Stop Köşesi
Dersin sonu! [16 Eylül 2010 Perşembe]
Niyeti öğrenmek olmayanın, adına “öğrenci” dense bile; sınıfta durduğu her dakika, herkes ve kendisi için “zaman kaybı”dır… Fakat talep eden biri, dersini dinlemeyi tercih ettiği insanın; “hayatından özenle kestiği özel dilimleri” kendisine sunduğunun farkına varmaya çalışır! Acaba o zaman “etime tel sokuyor” diye feryat mı eder o insan, yoksa “kulağıma altın küpe takıyor” diye mi […]
Sesini işit! [12 Eylül 2010 Pazar]
(Şu dersi kolay kolay kimseden alamazsın.) Çocuğunuza; bir davulcu, bir balıkçı, ayakkabı boyacısı, piyangocu vs. çiz, deseniz kapar kalemi. Çünkü görmüştür o insanların neyi/nasıl yaptıklarını… Ve fark edersiniz ki bir gün; şoför, postacı, simitçi, zurnacı, çaycı, pazarcı vs. her çalışanın, sizin zihninizde sabitlenen şekliyle, başkalarının zihinlerindeki görüntüler neredeyse aynı. Dik yakalı hâkim kaşlarını çatarak tokmağı […]
Ahh o, gelecek bayramlar… [10 Eylül 2010 Cuma]
Acaba bugüne kadar kaç defa duydunuz; “ah o geçmiş bayramlar” başlığını kim bilir! Eski bayramlar geçmişte kaldığı için mi öyle hasretle anılır, yoksa dinleyenler tarafından bilinmediği için mi? Bunu bilmiyorum ama şunu biliyorum ki; yeni yetmelere anlatılan bayramlar dallandırılıyor, güllendiriliyor… Ve hatta dünkü çocuklar bile, kendilerini dinleyen miniklere kendi geçmiş bayramlarını anlatırken, sanki kaymak üstüne […]
Bayram nedir? [09 Eylül 2010 Perşembe]
Bayram, bir gönül üzülüşüdür ona doğru… Bayram, bir kuş süzülüşüdür ona doğru… Bayram, bir kervan düzülüşüdür ona doğru… Gelirken bayram, hani kavuşmak istersin gönlünün bayramına; yüreğinde ince ince sızılar… Bütüün kuşları süzülür içinin; gözleri hep o yana bakan, yüzleri aynı tarafa dönük… Ve içinde hazırlanan kervanlaar; püskülüyle, çanıyla, halısıyla, okka okka, batman batman duygu […]
Mahmut Amcalı güzel yazı [05 Eylül 2010 Pazar]
Mahmut Amcaa, özledim seni! Özellikle bu ay hemen her gün meyvelerini yediğimiz hurma ağaçlarından bir kısmının erkek ve bir kısmının da dişi olduğunu biliyor muydunuz? Dinleyin: Erkek ağaç dişi tarafına eğilmektedir. Erkek ağaçtan bir madde dişiye gelmeyince, dişide meyve hâsıl olmaz. Gerçi bütün nebâtlarda bu iki organ vardır ve fekondasion (Telkîh) olmaktadır. Fakat, hurma ağacında, […]
Simit ve can… [03 Eylül 2010 Cuma]
(Bazı yazılar, yazılıp uyutulur zamanın beşiğinde… Yıllaar geçer; hatıralar, kendilerini okuyacak yaşa gelir!..) Bazıları, can simidi atar suya; ..bazıları da kendini! Çoğunda su bulanıktır ve pisliğe bulanmaktadır o kimse; batıp çıkmaktadır, bir görünüp bir kaybolmaktadır… Bazen canhıraş feryatlarla korkusunu haykırmakta; bazen güçlü görünmeye çalışarak ortalığa bağırmakta; bazen de güzelliğini ortaya çıkararak seni çağırmaktadır; ..başını kaldırabildikçe, […]
Sahaya çık! [02 Eylül 2010 Perşembe]
Küçük çocukların saf/masum ifadelerle verdiği hoş/komik/ilginç cevaplara güler, hatta bunlardan programlar çıkarırız. Bizler şu “farka” şaşırırız aslında: Çocuklar gördükleri şekilde söyler; bizlerse alıştığımız şeyleri yapar ve kendi istediğimiz şekilde görmeye devam ederiz! Bir çocuğa “Spor nedir ve ne yapılır?” deseler, “Spor gole bakmak ve çerez yemektir” demez mi?.. Spor anlayışımız işte bu hale geldi. Çocuklar […]
