Söğüt dalları veya susuzluğu içmek [10 Aralık 2003 Çarşamba]
Sana bir şeyler yollamak hoşuma gidiyor, biliyor musun?.. ….. Karanlıktan korkan bir küçük çocuk gibi. Hani, seslenir de bekler gibi; kendisine bir sıcak sesin geri dönmesini… İşte bu yüzden gönderip duruyorum bunları sana böyle, sebepli sebepsiz… Sana, duygularımı ulaştırmak hoşuma gidiyor! {*} Biliyorum sana seslenirken; sesine, ve sesinden de sana tutunduğumu… Biliyorum; kaybedersem eğer sesini, […]
Av!.. [07 Aralık 2003 Pazar]
Merhaba… Bir gün akşam vakti, yazılarınızla ilgili sohbetimiz olmuştu arkadaşlarla. Biri tilki hikayesiydi, diğeri ipek böceği mi neydi? Çaylar içildi, sizden bahsedildi. Bir ara arkadaşlardan biri size bir mesaj çekti, sizden cevap geldi. Nezaketiniz hoştu. Farklı farklı yorumlar yapıldı. Kimi sosyal kirlenmeden bahsetti kendince ve ilmiyle, kimi medeniyet çatışmasından, kimi ölüme hazırlıklı olmaktan falan filan, […]
İnanç ısıya benziyor [05 Aralık 2003 Cuma]
İnanmak da inanmamak da çok büyük birer güçtür… ….. İki üç örnek vereyim; Dağların tepesinde kaskatı kesilmiş buz kütlelerini kim indirebilir ki ovaya?.. Ya da, çığı kim durdurabilir?.. {*} İnanmamak; olumsuz kalmak, şüphe etmek, teklifi reddetmek, olmayacağını düşünmek, mümkün görmemek, harekete yeltenmemek, kıpırdamayı istememek, uyumsuzluk, tembellik, katılık, sertlik, soğukluk… İnanmak; başarmak demek. {*} Başarmış, ama […]
Haritayı düzeltmek [04 Aralık 2003 Perşembe]
Örnekler ve hikayelerle, masallar ve misallerle anlamak benim için çok kolay bir yoldur, ve de bu hep böyle oldu. Ben büyüdükçe yerimi dolduran yeni çocuklar da hep masallarla hikayelerle öğrenmeyi tercih ettiler. Hatta işin püf noktalarından biri işte o sıralar çıktı önüme, şunu fark ettim ki; çocuklara anlatılanı, çocukların anladığı biçimde ve çocukların anladığı gibi […]
Adı ne olsun?.. [03 Aralık 2003 Çarşamba]
Denizin kuytusuna gönüllü düşmüş mehtap, bir balıkçı teknesi üzerinde mıh gibi… Rüzgâr usanmış, bitap; Ses veriyor uzaktan, sanki yalvarır gibi… Aah gibi!… ….. Gök paylaşır, yüzündeki her yıldızı denizle; Deniz, sevinçle basar bağrına armağanı… Yunuslar; sanki bir yıldız daha koparmak için zıplar, kanatlanmak isterce, hevesle… {*} Her şey mükemmel, harika her şey bi’tamam. Seyrederim sabaha […]
Lider, köprü, temenni [30 Kasım 2003 Pazar]
(…1) Gördünüz, eğer rüzgârlar olmasaydı; kendi dumanımız içinde boğulur giderdik!.. Peki sisten-pisten rahatsız da insanoğlu, rüzgârdan şikayetçi değil mi?.. Başka türlü sorayım: Bu, mümkün mü?.. {*} Üç ayrı insan tipine dikkat edin şimdi… Birinci kişi dolamıştır diline rüzgârı; kime rastlasa konuşur, kimi görse söylenir, şikâyet eder… İkinci kişi oturur sadece; rüzgârın kesilmesini bekler, durumun düzelmesini […]
İpek ipliği… [28 Kasım 2003 Cuma]
