Hak edilmemiş yalnızlıklar [28 Ağustos 2002 Çarşamba]
Ne farkı var?.. Ha Pamuk Prenses’in dudağına kondurulan öpücük; ha Frankeştayn’ın tepesine isabet ettirilen yıldırım!.. İki beden vardı yerde… İki de enerji; onları ayağa kaldıran! Soru şu: Sen, hangisisin?.. {*} Seninleyken geldi, biliyorsun bu yazı; bir şimşek çakar gibi, başımda!.. Veya seninleyken kondu, dudağımın üstüne; bir kiraz suyu gibi bulaştı!.. Ama yine de, bu yazı; […]
“Neyi” yapmayayım? [25 Ağustos 2002 Pazar]
(Dünden devam) Kaç koca geminin "ufak bir delik" yüzünden battığını, ve kaç uçağınsa "küçücük bir vida" yüzünden düştüğünü biliyor musunuz?.. Peki ya her yıl, (her duyana anlamsız gelen) basit bir sebep yüzünden kaç evliliğin bittiğini; ortaklıkların bozulduğunu, dostlukların silindiğini?.. {*} Halbuki, (aldığın cevabın seni çıldırtmayacağı) sakin bir gününde; gerçekten öğrenmek, anlamak ve uygulamak için; "neyi […]
“Neyi” yapmayayım? [24 Ağustos 2002 Cumartesi]
Dikkatli bakın; 40 yıllık yuvalarda bile 40 tane problem göremezsiniz. ….. Ama 40 yıllık yuvaların (neredeyse) tamamında 40 yıllık bir bezginlik vardır problemlere karşı… Bıkkınlık vardır… Çoktaan bırakılmıştır yelkenlerin ipleri; dümen ne yana dönerse dönsün, diye!.. Ve zaten dönüp durmaktadır dümen; Kahvehanelere, şu hanelere, bu hanelere, başka hanelere doğru!.. {*} Dikkatli bakın, dikkatli; 40 yıllık […]
Yıldırım! [23 Ağustos 2002 Cuma]
Geniiiş ve yeşil tarlalar gibi yayılmıştı içim… Her tarafımda, ayrı bir damakla sevişecek mahsuller yetişiyordu. {*} Ve bir gün kamaştı gözlerim… Kulaklarım uğuldadı; Çünkü sen, büyük bir tarrakayla göğsüme düştün!.. ….. Geniş ve yeşil tarlalar gibi yayılmış idi içim; Ufuktaan ufka!.. {*} Çatallaşmış alevden bir kılıç olup saplandığında tam ortama… Toplandım, sana doğru; bir tespihböceği […]
Kalemi değiştirmek!.. [21 Ağustos 2002 Çarşamba]
Eski kitabımı getirdi bir arkadaşım, sonra da cebindeki kalemlerden birini rastgele çekip üzerine koydu ve önüme doğru sürerek; “Şu kitabı, artık imzala!..” Dedi. Kelimeleri vurguluyor; sanki kendisini arkaya attığımı ve ona, herkese davrandığım gibi bile davranmadığımı ima ediyordu!.. {*} Aldım kitabı, bir iki sayfa çevirdim… Baktım ki iki sene evvel, hem de aynı ayda imzalamışım […]
Hançerin kabzası [18 Ağustos 2002 Pazar]
Kızkulesi, bir hançerin kabzasıdır aslında; İstanbul’un eteğine saplanmış!.. {*} Sanırım ki, ilk rüzgârda savrulurdu İstanbul; Eteğinde olmasaydı bu kule… Bu kule; Bir hançerin kabzasıdır aslında!.. {*} Tenim delinmeseydi, ve canım değilmeseydi; kalmazdı ki İstanbul!.. Şu ucundan saplanmasaydı kule; Savrulunca rüzgârda dökülürdü denizi… Dalgalar kovalaşamazdı yavru kediler gibi Salacak ile Sarayburnu arasındaki düzlükte… Kızkulesi saplanmasaydı eğer, […]
03.02 idi kırıldığında saatler [17 Ağustos 2002 Cumartesi]
(1999’un bugününe…) Yazmam gerekiyor… Ama ne yazabilirim? {*} İncecik bir vazo düştü yere… Bir gül kırıldı orta yerinden! İki minik çerçeve sarsıldı duvarda ve son kez dokundular biribirlerine… 03.02 idi kırıldığında saat! {*} Yazmam gerekiyor… Ama ne yazabilirim? ….. Bebek kokan bir biberon düştü yere… Sonra bir anne, süt kokan yavrusunun üstüne attı kendini… 03.02 […]
