Bir kuş ve bir kedi [30 Eylül 2005 Cuma]

Bu yazıyı okuduktan sonra birileri bir şeyler anlayacak; ..ama bazıları çok şey anlamayacak… Çünkü ben de hiç bir şey anlamamıştım önceleri. Biraz anlamaya başlayınca “yazayım” dedim; ..okuduktan sonra “daha çok şeyler” anlamayı umarak!.. {*} Altı beyaz ve sırtının tüyleri tekir renkli o tırnağı sivri kedi, sonunda fırsatını bulmuş… Beklediği kapıdan içeri dalmış… Dışarıda ötüşen hemcinsleriyle […]

2 mins read

Cevdet Yücel Söztutan [29 Eylül 2005 Perşembe]

Yoldaydım, telefonum çaldı. En sevdiğim üç-beş arkadaşımdan biri önce hatırımı, sonra da nerede olduğumu sordu. Kavacık’tan Çamlıca istikametine doğru araba sürdüğümü söyledim. -Bil bakalım, önümde kim var? Dedi. Bir an düşündüm, ve yine en sevdiğim üç beş arkadaşımı hatırlayıp, birinin adını söyledim. -Hayır, dedi. Cevdet Söztutan abi!.. -Öyle mii, yanına mı gittin? Dedim. Kandil günü […]

3 mins read

Dert de ne! [25 Eylül 2005 Pazar]

Bir gün, uçurtma fark etti; Kendi ipini, bir elin tuttuğunu! ….. Yazı, burada bitti… {*} Yaz bitti… Kuvvetli esmeye başladı rüzgâr. İplerin sarılma, uçurtmaların aşağı inme zamanı geldi. ….. Yani imtihan, yani sabır vakti!.. {*} -İnmem, dedi biri… ….. Savruldu gitti! {*} Birileriyse; Eğdi boynunu… ….. Çünkü fırtınalar geliyordu, yağmurlar geliyordu. {*} Uçurtmaların bilmesi gerekmiyordu […]

1 min read

Yalnızlığın kurtları [23 Eylül 2005 Cuma]

İyiyim. Her zamanki kadar… Veya, her zamanki kadar hasta!.. {*} Sen de ben gibisin; Karşılıklı bakışan aynalar gibiyiz yani! {*} İçimde bir diken… Ya da çürük bir diş var, ağrıyan!.. {*} İki kurt, iki dağın başından, nasıl uluyor ve duyuruyorsa biri birlerine seslerini; seni öyle duyuyorum beni duyduğun kadar… Ve seni dinliyorum, beni dinlediğince!.. {*} […]

1 min read

Kovalı yazı [22 Eylül 2005 Perşembe]

Sormayan… Dinlemeyen… Anlamayan; ne bilecek? ….. Aynı rahmet yağsa bile ikisine de… Kel kaya az sonra kupkuru olur, da toprak neden yeşerir?.. {*} Avlu kazığına geçirilmiş kovaya benzer, sormayan kimse… Yağmur inse, sel gelse; Bir damla düşmez nasibine! {*} Dinlemeyen; Pınarın başına giden kovaya benzer… Ki, herkesle birlikte çıkar yola, herkes kadar mesafe kat eder, […]

1 min read

Kral aslan ve güneşten korkanlar [18 Eylül 2005 Pazar]

Tarih kitaplarının sayfalarında kendilerine yer bulabilmiş toplumları, belli başlı davranış biçimleriyle hatırlamak mümkün. Bazısı çakallar gibi…Bazısı vaşaklar gibi…Bazısı tilkiler gibi…Bazısı da kurtlar gibi, önlerine çıkan her sürüye dalıp; aç gözlülükle, öldürebildiği kadar cana kıyıp, ondan sonra karnını doyuruyor. Yani bir kurt, kendine karşı konulmadığı bir ağılda sabahlasa, belki bir koyunun yarısını yiyebiliyor ama; bütün sürüyü […]

2 mins read

Yasaklar ülkesi :) [16 Eylül 2005 Cuma]

