Stop Köşesi
Kış geldi [31 Ekim 2010 Pazar]
Ben bir sadık mevsim aradım… Sonbahar rüzgârları koparmasın diye duygularımı. Mavi bir yazdan, ayazlara saplanmayayım diye billûr bir hançer gibi; Ben, bir sadık mevsim aradım! {*}{*}{*} Son baharın ardından; Kış geldi!.. {*}{*}{*} Bir sonraki bahar, kan açacak gelincik tarlasındaki tomurcuklar… Bir sonraki bahar, kelebeklerin sevgiden kanadındaki buzlar çözülmeyecek! Bal örmeyecek arılar, kuşlar şarkı söylemeyecek. Martılar […]
Doğum günü [29 Ekim 2010 Cuma]
Doğmak; gözyaşından bir damla gibi düşmektir toprağa ve çiçekler gibi gülümsemektir hayata! Üç gün önce doğmuşum. Sabaha karşı ve Ekimin yirmialtısı imiş!.. Acı ve tatlı bilcümle cümleler, bir “nokta”dan sonra başlar! {*}{*}{*} Sitemize bebeklik fotoğrafımı koydum. Tahta bir sandalyeye oturtulmuş, başında fırfırlı başlık, sarkık yanaklı bir oğlancık… Yorumlar eklendi altına; iyi, tatlı, hoş şeyler. İnsan, […]
Gelecek fidanları [28 Ekim 2010 Perşembe]
Bahçenin üst kısmında kocaman bir ceviz ağacı var. Hamak buna asılı. Yazın, canı isteyen sallanıp eğlenir, dinlenip serinler… Zamanı gelince de kargalar yukarıdan, bizler aşağıdan ceviz toplarız… Rahmetli Veli Dede elleriyle dikmiş bu ağacı, belki elli sene evvel. Ölümünden beş altı sene önce ise; torunumu evlendireceğim, diyerek bahçenin bu kısmını bana sattı. O günlerde baktım […]
Kendine müşteri olmak [24 Ekim 2010 Pazar]
Microsoft’un sahibi Bill Gates’e soruyorlar. Diyorlar ki: “Siz mülti milyonersiniz, her şeyi satın alabilirsiniz. Olmayan bir şeyiniz var mı?” Hiç tereddüt etmeden diyor ki: “iPod’um yok!..” Şaşırtıcı mı bu?.. Tuhaf mı?.. Yoksa büyük iş sahibi olmanın vesikalık fotoğrafı mı? Adam, kendine rakip olan Apple firmasının ürününü asla kullanmıyor! {*}{*}{*} Yurt dışında ise Coca Cola firmasının […]
Yukarı çık! [22 Ekim 2010 Cuma]
ÇağlarNetwork 2. Kariyer ve Ödül günü için… (Yarın sabah 10.45’te İhlas Koleji’nin Yenibosna’daki büyük salonunda buluşuyoruz. Bekliyorum. 🙂 İnsanların çoğu sokaklarda serbestçe dolaşır; fakat zihinleri, sanki hücre hapsindedir… Bazılarınınsa kendileri hapistedir; fakat zihinleri pek çok insana yön çizer, yol gösterir… Bilinen işlerin pek çoğu; fiziksel güç ile yapılan çalışmalardır. Bu, kolaydır… Peki, güzel olan nedir?.. […]
Fırsat, önünde! [21 Ekim 2010 Perşembe]
(ÇağlarNetwork 2. Kariyer ve Ödül günü için… 23 Ekim C.tesi sabahı 10.45’te İhlas Koleji’nde buluşuyoruz.) Zamanın birinde denir ki insanlara: “Şu an geçtiğimiz yerdeki kayalardan taşıyabileceğiniz kadarını alın!..” Bir tavsiyede bulunulmuştur kendilerine. Fakat gecediiir, karanlıktııır, herkes yolcudur, yorgundur… Hiç duymamış gibi yapamazlar: Bazısı birkaç çakıl taşını avuçlar ama az sonra atmak niyetiyle. Bazısı ceplerine de […]
Yorumsuz… – [17 Ekim 2010 Pazar]
Komşumuz ölüverdi. Ansızın… Gün doğarken işine gider, geç saatlerde sessizce gelirdi. Sabah duyuldu vefat haberi. Çeşitli tahminlerde bulunduk… Saat biraz yürüyünce üst kata çıktım. Hiç tanımadığım hısım ve akrabaları evde toplanmışlardı. Onlar da tanımak için bana bakıyorlardı. Kime başsağlığı dileyeceğimi bilemedim… Sabahın erkeninde içine baba acısı düşen oğul odasına kapanmış; kız kardeşi başka şehirde okuyor, […]
