Yeşil alan [19 Şubat 2000 Cumartesi]
Yeşil alan İstanbul’da yaşayan herkesin hülyasıdır ev sahibi olmak… Hayallerini biraz palazlandırabilenlerin ise aradıklari özellikler belirginleşir; Evim gökyüzünü görsün… Evim denizi görsün… Evim yeşilliği görsün… Doktorum Muhammet Göğüş (Mehmet yani) bir İstanbul vatandaşının hayallerindeki bu üçlünün üçüne de sahip şanslı bir Anteplidir… Keyifli olduğunu; “Yirim seni!” deyişinden anlarım… Yani o keyifliyken ben korkarım, acaba beni […]
Sssüper benzin [18 Şubat 2000 Cuma]
Sssüper benzin Selma hanım da aynı radyoda çalışıyormuş. “Benim için yolunuzu değiştirmeyin sakın” diye tutturuyor, ama değiştirmiyoruz zaten. Diyorum ki; “Dünyanın en komik(!) doktoruyla randevumuz var. Koşuyolu’na gidiyoruz…” “İyi öyleyse” diyor ve bizimle Halyolu durağına kadar geliyor. Bu arada onun bir hikayesini de öğreniyoruz: ….. Bir varmıış bir yokmuş… Allah’ın (Selma gibi acayip kulları da) […]
Güne özel sayfa(!) [17 Şubat 2000 Perşembe]
(Bu sene en güzel sayfa bizimki olmalıydı, sevgi adına… Ve bir farklılık da olmalıydı. “Farklı” da oldu aslında, hem de çok farklı!..) ….. Kafamda evirip çevirmişim konuyu, düşünmüşüm üzerinde. Ama Cumartesi günü bir toplantım var, Pazar günü de arkadaşımın imza günü. Gazetede de yazmışım ki, orada olacağım. Problem değil… Ablamlarda kalacağıma göre, o güne özel, […]
Telefondaki yara bandı! [16 Şubat 2000 Çarşamba]
Telefondaki yara bandı! Üç yıldır telefon numarası ezberlemek ve yazmak gibi bir “angarya”m yoktu. Bütün numaralar telefonumda kayıtlıydı ve bu geniş ekranlı muhteşem makine benim bütün komünikasyonumu sağlamakla vazifeliydi. ….. Telefonum muhteşemdi… Öyle ki; özellikle benim gibi bir teknoloji kabızının ancak üç yıl sonra keşfedebileceği özellikleri bile vardı!.. ….. Telefonum inanılmaz sağlamdı… Öyle ki; ilk […]
Yetim ağlamasın [15 Şubat 2000 Salı]
Yetim ağlamasın Babasını yitiren çocuğu koru, üzüntüsünü paylaş, derdiyle hemdert ol.Öksüzün halini bilir misin? Köksüz bir ağaca benzer o. Ağaç kökünü kaybedince yeşerip, sümbüllenebilir mi? Başı eğik, boynu bükük ve çaresiz bir yetim görünce, kendi çocuğuna meyletme. Ağlayan bir yetimin nazını kim çeker? Öfkesini kim hoş görür? Ağlayınca göğün en yüksek tabakası titremez mi? Öksüze […]
“Çok mersi!..” [14 Şubat 2000 Pazartesi]
“Çok mersi!..” Fırtına günleri değil ama hava soğuk. {*} {*} {*} Sapağa yaklaştığımızda sola sinyal veriyor ve iyice sağa yanaşıyorum. Arkamızdan gelen araç selektör yapıp geçiyor yanımızdan. Karşı istikametten gelenlerden biri uzun farlarını yakmış, art arda geçiyorlar ve yol boşalıyor. Sapağa giriyorum. Demiryolu açık. Hemzemin geçitte iyice yavaşlıyorum. Hafiften sarsılarak rayları aşıyoruz. {*} {*} {*} […]
Sormayı, düşünmeyi ve el öpmeyi seçmek [12 Şubat 2000 Cumartesi]
Sormayı, düşünmeyi ve el öpmeyi seçmek * (Bir) Merhaba Muammer bey, sizi çok seviyorum e-mail bekliyorum.Yazılarınızı bazen anlamıyorum. Size o zaman çok kızıyorum. Ne diyor bu adam, diyorum. “Kuyruğumu Seviyorum” yazınızdan beri sizin yazılarınızı okuyorum. Lütfen bana e-mail yollayın. Yoksa durmadan e-mail yollarım. Güle güle. * (İki) Size gönderdiğim mesajlar gitmez sanıyordum. O yüzden birkaç […]