Aşka kılıf aranmaz!.. [16 Ağustos 2002 Cuma]
Bulutlara dolaşmış bir uçağın, rüyalarında “hava limanlarını” görmesinden ne farkı var ki; burnunun, sabahları “kızkulesi” diye sızlamasının?.. Kızkulesi,,, mıknatısındır; Seni bana bağlı kılan!.. {*} Kaybolmuş gemiler için; uzaak, zayııf, cılıız, titreek, soluuk ve soğuuk bile olsa, bir deniz feneri ışığının ne demek olduğunu anlıyor musun şimdi?.. Duyuyor musun, soğuğu?.. Üşüyor musun, korkuyor musun; titriyor musun?.. […]
Sineklere af(!) [14 Ağustos 2002 Çarşamba]
Aynı asrın aynı dilimini paylaşıyor olmamız bizler için (yani benim için) ne büyük bir şans… Allah vergisi bir öğretme kaabiliyeti… (Bu ifadeyi yazarken suratım kızarmakta, çünkü bir öğrencinin kendi öğretmenine “aferin” demesine benzer bir durum olduğunu düşünüyorum, ama yine şunu hatırlayıp rahatlıyorum ki; bizim de, birilerine “bunun böyle olduğunu” izah etmemiz gerekiyor! Değil mi?.. Kimden […]
Yollar nasır tuttu!.. [11 Ağustos 2002 Pazar]
Sokulmadan kollarımın arasına, nereden bileceksin ki sen; sıcağı?.. Ve dokunmadan dudaklarıma; Yumuşağı?.. {*} Yüreğimde; gözyaşların, gözyaşlarımla kucaklaşmış yatıyor!.. Kalbimi dinle!.. Kalbimi dinle!.. Kalbimi dinle; "ne" diyerek atıyor?.. {*} Sokulmadan kollarımın arasına, nereden bileceksin ki sen, sıcağı?.. Ve belli mi; Bir rulo gibi önümde yuvarladığın yolumun, nerede duracağı?.. {*} Üflesen, savrulacağım… Kuşunu yitirmiş bir tüy gibiyim!.. […]
Direkten direğe(!) [10 Ağustos 2002 Cumartesi]
Dedi ki dedem: Demek konuştuklarımızı anlattığında "aramızda rabıta olduğunu" söyledi baban… Bu; bağ-irtibat demek… Ben, sanki bir hayal gibiyim senin için, değil mi?.. Bana bakıyorsun ama başka şeyler görüyorsun… Peki bunun doğrusu ne, biliyor musun?.. Aynısı… Yani bana bakmalısın, ama başka şeyler görmelisin!.. {*} Uzuun yollar boyundaki her direk bir sonraki direğe elektrik akıtır; hepsinin […]
Susuyorum! [09 Ağustos 2002 Cuma]
Susuyorum; bir çöl gibi… {*} Bir çöl gibi bütüün zemine serilip sessizce yatacak kadar kızmış olmayı kim bilebilir; Susmayanlara!.. ….. Ben,,, susuyorum; Sana!.. {*} Hem de bir çöl gibi… Hem de bir çöl gibi bir damla sudan bile mahrum olarak susuyorum… Sadece dudaklarım değil; Her zerrem çatlamış olarak!.. {*} Bütüün mevcudiyetimle susuyorum; Susmayı… Ve susamayı […]
Asma yaprağı!.. [07 Ağustos 2002 Çarşamba]
Dolmakta içim; Pirinç taneleriyle, bireer birer… {*} Rendelenmiş dahi olsa zeytinyağına soğan’dır soğan; hani şöyle deriin bir geniz sızısı… Hani şöyle, gizliden gizliye!.. Dolmakta içim!.. {*} İçimde çamfıstıkları, kuşüzümleri… Dereotu, maydanoz ve taze naneler… Belki biraz şeker… Yeterince tuz, su ve karabiber!.. ….. Dolmakta içiim, dolmakta… Neyle karışık, neye bulanmış, ve neyle beraber olursa olsun […]
Yollar pıhtılaştı!.. [04 Ağustos 2002 Pazar]