(Başlık size nereyi hatırlattı bilemem. Ama bizim bahsedeceğimiz; Birleşik Devletler. Bakın bakalım “özgürlükler ülkesi” bildiğimiz ABD’de neler de neler yasakmış…) …………… Alabama’da; motorlu taşıt kullananların gözbağı kullanması yasakmış… Lee ilçesinde; Çarşamba’ları güneş battıktan sonra fıstık satmak yasakmış… Bir kaktüs kesenin 25 yıla kadar hapsi istenebileceği Arizona’da; eşeklerin küvette uyumaları yasakmış… Başlarından aşağı dökülmesini istemeyenlerin; Mohave […]

2 mins read

Ölçü, tartı, kıyas [15 Eylül 2005 Perşembe]

Bilin bakalım; Kangal köpeği mi kurtlarla daha iyi boğuşur, yoksa bir Golden mi çocuklarla daha neşe içinde oynar?.. Bir de şunu bulun, hadi; Alaca inek mi daha fazla süt verir, yoksa çilli tavuk mu daha fazla yumurtlar?.. {*} Ardı ardına sorular sorabilirim size, siz de sorabilirsiniz benzerlerini kendinize: Hecin devesi mi çöle daha fazla dayanır, […]

2 mins read

Yüzonüç [11 Eylül 2005 Pazar]

İnsan, sanki gökten inmiş bir yağmur damlası gibi düşer dünyaya… Yine bir damla su gibi; ya yıkacakların arasına karışır, veya cana can katacakların… {*} İnsan, bir yağmur damlası gibi gelince dünyaya; hem kendisi bir şeylere/birilerine dâhil olur, hem de ona bir şeyler/birileri dahil olur… Ya yıkarlar veya yıkarlar bir yerleri!.. Yani ya çamur ve enkaz […]

2 mins read

Damlalar [09 Eylül 2005 Cuma]

Suya “rahmet” denir ya… Hani, merhametidir ya su, her damlayı gönderenin… ….. Bir damla düştü yeryüzüne. Sonra bir damla daha, ve sonra bir daha, bir daha… Damlalar sayılamayacak kadardı… Açmıştı avuçlarını, sırrı bilenler: “Ya Rabbi, bize hayırlı yağmur gönder” diye!.. {*} Her damla ayrı noktaya düşüyordu aslında. Veya aynı noktaya isabet edenlerin de geldikleri zaman […]

2 mins read

Röportaj [08 Eylül 2005 Perşembe]

(Türkiye Çocuk Dergisi’nin Ağustos sayısından kısaltılarak alınmıştır.) -İnsanın içinde büyümeyen bir yanı var değil mi Muammer bey, hadi gelin “çocuk çocuğa” konuşalım sizinle… -Memnuniyetle… Ve sevinçle… Ve sevgiyle… Evet haklısınız, her insanın içinde bir çocuk yaşıyor aslında. Ya da yaşamalı bence. Çünkü içimizdeki bu çocuk; tatlı merakların, hoş heyecanların peşinde koşturuyor bizi. Nefes nefese aramamızı, […]

5 mins read

…Yüzonbir [04 Eylül 2005 Pazar]

Eskiden, yokluk zamanıydı… Teyzelerden, sadece birinin adını “şekerli teyze” olarak söylerdi çocuklar. Mahallede, oyun oynanan sokaktan geçerken; zaman zaman bizleri sevindirmekten hoşlanan amcalar, dedeler ne kadar çok sevilirdi hepimiz tarafından… Gözlerindeki ışık bile başka olurdu böyle insanların; bir hareket veya nidayla herkesi çevresine toplar, ellerini ceplerine daldırırlardı… Avuçlarımız açık, gözlerimiz meraklı ve dirseklerimizle, küçük kuzular […]

1 min read

YÜZON [02 Eylül 2005 Cuma]

Önce babalar oğullarını eğitmeye çalışıyor, sonra oğullar babalarını düzeltmeye çalışıyor… Anneler kızlarına, kızlar annelerine, ninelerine… Öğretmenler öğrencilerine… Müdürler emri altındakilere… Arkadaşlar biri birlerine sürekli müdahale ediyor… Herkes bir diğerini yontmaya, eğitmeye, düzeltmeye çalışıyor hep… Peki herkes her söylenene inanıyor mu, yolunu değiştiriyor mu, hatasını kabul ederek kendine çeki düzen veriyor mu? İnsan mı kolay şekil […]

1 min read

Otuziki [01 Eylül 2005 Perşembe]

