Aklımız yanıyor -2- [15 Aralık 2002 Pazar]
Dünden beri, orda mısınız?.. Birileri kıştan, birileri işten, birileri mezarlıklara sığınmış ağaçlardan, birileri de ağaçları örten kardan bahsederken de orda mıydınız?.. Her kim, ne yaparsa yapsın, hangi işle uğraşırsa uğraşsın; problemlerin, her zaman kendisinin yanında, yanıbaşında olacağını farkettiğinde orda mıydınız?.. …………… Biliyor musunuz, farkediş, gayet faydalı bir kabulleniştir ki; "hayatı kabul ediş"le başlar… Çünkü ömür, […]
Aklımız yanıyor… [14 Aralık 2002 Cumartesi]
Sanki, başını yaslamış omuzuma da, ‘mırıııl mırıl’danıyordu!.. Kıştan bahsediyordu, işten bahsediyordu… İşyerinin penceresinden; mezarlığın ağaçları üstüne serilen karın nasıl göründüğünden bahsediyordu… Ben, üşüyen kulağım; eğer şakağına değerse onun ürpereceğini beklerken, o; dünyada mutluluk da olabildiğinden, insanın içinin huzurla dolabildiğinden bahsediyordu!.. {*} "Bunları neden anlattığımı bilmiyorum, diyordu… Sabahtan beri çok yorulduğumu söyleyip duruyorum kendime. Ve uzun […]
Adres yağmuru!.. [13 Aralık 2002 Cuma]
(Gülmeyeee, hazır mısınız?.. Hadi bakalım!..) Bazıları bazı şeylerden öyle nefret eder ki; onların, kendi yakınlarında bile bulunmasına tahammül edemezler!.. Değil mi?.. Adamın biri de, karısının kedisinden kurtulmanın yollarını arıyormuş. Bir sabahın köründe kimseye göstermeden arabasına attığı gibi, kediyi evlerinin 20 blok ötesindeki sokağa bırakmış… Ama işten eve döndüğü zaman bakmış ki; hayvan, evin bahçesinde karısıyla […]
Güzeelce, ölmek… [11 Aralık 2002 Çarşamba]
Ölümün güzeli, olmaz olur mu?.. Ama, ölümün güzelliğini görmek için de; varlığı, etrafındakilere “kıymet” olan birilerinin güzeel güzel ölmesi gerekiyor… Ki, görebilelim… …de, ibret alalım “en büyük nasihatçi”den!.. {*} Etem babaa!.. Uzaktaydım… Sana selam gönderdim mübarek bir torunla… Aldın, değil mi?.. Tabutunun altına giremedi omuzum… Ama, kuma bassan izi kalmaz sanırdık, yoktu sanki ağırlığın!.. Sanırdık […]
Çünkü sen umuda kokuyordun… [08 Aralık 2002 Pazar]
Belki de sen hiç farketmedin; Katrana kesmiş gecelerin kayıp zamanlarında, yolunu şaşırmış bir minik yıldızı arar gibi gözlerinde ışık aradığımı… ….. Ve hiç farketmedin belki; Umuda koktuğunu!.. {*} Yoo, bilmen gerekmiyordu aslında… Belki güzelliği de işte buydu geçen zamanın!.. ….. Belki bilseydin veya ben söyleseydim; bozulacaktı bişeyler… Eğer bilinseydi; bu ufka batmış en sivri tepenin […]
Kimsesizliğime düştün [07 Aralık 2002 Cumartesi]
Yeşildi dünyam, maviydi… Bir de kahverengiydi. ….. Beni bir ürkek ceylanlar tanırdı, bir de çingene serçeler… {*} Yalnız kuşların sesi gelirken kulağıma bir de kavak yapraklarının… Sen; Durgunluğuma düştün… Ve büyüdün içimde büyüdüün, büyüdün; Sudaki halkalar gibi. {*} Yeşildi dünyam, Maviydi… Bir de kahverengiydi; sen, bana düştüğünde!.. {*} Bakışların, kendi ortasından büyüyen sıcak halkalar […]
Bayram; beraber olmaktır… [06 Aralık 2002 Cuma]
