Annem çok kızar(!) [14 Temmuz 2000 Cuma]

Annem çok kızar(!) Neslihan’ı gördüğüm gün uyarmıştım aslında… Demiştim ki; “Bak, bu senin son şansın… Hiç vakit geçirmeden, sen uza istersen!.. Hani, bizimkilere bulaştıktan sonra çok geç olmasın…” ….. Aynı yemekte de çıkışmıştım bizimkilere: “Nesi var?.. Gayet güzel, hoş bir kız işte… Hiç de söylediğiniz gibi çingeneye falan da benzemiyor hani!..” Birileri yarım saat kadar […]

5 mins read

Değerli kızmalarım [13 Temmuz 2000 Perşembe]

“Bir zamanlar sen beni kızdırıyordun!..” ….. Hatırlanan doğru mu? Evet… “Kızdırıldığını” söyleyen, demek ki ciddi ciddi kızmaktaymış bir zamanlar!.. {*} {*} {*} “Bir zamanlar sen beni kızdırıyordun!..” Aslında bu lafı kimin kime dediği; senin mi bana, benim mi sana sarfettiğim hiç önemli değil. ….. Ama gizli kalmış, bilinmeyen… Veya aşikâre, meydanda olan bir gerçek var […]

4 mins read

Yeni romana malzeme! [12 Temmuz 2000 Çarşamba]

Yeni romana malzeme! Birkaç ilginç not daha size. (İki gündür taktık ya hırsızlara, okuyucularımızdan Özer Demirci’nin yüzünden!..) ….. Yayınlanalı bir seneden fazla oldu (16.6.1999) aslında, ama olsun… Bizim gazeteden bir haber size: ….. “ABD’de The Washington Post gazetesinin haberine göre, British Columbia eyaletinde hafta sonunda meydana gelen bir hadisede Kanadalı Stephen Reid, Victoria şehrindeki bir […]

3 mins read

Affedilmek dileğiyle!.. [11 Temmuz 2000 Salı]

Hey Allah’ım… Dün dedik ya; “Asıl hırsızlık hikayelerini yarına bırakıyorum. Üstelik birinin çalanı da benim” diye. Şimdi dişini sıkıp merak edenler var… “Muammer acaba ne çaldı?..” O zaman biraz daha bekleyin!.. Hırsızlardan başladık bir kere de, malum; hırsızın da zekîsi var, zekî olmayanı var. Aşağıdaki hikayeyi okuduğunuzda “analar ne hırsızlar doğuruyormuş” göreceksiniz!.. {*} Sizlerin de […]

6 mins read

Hırsızlığa dair… [10 Temmuz 2000 Pazartesi]

Bana sorarsanız aşağıda okuyacaklarınıza hiiç inanmayın. Çünkü bu köşe bugün 5 ila 5.4 şiddeti arasında “palavra” sallayacak!.. İsteyen okusuun, isteyen okumasın; isteyen inansıın, istemeyen kanmasın… Ama, yine de hadi, buyrun bakalım: {*} {*} {*} Gazi’de okuyan bir arkadaşın sınavları varmış. Akşam da bi’kaç arkadaşı bizimkine ders çalışmaya gelecekmiş. Çocuk bankamatiğini kaptırdığından cebinde beş kuruş parası […]

6 mins read

Hanımlarla ilgili, diyelim de okunsun! [08 Temmuz 2000 Cumartesi]

Hanımlarla ilgili, diyelim de okunsun! Biraz sonra okuyacağınıza benzer yazıların ardından her kafadan bir ses çıkar!.. Böyle yazıları yazanlar da her kafadan çıkması muhtemel bu seslere göre bazı cevaplar hazırlamışlardır elbette kafalarında!.. ‘Ne bu ya, başka işin yok muydu da böyle bir yazıyla uğraştın?..’ ….. “Tamam da abicim, bunları ben yazmadım ki… Baksana Sokrates, Cervantes, […]

3 mins read

Dünya Türkçe’yi tanıyor [07 Temmuz 2000 Cuma]

Dünya Türkçe’yi tanıyor Bazen güzel haberlere ihtiyaç duyuyoruz… Belki de şu okuyacağınız haber herkesi pek fazla ilgilendirmeyecek, ama ilgilendirenleri de ilgilendirecek hani ve sevindirecek… {*} {*} {*} American Online’a bağlı şirketlerden Tegic Communications, cep telefonları ve internet sitelerinin büyük bir çoğunluğu tarafından kullanılan T9 adlı yazılımına Türkçe’yi de dahil ettiğini açıkladı. Dünyadaki telekomünikasyon şirketlerinin yüzde […]