Emekleyen bebeklerin iki adım, üç karış, beş hamle sonra nereye varacağını bilir, onları gözleyen… Biraz yukarıdan bakan kimse, görür şu yolun nereye vardığını… Daha da yukarıdan bakabilen biri; Memleketin ortasında akan şu suyun… Akdeniz’e mi… Yoksa Karadeniz’e mi döküleceğini söyleyebilir, öyle değil mi?.. ….. İyi düşünmek lazım; Acaba, gidilmemesi gereken yöne doğru giden mi suçludur… […]

2 mins read

Air bag [28 Ağustos 2005 Pazar]

Uzun yıllar beraberdik onunla… Yüz yüzeydik, göz gözeydik, göğüs göğse ve can cana… Gece ve gündüz beraberdik onunla… Uzun mesafeler aştık, sayısız kilometreler yaptık; nice yollardan geçip birlikte kavuştuk ve yine onunla beraber ayrıldık… {*} Sabahın en erken saatlerinde, gözlerimin uykusuzluktan kızardığını çok gördü, biliyorum… Yine biliyorum ki; gecenin en geç saatlerinde, kendi kendime mırıldanırken, […]

2 mins read

Yirmialtı [26 Ağustos 2005 Cuma]

Sorar durur ya içimdeki çocuk: “İhtiyarların mı hep uzakta özledikleri olur; yoksa uzak özledikleri olanlar mı ihtiyarlardır?..” ….. Dedi ki biri: -Sen, ağlıyorsun?.. Öksürdü önce diğeri… Sonra durdu… Sonra söze başladı. Ve şöyle bitirdi konuşmasını: -Sen ağlıyorsun!.. ….. Hakkında konuşulansa, uzakta idi. Gülüyordu… Ve gülmeye devam edecekti; …özleyeceği birilerinin, uzaklara gideceği zamana kadar! ….. Sorar […]

1 min read

Teldeki yavru köpek [25 Ağustos 2005 Perşembe]

-Bu kedi de ne biçim miyavlıyor bugün, dedim. -Nasıl miyavlıyor ki, dedi annem. Zaten birkaç gündür tırmıklıyor herkesi, yoksa başına bir hal mi geldi?.. Hep beraber sundurmanın altına çıkıp dinledik; aslında ses, miyavlamadan çok bir sızlanmaya benziyordu… -Kedi değil bu, dedi babam. Galiba köpek yavrusu… {*} Beş basamaklı merdivenden bahçeye inip; ileride, sebze ekili kısmın […]

4 mins read

Yirmi [21 Ağustos 2005 Pazar]

Peynir kalıbındaki fare delikleri gibi… Ökçesi kaçmış çoraplar, güve yemiş kazaklar gibi… Camı kırılmış pencereler gibi… Hatta, yolda giderken kurşunlanmış vasıtalar gibi; Gözükecek “ömrümüzün delikleri” hesap gününde!.. Aynen; Bu peyniri kim oydu, der gibi… Bu çorabı kim deldi, bu kazağı kim kemirdi, bu camı kim kırdı, bu vasıtayı kim vurdu, der gibi soracaklar herkese, hepimize: […]

2 mins read

Onbeş [19 Ağustos 2005 Cuma]

Göze batmak için ısrarla uğraşmak, çoğu zaman iyi değil… ….. Birine görev verilmesi farklıdır; yapamazsa başkasını koyarlar yerine… Ama, kimseyi beğenmeyip, dümen tutma kavgası yapan güverte kalafatçısını, hırsından dolayı bir gün atarlar denize!.. {*} …..ONALTI Padişahın nazarı bir kere değmiş (yönelmişse) sana, yeter. Her an bakışlarını (dikkatini) hapsetmeye çabalamak iyi olmaz!.. Senin hallerin gibi onun […]

2 mins read

Rendelenme hikâyesi [18 Ağustos 2005 Perşembe]

(…ya ateşe veya baş köşeye) işçilerin kullandığı makinelerin gıyırtısına dayanamazdım; İnsanın ta kafasının içinde… Büyük bir gürültüyle… Titreyerek ve titreterek… Oyarak, delerek, sürtünerek… Ve kendine has yanık bir aşındırma kokusu yayarak… Sanki insanın canından can kopararak!.. Fakat bir gün dediler ki; “Dişin içindeki bu siyah leke oyulup temizlenmediği ve onarılmadığı takdirde çürük büyür ve açılan […]

3 mins read