Çiviler 2 [10 Kasım 2002 Pazar]

Bir de şu açıdan bakmak lazım sanırım: Her birimiz bir diğerimiz için köprüyüz… Ve her birimizin "takılınabilecek" çivileri var!.. Ama hemen hemen her birimiz eteğimizi-şalvarımızı savurarak geçiyoruz köprülerimizden… Bu, doğru değil!..  {*} Büyüklerden birinin hikâyesini dinlemiştim, ki çoğunuz bilirsiniz… Hani hocasının sigara içmesine ve gözünün çapaklı olmasına takılıp kalmıştı da feyz alamıyordu… Çivi yolcuyu durdurur; […]

3 mins read

Köprü ve çiviler!.. [09 Kasım 2002 Cumartesi]

Herkes birilerinden geçer… Ben; köprüyüm sana!..  {*} Takılıp kaldığın çivilerimden bir an evvel kurtar kendini, elbisen bir kaç yerinden yırtılsa bile… Kurtul ve yürü; yeni köprülere ve yeşil bahçelerdeki meyvelere doğru… Bir an evvel geç kurtul benden, ki başkalarına yer açılsın!.. Ben köprüyüm, dedim ya… Bir gün kurtulacaksın benden; istesen de, ve istesem de üzerimde […]

2 mins read

“Tıppp, tıp!..” [08 Kasım 2002 Cuma]

Ben… Çoğu zaman… Bir kedi olduğumu düşlerim; sahildeki yuvarlak havuz bulunan parkta… Uyuyan bir devin derinlerden gelen soluğu önünde bir gidip bir gelen kuş tüyü gibidir İncirköy’ün dalgaları; derinlerin, serin serin kokan nefesiyle yuvarlanıp dururlar, ağlardan kopmuş mantarları kucaklayarak… Yosun koyusu iskelenin zeminine, henüz sarı bir tahta çakılmıştır; çocuklar düşmesin, ya da acemiler topuğunu kaçırmasınlar […]

3 mins read

Söylenemeyen… [06 Kasım 2002 Çarşamba]

Ben, sana ne söyleyebildim ki bunca zamandır?..  {*} Yağmur bırakmadan geçen bulutlar gibiydi zihnimdeki düşünceler; dilime düşmeyen, sözcüklere dönüşmeyen!.. Ben, sana ne söyleyebildim ki bunca zamandır?..  {*} Her zaman fazla oldu söyleyemediklerim, söyleyebildiklerimden!.. Her zaman; bir bilinmez lisandaki çözülmez şiirleri koklayıp, hissettirmeye çalıştım sana… Her zaman biraz daha zaman kolladım seslenmek için sana, ve her […]

1 min read

Anlamanın nasılı… [02 Kasım 2002 Cumartesi]

İnsanız… Öylesine açız ki önemsenmeye!.. Hatta bazen öyle geliyor ki bana; ne kadar önemsediğinizi hissettirerek çok şeyler yaptırabilirsiniz insanlara!.. Bunu başaranlar çok olmuş… Mikrofon ardındaki avcılar hoparlörlere dayanmış kulaklarından yakalamıyorlar mı çoğu zaman, yumuşak tüylü tavşanları!..  {*} İnsanız… Öylesine açız ki önemsenmeye!.. Önümüze konanın da çoğu zaman farkına varamıyoruz; bu yemeğin ne kadarı bizimdir?.. Etin […]

3 mins read

Ninni!.. [01 Kasım 2002 Cuma]

-1 Sevgimi, yüreğine yatırmışım; Uyusun da, büyüsün diye!..  {*} Boncuk taksam omzuna; nazar değmesin diye, "boncuklum" olmaz mısın?.. Sırma koysam saçına; tel tel örülsün diye, "sırmalım" olmaz mısın?.. ….. "Sevdalım" olmaz mısın; ayağımdan fırlayıp, seni ufku bilerek gönlüne saplansa yol?.. Ve kalbinin ritmini bir ninni belleyerek, mışıııl mışıl uyusa; bir gün büyümek için… Bir gün […]

1 min read

Şeref koltuğu [30 Ekim 2002 Çarşamba]