4 mins read

Tebessüm olup yaşamak [06 Temmuz 2000 Perşembe]

Tebessüm olup yaşamak Hababam Sınıfı filmleri elbette bizim dönemin de hayatının bir parçasıydı… Ama sonradan ip koptu bende ve yıllarca takip etmedim onu, hem de şu son bir kaç yıla, hatta “Propaganda” filminin vizyona girmesine kadar… Seyircilerini de yadırgadım hep; Ne vardı ki bu adamın filmlerinde?.. {*} {*} {*} Bir arkadaşımın dükkanında oturmuş konuşuyorduk… O […]

5 mins read

Millî lezzet [04 Temmuz 2000 Salı]

Millî lezzet Cağaloğlu’nda iken bir abimiz vardı… Gençliğinden beri onu bırakmayan hastalığıyla yaşardı. Günün birinde “tad alma” duygusunu kaybettiğini öğrendik… “Yahu, diyordu. Şu dil ne önemli şeymiş!..” ….. Gözünü kapatsa ne yediğini anlayamıyormuş. O da, nasılsa bir şey değişmiyor diye bir kolaylık düşünmüş: Yıllardır müşterisi olduğu (kendi işyerinin alt katındaki) lokantaya gidiyor ve tabağına “biraz […]

4 mins read

Gülmek sana yakışıyor [03 Temmuz 2000 Pazartesi]

Günlük hayatta ve toplumsal ilişkilerde neşeli insanlar, hemen her durumda göze çarpar ve dikkat çekerler. Neşeli insanlar, taşıdıkları bu özgün ve sosyal ayrıcalıkla durmaksızın pozitif ve keyifli dalgalar yayarlar ve bu dalgaların ortamındaki özel bir refleksle de ayrıca yine öne çıkarlar. Neşeli insanlar, kahkahalar atabilen, gülebilen insanlardır ve gülmek onlara çok yakışır!.. {*} {*} {*} […]

5 mins read

Nefret etmek meslek midir? [30 Haziran 2000 Cuma]

Nefret etmek meslek midir? (Atgözlükleri sadece atlara… Ve mecazî manada da “hedefine koşan” insanlara yakışır.) Tasvip etmemek ile nefret etmek arasında öyle büyük bir fark-uçurum var ki; bunu ancak “at gözlüğü takmış olanlar” anlayamaz… Anlatabiliyor muyum? ….. Hadi “anlamadım” deyin bakalım!.. {*} {*} {*} Bu laflar nereye geliyor biliyor musunuz? Şuraya: Bülent Ecevit’i tasvip etmiyor […]

3 mins read

Mcuk muccuk! [29 Haziran 2000 Perşembe]

Şu Tarkan denen çocuk ciddi ciddi o kadar başarılı ki, kelimelere sığmaz… En azından, bir Türk’ün dünyanın neresinde olursa olsun “Yakalarsa, mcuk muccuk” yapacağını öğretti dünyanın bütün insanlarına!.. {*} {*} {*} Bu arada, yakalayınca “mcuk muccuk” yapmak gerektiğini, yahut “mcuk muccuk” yapmak için önce yakalamak lazım geldiğini Tarkan’ımızdan öğrenmek isteyen, sadece ABD’de (geçen ayki satışlara […]

6 mins read

“Hiçkimse”ye bir yazı [28 Haziran 2000 Çarşamba]

“Hiçkimse”ye bir yazı Sabah ezanından yatma vaktine kadar, kendini perişan edercesine evini silip süpüren; mutfağı, salonu indirip kaldıran ve yerlerde bir toz zerresinin bile kalmasına müsaade etmeyen; kirlenmeden perdeleri yıkayıp, tozlanmadan halıları dövüp, mıntıkası dahilinde ve elinin erişebildiği mahallerde dokunulmamış, silinmemiş, temizlenmemiş ve defalarca dezenfekte edilmemiş bir tek noktanın kalmış olmasına tahammül edemeyen kadından ise… […]

5 mins read

Dedem [27 Haziran 2000 Salı]

