Adımı, atmak… [13 Haziran 2010 Pazar]

Yürümek, ilerlemek, başarmak, kazanmak, kavuşmak isteyen hemen hemen hepimizin beklediği cevap; dün gece yarısından epey sonra geldi. Bizlerin, aşmakta zorlandığımız sıkıntılarımız bugünlerde başımızdaydı, ama bu mektup bana ve sana ve hepimize tam 4 asır önce Serhend’den yazılmıştı… Hayret ettim; bu kadar sade ve berrak ve kolayca anlaşılır… Öyle bir şablon ki; hangi konunun üstüne koyarsan […]

2 mins read

Kırmızı [11 Haziran 2010 Cuma]

“Kırmızı” başlıklı yazımız için; Muammer Erkul klasiklerindendir, diyenlere katılıyorum. Fakat şuna daha çok katılıyorum ki; (âmâ’lara değil) körlere kırmızıyı anlatma çabaları, insanlığın klasiklerindendir! Kafasına göre dolaşan bir delikanlıydım, bu satırları ilk yazdığım zaman not defterime. Zaman geçti ve çoook insanlar geçti her birimizin her yanından… Bir gün bu gazetedeki bu köşeyi verdiler bana: Bu yaz, […]

2 mins read

Güven [10 Haziran 2010 Perşembe]

Bunları yazmazsak, içinde soluk aldığımız zamanın vebalı kalır üstümüzde… Konuşan, inleyen ama sonradan iyileştiğini söylemeyen şükürsüz hastalara benzer halimiz. İki “güven penceresi”nden bakmanızı isteyeceğim sizden; ikisi de Türkiye’miz hakkında. Birincisi, gazetemiz Türkiye’ye ve ikincisi ülkemiz Türkiye’ye duyulan güvendir… Yıllardır bazı sözler ve olaylar çarpıtılmış ve bunlara kananlar derin kasıtlar vehmettikleri için Türkiye’mizle kendi aralarına kalın […]

2 mins read

Neden kusursuz olasın? [06 Haziran 2010 Pazar]

Mükemmelim ben! Acaba… Acaba gerçekten mükemmel miyim? Buna, bu “kişiliğe” dışından bakanlar cevap verebilir; mükemmel miyim? {*}{*}{*} Bence kusursuz olmana gerek yok. Hatasız olmayabilirsin… Sen, sen gibi de güzelsin; “Bu hâlin”le kabulümsün ve bu hâlin mükemmel… {*}{*}{*} Harika bir şekilde bardak düşürebilirsin elinden… Etmen gereken telefonları unutabilir; beni, bulacağın yerde bekletebilirsin… Benzeri kusurları kasten tekrarlamadığından […]

1 min read

İki böcek [04 Haziran 2010 Cuma]

  İkisi de böcekti… Ama, kendisi karanlıklar içindeyken bile; ateş böceğinin yüzüne bakan arkadaşlarının yüzleri aydınlanıyor, içleri açılıyor, mutlu oluyorlar ve işler kolaylıkla halloluyordu… Diğer böceğin ise kim gelse yanına, onun ‘ters’ini görüyordu… Çünkü onun burnu hep pisliğin içindeydi ve geride bırakılmış dışkıları kemirip durmakla meşguldü… Yüzünden fayda göremeyenler, tersinden fayda göremeyeceğine göre; çekip gidiyorlardı… […]

2 mins read

Kıyafet kimin sırtında! [03 Haziran 2010 Perşembe]

  İki üç sene önce Çorlu’daki bir büyük alışveriş merkezinde, mağazalardan birinde gezinirken bir tişörtün renklerine çarpıldım: O yana gittim aklım onda kaldı, bu yana yürüdüm gözüm gene ona takıldı. Geri dönüp tekrar baktım, daha çok hoşuma gitti; bunu giysem bana çok yakışacaktı… Soyunma odasına girip denedim, aynaya baktım: İki parmak enindeki sıcak renk şeritleri […]

2 mins read

13’ün atları!.. [30 Mayıs 2010 Pazar]

Aynı şey, hem de aynı zamanda, bazısına ümit bazısına korku; bazısına sevinç bazısına keder olabiliyor… Bunun en açık örneklerinden biri 13’tür… Bizans falcıları ve çoğu din adamlarının hayatı hurafelerle geçiyor, her rakam ve olaydan uğursuzluklar çıkarıp bunu insanlara aşılıyorlardı… Surların önüne gelen Müslümanların sevgili Peygamberinin doğum yılının rakamlarını da topladılar; 5+7+1 ve 13 sayısını buldular. […]