En az bilmem kaç yıllık tecrübesi olan kır bıyıklı şoförler kullanırdı bizim hattaki kırmızı Leyland’ları… Biz de (sınıflardaki karatahtanın üzerine asılmış hece fişlerinin küçüklerine benzeyen) otobüs duvarlarına vidalanmış metal plakalardaki yazıları hecelerdik. Zaman boldu nasılsa; Üsküdar ile İncirköy arası 50 dakika!.. “Serbest kart ve pasolarınızı istenmeden gösteriniz!” Yazardı arka kapıdan binince hemen sağda oturan biletçinin […]

3 mins read

Ali A.T.’a bak!.. [27 Ekim 2002 Pazar]

(Yazı bitti aslında… Yazı, sadece başlıktaydı, başladı ve bitti. Ama bu köşenin de yazı ile dolması lazım ki, maaşı hakedelim!.. E öyleyse sıkın dişinizi birazcık!..) ….. Son günlerde; “Herkes siyasi yazı yazıyor, sen hariç” diyenler çoğalınca şunu hatırladım: Bizim kapının önünde kavga olmuştu bir gün. Herkes neler olduğunu görmek için oraya, ben ise yukarıya koşmuştum!.. […]

3 mins read

Tek kare! [26 Ekim 2002 Cumartesi]

(Her ne zaman güneş doğmadan ayağa kalksam, dedemi hatırlarım. Ey koca Çavuş dede, Allah rahmet eylesin; senin ne yapmaya çalıştığını anlayabilmem bu kadar uzun mu sürecekti?) Karanlığın içinde tekrar dürtüklendim. Gözümü açamayıp arkamı döndüm, ama bu defa ablamı anlayabildim. Eğilmiş; "dedemin çağırdığını" fısıldıyordu. Herkesin çağırması bir yana, dedeminki diğer yanaydı. Göz kapaklarımın ağırlığına rağmen doğruldum!  […]

3 mins read

Susuyorum… (2) [25 Ekim 2002 Cuma]

Susuyorum… Susuyorum; Sana!  {*} Sen, susuyorum sanıyorsun… Bense susuyorum; Çöl gibi!..  {*} Göl gibi bakıyordum halbuki… Bana veda ederken, ve dökülürken yağmur gibi, yüzüme; Kelimelerin!..  {*} Ben,,, susmuyorum aslında… Güvercinlerin guu’lamasını dinliyorum penceremin pervazında… Geldiklerinde, her gün; ufaladığım ve önlerine koyduğum dün’ümün başında!.. Dünn… Her dün bir kırıntıdır artık; canımdan alıp, cam dibine koyduğum!..  {*} […]

1 min read

Yazı, top, resim filan… [23 Ekim 2002 Çarşamba]

Bazıları "yazar" der benim için, bazılarıysa; yazamaz… Derde bak!.. Bazıları "atar" der onun için, bazılarıysa; atamaz… Ama golcü, kendisine "atmalısın" diyenin sesini dinler!.. Çünkü kim tarafından ve nasıl kritik edildiği değil; onun, hocasından aldığı vazifeyi ne ölçüde yerine getirdiğidir önemli olan… Ve tribündekilerin dediğine bakılmaz sezon sonunda; onun, fileleri kaç defa havalandırdığı sayılır!.. Yani, günlük […]

3 mins read

Zaten, bal mı yapardım!.. [20 Ekim 2002 Pazar]

Koskoca alemin ortasındaki koskoca dünyanın ortasındaki koskoca bir salonun ortasında, oturuyordum; Kendi içime, kapıcı gibi!.. ….. Panayırların umurunda mıydı duymayan kulaklar?.. İşte ben; Kocca bir lunaparkın, sağır biletçisiydim!..  {*} Bu koltuk, taştan oyulmuş!.. Boyun adalelerim, başımı tartamaz gibi!.. Avizem; Paraşütü açılmadığı için korkudan donup kalmış bir adam gibi… Ben ona, o bana; bakışıyoruz şaşkınlık içinde!..  […]

1 min read

Sen, hazır duracaksın! [19 Ekim 2002 Cumartesi]

Papatya yaprağı kadar kulağı olan kedicikler bile, iki boylarınca uzayan annelerinin kuyruğunu yakalamaya çalışır; gül dikeni gibi incecik tırnaklarıyla… Sonra, rüzgarla karşılıklı bir oyun tutturur küçük kediler. Ortada bir yaprak vardır, kurumuş; rüzgar üfler, pisiler gıdıklar aynı kuru yaprağı… Yapraksa artık bir yelin nefesine düşer, bir pisinin patisine!.. Sonra bir ceviz bulur kedicikler, oynamak için… […]

