Yediğin kalır… [04 Ekim 2002 Cuma]
Dedemi dinledim içimde… Dedi ki; "Yediğin, cesedinle kalır, oğuul; Yedirdiğin seninle gider!.." Sarsıldım!.. {*} Ben sarsılırsam sarsılır bastığım toprak!.. Sarsılmak; anlamaktır!.. Anlamaksa, yarınlara mıknatıs!.. {*} İki el tutar yakamdan; benden, hakkını almak isteyen… Ellerim dahi boş değildir hiçbir zaman… Yürürüz; bir elimde gelecek, ve bir elimde hatıralar!.. Dedem der ki kulağıma, fısııl fısıl: "Yediğin, cesedinle […]
Odunlar bilir… [02 Ekim 2002 Çarşamba]
Dünyanın bütün ormanlarındaki bütün ağaçlar bilir ki; Bir ağaç, başka bir ağaç hakkında iyi olmayan sözler söylediğinde kendi boyu yükselmez… ….. "- Şu var ya, şu… Aslına bakarsan onun boyu o kadar uzun değil… De, yapraklarındaki yeşilin tonu onu öyle gösteriyor!.." "- O var ya, o… Aslına bakarsan göründüğü kadar heybetli değil… De, tohumunu ektikleri […]
Gelincik tohumu ağlamak! [29 Eylül 2002 Pazar]
Bir ıslık, gevremiş kâğıt gibi yırttı havayı… Bir ok; zehirli yılan dişi gibi hedefe uçtu…. …. Sarardı ten,,, sarsıldı can,, Ve yeşil mintan; Ala boyandı!.. {*} Bir tohum; kirpiğimi aralayıp toprağa düştü… Kara kirpiklerden sıyrılmış, onlarca tohum arasına düştü… Yüzlerce tohum arasına, binlerce tohum arasına düştü; Kapkara!.. ….. Titredi toprak,,, çatladı kabuk,, Ve yeşil çimen; […]
İhtiyar bilgi!.. [28 Eylül 2002 Cumartesi]
Akıllandım ya!.. Ve bir gün bütün "gerçeği" bütün çıplaklığıyla görüverdim önümde: O, herşeyi bilmiyormuş… {*} Sonra, bir adım daha ilerleyip "bilmediklerine" odaklandım. Gördüm ki; O, esasında pek bir şey de bilmiyormuş! {*} Ardından gelen adım daha da eğlenceliydi! Şimdi anlıyor, görüyor, yaşıyordum; ben ondan ilerdeydim, ben ondan zekîydim, ben ondan akıllıydım. O, hiçbir şey bilmiyordu! […]
Teneke! [27 Eylül 2002 Cuma]
Ablamın ilkokul ünite dergisinde leylekli bir çizgi romanla, köşeli kutulardan yapılmışa benzeyen robot bir adam vardı… Adı da; Teneke!.. Okuyup yazmayı işte bu dergilere bakarak iki sene erken öğrenmiştim. Sonra robotun "insanı andıran makine" demek olduğunu öğrenmiştim… Ve yine o sıralar bir şey daha öğrenmiştim ki, sanırım siz de öğrenmek istersiniz… {*} Uzak bir ülkede, […]
Toprakta açar çiçek! [25 Eylül 2002 Çarşamba]
Az önce birini düşünüyordum… İyi insan, ama bu iyiliği tanımlayamıyorum, diyordum. Bir programda onun nasıl biri olduğunu sorsalar, anlatamam. Bilirim, ama anlatamam; kelimelere dökemem, diyordum!.. {*} Bazı insanları belirtmek kolaydır; şu adam iyi yazı yazar, şu çocuk çok hızlı koşar, şu hanım çok lezzetli yemek pişirir, gibi… Bazı iyilikler de kolayca ifade edilir; Şu yardımsever […]
Kamyon! [22 Eylül 2002 Pazar]
Görmek için, "bakmak" gerekiyor elbette… Önce kendimize; sonra da etrafımıza!.. Körler var ya, körler en kötüsü… Bunlar; göz sinirleri, karşılarındaki görüntüyü beyinlerindeki görme merkezine aktaramayan âmâlardan çok farklıdır! Çünkü körler kireç kuyusuna düşmüş çingene tuğlasına benzer, ki en küçük bir ot bile bitemez üzerlerinde!.. Etraflarında olanlara baksalar bile; sinir uçları, duyargaları, filizleri, kökleri yanmış, kurumuş […]