Su toplar parmaklarım! [15 Ekim 2010 Cuma]
Her harf, yakıp kâğıdı, tek tek dökülür yere; Eğer adını yazsam!.. {*}{*}{*} Gözüne baksam; ateş akar içime… Sokulsam; tenim kavrulur nefesinden, kururum susamış fidan gibi!.. ….. Aaah, dokunsam yârime; su toplar parmaklarım!.. {*}{*}{*} Saçının her bir teli ateşlenmiş fitildir, bilirim; değdiğinde yüreğime yeer(i)yerinden oynatır!.. {*}{*}{*} Eriyen bir kırmızı mumla mühürledin ağzımı; Hapsoldu dilim!.. ….. Mahpus […]
Başarmama tercihi! [14 Ekim 2010 Perşembe]
Herhangi bir başarının üstesinden gelmiş herhangi birini gördüğünüz zaman, bilmeniz gereken şey şudur ki; o işi başaramamış milyonlarca kişi var!.. Rahat olun yani diğer rahat olanlar gibi, umursamazlar, yarınlarla hiiiç derdi olmayanlar gibi! Yani aynen de kardan adamlar gibi eriyip gideceksiniz günün birinde! Şimdi, kulağını getir de sana bir küpe fısıldayayım: Başarısızlık, bir tercihtir! Fakat […]
Seni beklerken [10 Ekim 2010 Pazar]
Dönen kuşlar indi çoktan göçtükleri yuvalarına… Karıncalar deliklerini ve arılar peteklerini başladı doldurmaya. Mevsim, yaslandı yani bana doğru, hissediyorum. Anladım ki; artık, geliyorsun… {*}{*}{*} Seni beklerken; portakal çiçeklerini ipe dizip bir taç daha yaptım… İlk eriğin tadına baktım; ekşi olsa da, yüzüm hep tatlıydı… Seni özlemenin bile beni üzmesine izin vermedim, seni beklerken… {*}{*}{*} Geliyorsun… […]
Gülümsersen büyürsün [08 Ekim 2010 Cuma]
Bazen gülümsemeyi unutuyor, ihmal ediyor veya etkisine inanmıyoruz. Sebebi ne olursa olsun; karşılaştığımız kişiler tarafından gülümseyen bir yüzle hatırlanmıyorsak, mesulü biziz. Daha da kötüsü; asık surat ve çatık kaşlarla toslaştığımız, asıl kendimiziz!.. {*}{*}{*} Bana gülümseyen bir fotoğrafını yollasana, dedim. Biraz zaman geçti. Nihayet: Küçükken gülümsüyormuşum ben, dedi!.. Fakat sanki sadece çocukluk resimlerim gülücüklü… Sonra bir […]
İzâfî [07 Ekim 2010 Perşembe]
Neye, nereden, hangi gözle baktığın çok önemli… Hani öğrencinin biri eleştirilir; çalışmıyorsun, diye. Ama o serviste tekrar etmektedir günlük dersini. Bir saat sabah ve bir saat akşam… Diğeri, her uyarıldığında kitaplarının başına oturmakta, hatta sınav günleri sabahlamakta… Fakat bir türlü yüksek puan alamamaktadır! Not: Gördüğün manzara, her zaman göründüğü gibi olmayabilir! {*}{*}{*} Ordunun bütün askerlerine […]
Mutluluğun 2 faktörü [03 Ekim 2010 Pazar]
İnsanlar, ta eskiden beri kafa yormuşlar: “Bizi mutlu eden faktörler nelerdir?..” Elbette bunun aksi de söz konusu. Yani en az “mutluluk” ana başlığı kadar kafa yorulan bir diğer konu ise mutsuzluk: “Aşmak için ne yapmalı?..” Yüzlerce fikir, iddia, teori, yorum… Binlerce kitap, dergi, makale, şiir… Bir o kadar piyes, roman, sinema filmi, televizyon dizisi… Peki […]
İmzagünü fobisi [01 Ekim 2010 Cuma]
