Suyun berisi [27 Temmuz 2007 Cuma]
(Taşa kök salmaya didinen parmaklara…) Hoş geldin; bir kıyma makinesinden geçer gibi… Hoş geldin; bu yana!.. {*} Yıllar geçti üzerinden; “Taşın Yüreği”ni hatırladım… Ama bulamadım sana göndermek için… Kolaysa “taş içinde gezinmelerin” yorumunu yapsın hadi gak’çılarla guk’çular; kök salmak için mermere gömülmüş parmakların izini okumaya çalışsın… {*} Yazar olmak, mikserden geçmektir!.. Kim duydu ki, bir […]
Komik bir leopar :) [26 Temmuz 2007 Perşembe]
Ben, halk’ım… Ne anlarım siyasetten miyasetten… Bir dostuma; “filan parti için oy kullanmak istiyorum, ne yapmam gerekiyor” derim. O da, seçim pusulası boyunda bir kravat takar boynuma veya parmağıma bir ip bağlar yahut iki yara bandıyla koluma bir uzunluk işaretleyip; -Tam şuraya gelen yuvarlığın içine, sana verecekleri mührü bas, der! İşte ben oyumu ancak böyle […]
Sedefadası’nda otopazarı neden yok? [13 Ocak 2000 Perşembe]
Sedefadası’nda otopazarı neden yok? Bu yazıyı, bu yazıyı okuyanların ana-babalarının da okumuş olmasını ne kadar isterdim. Veya hiçbir ana-babanın, yeni katladığı gazetedeki bu yazıyı kendi evladına okutabilmek için “bir kurnazlık” düşünmek zorunda kalmamasını! Bu yazıyı bütün ana, baba ve evlatların aynı anda okumaya başlamış ve aynı düşüncelerle bitirmiş olmalarını ne kadar isterdim… {*} {*} […]
Sen olmadan [12 Ocak 2000 Çarşamba]
Sen olmadan Sen olmasan! Sen olmadan, ben ne olurum; Sen olmadan?.. {*} {*} {*} Adresi olmayan bir mektup gibi yorulmaz mıyım bütün zamanların ve bütün mekanların içinde?.. Sahili bulamayan minik bir dalga gibi kolum kanadım düşmez mi ummanlarda? Ve rüyalardaki parmak izlerini aramaz mıyım herkesin bildiği dünyada! {*} {*} {*} Ve sen olmasan… Sen […]
Gülmeye hazır mısınız? [22 Temmuz 2007 Pazar]
Bugün tatil… Gülmeye hazır mısınız?.. {*} Hani derler ya; Uçmaya hazır mısınız? Öyleyse, hadi kemerlerinizi bağlayın… Filmi seyretmeye hazır mısınız? Öyleyse, hadi yerlerinize oturun… Sahnelenen oyunu izlemeye hazır mısınız? Öyleyse çenelerinizi kapatın!.. {*} Dalmaya hazır mısınız?.. Oksijen tüpünüzü, gözlüklerinizi, paletlerinizi takın… Hiç mi yüzme bilmiyorsunuz?.. Tamam… Öyleyse hadi gelin, beraber suyun üstünde kalmayı öğrenelim. Bu […]
Sen ve gül [20 Temmuz 2007 Cuma]
İnsan, güle benzer; gülse insana!.. {*} İnsanların çoğu, diken doludur; Isparta gülü gibi… İnsanların çoğu, az katmerlidir; Isparta gülü gibi… İnsanların çoğu, pembe çiçeklidir; Isparta gülü gibi… İnsan, güle benzer yani; Gülün insana benzediği kadar! {*} İnsana benzeyen Isparta gülleri gülümserken bahçelerde; birer, onar, yüzer, biner toplanır yaprakları… Binlerce yaprağı bile bir kilo gelmez çiçeklerin… […]
Gül gibi… [19 Temmuz 2007 Perşembe]