‘-Nereye bakıyordun, bana gönderdiğin o resimlerinde; yani gerçekten nereye?.. Dikkatlice bakıyorum; ve bir sürü duygu buluyorum yüzünde. Bunların hepsi de olabilir, bir tanesi de… Senin resimlerine bakan benim yüzümdeki duyguyu ise sorarsan: Yaşadığım sürece sana duyacağım hayranlık!.. Ve gülme isteği… Yo, öyle dalga geçer gibi değil; mutlu gibi…’ {*} "-Canım… Bunları gerçekten içten söylüyorsun değil […]
Göz, gözü görüyor!.. [27 Kasım 2003 Perşembe]
(Habeşî aynalara!..) ….. Hayatımın herhangi bir günü, karşıma çıkan herhangi birinin üstünde bulunan menfîlikler; Hayatımın herhangi bir döneminde, bende bulunanları andırıyor… {*} Kızamıyorum… Üzülüyorum; Kendi adıma!.. {*} İnsanın kendi bilmesi; başkalarının görmesine de benzemiyor!.. Günah; misinası kopmuş bir olta iğnesi gibi çenende, veya ağzının tavanından kafatasına saplanmış halde dolaşıp duruyorsun; Sonsuzluğun kapısı önünde… {*} Zencilerin […]
İnsanları okumak! [26 Kasım 2003 Çarşamba]
Bugün gibi, dün ve her gün birer “harf”ti üstümde… Bir avuç gün bir hafta; Ve her o kadar harf ise, birer “kelime” idi… {*} Beyazdı zemin… Tenim, bembeyazdı… {*} Gün gün diziliyordu harfler yan yana… Haftalar kelimelerde beliriyor; Ve cümleler aylardan süzülüyordu… ….. Bir adım geriye çekildiğinde; yılları görüyordun her paragrafta!.. {*} Beyazdı çoğunun rengi, […]
Tut elimi [23 Kasım 2003 Pazar]
(…orda, yerde, bir el vardı; tutulmamış bir el!..) Tut elimi. Hadi, tut elimi… Öyle ki, seni; parmak uçlarımla, parmak izlerinden tanıyayım… ….. Tut, elimi; Yüreğindeki sıcaklığı duyayım… {*} Elim, bir gün tutulacaksa; işte bugün tutulmalı… Ve elim, biri tarafından tutulacaksa, bu kim olmalı?.. ….. Tut elimi… Elimi tutacaksan şimdi tut; Canım cayııır cayır yanarken, ve […]
Bir yol hikâyesi [21 Kasım 2003 Cuma]
Her çeşit rüzgâr, her çeşit çiçek, her çeşit ağaç, ve her çeşit hayvan bulmak mümkündü; ama her çeşit insan bulmak mümkün değildi… Orda, aynen onun o zamanki haline benzeyen biri dedi ki: -Aha, bak şurdan ineceksin. Dere yatağını bulacaksın. Suyun akışını takip edeceksin; karşına bir köprü gelecek. Üstüne çıkıp bekleyeceksin… Ben bilmem gerisini; orda birini […]
Düşeceğini bilmek… [19 Kasım 2003 Çarşamba]
Adamın biri yoldan geçerken, ağacın tepesine doğru; "Hocaaam, diye seslenmiş. Oturduğun dalı kesiyorsun. Düşeceksin!.." Nasreddin Hoca adamı duymazdan gelip işine devam etmiş. Ama az sonra da "gümmbürrrrr" diye toprağı boylamış!.. Hemen kalkmış düştüğü yerden ve koşup yakalamış adamı. "Dur, demiş. Madem düşeceğim zamanı söyledin, öleceğim zamanı da söyleyeceksin bana!.." {*} Doğru anlattım, değil mi? İyi […]
Bayram tıraşı [16 Kasım 2003 Pazar]
Büyük çınarın gölgelediği meydana geldik. Dedemin elleri her zamanki gibi sıcacıktı, ve elimi; sanki incinmeyeyim diye usulcacık tutuyordu.. Kapı ve pencere tahtaları mavi boyalı berber dükkanına geldik. Sinekler girmesin diye asılmış renkli şeritlerden, yüksek sesle konuşan adamların sesleri çıkıyordu dışarı… Yüksek perdeden seslendi dedem: -Selamünaleyküm, ağalar. Nedir böyle çözemediğiniz?.. Benim "Paşam" bayram tıraşını olurken söyleyin, […]
Gül gibi, dinlen içimde [14 Kasım 2003 Cuma]