Hür veya esir olarak bir odadasın, ve bütün duvarlar mavi boyalı… Kapıyla pencerenin de aynı boyası… Ne olur biliyor musunuz böyle bir yerde?.. Gözlüğünün ve pencerenin camlarına bile işte o renk bulaşır… Sanırsın ki dünya, alem dört duvarın rengidir!.. Ama; dışındaki odanın, dışı bile bambaşka bir renktedir!.. {*} Allah, insanı; çevresindeki herkesten "doğru yaptığını" duya […]
Soygun(!) [03 Ağustos 2002 Cumartesi]
O mahallede oturduğumuza göre, ilkokula başlamama sanırım iki sene kadar var… Evimiz taa yukarda… Minik bacaklarım, yokuşların altında daha da küçülüyor sanki, ama bir azimle herkesi geçmeye çabalıyoruz hep… Bu, belki de o yaşta olanların, kendini ispat çabası!.. {*} Aslında anlatacağım, o kadar da mühim bir hadise değil… Bilirim ki sizlerin çok daha önemli ve […]
Gül, terlese ne kokar? [02 Ağustos 2002 Cuma]
Dudak gibi bir gül, veya gül gibi bir dudak… Hangisi benzer, bir diğerine?.. {*} Gülüş mü güle benzer kızıl dudak içinde; yoksa gül mü gülüşten aşırmıştır adını?.. Hadi, gül!.. Gül, terlese ne kokar?.. {*} Gül, gülümser âleme; Gül ise!.. …. Gülüm; Gülümse!.. {*} Gülümsen; teninden bile tanırım seni… Ve dahî terinden! ….. Ama, gülümsemen bile […]
İtiraf!.. [31 Temmuz 2002 Çarşamba]
(Memleket sıcağında, bir kahvehane serinliğine sığınıyor… Yan taraftan biri; “ağama çay-gazoz getir, bisküvit ney aldır” diyor ocakçıya. Sonra; “Sen müftü efendinin yeğeniydin değil mi?” diye sorduktan sonra onun kıymetini iyi bilmelerini, çünkü sıradan biri olmadığını söylüyor…) Bu muhteşem hikâye şöyle devam ediyor: {*} O arada bisküvimiz geldi. Adam paketi açma bahanesiyle sandalyesini çekip yaklaştı. -Sana […]
Cennet bedava!.. [28 Temmuz 2002 Pazar]
Herkes biliyor, değil mi; ben iyi bir yazarım!.. Ben, iyi yazar olmanın yolunu keşfetiğim için iyi bir yazarım… Çoğu koca koca adamlara yazar yazısını; o kocaman adamların (sadece) birkısmından başkasına bir satır bile okutamaz!.. Ben mi?.. Ben, "hanımlara" yazarım; erkekler (DE) okur!.. ….. Gülün ama bu bir gerçek!.. Erkekler, hanımlara ait sırları kapmakla accaip ilgilidirler, […]
Kapatma gözlerini, kesilmesin ışığım!.. [27 Temmuz 2002 Cumartesi]
Kapatma gözlerini; Korkuyorum karanlıktan!.. {*} Kapatma gözlerini; Ki, ışık vursun yüzüme!.. {*} Kapatma gözlerini; Kesilmesin aydınlığım… Kirpiklerinin gölgesiyle oynayayım; bazen elime, bazen koluma, bazen de kucağıma düşürerek!.. Kapatma gözlerini; Ki, korkmayayım!.. {*} Kapatma gözlerini; Çünkü sen kapattıkça gözlerini, ben gökyüzünü göremiyorum… Ve ışık dökülmüyor başıma; Korkuyorum… ….. Ve her korktuğumda, yüreğine yaslayıp kulağımı; Adımı dinliyorum!.. […]
Düşler dökülür gülüşlerinden [26 Temmuz 2002 Cuma]
Biliyor musun; Düşler dökülür… Düşler üşüşür… Düşler doluşur kulaklarıma; Gülüşlerinden!.. {*} Üstüme yağan düşler ile, başıma üşüşen düşler ile, ve içime doluşan düşler ile serpilirim ben, bahara dokunmuş bir filiz gibi!.. ….. Biliyor musun; Denizler bile düşlerimin rengidir… Dalgalar, gülüşlerindir yani; düşlerimin üzerinde oynaşan!.. {*} Biliyor musun; Düşler saçılır başıma, gülüşlerinden… Ve düşlere savrulur başım; […]