Bütün yayınevleri, bastıkları zaman "satacak" kitap ararlar, bulamazlar… Peki bu satılacak kitaplar FAYDALI da olsa "zararı" mı olur?.. ….. Gözü veren yüce Rabbim, görmeyi de nasip etsin bazılarına, amiin!.. Çünkü yayıncılık yapanlar, dünyanın en kolay adresinde, yani; "Türkiye Gazetesi-Türkiye" adresinde kaim İsmail Yağcı beyi bir türlü bulamazlar(!..) Özellikle "bulamazlar" diyorum, çünkü onu aradığında bulabilip, baktığında […]
Bayram… [04 Aralık 2002 Çarşamba]
(Düşünüyorum ne zamandır; "Bayram" ne hatırlatıyor bana?.. İnsan’ım, neler hatırlamıyorum ki!..) Bir saatlik mesafeden İstanbul otobüsüne bindim, yarın oruçtu… Ramazan ayı, bir heyecan esintisiyle girer ya bu topraklara, az veya çok ama bir hazırlık yapar insanlar. İşlerini bu aya, sofralarını oruca göre düzene sokmaya çalışırlar… Arkaya doğru iki üç kişilik yer vardı zaten.. Üzeri sigara […]
Kanadıma oturma… [01 Aralık 2002 Pazar]
Bir kuş, bir camı tıklatır; ardında kim olduğunu bilmeden… Kalbin, kuş yüreciği gibi "tıp tıp" yapar; "ulaşılmaza" dokunmak istersin!.. Bir kuş camını tıklatır; Canın tıklar!.. {*} Bilirsin ki; açsan pencereni, bu kuş uçup gidecek. Umutların yitecek… İçin sızlar; beklerken tül ardında hareketsiiz, nefessiz!.. {*} Bundan sonra, ya sevgilerini ufalarsın pencerenin pervazına… Ya da ufalanmış sevgilerini […]
Ben ne kadar meşhurdum!.. [30 Kasım 2002 Cumartesi]
Onüç veya ondört yaşlarında bir çocuktum… Birkaç şiirimi, şimdi yayınlanmayan bir gazeteye götürmüştüm… Çünkü "Millet Kürsüsü" isimli bir köşede, haftanın bazı günleri, okuyuculardan gelen kısa yazı ve şiirleri yayınlıyorlardı… İşte bu küçücük gazetenin küçücük köşesinin bir kıyısında, küçücük bir cevap yazmışlardı bana; "Şiirlerin değerlendirmeye alındı" filan diyen, bir iki satırlık bir cevap… Ama… Ama, ADIMMM […]
Mühim olan yâr olmak… [29 Kasım 2002 Cuma]
Var olmak mühim değil; Mühim olan yâr olmak!.. {*} Kaç “var” var şu yer yüzünde… Var mı bilen?.. ….. Peki ya, kaç “yâr” var? {*} Gönül; “Varlar yâr olsa”, derken… Bir de; “Yârlar var olsa”, diyor!.. {*} Söz, uzaar gider; Yel olur!.. ….. Sel basar içimin sensizliğini, ufuktaan ufka; Kesilir sesler!.. ….. Nefesler kalır sadece, […]
Jeloğlan!.. [27 Kasım 2002 Çarşamba]
Alışveriş yapmak üzere çarşıya çıktı Jeloğlan. Hava pırıl pırıl, insanlar kıpır kıpırdı… Yolun sağında, renkli şemsiyenin altındaki dondurma dolabını görünce iştahı kabardı. Bir an duraksadı, dondurmacıyla göz göze geldi… Sonra yürüdü ve köşedeki ekmek fırınına girip; sıcağın karşısında çalışmaktan terlemiş, beyaz önlüklü ve kolları unlu kürekçiye dedi ki; “Bir külah dondurma verir misiniz?..” {*} Jeloğlan, […]
Adı ne; olmadığın mevsimin? [24 Kasım 2002 Pazar]
Üşüdükçe, uzuyor gece… Sis çöküyor içime!.. Uzadıkça, üzüyor gece!.. {*} Mevsimleer, dökülüyor kurşun rengi ağaçlardan; kavruk sarı!.. {*} Topraktan kök… Ve çeneden diş sökülür gibi koptu elin avucumdan; bir beyaz güvercin gibi oturuyorken parmaklarımın arasında!.. Böceklere terkedilmiş yuvalar gibi, şimdi boomboş avuçlarım… Korkuyorum; İçime bakmaktan! ….. Sen olsaydın, ne koyardın yokluğunun adını?.. {*} Üşüdükçe, uzuyor […]
Monoto!.. [23 Kasım 2002 Cumartesi]