2 mins read

Işığım söndü! [28 Mayıs 2010 Cuma]

Yağı tükenmiş bir kandil gibi söndü ışığım! Fitilimde ufalmış alevim can çekişirken; bütün şehirlerim de karanlığa gömülmüştü, fay yarıklarına düşen evler gibi! {*}{*}{*} Kandilim söndü; Kanamadan, kendime söylediğim yalanlara! Kanadı sorular içimde, kanattı sorular zihnimi; yine de bilemedim gerçek miydin, değil mi?.. {*}{*}{*} Kuşsuz ağaçlar gibiyim şimdi ve çiçeksiz baharlar gibi… İçimin bütüüün kelebekleri, dışıma […]

1 min read

Çözüldü gökkuşağım… [27 Mayıs 2010 Perşembe]

  Bekledim!.. Ben büyüdükçe, özlemim küçülüp azalacak sanmıştım! {*}{*}{*} Büyüdüm… Meğer büyüdükçe büyür ve azalmaz, içimde azarmış özlemin… {*}{*}{*} Azaldım… Her şeyim azaldı, nem varsa tükendi, eridi, gitti ve sadece, içimdeki özlemek kaldı! Sanki artık sadece “özlemek” biliyorum; konuşmak bilmiyorum, susmak bilmiyorum, bakmak bilmiyorum ve baksam görmüyorum zaten… Acıkmak, susamak; uyumak, uyanmak; kelebek kovalamak bilmiyorum… […]

1 min read

Dip, ne işe yarar? [23 Mayıs 2010 Pazar]

Dibe vurduğunu söyleyen biiir sürü insanlar aslında yalan söylüyor! Çünkü süklüm püklüm dolaşıp, sağa sola derdini dinletmeye çalışmak çoğunda alışkanlık hâline gelmiş… Anne şefkatine sığınıp nazlanmayı özleyenler, beyhude kucaklar arıyor! {*}{*}{*} Durmakta zorlandığımız suyun seviyesini, üstelik çoğu zaman kendimiz yükseltmekteyiz; ..kendi gözyaşlarımızla: “Ben tam da suyun üstünde kulaç atacaktım, işte ne olduysa o zaman oldu, […]

2 mins read

Eksonya’yı batırmak -2- [21 Mayıs 2010 Cuma]

Eksonya lafını (ölmüş iş) anlamında söylemiştim dün, organizasyon kurucuları için… Bu söz sadece network iş ağı için değildi; hemen her çalışma grubu için geçerlidir. Dünkü yazı; “önce kendin hayatta kalmazsan başkalarına yardım edemezsin”, diyordu… Bugünkü de ona yakın ve çok önemli bir şey söyleyecek: {*}{*}{*} Misal; en iddialı futbol takımını kurma işini sana verdiler… Takımı […]

2 mins read

Eksonya’yı batırmak! [20 Mayıs 2010 Perşembe]

Doktorların; “eks olmuş” veya benzeri ifadelerle bahsettiği kişinin sakın ola grip, kızamık filan olduğunu sanmayın. Dosdoğru mezarcıyı arayın!.. Eksonyalıları (X) eden ise kendi tercihleriydi. Sadece birkaç örnek bunun sebebini açıklamaya yeter: {*}{*}{*} Sınıf öğretmenleri gözetimindeki çocuklar geziye götürülüyordu. Maksimum irtifadayken kabin basıncı düştü, hava maskeleri indirildi. Yani şu durumda maskeleri takmak için 1 dakika, uçağın […]

2 mins read

Sevmek bir de nedir [16 Mayıs 2010 Pazar]

Boyun omurlarında problem olmuştu; bazı hareketleri yaptıkça derin ağrılar, sabit kaldıkça da yanmalar oluyordu… Boyunluk verdiler, taktı. Şu kadar zaman çıkarmayacaksın, problemli omur iyice dinlensin, dediler. Bahsedilen zaman geçti. Bu süre içinde boyunlukla iyice korunan omurların hiçbiri zorlanmamış, ağrı ve yanmaları susmuştu! Sonunda hür kaldılar. Fakat ilk sert hareket çoğunun felaketi oldu. Çünkü problemli omur […]

1 min read

Kargı ve fidan [14 Mayıs 2010 Cuma]