(Bir dayım vardı; Hasan… Ben çok küçük bir çocukken; “Şehit oldu, dediler. Askerde… Dayımı hayal meyal hatırlıyorum aslında, ama annemin o zamanki hali hiç gözümün önünden gitmiyor. Galiba ilk kez gerçek acıya o zaman şahit olmuştum… ….. Ve; “Aşağıdaki hikayeyi Anadolu’daki Rock yapan Pentegram grubunun askerken güneydoğuda şehit olan solisti için yazmıştım. Yorumsuz olarak sunuyorum. […]

8 mins read

Kuzuluk sabahı [26 Haziran 2000 Pazartesi]

Kuzuluk sabahı Bu, Kuzuluk’taki son sabahım; dönüyoruz. ….. Ortalık “yemyeşil” kokuyor bu sabah da… Bu sabah da kuş kaynıyor ortalık… Ve bu senenin yavrusu olan “acemi” serçeler insanlı balkonlara dahi konarken, belki de her pencereye bir yuvaları denk gelen kırlangıçlarsa “çamurdan saray”larının deliğinden gün boyu yapacak oldukları sayısız giriş-çıkışlarına çoktaan başlamışlar… {*} {*} {*} Henüz […]

4 mins read

Ölene kadar yaşamak… [24 Haziran 2000 Cumartesi]

Milyonlarca, milyonlarca insan sağlık mazeretinden yakınmaktadır. Ama, pek çok durumda, bu yerinde bir bahane midir?.. Diyor Dr. David J. Schwartz. Ve devam ediyor: Bir an için bildiğiniz, tanıdığınız oldukça başarılı olmuş insanları düşünün; sağlığı bir mazeret olarak kullanabileceği halde kullanmayan kişileri. Doktor ve cerrah arkadaşlarım “örnek” bir yetişkin insan hayatının var olmadığını söyler. Tıbbi açıdan […]

5 mins read

En büyük adam kimdir? [23 Haziran 2000 Cuma]

Kızılderililer, ABD vatandaşıdırlar; oy kullanma hakları vardır; vergi verirler, askere gidebilirler; her türlü devlet görevini yapabilirler; fakat eğitim seviyeleri düşüktür ve ABD’deki en düşük gelir grubunu oluştururlar: Yüzde 32’si fakirlik sınırının altında yaşamaktadır. Ülkedeki en hastalıklı etnik grup oldukları gibi en düşük ortalama ömür de onlardadır. Fakat önümüzdeki yüzyılda, kabilelerinin cümle düşüklüklerin merkezi olmaktan çıkacağına […]

3 mins read

Mi taku oyasin [22 Haziran 2000 Perşembe]

Mi taku oyasin Romanlarda, çizgi romanlarda ve filmlerde o kadar çok okudum ve seyrettim ki Kızılderilileri…. Yıllarca onları kendime akraba gibi hissettim. (Yıllar sonra Kızılderililer ile Türkler’in bir bağı olduğunu duymaya başladım. Bu da başka konu…) {*} {*} {*} Bütün bu kaynakların bir gayesi vardı sanki… Öyle vahşî gösterilmeliydi ki Kızılderililer; topraklarına saldırıldığında başlayan savaşlarda… […]

5 mins read

Kan otları [21 Haziran 2000 Çarşamba]

Kan otları Canımız, diyorum… Canımız “yandığını” mı anlamazdı, yoksa gerçekten yanmaz mıydı bilmiyorum. Ama o otları… Hani, (yaşı bizlerden birkaç yıl büyük olan) tecrübeli arkadaşlarımızın “tavsiye” ettiği o otları sürüp dilimi kanattığımızı hatırlıyorum… {*} {*} {*} Daha yürekli olanlar, acemîlere tarif etmekle kalmaz; “dilin nasıl kanatılabileceğini” uygulayarak gösterirler; “Bakın, derlerdi… Hııı, bakıın!.. İşte böyle yapacaksınız… […]

2 mins read

Kadının ruhu var mı? [20 Haziran 2000 Salı]

Kadının ruhu var mı? 16. Yüzyıl Avrupa’sında en çok tartışılan konulardan birisi neymiş, biliyor musunuz?.. Kadınların ruhlarının olup olmadığı… Ve Cennet’e gidip gidemeyecekleri!.. {*} {*} {*} Yine aynı dönem Avrupa’sında bir üniversite hocası; “KADINLARIN İNSAN TÜRÜNDEN OLMADIKLARINI” ispat etmek üzere Latince tezler yazıyor… Kraliyet fermanlarında ise, kadınların dövülmesiyle alakalı olarak şöyle kayıtlar bulunuyormuş: “Dövme aletinin […]

3 mins read