Sevgili balık [21 Eylül 2002 Cumartesi]
(-Çok hoşuma gitti bu yazdıkların.. Ama ben o kitapları kimin derlediğini ve tercüme ettiğini bilmiyordum. Bilmeden ilgimi çekti ve okudum. Çok açtım o zamanlar. Yine acıksam keşke!..) Bir balık… Dinmeyen açlığıyla gelir, denize salınmış oltayı yutarmış. Ve tutulduğunu anlarmış… Bu işin uzmanı olan balıkçı da, bu balığın yakalandığını bilirmiş; Kalbinden!.. {*} İşte o zaman, […]
Şarjına bak! [20 Eylül 2002 Cuma]
(Sanırım bazen, insanlar; kendilerini basite alıyorlar… Halbuki bir insan, en fazla bir insan kadar basittir; yine en fazla bir insan kadar değerli…) Gördüm; duvarda asılı bir fener, çantanın içinde bir telefon ve kapının ardında bir araba vardı… Hangisi çalışır bilmem… Hiç birinin, bilmiyorum; işe yarayıp yaramadıklarını!.. {*} Sağında bir insan var, solunda bir insan… Ardında […]
Yön göster! [18 Eylül 2002 Çarşamba]
(Sanırım bazen, insanlar; kendilerini basite alıyorlar… Halbuki bir insan, en fazla bir insan kadar basittir; yine en fazla bir insan kadar değerli…) Yolcu, yolu bilmez çoğu zaman. Sadece “nereye” gitmek istediğini bilir… Yol başkadır çünkü, menzil başkadır… Şehirleri bağlasa da biribirine, yollar; şehirlere benzemez!.. Şimdi… Bunca yol bunca yolcu tarafından doldurulmuş da olsa; yol bilmeyen […]
Bir küçük çakıl taşı [15 Eylül 2002 Pazar]
Her yaratılmışın kabiliyeti ayrıdır, öyle değil mi?.. Mesela, bir kedi eğer derse: "Karanlığın içinde tuhaf şeyler oluyor!.." Veya bir çoban köpeği; "şu istikametten filan kimse geliyor. Kokusunu duyuyorum, yarım saat sonra burada olur" diye mırıldansa… Yahut bir kör yarasa, elinden tutmuş ve seni büyük bir hızla havada uçururken, aniden dönüp; "Ohhh, diye solusa… Dönmesek çarpacaktık!.." […]
Yüzebilmek!.. [14 Eylül 2002 Cumartesi]
Harmantepe’nin tepesinde; bahçesinden de, penceresinden de deniz görünen bir evde oturuyorduk… Zaman zaman "yüzmeye gideceğimiz" konuşulunca beni bir telaş alıyor… Böyle zamanlarda; bazen yerdeki mavi muşambanın deniz olduğunu hayal edip üzerine yatıyor, bazen de sandalyenin minder kısmına göbeğimi koyup hababam debabam kulaç atıyordum!.. "Heey, bakın bakın; ne kadar güzel yüzüyorum!.." E, iyi, güzel, hoş bir […]
Yanmak [13 Eylül 2002 Cuma]
Pervâneler, beni göremezdi bile; Ben… "Senden" tutuşmuş bir meş’ale gibi, ortalarda dolaşmasaydım!.. ….. Pervaneler beni görmezdi bile; ben… Onlardan önce yanmasaydım! {*} Yanmayan, nasıl yakar?.. {*} Farkında olunmamın, sebebidir; senin farkında olmam… Farkım, budur!.. {*} Söylüyorum, inanmıyorlar: Pervâneler beni göremezdi bile, ben "senden" tutuşmuş bir meş’ale gibi ortalarda dolaşmasaydım!.. Pervaneler beni görmezdi bile… Ben, onlardan […]
Cebi olmayan fistan… [11 Eylül 2002 Çarşamba]