Anahtar delikleri [11 Şubat 2000 Cuma]
Anahtar delikleri Bütün anahtar deliklerinden bakmak ayıptır…Bazılarının içinde cinler bile görülür… Bazılarının arkasındaysa ellerinde iğne olan kötü cadılar vardır ve anahtar deliklerinden bakan güzel çocukların gözlerine bu iğneleri batırmak için beklerler… Ben gözü kör olmuş çocuklar gördüm ve büyük adamlar… Ama bir türlü soramadım; acaba hangi delikten bakarken gözlerine iğne batırdı kötü cadılar?.. Çünkü ayıp […]
Develer nasıl paylaşılır? [10 Şubat 2000 Perşembe]
Develer nasıl paylaşılır? Yaşlı baba ölüm döşeğindedir. Yatağının başına üç oğlunu çağırarak onlara vasiyette bulunur: “Oğullarım!.. Ben ölünce birbirinize düşmemeniz için, sahibi olduğum 17 deveyi sizlere paylaştırmak istiyorum… Miras olarak develerin yarısını büyük oğluma, üçte birini ortancaya, dokuzda birini ise küçük oğluma bırakıyorum…” {*} {*} {*} Babalarının ölümünden sonra, mirası vasiyete uygun olarak paylaşmak isteyen […]
Beni kandırmak isteyenlere [09 Şubat 2000 Çarşamba]
Beni kandırmak isteyenlere Size bir sır vereyim mi? Beni çok kolay kandırabilirsiniz… Ciddi söylüyorum. Çünkü, öyle bazılarında olduğu gibi kuvvetli bir şiir hafızam yoktur. Arka arkaya üç şiir okuyamam ezberden. Ayrıca öyle yüzlerce şiir kitabı koleksiyonum da yoktur. Bir şiirden şüphelensem anında araştırıp kaynağını bulabileceğim kaynağım da yoktur. Yani demem şu ki; herhangi biri bana, […]
Şiir bazen kahve içer [08 Şubat 2000 Salı]
Şiir bazen kahve içer Bütün hücrelerim şiirin karşısında oturmak ister… Ve şiirin bütün hücrelerinin de “karşısında oturmamı” istediğini bilirim. Ama şiir, bir türlü gelip almaz ve kendi omuz çantasıymışım gibi koymaz beni masanın karşı ucuna! Ben?.. Bense felçli gibi yürüyemem, Lâl gibi söyleyemem, Âmâ gibi bakamam… {*} {*} {*} Bakışları?.. Bana bakmadan… Saçımın bir tek […]
Üç soru [07 Şubat 2000 Pazartesi]
Üç soru Mum ışığındaki bilgisayar Kağıt ve kalemim her dakika cebimde olsa da, günlerdir klavyemde gezinmedi parmaklarım… Merak edenler olmuş, sağolsunlar. Bunca günün en farklı tecrübesini ise şair arkadaşım Hasan Doğrusoy ile birlikte yaşadım; sokak çocuklarının arasında… Carrefoure’un üst katında oturuyor ve kahve içiyorduk bir masada. Laf lafı açıyordu. Bir ara; “Beni, dedim… Bir ara […]
Mavi kurdele [05 Şubat 2000 Cumartesi]
Mavi kurdele New York’ta yaşayan bir öğretmen, lise son sınıftaki öğrencilerini “diğer insanlardan farklı olan özelliklerini” vurgulayarak onurlandırmaya karar vermişti… California Del Mar’dan Helice Bridges tarafından geliştirilmiş süreci kullanarak her bir öğrencisini teker teker tahtaya kaldırdı. İlk önce öğrencilere sınıf ve kendisi için ne kadar farklı ve özel olduklarını belirtti. Sonra her birine üzerinde altın […]
Seni almaya geldik… [04 Şubat 2000 Cuma]
