Stop Köşesi
Mecnûn makâmı [30 Temmuz 2010 Cuma]
Mecnun olmak bir “makam”dır; dişlerin sıkılma hâlidir! {*}{*}{*} Sus!.. Kenetlenmiş çenenden, “kendini” sızdırırsan dışına; kıvam bozulur… Çünkü “mecnun” olanın yolu; en dar tünellerden geçer! {*}{*}{*} Yollardan, Leyla’ya doğru, her daim yürüyenler vardı… Kimdi onlar? Bilen yok!.. Hani ayak izleri? Silinmiş, gören yok!.. Peki hatıraları? Unutulmuş, anlatan yok!.. Ya Mecnûn?.. {*}{*}{*} Mecnûn; susmanın adıdır ve yürümenin […]
Taksicinin cihazı [29 Temmuz 2010 Perşembe]
On senelik tecrübemin tadı dilimin ucunda hâlâ! Evlerimize bilgisayarlar almış, gazeteye internet üzerinden bağlanmaya başlamıştık. Yazımızı göndermek için gece-gündüz, geç-erken kavramı kalkmıştı bizim için. Bu sırada tanımadığımız insanlarla da irtibat kurmaya başlamıştık. {*}{*}{*} Gurbetçi bir taksi şoförüyle tanışmıştık… İlk satırları titrer gibiydi; kıyamadım, cevapladım. Hem şaşırmış hem de çok sevinmişti. Hemen cevap verdi. Onun bu […]
Yol ve yürümek üstüne [25 Temmuz 2010 Pazar]
Yol, yürümek yeridir; Yatmayı seçen miskinler, kendilerine kuytu bir köşe bulacak!.. {*}{*}{*} Bazısı bir koyun postu gibi serilmek ister, uzanıp dümdüz yatmak yeri sanır dünyayı… Evet… Post, serilip yatar dünyanın üstünde; ama içinden koca bir koç çıkarıp, kurban vermiştir hayalleri uğruna! Canını, kanını, eti ve kemiğini, öfke ve sevincini, bütün duygu ve heveslerini içinden çıkarmak […]
Kim, neye layık… [23 Temmuz 2010 Cuma]
Bütün ömrü aynı duayla geçmişti: “Allah’ım beni kurtar, diyordu… Layık olduğum hayat bu mu? Çaresizlik denizleriyle çevriliyim. Sıkışıyorum. Toprak ile bulutlar arasına sığamıyorum!..” Gül ağacının pembe çiçeği, gübreliğin nazlı gelinciğiydi o. Fakat ister, kuru dalların kara dikenleri arasındaki bir avuç ve mis kokulu gül olsun… İsterse çöp yığınlarının tepesindeki, kırmızı yaprakları tiril tiril gelincik… Yerinin […]
Gül oku [22 Temmuz 2010 Perşembe]
Kervanın yolcuları, konağın ilerisinden geçen yolun kenarında durmuş, Mecnun’u bekliyorlardı. Çünkü geniş bahçenin cümle kapısına doğru giderken, sağında kalan ağaçların altındaki gül ansızın konuşmuştu onunla. İşte o zaman geri dönmüştü garip… “Beni de al, beni de götür, beni o yârin eline bırak. Çünkü ben onun için büyüdüm” demişti bir an göz göze geldiklerinde. {*}{*}{*} […]
Kaşıntı [18 Temmuz 2010 Pazar]
Yazacak birçok konu var aklımda, seçmek zor; kaşıntı bastı!.. Elimle kafamı, omzumla boynumu, ayak parmağımla diğer ayak bileğimi kaşırken fark ettim; dün kaşınan yerlerim şişip kızarmış, ama hâlâ kaşınmakta. Sivrisineklerden bazısı ne kadar sıkıntı veriyor… Bir yandan kaşınıyorum, diğer taraftan da şunu düşünüyorum: Sivrisinek benden besleniyor, bana kaşıntı yapıyor, yakalanırsa ölüyor… Bu sonucu ben de […]
Ya dedeler olmasaydı… [16 Temmuz 2010 Cuma]
-Babamı görsen, var ya, inanamazsın, dedi… -Hayırdır, ne var ki, ne oldu? -Bir haftaya yakın bizde kaldılar, bana “nasılsın oğlum” dedi… Kendi arabasına beni aldı ve benim işlerim için günlerce birlikte dolaştık, sohbetler ettik… Görsen, babam gitmiş de sanki bambaşka bir adam gelmiş onun yerine… -Biliyorum, dedim gülerek. Ben de gördüm anlattığın o “değişik” adamı!.. […]