Çağlar Network Türkiye’mizin gerçeği olarak 15 Martta başladı ve hızla “dünyanın bir gerçeği” olma yoluna girdi. Sıfırdan başlamış bir iş ağının iki ayda on bin sınırına dayanması görülmüş hadise değildir! (Dün yaptığım son kayıt 8447 idi.) {*}{*}{*} Bütün şehirlerimize hatta kasabalarımıza kadar yayılan market zincirlerine zaten alışmıştı insanlar. Çağlar Network ise marketi kendi bilgisayarlarımıza getirmekte; […]

2 mins read

“Kim” olacaksın?.. [13 Mayıs 2010 Perşembe]

Mahallenizin nüfusu kaç kişi? Şehrinizde ne kadar insan var? Şu anda ülkemizde ve dünyada yaşayanların sayısı nedir? Şimdi, bir de bu soruların yüz sene önce sorulmuş veya yüz yıl sonra da sorulacağını düşünün, bakalım ne göreceksiniz! {*}{*}{*} İki yüz sene önce yaşayanlar olduğu gibi, üç asır sonra da birileri hayatta olacak. Eskilerden hatırladıklarımız olduğu gibi, […]

2 mins read

Müzeler Günü(!) [09 Mayıs 2010 Pazar]

Anneler Günü geldiğinde canımı ne acıtıyor biliyor musunuz? Anneleri hatırlamak! Anneler nasıl unutulur? "Hadi annemizi hatırlayalım bugün!..”, “Hadi sevgilim, annemize kendimizi hatırlatalım bugün!..”, “Hadi çocuklar, hazırlanın da anneme sizi göstereyim bugün!..” Anneler günü; annemiz ve kendimizdeki durumu/değişikliği görme/gösterme günü ise… Ve yani eğer bu gün olmasaydı evlat-anne ilişkileri kopacak, bitecek idiyse; ..işte insanı nefessiz bırakan […]

2 mins read

Babam ve ben… [07 Mayıs 2010 Cuma]

Bu yazı, anneler gününe iki gün kala yayınlanacak. Dünse hava çok güzeldi. Babamla dışarı çıktık. Önce bir kır kahvesinde çay içtik. Sonra Göksu’yu besleyen Elmalı Baraj Gölünün, orman içine uzayan parmaklarının kenarında balık tutanları seyrettik. Sonra tepeleri aşarak Beykoz’a indik. Koruyu geçip, Onçeşmeler yanından meydana çıktık. İskele kenarından devam edip çayıra vardık. Yokuş başlar, 3 […]

2 mins read

Öperken koklamayı “senden” öğrendim!.. [06 Mayıs 2010 Perşembe]

Ben, “koklanmayı” senden öğrendim; ve de koklamayı!.. Ben, koklamayı; senin koklamalarından öğrendim… {*}{*}{*} Ben, seni duymayı; beni dinleyişinden öğrendim… Ben, seni görmeyi; bana bakışından öğrendim… Ben, sana dokunmayı; bana dokunuşundan öğrendim… Ve ben… Ben, öperken koklamayı; Öperken beni koklayışından öğrendim… ….. Ben, öperken koklamayı, senden öğrendim!.. {*}{*}{*} Sen, yüreği kıpır kıpır denizlere kokuyordun… Sen, yeşil […]

1 min read

Eser [02 Mayıs 2010 Pazar]

Esere harcanan zamandan daha fazlası onun rötuşu için gidebilir. Yani duvara malayla harç atıp kaçmak yok! Bir binanın tuğlası örüldüğü zaman ile son boyası yapıldığı zamanki hâli arasında; göğü kapatan cüsse ve yere düşen gölge farkı, yok kadar azdır… Ama ilk anda görülemeyen o kadar çok fark vardır ki, anlatmakla bitmez: İşçilik, zaman, masraf, estetik, […]

2 mins read

Bu adam ters!.. mi? ;) [30 Nisan 2010 Cuma]

 40 gün 40 gece 40’ıncı yıl… Buluşmalarımız çok şeyler de öğretiyor birbirimiz hakkında. Ziya’nın seyyar harddiski Ömer’in bilgisayarında; geçenlerde çekilen damatları özendirecek fotoğraflarımızı seçiyoruz. Benim görüntülerimin bir kısmını ise; dağdaki eşkıya, çöldeki bedevi, ekvatordaki aç ve sefillerin takipçisi Osman Sağırlı’nın objektifinden… Elbette kasıt aramıyorum! Bu sırada Ahmet Demirbaş giriyor odaya. “Böyle bir 40’ıncı yıl hatırası […]

2 mins read