2009
Ey uçak, kon bahçeme! [14 Mayıs 2009 Perşembe]
Acaba okur mu okuduğu yazının hizasına çekmeye çalışmalı kendini; yoksa yazı mı okumaya çalışanın seviyesine inmeye çalışmalı? İkisi de doğrudur ve fakat ikisi de yanlış! Çünkü yazılar “vasıta”dır; tren gibi, uçak gibi, gemi gibi! “Ey tren, gel de beni bizim köyün kahvesinden alıver!” O tren ne der sana, sen ona öyle desen? {*}{*}{*} İstasyonlar, buluşma […]
Dayımın korsan gözlüğü! :) [10 Mayıs 2009 Pazar]
İyileşti, şükürler olsun. Arabasıyla camiye, kasap dükkânına gidebiliyor. Fakat geçen sene ciddi bir “varta” atlatmıştı Hüsnü dayım: Bir gece, bir yanı tutmaz oluyor! Hemen hastaneye götürüyorlar, durumu ciddi; yatırıyorlar… Gördüğümde eve gelmişti. Gözünün tekindeyse siyah bir korsan gözlüğü… “Bu ne dayı” diye sorunca, parmaklarıyla gözlerini işaret edip: “Birbirinden haberi yok bunların, dedi. Ayrı ayrı görüyorlar!..” […]
Şeker, çocuk, sen! [08 Mayıs 2009 Cuma]
Benim bir “Şekerli Teyze”m vardı, Allah rahmet eylesin; bize geldiği zaman, gitmesin diye ayakkabılarını saklardım!.. Çünkü o, çantasını açar ve küçük bir kesekâğıdı içinden akide şekeri çıkarıp bize verirdi… Sizin de vardır benzeri hatıralarınız. Belki de ara sıra anlatırsınız; size kimlerin şeker verdiğini… {*}{*}{*} Çocuklar şeker sever ve kendilerine şeker verenleri de sever. Çocuklara şeker […]
Tepedeki yalnız ağaç [07 Mayıs 2009 Perşembe]
Tepede bir ağaç hayal edin; yapayalnız… Bir tek ağaç olsun orada, ama bütün tepe kurumuş, renksiz, topraksız… ….. Öyle bir savaş ki; ya ağaç bu kuru tepeye benzeyecek, ya da kurumuş tepe orman olacak… Hangi ihtimal size daha yakın geliyor?.. {*}{*}{*} Olur ya; ormanda bazı ağaçlar yaşlanmış… Yıldırım düşmüş… Fırtınadan devrilmiş… Boş kalmış yerleri… Orman; […]
Kim “bilmek” ister? [03 Mayıs 2009 Pazar]
Hep tavsiye ediyoruz: Herkes her şeyi bilemese de herkesin iyi bildiği birkaç konu olmalı! “BUNU FİLAN BİLİR!” diyerek kapınızı çalmalılar… Turşu kurmak deyince akla filan kişi gelir; Uludağ’ın ağaçlarını filana sormak lazımdır; şifalı bitkiler filanın uzmanlık alanıdır; İstanbul çeşmelerini filan ezberlemiştir; Türkiye’nin taş köprülerini filan bilir hem de ustası, bânisi, tarihi, her şeyiyle… Peki senin […]
Yüz yıl önce… [01 Mayıs 2009 Cuma]
Yüz sene önce ne oldu, bilen var mı? Asla bilmiyor, öğrenmiyor; bize “öcü” olarak gösterilmiş olan mazimizi hiç merak etmiyoruz. Yakın tarihimizin en önemli hadiseleri bile rağbet görmüyor ömrümüzde. Yarın hiçbir önemi kalmayacak magazinlerle zaman harcıyoruz. “Ömrümüz çok kıymetli” diyoruz. Fakat, unutuyoruz: Bir elbisenin boyundan ve renginden çok daha önemlidir; ceplerine konmuş olanlar!.. Yüz sene […]
Ne mümkün? [30 Nisan 2009 Perşembe]
Veya “Zehirli Su” Yahut “Senli Ben” Ya da “Benli Sen” Her ne ise, yazının ismi önemli değil zaten! (BİR KÂSE SUYA DÜŞEN BİR DAMLA ZEHİR GİBİ; GAYRI SENİ İÇİMDEN SÖKÜP ATMAK NE MÜMKÜN?..) {*}{*}{*} Nasıl damlarsa zehir bir kâse suya; İçime, öyle damladın… ….. Ve nasıl karışırsa soluğa, nasıl karışırsa kana; İşte öyle karıştın, öyle […]