Bilme üstüne… [15 Temmuz 2010 Perşembe]
Bildiğim her şeyi herkesin bildiği peşin hükmüne saplanmasaydım, inanıyorum ki hayatım çok daha kolay geçerdi! En basitinden en zoruna kadar bilmediğim ne varsa insanlardan sorup öğrenmiştim. Bir şeyler biliyordum, evet ama; bilmediğim şeylerin cevapları kendilerinde olan insanlar benim bildiklerimi zaten biliyor, değiller miydi? {*}{*}{*} Çocukluğumdan beri bildiğim her şeyi, herkesin de çocukluğundan beri bildiğini […]
Namlu gözü [11 Temmuz 2010 Pazar]
İçimde, acıtmıyordun canımı. Alışmıştım belki de böbreğimde taş gibi, külümde köz gibi, cebimde koz gibi… Hissediyordum hep, yokladıkça… {*}{*}{*} Ve bir gün, mermi gibi çıktın, içimi boombooş bırakarak; yannndım!.. Ateşe döndüm!.. {*}{*}{*} Ceylanın vurulması bir derin titremedir… Namlu ise, her haykırışında; bir fişek ateş yutar! {*}{*}{*} İçimde, acıtmıyordun böyle canımı. En derinimde yatıyordun; gizli ve […]
Guguşçuk [09 Temmuz 2010 Cuma]
Uyandım, babannem konuşuyordu sanki: “Guu guuuş çuk… Guu guuuş çuk!..” {*}{*}{*} Biraz rüzgâr çıkmış, serçelerin sesine söğüdün hışırtısı karışıyor. Serçeler mahallenin çocukları gibi her daim cır cır ve pilav üstündeki karabiberler gibi küçük, sıcak ve insanın içini kıpırdatıyor… Doğuya bakan balkona çıktım. İstanbul’un yönü güneşin yerden çıktığı nokta ile şu meşe korusu tarafında. Kıble istikametinde […]
Büyüdük! [08 Temmuz 2010 Perşembe]
Küçücük mutluluklarımız vardı bizim… Daracık sokaklarda koştururken, sırtımızdan akan terlerimizle yaşadığımız heyecanımız vardı. Masumane yarışlarımız vardı kendi aramızda; en iyi penaltı atan, ağacın en yüksek dalına çıkan, ilk balığı tutan, en uzaktaki misketi vuran… Küçük tatlardan aldığımız büyük hazlar vardı. Oyun arası yediğimiz bir dilim yağlı reçelli ekmek, dalından koparılmış iri bir can erik, kızarmaya […]
Avuçlarımı kokla [04 Temmuz 2010 Pazar]
Güller, gülümsedi bahçeye girince… Sonra da göremediğim, gözlerine bakamadığım, yapraklarını okşayamadığım daha nicelerinin; Ben gelmeden döküldüğü için yaprakları, ..gözlerinden yaşlar döktüler! ….. Tutup iki yanağından, öptüm o gülleri; dikenler ısırırken kollarımı! Kokla hadi avuçlarımı! {*}{*}{*} Ağaçlar salkım saçak, fazla dallar budanmayı bekliyor; çimense kırkılmamış yeşil bir koyun gibi… Sarmaşıklar buldukları ağaçlara tırmanmış; köknarların her parmak […]
Titreyen deniz… [02 Temmuz 2010 Cuma]
Bir tespihin taneleri gibi diziliydik, yan yana… Ve ardarda gezinir, peş peşe dolaşırdık semtimizin sokaklarında. Rüzgâr, her birimizin kokusunu karıştırırdı biri birine… Cumaları aynı camiye toplanır, pazar günleri aynı stada doluşurduk… İmam; “Allahü ekber” derken âhıretimizi hatırlar; karşı tribünlere “sarıııı” diye haykırarak dünya eğlencesi için tepişirdik… {*}{*}{*} Bir inci kolye gibiydik şehrimizin boynunda ve ana […]
Çağlar’ın ilk semineri [01 Temmuz 2010 Perşembe]