– Bu da ne?.. – Manto ile monotonluk kelimelerini hatırlatan bir uyduruk kelime!.. – Peki nerden icap etti?.. – E, onu anlatmışız ya zaten aşağıda!.. {*} Monotonluk; Bir manto gibidir, kendimizi örttüğümüz!.. {*} Yani, her şey olmasa da; çok şey bizim elimizde… ….. Anladığını biliyorum; uzaktan baktığın zaman, ben de oturuyorum burda bir saksı gibi… […]
Lastik!.. (2) [22 Kasım 2002 Cuma]
Psikolojiyle başlamıştık ya yazıya; tam da "şaşkınlıkla gözlerimizi açacağımıza, ibretle bakmayı öğrenmemiz gerektiğinde" kalmıştık… "Seçilme" hakkı elinden alınmış bir kişiye, seçme hakkı bulunanlar tarafından; meclise giren her üç kişiden ikisini seçme hakkı verilmiş oldu… Bazılarını seçmenlerinin dahi tanımadığı, ama şu an meclisteki bu isimleri böyle "vagonlar" gibi dizip, sonra da "büyük gara" kadar çeken lokomotife […]
Lastik!.. [20 Kasım 2002 Çarşamba]
Psikoloji gerçek bir silahtır!.. Onunla, dürbünlü tüfek gibi “nokta” vurmak da mümkündür… TNT kalıbı gibi bir binayı uçurmak da mümkündür… Biyolojik silahlar gibi sirayet ederek yayılan bir toplumsal yok ediş sağlamak da mümkündür… Veya Hiroşima’yı “patlatmadan imha etmek” de mümkündür!.. Psikoloji, deriin ve geniş bir konu. {*} Psikolojik taarruzların panzehiri, zırhı ise nedir biliyor musunuz?.. […]
Biber… [17 Kasım 2002 Pazar]
Savrulan bir efkâr dolandığında boynuna… Ve boğacak gibi olduğunda seni; bir avuç fesleğen kokusunu al, yüzünü "yıka…" Fesleğen; anne kokar… Anneler, toprak… Ve gözyaşıyla ıslanan topraksa; fesleğen kokar!.. {*} Fesleğenim, bir avuç kaldı tam… Küçücük saksısının içinde "tütüyor"; küçücük yüreğim gibi!.. Anneler, işte bunun için anneye kokar; her annenin göğsünde bir yürek olduğu için… Yürek; […]
Beyaz, ve adam!.. [16 Kasım 2002 Cumartesi]
Beyaz ve boş bir defter vardı öğretmenin masasında; Sahibi belli olmayan… ….. Çocuklardan biri şöyle diyordu içinden: "Alıştırma defterim bitmek üzere… Babama, yeni bir deftere ihtiyacım olduğunu nasıl söyleyeceğimi düşünüyordum ben de!.." Başka bir çocuk şöyle diyordu: "Böyle bir defterden; sayfalarını yırtınca tam yirmidört tane, teli sökünce oniki tane büyük boy uçak çıkıyor!.." Bir diğeri […]
Bulut!.. [15 Kasım 2002 Cuma]
Ha, başımda dolaşan bir bulut… Ha sen!.. {*} Sen, beyaz bulut; Gözyaşından başka, nesin ki?.. {*} Güneş, nerene vurursa vursun, güzel; gözüm nereni görürse görsün, yumuşaksın… İnip sarılsan bana; sırılsıklam olurum inceden inceye, gizliden gizliye… Gözüm önümü görmez; bir beyaz buluta keser âlem!.. Bir sen olursun sanki cihanda, bir de kalbimin sesi!.. {*} Ha başımda […]
Helezon!.. [13 Kasım 2002 Çarşamba]
Başım dönüyor, savruluyorum,, bir helezon gibi,,, saçlarında… Başım dönüyor… Kavruluyorum; her nereme dokunsan!.. {*} Senden bukle bukle sarkan helezonlar içindeyim; nefesim bile, saçların gibi kıvrılıyor dudağımda… ….. Kıvranıyorum, ahh; Yanıyorum!.. {*} Başımm dönüyor, savruluyorum… Savruluyorum helezon gibi saçlarında… ….. Her buklen, yılankavi bir kılıç gibi kesiyor bedenimi, boylu boyumca… Yoo!… Boylu boyumca kesilmekle bitmiyorum; çünkü, […]