Sadi-i Şirazî’yi çok severim… Ben de onun gibi inanırım ki; küçük hikâyeciklerle çok şeyler anlatılır. Ve o konuşursa, ben susarım: ….. KÖLE Bey, kölesini satılığa çıkarmıştı. Tellal bağırırken, köle çekinerek yaklaştı sahibine ve; -Efendim, dedi… Siz benden daha iyi bir köle bulabilirsiniz, fakat ben sizin gibi bir efendi bulamam… Lütfen beni satmayın… Kölenin sözleri yüreğini […]
Sen yoksun ki aslında [11 Ocak 2000 Salı]
Sen yoksun ki aslında Hadi… Söyle bana; Sen nesin? İfade et “tutabildiğin sen”i… Zor, değil mi? Bence de zor! {*} {*} {*} Sen yoksun ki aslında; gideceğin yer var! {*} {*} {*} Duyamadım, söylemiş miydin “ne” olduğunu? Geç hadi bir kalem, geç… Ne olduğun önemli değil. Peki ya “kim” olduğun? O da “varmış olduğun yer” […]
Şiir tadında [10 Ocak 2000 Pazartesi]
Şiir tadında İyisiniz, değil mi?.. “Şiir tadında” geçiyor, değil mi bayramınız?.. Mutluluğun; bir kedinin “hiçbir zaman yakalayamadığı kuyruğu” değil… Onu “her an takip eden kuyruğu” olduğunun farkındasınız, değil mi? Sizi seviyorum… Seni de seviyorum. Hele seni!.. “Sen” de kim mi?.. Sen işte; Sen! {*} {*} {*} Siz şiir tadında geçiriyorken bayramınızı… Ve bayram […]
Yağmur [08 Ocak 2000 Cumartesi]
Yağmur Vâreden’in adıyla insanlığa inen Nûr Bir gece yansıyınca kerte Sibir dağından Toprağı kirlerinden arındırır bir Yağmur Kutlu bir zaferdir bu ebâbil dudağından Rahmet vâdilerinden boşanır âb-ı hayat En müstesna doğuşa hâmiledir kâinat Yıllardır bozbulanık suları yudumladım Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım Hasretin alev alev […]
Yahut Prof. White?.. [07 Ocak 2000 Cuma]
Yahut Prof. White?.. 0-212- 523 45 56 0-212- 525 59 79 Bunlar burda dursun… Ne olduğunu merak edenler sabretsin; iyi tarafıma gelirse birazdan söylerim! {*} {*} {*} Bugün beyni olan herkesi ilgilendiren bir konudan bahsedeceğim sizlere; yani BEYİNden… Ebru Gündeş fıkır fıkır, kıpır kıpır karşımızdayken birdenbire gözleri şööyle kayıp, sanki bedeninden canı alınmışçasına yığılıverdikten […]
Bütün çikolatalar biter… [6 Ocak 2000 Perşembe]
Bütün çikolatalar biter… Kadir Gecesi olarak ihya etmeye gayret ettiğimiz Pazartesiyi Salıya bağlayan gece, hakikaten Kadir Gecesi idi galiba. Bu zanda olanlardan düşüncemi kuvvetlendiren mesajlar da aldım… Rüzgar kesilmişti, yağış durmuştu… Ortalık sükunet içerisindeydi. Karşımızdaki yirmi katlı apartmanın zemin kat balkonunun altında yuvalanmış olan büyüklü küçüklü yarım düzine köpeğin bile neredeyse hiç sesi […]
Mircem’le Mircam [5 Ocak 2000 Çarşamba]
Mircem’le Mircam Bugün size bir “DEYİM”den bahsedeceğim. Hem de YEPYENİ bir deyimden… Üstelik, binyılın şu ilk günlerinden itibaren de edebiyatımızda, dilimizde ve dünya lisanlarında yerini alacağına inandığım bir deyimden. Deyim, küçük sözlüklerde şöyle izah ediliyor: “En az iki kelimeden meydana gelme, bir hikayeye veya bir ünlü söze dayanan ve asıl anlamlarından başkaca […]
Su gibi [04 Ocak 2000 Salı]