En zor işlerden biri, yeni fikirleri anlatabilmek! Çünkü insanlar alışkanlıklarından asla vazgeçmek istemiyor. Güneşe bakıp onu sandıktaki portakalların arasına sığdırabileceğini sanıyor. Buna inanmışsa, senin ona; “güneşin, sadece penceresinden değil, üzerinde yaşadığı dünyasından da büyük” olduğunu anlatman neredeyse imkânsız hale geliyor… {*}{*}{*} Pazar günü; farklı düşünebilen insanlarla birlikteydik. Vizyonu olan insanlarla, gözünün eriştiği tepelerin ardında dünyanın […]
Zirve… [27 Haziran 2010 Pazar]
“Yanlış işleri doğru yapmaya” çalışmakla harcadığımız kadar zamanı “doğru işleri yanlış yapmamak” için harcamış olsaydık; üç kıta üzerinde biz oturuyor ve yeryüzünün tamamı ışığımızdan ilham alıyor olurdu!.. İnsanoğlu yanlış işlere yapışmakta ünlenmiş ama, bizler… Önümüze doğru bir iş konduğu zaman biz ne yapmaktayız? İşte konumuz bu! {*}{*}{*} Dağların yüksek tepelerine diktikleri yüksek direklerden geçirirler yüksek […]
Damlaya damlaya… [25 Haziran 2010 Cuma]
…göl, olmaz! Neden olmasın ki? Çünkü damlaya damlaya göl olabilmesi için; ilk damla ile ikincisi ve ikinci damla ile üçüncüsü ve üçüncü damla ile dördüncüsü ve diğerleriyle daha sonrakiler arasında geçen zaman aralığının belli, düzenli, intizamlı olması lazımdır! Damlaya damlaya göl olur, ama; damdumlaya Gümgümleye sel olur… Da… m.. la…. ya.. d… a.. ml… a… […]
..neresindeyiz?.. [24 Haziran 2010 Perşembe]
Hüzün doluyum bugün… Kimsesizim, sanki fazlasıyla eksik. Kızgın güneş bile ısıtamayacak sanki içimi, üşüyorum… Bazen de alıp başımı gitmek istiyorum… Bu aralar sıkça olmaya başladı bu alıp başını gitmek istemeler… Yeni bir hayat kurma isteği… Küçük bir sahil kasabası olabilir ya da yemyeşil bir Anadolu şehri; temiz, saf kalmış, çok kirlenmemiş. Sabah işe gitmelerde ve […]
Elimizde karneler… [20 Haziran 2010 Pazar]
(Bizim siteyi takip edenler tahmin edebilirdi aslında, bu sene karne gününde nerede olacağımı…) ….. Hadi, gözlerinizi kapatın, arkanıza yaslanın da size bir masal anlatayım: Bir varmııış, bir yokmuş… Orda, bir köy varmış uzakta, taa dağların ardında… Gitmesek de, görmesek de, o köy bizim köyümüzmüş!.. Ama gördük bir kere! Çünkü, Osmaniyeli Kezban’ımız öğretmen olmuştu ve […]
Ah bir değişse şu… [18 Haziran 2010 Cuma]
1 Herkes 67 yaşındaki annesini, 77 yaşındaki babasını değiştirmeye çalışıyor da; 27 yaşındaki karısına, hele hele 37 yaşındaki KENDİSİNE BAKMAYI akıl bile edemiyor… Bu sırada 17 yaşındakiler, beğenmeyenleri beğenmeme aşamasına zaten gelmişler de, belli etmemeye çalışıyorlar… 7 yaşındakiler ise, bu geniş sınıfta “ders” öğreniyorlar; yarınlarda uygulamaya geçirmek için!.. … Adım Muammer… Sizin adınız ne?.. Ben, […]
Bizimle gelin… [17 Haziran 2010 Perşembe]
(Gözlerinizi kapatın ve bugün sizler de bizimle birlikte Boğaz turunda olun… İnsan, Kuzuluk gibi bir yeşiller diyarındaki tatilini bölüp; kendi şehrini, kendi ilçesini, kendi semtini ve nihayetinde kendi mahallesini şöyle uzaktan göreceği bir tura katılır mı? Evet, adı Muammer’se katılır!..) ….. Paşabahçe’nin Beykoz’a doğru uzanan İncirköy sahilinde bu hayali kurarken ortaokul çocuğuydum. Babamın […]
