirdi, beresini taktı ve yola çıktı. Çok değil on dakikada otobüs durağına vardı. Yürürken dudaklarının kıpırdadığına bakılırsa bir şeyler mırıldanıyor, belki dua ediyordu. Bu semt merkeze epey uzaktı, otobüsü kaçırırsa en az bir saat daha bekleyecek demekti. Hava soğuktu, yerde kar vardı ve rüzgâr ustura gibiydi. Bir ara […]

3 mins read

İki çay lütfen!.. [11 Aralık 2003 Perşembe]

Bir baktım ki aynaya; ..yarım yok!.. Anladım; yâr’ım yok. {*} Mırıltılar duyulur karanlığın içinden, sonra sessiz gülüşmeler, ve sonra da sağdan soldan; “sssst” sesleri!.. Avucum öylesine… Sessizce… Ve açık durur yanımdaki koltuğun üstünde. Karanlığın ortasında, ben filme dalmaya çalışır; ama sensizliğe batarım!.. Olmadığın yer, ne karanlık… {*} Şimdi, ben; gümüş rengi çınar gövdelerinin altında ne […]

2 mins read