Diş kirası [29 Ağustos 2010 Pazar]
Mahmutpaşa ismini (Eminönü bölgesindeki ticaret merkezi bir semt) diye hatırlarız. Mahmut Paşa ise Fatih Sultan Mehmed Hân dönemi sadrazamlarından biridir ki; cömertliği, hayırseverliği, fakirlere yardım etmekten zevk almasıyla tarihimize geçmiştir. Hele ramazan ayı geldiğinde paşa, kesenin ağzını öyle açar ki verdiği iftar ziyafetleri dillere destan olur… Birçok ihsanın haricinde, bir hediyesi daha var ki […]
Baston odunu [27 Ağustos 2010 Cuma]
Baston sanır ki, elinde taşındığı adamı kendi taşır… Bilmez ki; dağlar dolusu orman, ormanlar dolusu ağaç var. Ağaçlarınsa her dalı birer baston! {*}{*}{*} Baston sanır ki, emsalsiz olduğu için verilmiştir bu görev kendisine… Bilmez ki; ya tutulacak bir budağı vardır kenarında veya yaşken eğilmiştir, ele gelecek biçimde! Bazısı da der ki; bak, işte başım dimdiktir. […]
Kendini sağan meme [26 Ağustos 2010 Perşembe]
Bu, ne kadar zor iş! Sen bir olta, hep kenarda bekliyorsun. Diğerleri, denizler dolusu balık: Burunlarını değdirip, senden kaçıyorlar! İçinde, bir çelik iğne; daima acılardasın… Olurla olmaz arasında, ümitle ümitsizlik arasındasın. Hâlbuki vermek isteyen; kendini sağan memedir! Hayat boyu ve tükenene kadar… Ya diğerleri? Mideme gaz yaparsa, diyerek bedenlerinin gıdasını, hayatlarının iksirini almamaya çalışan bebekler! […]
Kendime not [22 Ağustos 2010 Pazar]
Fırıncı un beyazı, kömürcü siyaha dönmüş; balıkçıyla bacacının kokusu farklı… Yaylada kekik otlayan hayvanın eti, ahırda saman yiyeninkinden ayrılıyor… Mandanın çamurdan çıktığı, koyunun çalıdan geçtiği sırtlarına bakar bakmaz anlaşılıyor. İnsan da her ne ile meşgulse; gecesi gündüzü, gerçeği hayali onunla doluyor. {*}{*}{*} Rüyamda birileri var, bir şeyler olmuş, bir şeyler diyorum. Demek ki uyurla […]
Hazır mısın, gidiyoruz! [20 Ağustos 2010 Cuma]
-Gidiyoruuz, hadii, hazır mısınıız?.. Adam sesini çıkarmadı. Çocuklarsa rastgele sözlerle cevapladılar annelerini. Aslında hepsi biliyordu ki hiçbiri hazır değildi ve hepsinin de acele etmesi gerekiyordu. O yüzden herkes birbirine sesleniyordu… Kadın birazdan yatak odasına dalıp, heyecanlı sesiyle: “Ne yapıyorsun” dedi kocasına… Boş bulunan adam irkildi!.. Arkasını döndü. Karısının elindeki çiçekli şortunu gördü. Günlerdir onu arıyorlardı, […]
Marmara üzerinde yüzen hatıralar [19 Ağustos 2010 Perşembe]
Marmara Denizi’ne bakıyorum. Hava sıcak. Hava nemli. Havada garip bir hüzün kokusu… Dalgalar yavru kedilerin dilleri gibi, minik uzanışlarla sahili yalıyor. Martılar süzüm süzüm havada, sanki her biri bir başka hayal âleminde kayıyor. Gölgede oturmuşum ve Marmara’ya bakıyorum; uzaklar sisliii ve sisler tuzaklı!.. {*}{*}{*} On bir yıl sonraki zamanları göreceğime, on bir yıl sonra da […]
Bahçemizin kurtları [15 Ağustos 2010 Pazar]