Dolmabahçe’deki statla Maçka yokuşu arasındaki Küçükçiftlik boşluğuna panayır, lunapark, sirk ve çeşitli fuarlar kuruldu hep. Yirmi yılı geçmiştir (çok tanınmış bir yüz…)’yı ilk defa orda gördüm. İmza günü düzenlemişlerdi kendisine. Stant önündeki boşluğa küçük bir tahta masa koymuşlardı. Fakat zemin bozuk olduğundan çay bardağı bile duramıyordu üstünde. Yüzünü görmeyenler, umumi helâ kapılarında oturan bekçilerden biri […]
Mektuplar hakkında [30 Eylül 2010 Perşembe]
Mektuplar, edebiyatın bir dalıdır. Son dört yüz yıldır en fazla okunan ve kıymeti her gün artmış, kıyamete kadar da her gün artacak olan mektuplar ise İmam-ı Rabbanî hazretlerine aittir. Geçen hafta “ezan” hakkında birkaç cümlesini aktarmıştım. Bu gün de “tesbih”lerden birine tutuldum ve söylemezsem benden hesap sorarsınız sandım. {*}{*}{*} Üçyüzyedinci mektup “Sübhânallahi ve bi-hamdihi“ kelimesi […]
Pırlantanı fırlatma! [26 Eylül 2010 Pazar]
Ulaşamayanların, “sormayanlar” olduğunu sanırız genellikle. Yolunu şaşıranların çoğu, acaba neden “herkese soran” insanlar?.. Sormamak kibirden, ama şaşırtmak şeytandan… Vazgeçmek ise nefsinden; hadi var bakalım!.. {*}{*}{*} Bilmediğin bir noktadasın. Sorduğun an fark ediyorsun ki, meğer herkes bu konunun uzmanı! Her kafadan da farklı sesler çıkıyor: “Filanca yere mi? Sen orayı bulamazsın! O hoo çok uzak, yol […]
Zekânın belirtisi [24 Eylül 2010 Cuma]
Geri zekâlılığın belirtisi nedir, diye bir soruyla karşılaşırsam şöyle demeye karar verdim: Bir insan, bıçaklanmış olsa; önce şaşkınlık, acı, çaresizlik, korku, panik gibi duygular hisseder de sonra ne yapar? Bu insan, kendine saplı bıçakla en yakın arkadaşına koşsa… Sonra ablasına, dayısına, sonra manava, berbere: "Komşu, görüyor musun karnımdaki bıçağı? Ölçer misin lütfen dışarıda kaç santim […]
Şu ezanlar ki… [23 Eylül 2010 Perşembe]
Hangi sözü, şiiri, ezgiyi dinlemişizdir ezandan daha fazla; hem de her gün ve çok şükür hayatımız boyunca? “Mektûbât Tercemesi” isimli muazzam kitaba toplanmış mektuplarından, 303’üncü mektubunda şöyle anlatıyor İmam-ı Rabbanî hazretleri: {*}{*}{*} “Evvelâ Allahü teâlâya hamd ederim! Sevgili Peygamberine salevât eder, iyilikler dilerim! Biliniz ki, ezanın kelimeleri yedidir: ALLAHÜ EKBER: Allahü teâlâ, büyüktür. Ona birşey […]
İlmek [19 Eylül 2010 Pazar]
17 Eylül’e… Ben dünyada değildim o tarihte. Ama biliyorum, Menderes’i bugün asmışlar. Fakat neden asmışlar? Bilmiyorum… Küçük bir çocuktum. Söylenenleri anlamıyordum. Sadece “bir insanın boynuna ilmek geçirdiklerini ve onu asarak öldürdüklerini” anlıyordum. Ve ayrıca, beni sevenlerin ve benim sevdiklerimin bundan hiç memnun olmadıklarını anlıyordum. Menderes denen kişinin “nasıl” asıldığını anlıyordum; ama “neden” asıldığını anlamıyordum, “niçin” […]
Tavuk [17 Eylül 2010 Cuma]
Hadi bugün, bir tavuk olduğunu düşün! Tavuk tavuk, bildiğin tavuk: Yusyuvarlak açılmış gözlerle etrafına bakınan… Ot, et, tohum, meyve, sebze, canlı, cansız, bulabildiği her şeyi yiyen… Toprağı eşeleyen, yetişebildiği dallara sıçrayan; Ve belli zaman aralıklarında yumurtlayan tavuk… {*}{*}{*} Bazısı korkar, bazısı sever; bazısı onlarla ilgili hiç bir şey bilmez, bazısı da haklarında her şeyi bildiğini […]