Şaşarım; Beykoz hep bekler. Bilirim, beni bekler; buna şaşarım! O güzel koyun koynuna sokulmuştur ve sırtında yükselen kayaların kuytusuna bağdaş kurup oturmuştur… Bilirim, beni beklemiştir hep; doğacağım zamanı. Ve şimdi, beni beklemektedir yine; döneceğim zamanı… Bu, nasıl aşk! {*} Bir kocamış insanın delikanlı duyguları vardır hani ve hani koca koca ağaçların ince, yeşil filizleri… Yani; […]
Bir lokma geyik [13 Kasım 2003 Perşembe]
(Bugünkü yazıyı okumadan evvel dün çıkan ilk kısmını da okumanızı tavsiye ederim..) Aklı başında olan herkes bilir ki; iki ayrı takvim var, ve yine herkes bilir ki; bunlardan biri 15 sene kadar önce değiştirilerek (olduğu gibi korunan) diğerinden ayrılmış… Acaba insanlar niye anlamıyorlar; (1)güneşin TAM doğduğu an, (2)günün TAM öğle vakti, (3)güneşin TAM battığı anın […]
Geyik budu [12 Kasım 2003 Çarşamba]
(Peşin peşin anlaşalım. Bu yazı iki günlüktür. Bugün okuyup yarın okumazsanız, eksik kalır…) Tilki kurnazı, ormanda gezinirken, birden durur; o da ne?.. Aman Allah’ım!.. İşte bir ağaç, ve ağaçta bir dal ve de dalda bir but… Hem de bir geyiğin budu… Burası dağın başıdır, hava soğuktur, ve tilkinin karnı da açtır, ama şüphelenir; kim ve […]
Şişedeki mesaj (üç) [09 Kasım 2003 Pazar]
Bir gün, bir deniz kıyısından, bir şişe salmıştık suya; ağzına mantar tıkalı… İçinde mesajımız vardı… {*} Ve sonra buldu onu birisi, aradı bizi. Çocuk sayılırdı yaşımız. Ama mesajımız Karadeniz’in Boğaz’a dönen köşesinden, şehrin yakınlarına kadar ulaşmıştı… Çocuk sayılırdı yaşımız, ama hatıralarımız bizi büyütecekti… {*} Büyüdükçe sevdim, ve öğrendim bu işi; Yıllar sonra, odamdan bir mesaj […]
Bu ülkenin nehirleri [07 Kasım 2003 Cuma]
Bütün imkanlar var elinde; alet edevat, cihaz makine, araç gereç, dilediğin kadar yardımcı, kılavuz ve bu güne kadar yazılmış, saklanmış bütün bilgi ve tecrübeler… Üstelik gözün açık, ve aklın başında… Var mı daha başka da istediğin?.. {*} Şimdi, elinde bunca bilgi ve tecrübe ve donanım varken; istediğin vasıtalara binip seyahat etmen serbestken, üstelik en detaylı […]
Bana minnet duy!.. [06 Kasım 2003 Perşembe]
Yıllardır sana bu yazıları yazmasaydım düzeltebilecek miydin kendini?.. Yöneleceğin, döneceğin, bakacağın istikameti bilebilecek miydin, ve hatta aynalarla yüzleşmeyi akıl edebilecek miydin?.. Sanırım, bir de, şu âna kadar sen; Kırk yılın başında bana yazdığın eciş bücüş o bir kaç satır ve doğrultmaya çalıştığın o bir iki topal cümleyle, beni,,, beni düzelttiğini sanıyordun, ha?.. …vah!.. Biz kalemimizle, […]
İstim düdüğü [05 Kasım 2003 Çarşamba]
Vapur, mahallenin hizasına geldiğinde, sanki bizim için, mutlaka uzun bir düdük öttürürdü: "Ffvvvvvvvp!.." Bu, insanın içinden gelen sıcacık duygular gibi, vapurun da içinden çıkan sıcak buharlarla; "aman kimse kalmasın" gibisinden üflenmiş bir sesti, ve başka zamanlar çıkan "v’ooort!" sesine benzemezdi… {*} Sanırım ki kaptan, mavi suda iskeleye doğru kayan vapurun tepesindeki penceresinden, mahalleye doğru şöyle […]