Şampiyon Sivasspor [26 Nisan 2009 Pazar]
Ben spor yazarı değilim. Ne ehemmiyeti var ki Sivasspor’u şampiyon ilan etmemin? Aslında çok önemi var: Sivas’ın şampiyon olma ihtimali, artık spor sayfalarının dışına taşmıştır. Bu konunun, malum; bir top tarafı var, bir de insan tarafı… Topun kaleden her geçişi rakam olarak sayılır, skora yansır; ama insanın duygu tarafı (skora da yansıdığı halde) görülemez, bilinemez, […]
Kırkıncı yıl [24 Nisan 2009 Cuma]
Kırk yıl hatırı vardır, derler bir fincan kahvenin… Acaba ne kadar hatırı vardır; kırk yıldır okunmakta olan gazetemizin yanında içilen kahvelerin, çayların, sohbetlerin?.. Şu elinizde tuttuğunuz gazeteyi bir tek kelime ile özetle, deseler sadece; “sevgi” derim!.. Tiraj, değil, itibar değil, para değil, güç değil, kavga değil, siyaset değil, iktidar değil, muhalefet değil, husumet değil, ihanet […]
Kabuk [23 Nisan 2009 Perşembe]
(..can, bir kuşun kanadında) Yar; yaramdır!.. {*}{*}{*} Ne çiçeklerle, ne duvarlarla, ne dağlarla, ne de bulutlarla konuşmak değil bana göre… Ben, yârimle konuşurum… Yar; bir yaradır bende!.. {*}{*}{*} Yarsalar içimi; yarlar açılır yool yol, toprağımda… Yarısı kan, yarısı candır bedenimin; kan yerdedir işte, can; yeşil bir kuşun kanadında!.. {*}{*}{*} Serçeye, şahin kayasındaki kâhinden iksir mi […]
Tuğra Günü; 22 Nisan’dır! [19 Nisan 2009 Pazar]
Nisan’ın 22’si benim için çok anlama gelir. Annemin vefat günüdür, Gazetemizin kuruluş günüdür… Fakat bugün sadece “Tuğra Günü”nden bahsedeceğiz… 26 ve 27 Şubat’ta “Şehzadenin tuğraları” ve “Dağdan geçen gemiler” ismiyle de bu konuyu hikâye etmiştik. (www.turkiyegazetesi.com veya www.muammererkul.com adreslerinden okunabilir.) Özeti şu: Defterinin başındaki oğulcuğunu izleyen Hüma Hatun: “Bunlar nasıl tuğralar yavrum, direksiz kadırgalara benziyorlar!” […]
Kayı-3 [17 Nisan 2009 Cuma]
Çoğu öğretmen hiç öğretmeseydi, çoğu tarihçi hiç tarihe yaklaşmasaydı, çoğu yazar ise hiç yazmasaydı daha iyi olmaz mıydı? Adam hem yazar olacak, hem tarihçi olacak, hem de üniversitede öğretim veren bir profesör olacak… Şimdi hafızanızı zorlayıp böyle birinin suratını, sûretini ve içinde gizlediklerini düşünün! Bizler, atasına söven torunların sınıflarında ziyan olanlardanız! Hatta korkudan öğrenme kapılarını […]
Bir kişi ne demektir [16 Nisan 2009 Perşembe]
Belki “her şey” değil, ama bir kişi “çok şey” demektir! Bir kişi önce kendisinin önüne düşer, kendini bir yerlere doğru çeker ve bunda da ısrar ederse; onu takip edenler de çıkar ve düşerler peşine… Amaç; birilerinin önünde yürümek, değil elbette. Çünkü kibirle kalkan burunlar kırılır, toprağa karışır! Hedef; önce kendini selamete çıkarmaktır, seninle gelmeyi seçenlerle […]
Elmalı yazı [12 Nisan 2009 Pazar]