Seni almaya geldik… Sizden gelenleri okuyor, biraz daha yayınlanabilir olanlarını ayırıyor…Onları tekrar okuyor ve yayınlamam lazım gelenleri bir ayrı dosyaya yerleştiriyor… Fakat bir bakıyorum ki, Aman Ya Rabbii… Ne çok ve ne güzelsiniz. Şükürler olsun, çoğalıyoruz ve çoğalıyor yazılar… {*} Bir gün gelecek; benim yazmama ihtiyaç kalmayacak… Bir gün gelecek; zaten benim söylememe lüzum kalmayacak… […]
Çatlak Kova [03 Şubat 2000 Perşembe]
Çatlak Kova Hindistan’da bir sucu, boynuna astığı uzun bir sopanın uçlarına taktığı iki büyük kovayla su taşırmış. Ama kovalardan biri çatlakmış. Sağlam olan kova her seferinde ırmaktan patronun evine ulaşan uzun yolu dolu olarak tamamlarken, çatlak kova içine konan suyun sadece yarısını eve ulaştırabilirmiş. Bu durum iki yıl boyunca her gün böyle devam etmiş… Sucu […]
Ve gönlüm kışa döner [2 Şubat 2000 Çarşamba]
Ve gönlüm kışa döner Bulutlar neden bu renk ve rüzgâr neden taa tepeden dökülüyor başıma? Neden “neden”lerin içinde de ayrı nedenler pusuya yatmış? Neden çığlık çığlığa geçiyor üstümden kuşlar; yangın yerinden geçer gibi… Ve neden kaçırıyorlar seni uzaklara?.. {*} {*} {*} Ben, bütün mektuplarımda “kendimi” gönderiyorum parça parça; Her zerrem koklasın diye seni… Ben, her […]
Kırk günde bir [1 Şubat 2000 Salı]
Kırk günde bir Mahallede kırk ev vardı. Kırkında da insanlar yaşardı…Biz, bu kırk evin arasında; bahçe ve sokaklarında oynayan çocuklardık. {*} {*} {*} Mahallede kırk ev vardı. Kırkından kırk çocuk, dökülürdük sokağa… Kırk gün kırk gece bıraksalar, oynardık. {*} {*} {*} Bazen coşkumuzu tutamadığımız ve mahalleyi gürültüye boğduğumuz olmadı değil… Bazen ayağımızdan fırlayan topun, en […]
Teknoloji (!) Veya, kimin annesi ameliyat olacak? [31 Ocak 2000 Pazartesi]
Merhaba, diye başlıyor e-mail… “Ben A…’dan A..’nin arkadaşıyım. Sizinle bayağı tanışıyoruz, çünkü o kadar bahsediyor ki… İnşaallah gerçekten tanışırız bir gün. Bu arada yazmam için de rahat bırakmıyor beni! Ayrıca, bu akşam ölebilirmiş. Hakkınızı helal edecekmişsiniz. Hoşçakalın. Ş…” Bilgisayarın klavyesini çekip önüme cevap yazıyorum: “Evhamlı Temel seksen sene söyledikten sonra nihayet tutturmuş! Vasiyeti üzerine mezartaşına […]
Bana borçlu kaldılar (!) [29 Ocak 2000 Cumartesi]
Bana borçlu kaldılar (!) Aylardan Ocak… Fırtına günleri değil ama hava soğuk. {*} {*} {*} Sapağa yaklaştığımızda sola sinyal veriyor ve iyice sağa yanaşıyorum. Arkamızdan gelen araç sellektör yapıp geçiyor yanımızdan. Karşı istikametten gelenlerden biri uzun farlarını yakmış, art arda geçiyorlar ve yol boşalıyor. Sapağa giriyorum. Demiryolu açık. Hemzemin geçitte iyice yavaşlıyorum. Hafiften sarsılarak rayları aşıyoruz. {*} […]
Kıymızı bebek! [28 Ocak 2000 Cuma]
Kıymızı bebek! Konu: Tık tıık! @))—’—————- Sen gül severdin değil mi? Bir de beni… ….. Onunla beraber nice zamanlar geçirmiştik… Adresini bulup bu e-maili gönderdim ve bekledim, ama ses yok. Aradan bir gün geçti, hâla ses yok… {*} {*} {*} Kültür Bakanı Durmuş Bey dönemi, Galatasaray Lisesi’nde Tarih Dergisi çıkarıyoruz. Adı: Galatasaray Tarih. Bu iş, […]