Su gibi Şimdi sen “su” olduğunu düşün. Su kadar özel, su kadar faydalı ve su kadar çok, tükenmez… {*} İnanıyorum ki gerçekten de öylesin. Ama ister çeşmelerden dökül, ister göklerden yağ, ister nehirler dolusu ak; dibi olmayan bir kovayı dolduramazsın. Yani seni dinlemeyenlere sesini duyuramazsın… {*} Unutma; Daha çok bağırdığında daha çok dinlenmezsin… […]
Seyir Defteri – 23 Şubat 2008 (Yazmak Hakkında-2)
Yazı yazmak; kendi ardında, geçtiğin yerde iz bırakmaktır! Bu, senin izindir; bu "senin" izindir… Peki hiç dönüp bakmayacak mısın; ardında ne kaldığına?.. İnsanlar geceledikleri otel odalarından, hatta umumî helâlardan bile çıkarken ardına dönüp bakar ya; acaba bir şey düşürdüm mü, bir şey kaybettim mi, arkamda istenmeyen bir görüntü bıraktım mı, diye… Her şey tamam […]
Seyir Defteri – 23 Şubat 2008 (Yazmak Hakkında-1)
Burayı havuz kabul edin… Yazılabilecek her alanı da birer deniz, okyanus… Şimdi yüzme hakkında konuşacağız… İsteyen bu bilgileri alır ve gerektiğinde kendi canını kurtarmak için kullanır… İsteyen boğulan birini gördüğünde, onu kurtarmak için kullanır… Bazısı derin sulara açılır, denizleri aşmak için kullanır; isteyen de canı sıkıldıkça gelip, aynı havuzda oyalanır… Bilinmesi gereken şudur ki; […]
Yaşıyor mu? [15 Temmuz 2007 Pazar]
O da çantasından bir kitap çıkardı, okumaya başladı… Daha doğrusu ben öyle sanmışım. Çünkü biraz sonra fark ettim ki; elindeki kitabın arasında gazete kupürleri var, onları okuyor… Gayri ihtiyari; “aaa” diyerek, ve hatta elimi de uzatarak; -Bana da verir misin birini, dedim!.. Şaşırdı, irkildi, sanki gizli bir şey yapıyorken yakalanmış gibi sesi titreyerek; -Yok be […]
Yorum okuyabilmek [12 Temmuz 2007 Perşembe]
Bizim gibi ismi cismi belli olmayan bir “kendihalinde”nin, birkaç sene içinde “yazar” olarak anılmaya başlamasının en önemli sebeplerinden biri; okuyucu mektuplarıydı… Bu mektupların verdiği mesaj o kadar önemlidir ki; yazı yolculuğunda insanın ardını güvenli, önünü açık kılar… {*} Bir radyo programı; “karanlığın içine konuşmak”tır, birileri seni arayıncaya kadar! Bir köşede yazmaya başlamak; şişelerin içindeki mesajları, […]
Beni sil [08 Temmuz 2007 Pazar]
O zamanlar da arabamı şöyle pırıl pırıl parlatarak dolaşmaya pek zamanım olmuyormuş ki; bir yandan bunu başarabilenleri takdir ediyor, diğer taraftan da benim gibi bir sahibe düşmüş olan “zavallı” vasıtaları kolluyordum, trafikte… Hani şöyle, üzerine; “BENİ YIKA” falan yazılmış olan arabaları!.. {*} Hiç de az değildiler… Hiç de az değildik yani; tozlu arabalara sahip olanlar… […]
Örnek insanlar [06 Temmuz 2007 Cuma]
İster kral olsun, ister peygamber… İster efendi olsun, ister köle… İster müdür olsun, ister memur… Herkes, ama herkes “NE VERDİĞİ” ile hatırlanıyor, farkında mısınız? {*} ÖRNEK İNSANLAR; VEREN İNSANLAR… Yani, fedakâr insanlar. {*} Hiç duydunuz mu, birinin; “Helal olsun adama, seksen sene biriktirmiş de hiç kimseye zerre kadar faydası olmamış” dediğini… Yahut siz; “Aferin falancaya […]