3 mins read

Problemler, olmalı!.. [18 Ekim 2002 Cuma]

Karşında problemler vardır, her zaman… Ve; bu yanda, sen! Ama, "nerede" olacağına kendin karar vereceksin, nerede duracağına… Bu kaldırımda mıı, yoksa karşı kaldırımda mı?..  {*} Sağın var, bir de solun… Önün var, bir de ardın… Şu taraf var, bir de bu taraf… "Taraf"ın hangisi?.. "Çözüm" tarafında durmaya niyetli değilsen; işin Demokles’e kalır!.. Demokles; "kimsenin çözemediği […]

2 mins read

Cândan gelen; canıma!.. [16 Ekim 2002 Çarşamba]

Ben, sana; “kırılmamak için” beklerim!.. Ben, sana; “gücenmemek için” beklerim!.. Ben, senden her gelene; “can-baş üstüne” derim!.. ….. Anlatabiliyor muyum?..  {*} Sen, içimde isen; “Ben”sin artık!.. ….. Değil mi?..  {*} Bir şeftali yediğin zaman, yahut bir elma… Veya bir kek, çikolatalı… Ya da bir meyveli pasta… Ne farkeder, aynı değil mi hepsi?.. Yani, sen… Bana […]

1 min read

Şeker Dede [12 Ekim 2002 Cumartesi]

Gözlerime inanamadım; gerçekten oydu!.. Bunca yıl geçmişti aradan. Ben mi büyümüştüm, yoksa o mu böyle küçülmüştü?.. Ama emindim; oydu… Yanına yaklaşıp, selam verince; -Vealeykümselam! Dedi… Ben, gülümseyerek onun suratına bakıyordum; o da (bastonuna dayanıp kendini kaldırarak) beni tanımaya çalışıyordu… -Yaşlandık artık, yaşlandıık, dedi… Tuttum, mavi damarlı elini öptüm. -Gideceğiniz bir yer varsa götüreyim. -Yok yok, […]

4 mins read

Miyaav!.. [11 Ekim 2002 Cuma]

Sarman, Tekir kedinin yanından geçip bir metre kadar ötesine oturdu. Gözlerini dikip camın ardındaki adamın hareketlerini izlemeye başladı… Minnoş, Sarman’la Tekir’in önünden geçerken ikisi de sinirli sesler çıkardılar, ama onun kim olduğunu bile görmediler!.. Minnoş da az ileriye geçip oturdu. Gözlerini dikip camın ardındaki beyaz önlüklü adamla yanındakilerin hareketlerini izlemeye başladı…  {*} Bir korna acı […]

3 mins read

Aloo!.. [09 Ekim 2002 Çarşamba]

Ne kadar zaman geçmiş, bilmiyorum… Ve sormuyorum!.. Ben, sanki asırlar sonra uyandım… Ben şu an, kendi bedenimdeyim ama; sanki fotoğrafçıda giydirilen emanet bir elbisenin içinde gibiyim, başka tenlere kokan!.. Allah’ım, bu nasıl bir duygu; Sokağa çıksam, sanki "Kıtmir" havlayacak!..  {*} Ne kadar zaman geçmiş bilmesem de, ev aynen uyuduğum zamanki gibi… Ama ev, elbette aynen […]

3 mins read

Haydi, kızalım!.. [06 Ekim 2002 Pazar]

Büyükleri "büyük" kılan; kendini küçük görenlere ikramda bulunmak, ve kendisine kızanlara iyilik etmektir belki… Ama bugün konuya öbür ucundan, yani "o" tarafından değil de "biz" tarafından bakalım!.. Şimdi, "kendini farkedemeyen" bir deniz feneri gibi çepeçevre bakın etrafınıza. Herkese ve herşeye, iyice bakın… Ne görüyorsunuz, değil; "şunu görüyorsunuz" diyeceğim ve siz de; "a evet, onu görüyorduk" […]

3 mins read

Kandil ışığında… [05 Ekim 2002 Cumartesi]

Görevim, taş taşımak olsaydı!.. Yine terlerdim… Bir tek kayayı koymamak için çamura bir adım daha, bir adım daha atmaya gayret ederdim elbette… Görevim taş taşımak olsaydı, sanırım içim yine durulurdu bazen, dolu bir süt tası gibi; ama bazen de aklım karmakarışık olurdu, şelale dökülen çukurlar gibi!.. Görevim taş taşımak olsaydı; gene birikirdi hafızamda pek çok […]

3 mins read