Cep dikmeyi unuttukları bir çocuk fistanı gibiyim; Bu hasret nereme sığacak?.. {*} Ellerim boşluğa boşluğa gidiyor… Dünyada basacak yer bulamayan sarhoşun dolaşık ayakları gibi; karışık parmaklarım üzerimde sığınacak bir kuytu bulamıyor… Aklım, yangında gevreyip kalmış son dala tüneyen kuş gibi; Şaşkın!.. {*} Sorma… Bilmiyorum; bir gün kaç gündür, ve kaç günde biter bir gün?.. Sorma… […]
Yuvarla kendini sevgiye doğru [07 Eylül 2002 Cumartesi]
Bir sünger olsa… Ve dünde kalan bütün öfkeleri silse bu sünger… Hatırlamasak artık, kime kızmıştık beş gün önce. Hatırlamasak altı ay evvel kime küsmüş, kiminle kavga etmiştik… Altı yıl evvel kimden kazık yemiştik. Ve silinse tamamen, çocukluğumuzdan beri yaşayıp hazmedemediğimiz başarısızlıklar… {*} Yenilgileri hazmedemeyiz… Başarısızlıklarımız, mahcubiyetlerimiz bizim en özel yerimizde saklıdır… Üstelik bu mahcubiyetler ve […]
Saygıda kusur edilmez [06 Eylül 2002 Cuma]
Hayırlı Cumalar, dedi az evvel biri telefonu kapatırken… Günlerden Cuma olduğunu, önümdeki yazıyı gelecek Cuma günü için yazdığımı… Ardından da, belki bunlarla bağlantılı olarak başka bir hadiseyi hatırladım… Komik mi bilmiyorum. Ama bence ilginç!.. {*} Günün biriydi… Şu an söylemek istemediğim bir yerdeydim. Adamlardan biri masanın arkasında, diğeri önünde oturuyordu… İş konuşuyorlar, bir alışveriş için […]
Şehri kuşlar ısıtır [04 Eylül 2002 Çarşamba]
Sorular, cevapları sevmez… Çünkü cevaplar “eceli”dir soruların! Sorular cevapları sevmez… Çünkü karın güneşi sevmediği gibi; cevaplar ısıttığında, sorular erir!.. …………… Soğuklar çıkacağı, ve fırtınalar geleceği için mi göç eder kuşlar; Yoksa kuşlar gittiği için mi soğur hava,,, ve öfkeden kudurmuş bir manda boğasının soluması gibi “mışş”lar rüzgar?.. Kuşlar gider, ve,, ardından,,, yuvaları dağılır!.. {*} Hayyret […]
Hayaletler var kalsın [01 Eylül 2002 Pazar]
Gitme, dedim. Her kim isen!.. Yabancı bir şehrin seni tanamayan sokaklarında; kılavuzsuz, ve telefonsuz, ve hatta adressiz kaybolduğunu sanıp… Yönünü bulmak için güneşten de başka işaret kalmadığında saldırmışken bulutlar, ve gürüldeyerek kara bir kepenk gibi girmişlerken araya… Senin dilini ve hatta aynen senin şiveni konuşan birine rastlarsın ya aniden, bu gurbet elde… "-Heyy!.. Dur, gitme!.." […]
Işıkta durmak [31 Ağustos 2002 Cumartesi]
Verdiğin; aldığın ışıktır… Kârın ise; aydınlık kalmak!.. ….. Temiz bir ayna da aydınlık kalabilir ışıkta durduğu müddetçe, kara bir keçe de… Biri aydınlıkta kalır, diğeri kendine bakanları da aydın kılar! Sen, kendin karar vereceksin; "ne" olduğuna… {*} Senden yansıyan; aldığın ışıktır!.. Güneşin kim?.. Işığı kesilmiş kütleler halinde dolaşıyor insanların çoğu; karanlıktaki uydular gibi!.. Almazsan veremezsin, […]
Yangına boncuk takılmaz! [30 Ağustos 2002 Cuma]
Bazen’ler ile başlar bazı cümleler; Belirsizliğin, bir sis gibi çöktüğü… Ve zamanın, ritmi bozuk bir nabız gibi attığı vakitlerde… Bazen’lerle başlarsın sen de, kara kedilerin dolaştırdığı yumağını sarmaya! Bazen dolaşık gelir ip, bazen açık… Bazen de çekilip incelmiştir ortasından, umutlar! {*} Hangi "bazen" hangi insanda olursa olsun!.. Ve hangi insan nasıl anlatırsa anlatsın yalnızlığı, o; […]