Bazı yazılar vardır ki; birer meyve gibi durur önündeki tabakta. Elmaya benziyorsa, elmadır; portakala benziyorsa, portakaldır… Vişneye bakıp da onu muz sanan kimseye rastlanmamıştır şimdiye kadar! Armut ise sunulan; sen zaten onu limon gibi sıkamazsın çayına, çorbana! Önünde duran bir elmayı yiyip; vitamin değerlerini ve vücudundaki hücreleri düşünmediğin gibi; sana o an lazım olmayan teferruatları […]
Şaşı kedi bakışı [10 Nisan 2009 Cuma]
Bu yazının adı (Yeşil gözleri şaşı gri kedi Ayasofya bahçesinde miskin yatarken başına konan talih kuşunun farkına varamadı çünkü uzatılan salam parçasını kapmaktan başka şey düşünemedi) olabilirdi! İşi bilen kişi sinekten yağ çıkarır; bakırı altına çevirir; önüne gelmiş fırsatları iyi değerlendirir; belki de Ayasofya’nın önünde turistlere “kıl” satardı yıllarca! Fakat önce; yeşil gözlü gri kedi […]
Obama şubama lakırdıları ;) [09 Nisan 2009 Perşembe]
Çocuklar çekim yapıyor: Obama, şubama, bubama!.. Görünen o ki; Amerika başkanının ismi ezberleniyor. Eski başkanın adı yeryüzünden siliniyor anlamındadır ki, iyiye işaret! Obama Ankara’ya indi. Karşılayanlar arasında Melih Gökçek de vardı. “Aynı kişinin iki kere bile seçilmediği bu şehirde dört defa üst üste kazanan başkan” diye takdim ettiler. Tebrik etti: “Demek ki çok seviliyorsunuz” dedi. […]
Nisan, yağmur ve insan… [05 Nisan 2009 Pazar]
Bugünlerde yağması beklenen bereketli Nisan yağmurları, vücuda zindelik ve enerji kazandırıyor. Çünkü içinde “kullanılabilir demir” var. Kış boyunca en alt seviyeye inen vücudun demir miktarını en doğal yoldan geri kazanabilirsiniz: Yağmur gördüğünüzde dışarı çıkıp bol bol ıslanın!.. Bu hafta yağmurlar başlarken etrafınıza dikkatle, fark etmek için bakın. Yaprakların boyutlarını, renklerini, tomurcukları hafızanıza kaydedin… Üşüyorsanız yağmur […]
İnsana şekil vermek [03 Nisan 2009 Cuma]
Hayranı olduğumuz dünya nasıl şekillenmiştir?.. Cevap basit: Suyun damlamasıyla, rüzgârın üflemesiyle, sıcak ve soğukla! Bazen de kendi içinden gelen sarsıntılarla! Şimdi, ben size, dünyayı mı tarif ettiim, yoksa insanı mı?.. Kararı siz verin! {*}{*}{*} İnsanlar, kendilerine dokunmanıza izin vermezler; siz onların kalbine dokunacaksınız. Çünkü: Kalbi değişenin, kalıbı değişiyor! {*}{*}{*} Un, su, şeker ve birkaç malzemeyi; […]
Nizam-ı Âlem’e mektup! [02 Nisan 2009 Perşembe]
Tam zamanıdır! Bir görev düşmekte şimdi Nizam-ı Âlem Ocaklarına: Adam gibi bir adamın, insan gibi bir insanın filmini yaptırmak! Vazife ise şudur: MUHSİN DAĞI’NA (o dağın adı artık Muhsin Dağı’dır) ÇARPAN HELİKOPTERLE BAŞLAYAN FİLMİN BİLETLERİNİ PEŞİN SATMAK! Sözüm senettir: İlk bilete talibim! {*}{*}{*} Nizam-ı Âlem gibi düzenli ve nizamlı bir teşkilatın düzgün insanları, efendi gençleri […]
Muhsin Dağı [29 Mart 2009 Pazar]
“Bu kadar çok uçtun, hiç tereddüt etmedin mi?” Diye sormuştum bir arkadaşa. Dedi ki: “Hiç kimseye, öleceği bir dakika önceden söylenmez!..” Bu tuhaf lafı önce anlamıyor insan. Fakat sonra, bakış açısı tamamen değişiyor: Bir gün mutlaka öleceksin; her hangi bir yerde, herhangi bir yaşta, herhangi bir şekilde… Senin vaktin, senin kendisine ulaşmanı bekliyor! İşte o […]