Meyve sepetinin başına oturmuştu adam. İçinden bir elma seçiyor, kabuğunu soymadan dörde bölüyor… Bu parçaların çoğunda gözüken kurtlu kısımları bıçağıyla çıkarıyor… Ve ancak ondan sonra bir tabağın içinde biriktiriyordu. İşte bu dilinmiş, delinmiş, oyulmuş, küçüklü büyüklü elma parçalarını gören misafir kız; -Baban ne yapıyor? Dedi. O kestiği elmalar kurtlu, öyle değil mi? Bahçe sahibinin kızı, […]
Şimdi!.. [13 Ağustos 2010 Cuma]
Su gibi özlerken meçhulü ve açlığa benzer bir şeyler kemirirken içimizi… Çaresiz ve tükenmiş hissederken kendimizi; çınar ağacından düşmüş kuru bir yaprak misali, rüzgârın önünde… Kolumuzu bile kaldıramayacakmış gibi hissederken fakat öte yandan da pek çok şeyleri yapmamız şartmış gibi gelirken içimizden… Belki de tam bu esnada, uzaktan bir ezan sesi ve içimizin deriiin yerlerinden […]
Kimden ve ne beklemek [12 Ağustos 2010 Perşembe]
Farkında mısınız; hemen hemen bütün çekişmelerin öncesinde beklentiler ve neredeyse bütün beklentilerin sonrasında da çekişmeler var! Bunun şiddeti ise; kimden beklediğin ve beklentinin çokluğuyla orantılı… {*}{*}{*} Anne ile yavrusu veya baba ile evladı arasında çekişme olur mu?.. Elbette olur: Baba evladına küçük bir cip almıştır ama evlat babasından, fotoğrafı duvarında yapışık duran yarış arabasını beklemektedir; […]
Neye hazır beklemek [08 Ağustos 2010 Pazar]
Biliyor musun, belki de “şu an ne yaptığından” daha önemli olan; “neye hazır” beklediğin! Kızmaya hazır bekliyorsan, kızacaksın; hoş görmeye hazır bekliyorsan, hoş göreceksin; alay etmeye hazır bekliyorsan, alaya yelteneceksin!.. Neye hazır beklemekteysen; sonunda hazır beklediğin şeyi yapacaksın! {*}{*}{*} Alınırmış gibi bile şaka yapma; çünkü öyle tanınırsın ve tanındığın gibi davranmaya başlarsın!.. Önemli olan “neye […]
Tende ben, bende sen… [06 Ağustos 2010 Cuma]
Beyaz tahtanın üstünde kara nokta veya karatahtada tebeşir beyazı… ….. Çoğu şey zıddıyla aşikâr olur: Beyaz süte düşen karasineğe bakar herkes, sanki başka sinek yokmuş gibi dünyada! Köle ben rengindedir, fakat hanım sultan yüzündeki benine gizli örtüler yapar!.. {*}{*}{*} Kimin, ne ile takdir veya neyle tenkit ediliyor olması; onun hakkında ipuçları verir insana. Eşkıyabaşına; bir […]
Hangi yanımdasın? [05 Ağustos 2010 Perşembe]
Bir başınayım ve bir başıma yaşamaya çalışıyorum bir başına yalnızlıkları; …sen gibi! Bir başınasın ve bir başınalığın benim bir başınalığımla benzeşiyor! Birer kişilik hayatlar; birer çivi gibi çakılmış dünyanın kalın tahtasına; hayattan mezun olduğun gün, yerin yüzünden sökülmek üzere! {*}{*}{*} Paslı bir çivi gibiyim, çatının kolon direğinde… Bir ceket asılı bende: Hani, ani yolculuklar için; […]
Bilmeyenler başaracak! [01 Ağustos 2010 Pazar]
MMT kardeşime sevgimle 🙂 Azıcık başınızı ağrıtayım, diye başlamışsın ya işle alakalı sorularına. Bahsettiğin bu “baş ağrısı” o kadar hoşuma gidiyor ki, anlatamam sana. Çünkü soran kişi; öğrenmek isteyen, kibrini yenen ve her şeyi bilirim batağına saplanmayan kişi demektir. Tebrik ediyor ve teşekkür ediyorum sana; hem benim ve hem de senin adına… Neden mi […]
